The Thin Red Line – İnce Kırmızı Hat

- 17/08/2012
10,00(1 oy)

Sinema tarihindeki pek çok savaş filminde (ki Hollywood etkisinden dolayı bu filmler genellikle 2. Dünya Savaşı filmleri oluyor) ne kadar “savaşın acımasızlığı” gibi konular işlense de, hepsinde olmasa da çoğunda bir savaş propagandası görmek mümkündür. Mesela “The Thin Red Line”la aynı yıl vizyona giren ve ödül mevsiminde de “The Thin Red Line”ın en güçlü rakibi olan “Saving Private Ryan”, daha sonra “Band of Brothers”a da sirayet edecek şekilde savaşı olabildiği tüm gerçekliğiyle aktarıp, araya savaş karşıtı söylemler sıkıştırsa da en nihayetinde savaşın gerekliliği ve Amerika’nın büyük zaferi noktasına bağlanır.

 

Son yıllarda kariyerine hız verse de daha önceleri iki filmi arasına büyük bir mesafe koyan Terence Malick’in hem yazıp hem yönettiği “The Thin Red Line – İnce Kırmızı Hat”ta baş karakter Witt, ülkesi adına kahramanca savaşıp insanları öldürmekten keyif alan biri değil, bir asker kaçağı. Evet, filmin derdinin ne olduğu daha ilk karelerden itibaren belli oluyor. Bunun yanında sadece bu kaçağın hikayesiyle ilgilenmiyor film. Farklı birçok karakter, filmde bir şekilde kendilerine alan yaratıldığı zaman devreye giriyor ve böylece film hikaye anlatımı olarak çok boyutlu bir yapıya bürünüyor.

 

“The Thin Red Line” gösterişli bir savaş filmi değil. Mesela çıkarma yapılan bir sahne, akla hemen “Saving Private Ryan”ın Normandiya çıkartması sahnesini getirse de burada işler o şekilde yürümüyor. Uzun süre doğanın içinde ve o doğada hayatta kalmaya çalışan, belki de olanlara anlam veremeyen canlıların ve doğal dokunun arasında ilerleyen askerleri görüyoruz. Bu yüzden askerler hücuma kalktığında kendisini kurtarmaya çalışan ve bu savaşta yeri olmayan mavi bir kelebeği veya bir asker ateşten korunmak için uzandığı çimlerde bir canlının doğumuna tanık olduğunda buranın asıl sahiplerinin kim olduğunu daha iyi görüyoruz. Aynı şekilde savaşla hiçbir ilgisi olmayan ve filmin ilk karesinde göründükten sonra kendisini uzunca bir süre unutturan timsahın sonu da acıklı bir hal alıyor.

 

Bir yandan savaşan askerler burada ne aradıklarını düşünürken, olanlardan hayli memnun olan bir Albay sayesinde insanlığın diğer yüzüne de tanık oluyoruz. Gördüğü görünümleri “müthiş” olarak nitelendiren bu Albayın tek derdi gösterişli bir biçimde savaşın kazanılması. Bu uğurda askerlerini güvenli bir yola bile sürüklemekten imtina eden bu Albay için ne karşı taraftan ne de kendi tarafından askerlerin hiçbir değeri yok.

 

Ülkeler arasındaki politik bir anlaşmazlıktan çıktığı kuvvetle muhtemel olan savaşta hayatlarını feda etmek için kilometrelerce öteden gelen askerler, geride bıraktıklarını da özlemle anıyorlar. Her an kelle koltukta yaşayan bu askerler, çoğu kez hayalindeki yuvalarına dönmek istedikleri halde savaşın soğuk yüzü kendisini sürekli hissettiriyor.

 

Daha fazla uzatmayalım. Aradan geçen 14 yıla rağmen “The Thin Red Line” savaşın psikolojisini bugüne kadar en iyi anlatan film. Filmde “ülkemiz için bu savaşı kazanmalıyız” diye savaş bayraktarlığı yapan insanların çıkmaması da filmi diğer pek çok benzerinden ayırıyor.

 

2011’de “Salgın” filmindeki tercihiyle övülen Steven Soderbergh’in yaptığını aslında yıllar önce Malick yapmış ve önemli yıldızlarını kaybetmek pahasına pek çok ünlü oyuncuya çok az yer vermişti perdede. Filmin öne çıkan üç ismi Sean Penn, Jim Caviezel ve Nick Nolte. Bir daha bir araya gelmesi çok zor yıldızlarla dolu oyuncu kadrosunda yer alan diğer isimler ise Jared Leto, John Travolta, George Clooney, John Cusack, Adrien Brody, Ben Chaplin, Woody Harrelson, Time Blake Nelson ve John C. Reilly.

The Thin Red Line – İnce Kırmızı Hat Yorumları

Yorum Yok


dört × = 36

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri