The Dark Knight | Batman Kara Şövalye

- 26/11/2009
9,94(17 oy)

Batman serisinin son filmi Kara Şövalye, serideki diğer filmler kadar ilgi çekmediyse de, Amerikan adalet sistemine yaptığı göndermelerle tabiri caizse derin konulara temas ediyor. Bu iki filmin gişede beklenen hâsılatı bulamamasının nedenleri tartışıladursun, yönetmen Christopher Nolan, bundan bir önceki yapım olan, Batman Begins’deki aşırı gerçekçi yaklaşımını bu son filmde de ısrarla tekrar etmiş. Bilindiği gibi, Örümcek Adam, Batman, Hulk, Superman, Hellboy gibi Çizgi Roman kahramanlarını sinema ekranına taşıyan filmler bu kahramanları insanüstü nitelikleriyle ortaya çıkararak ulaşılmaz kılmaktadır. Batman serisinin ilk filmlerinde Michael Keaton ve sonradan Val Kilmer’ın canlandırdığı kahraman bu zamana kadar asla insani nitelikleriyle ön plana çıkarılmamıştı. Bir süper kahraman hayatı yaşaması nedeniyle geceleri kahraman gündüzleri kimsenin dikkatini çekmeyen sıradan insan görüntüsü çizen gerçek kimliğini saklamayı ölüm kalım meselesi haline getiren ve her zaman insanlarla arasında bir mesafe olan, duygularının esiri olmayan fazla mükemmel bir imaj çizerlerdi. Belki de bunlar bir ölçüde Jeykıl ve Hyde hikâyelerinin şehir efsanelerine dönüştürülmüş modern versiyonlarıydı. Serinin son iki filminde Çizgi Roman kahramanlarının bu eski imajları değişmiş görünüyor. Nolan’ın çizdiği Batman karakteri hepimiz gibi bir geçmişi, hepimiz gibi sıradan bir hayatı, endişeleri, hataları, hiç de mükemmel olmayan yanlarıyla etten kemikten bir insan.. İnsanların kafalarındaki süper kahraman kavramını büyük ölçüde zedeleyen bu yeni imaj Nolan’a gişe başarısızlığı, seyirciye ise hayal kırıklığı olarak dönmekte… Amerikan ekonomisinin çöküşünde ve Amero’ya geçiş sürecini tetiklemede Çin’in etkisi düşünüldüğünde Batman’in son filmde Hong Kong’a gitmesi de çok anlamlıdır. Üstelik Devleti korumak adına hukuk dışı yolların kullanılabileceği iddiasıyla. 2006 yılında yayımlanan Amerikan ekonomistler derneği raporuna göre Amero’ya geçiş ve şu anki dolar değeri üzerinden yüzde 50 develuasyon yapıldığında bile Çin’e olan 2,5 trilyon dolarlık borcun ancak 400 milyar dolarlık kısmının karşılanacağı da göz önüne alındığında Amerikalıların (Batman’in) neden New York’dan (Gotham City’den) çıkıp Çin’e uzun bir seyahat yaptığı anlaşılmaktadır. Yenilmek istenen rakip halen Amerikalı olsa da, Amerika’nın iç düşmanlarına yardım eden Çin’dir. Filmdeki Çinli karakter mafya ve terörist organizasyonların tüm hesaplarını Hong Kong’a aktaran bir muhasebecidir. Çin, Amerika’yı parasını yurtdışına aktararak onu mali açıdan çökerterek yıkmaya çalışmaktadır. Birinci Batman filminden tanıdığımız Joker ya da onun varisi (tam belli değil) ise Çinli muhasebecinin Amerikalı çete şeflerine kazık atacağından emindir. Yani aslında sadist, şizofren, cani bile olsa yine de bir Amerikalı olan Joker, tek derdi dolandırıcılık olan Çinli bir muhasebeciden daha iyi gösterilmektedir. Şehrin her yanında karşımıza çıkan Batman taklitleri, Batman’in suçunu üstlenen savcı, Batman’e yardım eden polis şefi, bir kahraman olarak Batman’in Gotham City için artık yeterli olmadığı yaklaşımının benimsendiğini, hatta ve hatta Batman’in artık bir kahraman olmaktan çıkarılıp bir anti-kahramana, dönüştürülmek istendiğinin ve yavaş yavaş adaleti yerine getirecek ve onun yerine geçebilecek başka kişilerin arayışının kanıtıdır. Serinin önceki filmlerinde tek tabanca savaşan yalnız kovboy imajı çizen kimsenin yardımına ihtiyaç duymayan Batman yavaş yavaş aşağılara çekilmektedir. Amerikanın artık bireysellikten çok birlik beraberlik ve iş ilanlarında çokça rastladığımız gibi “takım çalışmasına yatkın” kahramanlara ihtiyacı vardır. Bu son filmde çokça öne çıkarılan bir başka konu ise Batman’in kimliğinin ortaya çıkarılması konusu.. Joker’in ısrarla “Gerçek Batman lütfen öne çıkabilir mi?” yazan notlar yazması, sahte Batman’leri öldürmesi, bir süre sonra gerçek Batman’in de masum insanların zarar görmesinden bıkıp ortaya çıkmak istemesi kimlik tartışmasına birer örnektir. Batman sorumluklarını bir kanun adamına devretmelidir.” ve “Kanun kaçağı ve intikamcı birini mi koruyacağız?” “Batman bir gün çiğnediği yasaların hesabını verecek.”sözleri ile de kendi adaletini kendi yaratan insanların yani kanundışı yargısız adalet yaratma kavramının Amerikan toplumu içinde artık var olmaması gerektiğinin de altı çiziliyor. Ancak yine de bir kahramanı tamamen karalamaktan çekinen bir söz de ekleniyor “Batman bir teröristin kaprislerinden daha önemli bir şey için savaşıyor.” Kimliğini açıklaması istenen Batman savcının sahte itirafının arkasına sığınmayı tercih ediyor. İyiler ve kötüler. Hepsinin birer mirasçısı var ve ikisi arasındaki savaş sonsuza kadar sürecek. Bu bir gerçek. Fakat her ikisinin de imajında zamanla değişiklikler olduğu kesin Ying ve Yang felsefesindeki gibi bütünüyle iyi ya da bütünüyle kötü yok.

Filmin bir diğer metaforu ise Amerikan halkını mükemmel ve kimliksiz kahraman imajından vazgeçirerek her birimiz kahraman olabiliriz, hepimiz birer Batman olabiliriz düşüncesini empoze etmeye çalışması. Sahte Batman’in gerçek Batman’e ” sana yardım ediyoruz; benim senden ne farkım var demesi ya da sevdiği kadının Batman’e “Bir gün Gotham ‘ın Batman’e ihtiyacı kalmayacak. Bize yüzü olan bir kahraman lazım. Maske takmadan suçluları hapse tıkabilen biri…” demesi ya da Sahte Batman’in, öldürülürken Joker’e “çünkü o senin gibi aşağılık biri olmamamızı gösteren bir simge ” demesi… Bunun anlamı Batman devrini tamamladı; O ve onun gibi kahramanlar Amerikalılara nasıl olmaları gerektiğini öğretti. Şimdiyse Amerikanın kimliği olan kanunlara bağlı olarak adaleti sağlayan yasaları uygulayan ve insanların kendi adaletlerini yaratmalarını önleyecek bir sistem lazım. Suçluların kanun adamlarını öldürdüğü, derin devlet, mafya, suç örgütleri üçgenindeki bir dünyada tek bir kişi olarak değil, toplumsal bir güç olarak var olabilecek kahramanlar lazım. Süper kahramanların gizli kalması düşüncesi nereden geliyor? Şehir efsanelerini canlı tutan şey dokunulmaz gizemli ve bilinmez kalmadaki başarıları mıdır? Kimliklerini açıkladıklarında sıradan olmanın ağırlığıyla yok olup gidecekler mi? Bu gizemin sebebinin düşmanlarından saklanmak olmadığı kesin. Ama ikinci bir hayat yaşamayı seçmelerinin nedeni de her zaman intikam ya da daha doğrusu adaleti kendi yaratma isteği olarak gösteriliyor. Diğer süper kahraman filmlerinin aksine bu filmde kimin suçlu kimin kanundan yana olduğu birbirine karışmış durumda. Aslında bir bakıma suçluları öldüren biri de kanun karşısında masum bir insanı öldürmüş biri kadar suçlu sayılıyor.

Filmin sorduğu asıl soru şu: Yasalar adaleti sağlamada yetersiz kaldığında kendi adaletini sağlamak suç mudur? Adaleti yalnızca yasalar, kanun adamları, devlet ya da polis gücü mü sağlayabilir? Bütün bu sistemin içinde hiçbir aksama yok mudur? Dürüst ve masum insanları öldüren ve yasaları hiçe sayan insanlar yine de adil yargılanmayı hak eder mi? Bunun ayrımını kim nasıl yapacak? Film bütün bu soruları bir çırpıda soruyor. Halk için kahramanların bile karanlık yanları var. Kimsenin kimseye güveninin kalmadığı bir dünyada halkın kahramanlara ya da yasalara inanmasını ne sağlayacak? Halkın gerçek anlamda adalet için savaşan insanlar olabileceği düşüncesinin kökten sarsıldığı imasını yapan film, serinin; film-noir(kara film) öğeleri taşıyan diğer filmlerinden farklı olarak toplumun içinde bulunduğu gerçek umutsuzluk, karamsarlık, çöküş, gerilim ve zafiyet duygularına vurgu yapmış.

Gördüğümüz üzere Amerikan sinemasının kahramanları betimleme şekli değiştiği kadar kahramanın “insan” yanına yapılan vurgu da artmış. Tek bir kahramanın hayalden ibaret olduğu, toplumun tüm kesimleriyle iyiye doğru değişime destek verilmesi gerektiği düşüncesi öne çıkarılıyor. Serinin ilk filmlerinde mafya babalarının tümü beyazken, son filmde toplumun her kesimine olduğu gibi yeraltı dünyasında da zencilerin hüküm sürdüğü konusuna değinilmiş. Buna rağmen, yine Amerikan filmlerinin özellikle de felaket ve macera filmlerinde sık rastlan bir özelliği burada da değiştirilmeden kalmayı başarmış: Her zaman ilk önce zenciler ölür. Sonuç. Amerikayı zenci bir başkanın yönetmesi, ya da hükümetlerin değişmesi doğru ya da yanlış arasındaki farkın giderek daralması ve ayrımın yapılmasının zorlaştığı gerçeğine karşı Batman’i bile aşan bir kanun gücünün benimsenmek istendiği metaforunu vurguluyor. Batman bile yasalar karşında zayıftır. Büyük bir insan, zengin bir kişi ya da mevki ve nüfuz sahibi olabilirsiniz ancak yasalar karşında niyetiniz ne olursa olsun adaleti sadece devletin bünyesindeki mahkemeler ve kanun adamları sağlar. Öyle görünüyor ki bilgi ve enformasyon çağına uyum sağlayamayacağı düşünülen demode görülen “dokunulmaz” kahraman imgesi yerine başkalarının yardımına ihtiyaç duyan daha sosyal ama yine de işlerini hala perde arkasından yürüten bir profil ortaya çıkarılmış. Yine de birçok seyirci Batman’i hala eski haliyle sevdiklerini, insanları kahraman olmaya teşvik eden yanının onlara ilham verdiğini kanıtladılar. Joker’in “Ne kadar yalnız olduğunu bilmek canını sıkmıyor mu?”, “artık geri dönüş yok. Herşeyi değiştirdin. Sonsuza dek.”, “Şu anda sana ihtiyaçları var ama olmadığında dışlanacaksın.”, “SEN ANCAK ONLARIN İZİN VERDİĞİ KADAR İYİSİN” sözleri bir anti-kahramanın ağzından verilerek aslında toplumların kendi çıkarlarına ne kadar bağlı oldukları, kalabalık psikolojisinin kendinden olmayanı (farklı olanı) her ne olursa olsun(iyi ya da kötü) dışladığını ve fikirlerin ancak çoğunluk kabul ettiğinde doğru kabul edildiği gerçeğini seyircinin yüzüne tokat gibi vuruyor. Kahramanlar toplumun içinden çıkmış olsalar da, bir süre sonra ona yabancılaşıyorlar. Bu yeni dünya kötülerin de iyiler kadar kazanma şanslarının olduğu daha “gri” bir dünya Bu yaklaşım kötümser mi yoksa gerçek mi? Batman gibi geçmişten gelen kahramanları zamana uydurma çabası mı? Bu dünya öyle bir dünya ki süper kahramanlar bile kimi kurtaracaklarını seçmek zorundalar. Onların bile tek bir şansları var. Ve kanun adamlarını seçmek zorundalar. Kanunları korumak uğruna her şeyi feda etmek zorundalar. Batman’in bile Batman olmaya ihtiyacı var. (Sevgilisinin mektupta “Senin Batman’e ihtiyacın olmadığı günün gelmeyeceğini anladım” demesi. Oysa kendisi bile artık gerçek bir kahraman olduğundan emin değil. Peki, gerçek kahraman nasıl olmalı? ne olursa olsun adaleti sağlamayı yasalara bırakan kati kuralları olan ve asla sınırları aşmayan biri mi? Sanırım seyircinin bu yeni Batmani benimsememesinin nedenlerinden biri de bu imajın gerçek dünyaya daha çok aitmiş gibi görünse de aslında eskisinden daha ütopik olmasıdır. Bütün bu mükemmeliyetçi yaklaşımına rağmen eski Batmanin insanların kalplerine daha çok hitap etmesinin sebebi de budur. İnsanlar kanunların nezninde basit suçlar işleyen ya da kazara bir kanunsuzluğa karışan talihsiz insanlarla gerçek suçluların aynı muameleyi görmesini içten içe haksız bulmaktadırlar. Batman sıradan insanların adaletin terazisini yorumlama şeklidir. Evet, insanoğlu birçok açıdan kaypak sayılabilir ama insan adalete ya da sağlayan bir varlığa her zaman ihtiyaç duyacaktır. Batman’in uşağı rolündeki Michael Caine’in anlattığı ilginç hikâyeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Ormandaki haydudu ararken ağaçlar yüzünden işleri oldukça zorlaşan kanun adamları çareyi ormanı yakmakta bulur. Pire için yorgan yakmak mı? Evet belki; Ama belki de film sistemin aksayan yönlerinin tamir edilmesi (yamanması) yerine daha radikal ve kökten bir çözüm öneriyor: Sistemi yık. Yeniden yapılandır. Filmin sonunda savcının da bir “intikamcıya” kınadığı bir şeye dönüşmesi kötülüğün Batman ve savcı gibi iyi insanların bile düşebileceğini ispatlaması anlamına geliyor. (“Senin kadar, iyi birinin bile düşebileceğini gösterdi”.) Bunun nasıl olduğu sorusunun cevabı ise ironik şekilde aslında kötülüğün simgesi olan Joker’den geliyor. “Delilik yerçekimi gibidir hafifçe dokunman yeter”, “İnsan çarpık zamanlarda bile düzgün olabileceğini sanıyor, ama yanılıyor. Düzgün işleyen tek şey şanstır. Tarafsız, önyargısız…”(savcının sürekli yazı-tura oynaması ) Batman filmin sonunda savcının ölü bedenine bakar ve yüzünün yanmış olan kötü kısmı yerine halen düzgün kalmış yanını çevirir ve der ki” yeterince uzun yaşarsan zalime dönersin. Gotham;n ihtiyacı neyse ben oyum. Bazen gerçek yeterince iyi değildir.” Sistem kendi içinde neye ihtiyacı varsa onu yaratmıştır. Bunu iyi ya da kötü diye ayırmak imkansızdır. Gerçek neyse odur. Yeterince mükemmel olmasa bile.) Peki, Batman nedir? Kahraman değilse kimdir? Polis şefinin iç sesinin söylediği gibi “O, Gotham’ın ihtiyacı olan kahraman hak ettiği değil. Çünkü o bir kahraman değil. Sessiz bir muhafız, dikkatli bir koruma. O,karanlık şövalye.” Bu sözlerden Gotham’ın (Amerika’nın) kendine has bir kahraman yarattığını anlasak bile, hak etmek konusuna gelince Batman Gotham için çok mu iyi yoksa yeterince iyi değil mi bunun cevabı çok göreceli. Çünkü cevabı adaletin ne olduğu konusunda yatıyor ki bu da oldukça göreli bir kavram.

Adalet aslında nedir? Yasaların insanlar tarafından belirlendiği gerçeği yargının ve sistemin mükemmel olmadığını işaret ediyor. Peki, bunun dışına çıkanlar (Batman gibi) neden kaçıyor? Belki bunun da cevabı son bir cümlede gizli “Çünkü biz kovalamalıyız.” Neden? Devletlere birer düşman mı lazım? İnsanları yönetme sanatının püf noktası sistemin işlemeyen yönlerine dikkat çekilmesini önlemek için hayali düşmanlar yaratmak mıdır? Halkı yasalara inandırmanın bedeli adaleti sağlayanları bile kovalamak mıdır? İlk filmden serinin son filmine kadar var olan Batman projektörü film boyunca flu görünmekle beraber son sahnede Polis şefi tarafından kırılıyor. Yani Polis şefi gibi yanındaki hangi adamın köstebek olduğunu bile belirlemeye korkan ve sistemi yıkmak (çürük elmaları ortaya çıkarmak ve yargıya teslim etmek) yerine yanında tutmaya devam eden biri bile Batman’e artık ihtiyaç duymuyor mu? Yoksa bir anlayışı değiştirmeye mi çalışıyor? Peki, yerine ne koyacak Rüşvet ve başka çıkarları için dürüst insanları bile harcamaktan çekinmeyen bir anlayışı mı? (hangi polislerin Savcının sevgilisini götürdüğünü sorduğunda öğrendiğimiz gerçek birinin annesinin tıbbi masraflarını karşıladıkları diğerine ise rüşvet verdikleri; Eskiden Amerikan filmlerindeki kirli polisler bile tehdit edildikleri için yeraltı işlerine dahil olurlardı.) Bu filmden anlayacağımız şu ki Gerçek dünya kirli bir dünya ve onun yasaları karşısında süper kahramanlar bile çaresiz; İnsanları gerçeğe yaklaştırma yönünde adım atılmış gibi görünse de bir inanç boşluğu olduğu kesin. Hollywood insanları çizgi kahramanların kötülerin hep kaybettiği, kimin kim olduğunun siyah ve beyaz kadar net olduğu dünyasını yıkıp yerine gerçek dünyayı koyuyor. Yıllardır ortaya çıkardığı kahramanlar idealize edilmiş birer prototip iken Batman ile başlayan bu “sıradanlaştırma” dalgası ne kadar başarılı olur bunu zaman gösterecek.

The Dark Knight | Batman Kara Şövalye Yorumları

9 Yorum


6 − = üç

  • Elfstone 13 Haziran 2012 10:46

    Bu incelemeyi kim yaptıysa kesinlikle sinemadan anladığını düşünmüyorum. Nolan bu getirdiği gerçekçi yaklaşımla süper kahraman tabularını yıkmıştır ve çok da başarılı olmuştur. Batman Gotham şehrinin neye ihtiyacı varsa o role bürünmeye hazırdır. Bu yapımın sıradanlaştırma olduğunu düşünen zihniyeti kınıyorum.

  • Manresa 13 Haziran 2012 22:39

    2009 da yazmış olduğum bir yazının hala gündemde olması ve kafaları meşgul etmesi nacizane başarımın kanıtıdır.Okuyan herkese teşekkürler.

  • manresa 21 Temmuz 2012 18:47

    Bu iki nickin aynı kişi olduğu ve kişisel kinini ortaya döktüğü aşikardır.Kendileri bir başarı elde edemeyen insanlaR meyve veren ağacı taşlamakta sakınca görmezler.O nedenle bu tür tehditvari yorumları daha çok yazmak ve daha çok başarı elde etmek için cesaretlendirici olarak görüyorum. Çok teşekkürler arkadaşım senin korkun enim başarım.:D

  • manresa 10 Ağustos 2012 9:34

    :D çok üzüldüm sizin için. Bilgisayar başında oturup hakaret yağdırmaktan başka işiniz yok sanırım.Ip adresiniz ve kullandığınız tüm mail bilgileri elimde olduğundan sanırım hakaretleriniz için dava açma hakkım var. bu durumda o söyledikleriniz siz oluyorsunuz galiba Erhan ziya ve oğuzcan bey her kimseniz… çok kişilikli saplantılı şahıslar sanırım böyle oluyor..:D teşekkür ederim çok eğlendiriyorsun beni.Başarılıyım evet o kadar nefret ediyorsun ki başarımdan sürekli çamur atmaya çalışmaktan başka bir şey düşünemiyorsun. Bir şeyler üretsene sen. ama yapamazsın doğru..

  • manresa 10 Ağustos 2012 9:47

    https://apps.db.ripe.net/search/query.html;jsessionid=43177C11F484CED09BE2A8C9C513667A.apps3#resultsAnchor

    Abuse mailine bilgileriniz gönderilmiştir.hayatta başarılar dilerim.

  • manresa 10 Ağustos 2012 11:46

    Hakaret içeren yorumlara cevap verilmeyecek ve Savcılığa suç duyurusunda bulunulacaktır.

  • yamahe 10 Ağustos 2012 15:37

    Hakaret içeren yorumlar silinmiştir. manresa’ya yöneltilen bu hakaretlerden ötürü üzgün olduğumuzu belirtmek isteriz. Ayrıca sitemize olan katkılarından ötürü kendisine teşekkür ederiz.

  • manresa 10 Ağustos 2012 15:55

    İlginiz için çok teşekkür ederim.

  • okuyucu 13 Ağustos 2012 14:08

    Bir “The Dark Knight” hayranı olarak yazının yorum bölümünde kopan fırtınalara kendimi kaptırıp manresa’nın yorumunu okudum.

    Öncelikle Kara Şövalye’nin serideki diğer filmler kadar ilgi çekmediğine katılmıyorum. Vizyona girdiği yıl ABD’de en çok hasılat yapan ikinci film olmuştu. 1 milyar dolara yakın hasılatı vardı (şu an ki imdb.com rakamına göre hasılatı $1,001,921,825) ve hiçbir şeyle konuşulmadıysa bile Heath Ledger’ın ölümüyle gündemdeki yerini bir şekilde korudu.

    Batman’in ezelden beri “devletçi” bir tarafı vardı zaten. Hatta son film “Kara Şövalye Yükseliyor”da bu durum daha da belirgin lakin bir filmin senaryosunun gündemden etkilenmesinin, hele ABD gibi bir ülkede, gayet normal olduğunu düşünüyorum.

    Eski Batman’in insanların kalplerine daha çok hitap ettiği de görece bir açıklama. Yapılan ilgiye, forumlarda, bloglarda konuşulma sayısına ve daha da basiti imdb puanlarına bakılırsa hangi Batman’in daha çok ilgi çektiği açık. Zaten ezelden beridir hiçbir süper gücü olmayan Batman, manresa’nın da belirttiği gibi daha insani yönleriyle anlatılınca, bence seyircinin ilgisini daha çok çekti.

    Yazıda benimsenmeyecek noktalar bulmak tabii ki mümkün ama bu nezaket çerçevesinde yapılırsa daha uygun olur diye de düşünüyorum.

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri