Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak

- 27/02/2011
7,33(15 oy)

Bu  yıl Altın Portakal Film Festival’inden, en iyi kadın oyuncu ve Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülü ile dönen “Sinyora Enrica İle İtalyan Olmak,” ilk filmini gerçekleştiren bir yönetmenin –Ali İlhan’ın –imzasını taşıyor.  Öncelikle merakla beklediğim filmin yapım ve ekibini, oyuncularını yürekten kutlamak isterim;  zira   damıtılmış  bir hüzünle, dramatik  bir  gerçekliğin  ve  yer yer gülümeseten  mizahi  yaklaşımın  bir arada harmanlandığı,  etkileyici ve kurgusu sağlam bir hikaye ile karşı karşıya buldum kendimi.

Başrollerini İtalyan Sinemasının dünya starlarından Claudia Cardinal ve genç oyuncumuz İsmail Hacıoğlu’nun paylaştıkları film, Fellini’yle ilişkili olarak Rimni de geçiyor.  Sinyora Enrica (Claudia Cardinal) genç ve güzel bir kadınken, ( Fahriye Evcen) bebeğiyle birlikte kocası tarafından terk edilir.  Sonraki yaşamını evinin odalarını pansiyoner kız öğrencilere kiralayarak,  pazarda giysi satarak ve terzilik yaparak  geçirir. Yağmurlu bir günde Ekin (İsmail Hacıoğlu) gelir pansiyona. Pansiyonun bahçe kapısında köpekler ve erkekler giremez,” yazılı bir levha asılıdır.  Ekin, isminden dolayı kız öğrenci zannedilerek gönderilmiştir.  Ortada bir yanlış anlama vardır yani.  Enrica  (Claudia Cardinal) uzun zamandır koyduğu kuralını bozmak zorunda kalır ve Ekin’i kabul eder.  Pansiyonda iki de kız öğrenci kalmaktadır.  Sicilyalı Valentino (Lavinia Longhi)  ve  Polonyalı Maria. ( Nilay Cennetkuşu).  Valentino, pansiyona bir erkek geldiğini görünce  Ekin’in aklını başından alacak  bir showla karşılar onu.  Maria ise sıcak ve insani bir dostlukla.  Enrica’nın pansiyona parası bittikçe uğrayan  oğlu Giovanni (Teoman Kumbaracıbaşı) ile arası iyi değildir.  Zira  Enrica  kocasına olan öfkesi yüzünden oğlunu da hep uzak tutmuştur kendinden. Anne oğul, bir sevgisizlik  sarmalında belli aralıklarla tekrarlanan ,  gergin anlar yaşarlar. Ekin’in gelişiyle  ilginç durumlar  yaşanır pansiyonda. Tüm karakterler, Enrica ve Ekin merkezinde kendi yaşantılarından ve ruhsal durumlarından kesitlerle dahil olurlar hikayeye.

Filmin kırılma noktası Enrica ile oğlu Giovanni’nin  kavga ettikleri günle başlar.  Bir kahramanı vardır artık Enrica’nın.  Belki de uzun zamandır ilk kez biri onun için kendisini cesaretle tehlikeye atmıştır.  Bunun karşığını vermek ister. Geçmişe ait eşyaların bulunduğu kilitli odayı açar ve orada  İtalyanca dersleri vermeye başlar Ekin’e.  Bu arada Valentino’yu etkilemek için nasıl davranması gerektiğine dair ipuçları da verir.  Ancak Ekin’in adını Salvatore  olarak değiştirmesiyle başlayan süreç, aynı zamanda kocası tarafından terk edildikten sonra içinde oluşan  boşluğu  doldurma sürecidir.  Salvatore , Enrica’nın yıllar önce kendisini terk eden kocasının ismidir. Onun giysilerini giydirir Ekin’e.  Onun bisikletini armağan eder.  Asimilasyonun bireysel aşk hali …   Enrica, Ekin’in rönesansını gerçekleştirmek isterken aynı zamanda içgüdüsel bir itkiyle  kendi rönesansını da gerçekleştirmektedir.  Fakat Valantino’nun bir süre için gittiği Sicilya’dan dönmesiyle işler karışır.  Daha önce Ekin’i küçümseyen Valentino, onun Santiago halinden hoşlanır. Birlikte olurlar.  Bu durum   Enrica’yı kıskandırır. Tuhaf bir duygu karmaşasının içinde bulur kendini.

Valentino’yla olan birlikteliği  Ekin için çok anlamlıdır. Onu başka bir gençle  gördüğünde çılgına döner.  Oysa Valentino’nun yaşam biçimidir, değişik partnerlerle olmak. Yani bir defalık seksten öte bir anlam taşımaz  Ekin’in Santiago hali  onun için.  Bu olay Ekin’i kendine döndürür yeniden. Evet, yine değişecektir, ama Ekin olarak.

Bu arada  Giovanni de sezer annesinin Ekin’e olan hislerini.  Enrica’nın, ona olan sevgisini, babasının bisikletini  ve eşyalarını ona vermesini kaldıramaz.  Finale doğru, Ekin gittikten sonra Govanni’nin annesine söyledikleri  filmin duygu dozunun yükseldiği en dokunaklı sahnelerinden biriydi. Sonrasında Enrica’nın  Galata’da  Ekinsiz içtiği “Türk şarabı” yani rakı ve farklı bir zamanda- Enrica’nın ölümünden sonra- Ekin’in İtalya’da  Enrica için çok özel bir anlamı ve hikayesi olan yıllanmış şarabı onsuz içtiği sahne de çok etkileyiciydi.  Her ikisi de yanızdı fakat  masalarında  dolu ikişer  kadeh vardı.

Kurgusal zaman sıçramaları, karakterlerin oyuncuk performansı, sanat atmosferi, her şeyi çok güçlüydü filmin.  Müzikleri de öyle. Farklı sahnelerde duyulan keman, viyola, klarnet, piyano, kanun sesleri  ayrı bir lezzet katıyordu filme.  Ve bir de Aşk İksir’inin  Una furtiva lagrima aryası tabi.

Kaçırılmayacak bir sinema harikası, izlemek isteyenlere iyi seyirler dileğiyle…

Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak Yorumları

1 Yorum


8 × = altmış dört

  • Film Lobisi 23 Mayıs 2015 18:29

    orijinalini izlemeyi merakla beklediğim film, türkçe dublaj pek beklediğim tadı veremedi. incelemenizi oldukça faydalı buluyorum.

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri