"> ">

The Oxford Murders | Oxford Cinayetleri

- 26/10/2009
5,60(5 oy)

“The Oxford Murders – Oxford Cinayetleri” şaşırtıcı derecede zekice yazılmış, hayranlık uyandıran senaryosu ve neredeyse onun kadar başarılı yönetimi sayesinde, bana göre yılın en iyi filmlerinden biri…

“Oxford Cinayetleri” giriş kısmında “Pi” veya “Good Will Hunting” tarzı bir filmle karşı karşıya olduğu hissiyatını veriyor izleyenlere. Matematik ile ilgili, sayılarla ve gerçeklerle ilgili hazmı hayli zor monolog ve diyaloglar, filmin başında bir bir sıralanıyor. Eğer siz de benim gibi matematiği pek “sevemeyen” ve matematikten yıllar yılı çekmiş biriyseniz, bir an için de olsa yanlış filmi izlemeye başladığınızı düşünebilirsiniz. Ama fazla endişelenmemeniz gerektiğini, eğer sabrederseniz, kısa bir süre sonra anlayacaksınızdır. Çünkü filmdeki ilk cinayet işlendiği zaman hikaye, basit ve zevkli bir bulmaca görünümü alıyor. Çok basit ama aynı zamanda çözmesi de bir o kadar zor bir bulmaca!

Filmde, Martin adlı Amerikan bir öğrencinin (Elijah Wood), misafir öğrenci olarak Oxford Üniversitesi’ne gelişini izliyoruz. Oxford’a geliş amacı büyük ölçüde Profesör Arthur Seldom (John Hurt) ile çalışma imkanına erişmek. Hatta bu nedenle kaldığı evi de, Profesör Arthur Seldom’un eski bir dostunun kaldığı yerden seçiyor. Profesörle iletişim kurmak için başarısız bir deneme gerçekleştiriyor. Fakat birliktelikleri, şifrelerle örülü bir cinayet serisine adım atmalarıyla başlıyor…

“Oxford Cinayetleri”nin başarısının sırrı, önemli oranda ayrıntılara önem veren ve bir makine gibi işleyen senaryosunda gizli. Öyle ki filmin finaline gelindiğinde, senaryonun müthiş başarısı ortaya çıkıyor. Normalde, sürprizle biten bir filmin finalinde, filmin içindeki birkaç cümle, hikayenin düğümünü çözse de, “Oxford Cinayetleri”nde filmde çok önemsiz gibi görünen birden fazla diyalog ve olay, filmin finalinde karşılığını bulmakta.

Ayrıca film boyunca durmaksızın “Katil Kim?” sorusunu sordurtuyor izleyiciye. Aslında hikayenin asıl derdinin “Katil Kim?” sorusu olduğu da meçhul. Çünkü film boyunca yakından izlediğimiz dört tane karakter mevcut ve katilin bu kişilerin arasından olup olmadığı da bilinemiyor. Bu durumda izleyen de katili zaman zaman dışarıdan biri diye düşünüyor, zaman zaman da hiç umulmadık bir karakter üzerinde bile şüpheye düşüyor. Matematik’le çok ilgili değilseniz, semboller üzerine kafa yormayı bırakıp meçhul katille ilgilenmek de kaçınılmaz oluyor.

Filmin yönetmenliği de en az senaryosu kadar başarılı demiştik. Sahiden de yönetmen Alex de la Iglesia, şehrin kasvetli havasını ve hikayenin doğası gereği karakterlerin sahip olduğu karanlık ruh hallerini çok iyi yansıtıyor.

Son kısımlarında girdiği keskin virajları başarıyla geçen yapım, hikayenin sonundaki bu başarılı müdahaleler ile de övgüyü hak ediyor. Bu da çok boyutlu senaryosunun bir ürünü elbette.

Benim gördüğüm kadarıyla izleyenler, filmin başarısı konusunda ikiye bölünmüş durumda. Karmaşık polisiye hikayeleri sevmiyorsanız yapacak bir şey yok doğal olarak ama sadece John Hurt’un başarılı oyunculuğu bile filmi izlemek için başlı başına iyi bir neden olabilir bence. Yine de izleyip izlememe kararı size kalmış. Son olarak, filmin bir edebiyat uyarlaması olduğunu hatırlatmakta fayda var.

The Oxford Murders | Oxford Cinayetleri Yorumları

Yorum Yok


4 + beş =

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri