">

">

The Hurt Locker | Ölümcül Tuzak

- 07/03/2010
8,33(3 oy)

“The Hurt Locker – Ölümcül Tuzak” bir Amerikan savaş filminden beklendiği üzere “yaptırana değil yapana” bakıyor. Yani batı cephesinde yeni birşey yok!

Oscar ödül töreni yine geldi çattı. Ben bu yazıyı yazdığım sırada ödül törenine yaklaşık dokuz saat var. “The Hurt Locker” beklendiği üzere iş yapar mı bilemem ama umarım yapmaz.

Bunun sebeplerine geçmeden önce Oscar ödüllerinin yapısına bakmamız yerinde olacaktır. Oscar ödüllerinde, aslında daha çok Hollywood’ta, her sene çok iyi filmler çıkmıyor bildiğiniz üzere. Fakat bu durum Oscarların şatafatını pek etkilemiyor. Çünkü Oscar ödül töreninin felsefesi şu: elimizde çok iyi bir film yoksa, iyilerin arasından bazılarını yüceltelim! Üzülerek görüyorum ki, biz de her sene bu dolmayı bir güzel yutuyoruz. Bunu şuradan anlamak da mümkün: Oscar ödüllerinde en iyi filme aday 10 film var. Peki kaç tanesi ülkemizde gösterime girmiş durumda? Yalnızca birkaç tanesi. Bu duruma rağmen her yıl, popüler kültür pompalamakla meşhur bazı internet siteleri ve TV kanalları seyircilerden Oscar tahmini yapmalarını istiyor. Tüm sinema ve magazin yazarları da sıralanıp tahminler yürütüyor. İyi de siz bu filmleri nerede izlediniz. Muhtemelen bir kısmının Amerika’da henüz DVD’si bile çıkmış değil. Genelde bir film vizyona girdikten 17 hafta sonra DVD’si piyasaya çıkıyor. Peki siz bu filmi izlemek için Amerika’ya mı gittiniz? Yoksa internetten illegal yollarla mı filmi izlediniz! Gerçekten nasıl filmler hakkında bilgi sahibi oluyorlar merak ediyorum. Birçoğunun en iyi film olarak “Avatar”ı görmesi de bu sebepten midir acaba? Tabii ki bilemeyiz. Bu yazarlar bir şekilde filmlere ulaşıyor olsalar bile, film izlemek için yurt dışına çıkamayacak izleyicilere Oscar tahmini yaptırmanın bir faydası var mı? Yok. Ama halen “ödülleri doğru bilin, şu hediyeyi kazanın” tarzında kampanyalar yapılıyor maalesef.

Asıl konuya dönersek, örneğin, benim de çok sevdiğim “Slumdog Millionare” en iyi film oscarını hak eden bir yapım değildi bana göre. Ama Oscarlarda 8 ödülü kapınca, film tüm dünyada büyük bir infial yarattı. Bu sene de komite akıllı davrandı ve tüm dünyada hasılat rekoru kıran, yani zaten meşhur olan bir filmin karşısına başka bir film çıkararak bir dualite yarattı. O film de “The Hurt Locker” oldu. Yönetmenlerin eski eşler olmasından da büyük pay çıkaran dünya basını da, ödül törenini bir çeşit düello havasına soktu. 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde “The Hurt Locker”ın ödülleri toplaması da, olasılıkla “kadınların zaferi” olarak lanse edilecek. Sanki kaybedince kadınlar da kaybedecekmiş gibi.

“The Hurt Locker”a geçersek, film Irak’ta görevli bir bomba imha birliğinin Irak’ta geçirdiği 40 güne odaklanıyor. Girişte yazan “savaş uyuşturucudur” yazısı sizi fazla ümitlendirmesin. Çünkü filmin türdeşlerinden ayrılan bir tarafı yok.

Henüz girişte filmin atmosferine çok iyi bir şekilde giriyoruz aslında. Toz duman olmuş Irak’tan insan manzaraları eşliğinde, bomba imhasıyla uğraşan ekibimiz acı bir kayıp veriyor. Burada şöyle bir olay var: filmin genelinde Amerikan askerleri çok gergin anlar yaşıyorlar zira civarda görünen her Irak’lı muhtemel bir terörist aynı zamanda. Yani demokrasi düşmanı! Bu şartlarda çevresine bakan bir asker, elinde telefonla bir Irak’lıyı görüyor ve terörist olduğundan şüpheleniyor. Çok ayrıntı vermeyeyim, normalde esaslı bir savaş ve Amerikan eleştirisinde bu adamın ölüp, masum olması beklenebilir. Ama adamımız suçlu. Amerika askerleri de herkese potansiyel terörist muamelesi yapmakta çok haklı anlayacağınız!

Henüz başından pek çok şeyin aynı olduğu hissini veren film,  bundan sonra da aynı çerçevede yolculuğunu sürdürüyor.Irak’ın zorlu şartlarında askerler oldukça güçlük çekiyor, psikolojik çıkmazlara giriyorlar, trajik kayıplar veriyorlar. Peki genel olarak savaşı eleştiren film, savaşı çıkaranları eleştiriyor mu? Ne yazık ki hayır. Bunun yerine film “ağlak Full Metal Jacket” görünümünden bir türlü sıyrılamıyor.

Filmde Jeremy Renner, Anthony Mackie, Brian Geraghty başlıca rollerde karşımıza çıkıyorlar. Guy Pearce, Ralph Fiennes ve David Morse gibi isimleri görmek de mümkün.Yönetmen ise Kathryn Bigelow.

Filmin övgüye değer yanlarını biraz irdelemeye çalışırsak, elbette kadın bir yönetmenin bir savaş filmi çekmesindeki cesaret bile başlı başına övgüye layık. Bazı patlama sahnelerindeki estetikten de filmde “kadın eli” olduğunu anlayabiliyoruz. Ayrıca hareketli kamera, viraneye dönmüş sokaklar yani çeşitli yönetmenlik becerileri de görmek mümkün.

Bu geceki Oscar töreninde kim ne yapar bilmiyorum. Ama savaş filmlerinde savaşı çıkaran ülkelerini eleştirmeyen yapımlardan haz etmediğim, hatta gittikçe soğuduğum içi bu filmin ödülleri toplamasını da istemiyorum. Sanırım Amerika’nın artık elini taşın altına koyması gerek.Filmi her şeye rağmen izlemek isterseniz de filmin suya sabuna dokunmadığını bir kez daha hatırlatayım. Filmi “Hollywood’un son balonu” olarak isimlendirmek bile mümkün bana göre.

Kathryn Bigelow

The Hurt Locker | Ölümcül Tuzak Yorumları

Yorum Yok


+ sekiz = 13

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri