1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız (5 oy, ortalama: 5,60)
Loading ... Loading ...

“The Oxford Murders – Oxford Cinayetleri” ÅŸaşırtıcı derecede zekice yazılmış, hayranlık uyandıran senaryosu ve neredeyse onun kadar baÅŸarılı yönetimi sayesinde, bana göre yılın en iyi filmlerinden biri…

“Oxford Cinayetleri” giriÅŸ kısmında “Pi” veya “Good Will Hunting” tarzı bir filmle karşı karşıya olduÄŸu hissiyatını veriyor izleyenlere. Matematik ile ilgili, sayılarla ve gerçeklerle ilgili hazmı hayli zor monolog ve diyaloglar, filmin başında bir bir sıralanıyor. EÄŸer siz de benim gibi matematiÄŸi pek “sevemeyen” ve matematikten yıllar yılı çekmiÅŸ biriyseniz, bir an için de olsa yanlış filmi izlemeye baÅŸladığınızı düşünebilirsiniz. Ama fazla endiÅŸelenmemeniz gerektiÄŸini, eÄŸer sabrederseniz, kısa bir süre sonra anlayacaksınızdır. Çünkü filmdeki ilk cinayet iÅŸlendiÄŸi zaman hikaye, basit ve zevkli bir bulmaca görünümü alıyor. Çok basit ama aynı zamanda çözmesi de bir o kadar zor bir bulmaca!

Filmde, Martin adlı Amerikan bir öğrencinin (Elijah Wood), misafir öğrenci olarak Oxford Üniversitesi’ne geliÅŸini izliyoruz. Oxford’a geliÅŸ amacı büyük ölçüde Profesör Arthur Seldom (John Hurt) ile çalışma imkanına eriÅŸmek. Hatta bu nedenle kaldığı evi de, Profesör Arthur Seldom’un eski bir dostunun kaldığı yerden seçiyor. Profesörle iletiÅŸim kurmak için baÅŸarısız bir deneme gerçekleÅŸtiriyor. Fakat birliktelikleri, ÅŸifrelerle örülü bir cinayet serisine adım atmalarıyla baÅŸlıyor…

“Oxford Cinayetleri”nin baÅŸarısının sırrı, önemli oranda ayrıntılara önem veren ve bir makine gibi iÅŸleyen senaryosunda gizli. Öyle ki filmin finaline gelindiÄŸinde, senaryonun müthiÅŸ baÅŸarısı ortaya çıkıyor. Normalde, sürprizle biten bir filmin finalinde, filmin içindeki birkaç cümle, hikayenin düğümünü çözse de, “Oxford Cinayetleri”nde filmde çok önemsiz gibi görünen birden fazla diyalog ve olay, filmin finalinde karşılığını bulmakta.

Ayrıca film boyunca durmaksızın “Katil Kim?” sorusunu sordurtuyor izleyiciye. Aslında hikayenin asıl derdinin “Katil Kim?” sorusu olduÄŸu da meçhul. Çünkü film boyunca yakından izlediÄŸimiz dört tane karakter mevcut ve katilin bu kiÅŸilerin arasından olup olmadığı da bilinemiyor. Bu durumda izleyen de katili zaman zaman dışarıdan biri diye düşünüyor, zaman zaman da hiç umulmadık bir karakter üzerinde bile şüpheye düşüyor. Matematik’le çok ilgili deÄŸilseniz, semboller üzerine kafa yormayı bırakıp meçhul katille ilgilenmek de kaçınılmaz oluyor.

Filmin yönetmenliği de en az senaryosu kadar başarılı demiştik. Sahiden de yönetmen Alex de la Iglesia, şehrin kasvetli havasını ve hikayenin doğası gereği karakterlerin sahip olduğu karanlık ruh hallerini çok iyi yansıtıyor.

Son kısımlarında girdiği keskin virajları başarıyla geçen yapım, hikayenin sonundaki bu başarılı müdahaleler ile de övgüyü hak ediyor. Bu da çok boyutlu senaryosunun bir ürünü elbette.

Benim gördüğüm kadarıyla izleyenler, filmin baÅŸarısı konusunda ikiye bölünmüş durumda. Karmaşık polisiye hikayeleri sevmiyorsanız yapacak bir ÅŸey yok doÄŸal olarak ama sadece John Hurt’un baÅŸarılı oyunculuÄŸu bile filmi izlemek için baÅŸlı başına iyi bir neden olabilir bence. Yine de izleyip izlememe kararı size kalmış. Son olarak, filmin bir edebiyat uyarlaması olduÄŸunu hatırlatmakta fayda var.


Filmin Fragmanı:

Yorum yapın