<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinemablog &#187; 2003</title>
	<atom:link href="http://www.sinemablog.com/sinema/yil/2003/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinemablog.com</link>
	<description>Sinema Kültürü</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jul 2010 20:25:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Animatrix</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/animatrix.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/animatrix.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 May 2010 20:08:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>iCon</dc:creator>
				<category><![CDATA[2003]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Animasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1402</guid>
		<description><![CDATA[Animatrix, adı üzerinde Matrix&#8217;in anime versiyonu; 9 bölümden oluşan bir kolaj. Fakat neredeyse her bölüm farklı animasyon taktikleriyle çekilmiş: bana sorarsanız kalite baştan sonra doğru gittikte düştü, son bölüm gerçekten iğrençti&#8230; Matrix serisinin izleyenler bilirler, bir çok akılda kalan sorular vardı; örneğin &#8220;Osiris gemisinden gelen son haberler&#8221; benzeri replikler özellikle makinelerin Zion&#8217;a saldırdıkları vakit duymuştuk. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Animatrix, adı üzerinde Matrix&#8217;in anime versiyonu; 9 bölümden oluşan  bir kolaj. Fakat neredeyse her bölüm farklı animasyon taktikleriyle  çekilmiş: bana sorarsanız kalite baştan sonra doğru gittikte düştü, son  bölüm gerçekten iğrençti&#8230;</p>
<p>Matrix serisinin izleyenler bilirler, bir çok akılda kalan sorular  vardı; örneğin &#8220;Osiris gemisinden gelen son haberler&#8221; benzeri  replikler özellikle makinelerin Zion&#8217;a saldırdıkları vakit duymuştuk.  Kimdi bu Osiris? İşte bu sorunun cevabıyla başlıyor Animatrix&#8230; Fakat  tabii ki ilk bölüm öncesi fragman tadında bir video ile karşı karşıya  kaldık; Neo&#8217;nunda gemiye bindikten sonra yer aldığı programın  içerisindeyiz =) Eğlenceliydi ve kesinlikle kaliteli bir animasyon&#8230;  Sonrasında peşi sıra sorular cevaplanmaya devam etti: makineler ile  insanlar arasında ki sorun nasıl başladı, nasıl devam etti, gökyüzü  neden siyah, makine &#8211; insan savaşı nasıl oldu, matrix programı hakkında  bilgiler ve kötü makinelerin iyi makineye dönüştürülmeleri nasıl oluyor  gibi&#8230;</p>
<p>Bazen izlerken sıkılmadım diyemem&#8230; Çünkü başlangıçtan itibaren  sıkıntının dozu arttı diyebilirim. Sonlara doğru Trinity&#8217;i arayan  ajanlar hakkındaki bölüm biraz hareketliydi ama erken bitti. Onun  dışında dediğim gibi baştan itibaren bölümler daha sıkıcı olmaya  başladı..</p>
<p>Fakat şunu unutmayın: bu anime, Matrix konusunda bir rehber kitaptır  bir anlamda&#8230; Matrix&#8217;teki bir çok sorunun cevabını içinde barındıran bir  anime.. Tabii izledikten sonra sorular sormaya devam ediyoruz, o ayrı  =) Yani film belki de matrix konusundaki soruları cevaplandırmak adına  yapıldı ama izledikten sonra benimde kafamda yeni sorular oluştu; o kız  kimdi mesela? (anlayacaksınız izleyince&#8230;)</p>
<p>sinemalar.com puanı 6.7 olan film için ben 7 puan verdim =)</p>
<p>iyi seyirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/animatrix.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Good Bye Lenin! &#124; Elveda Lenin</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/good-bye-lenin-elveda-lenin.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/good-bye-lenin-elveda-lenin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Apr 2010 17:52:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2003]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Türler]]></category>
		<category><![CDATA[Yıl]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander Beyer]]></category>
		<category><![CDATA[Chulpan Khamatova]]></category>
		<category><![CDATA[Daniel Brühl]]></category>
		<category><![CDATA[Florian Lukas]]></category>
		<category><![CDATA[Katrin Saß]]></category>
		<category><![CDATA[Maria Simon]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Gwisdek]]></category>
		<category><![CDATA[Wolfgang Becker]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1299</guid>
		<description><![CDATA[“Good Bye Lenin-Elveda Lenin” dokunaklı, yürek burkan ve her karesinde “tam kapasite” çalışan bir film. “Good Bye Lenin!”in başrolünde “Inglourious Basterds-Soysuzlar Çetesi”nden hatırlanabilecek olan Daniel Brühl var. Katrin SaB, Chulpan Khamatova, Maria Simon, Florian Lukas, Alexander Beyer ve Michael Gwisdek de kadroda yer alan isimler. Filmin yönetmeni Wolfgang Becker. Film 1978 yılında start alıyor. Alexander ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Good Bye Lenin-Elveda Lenin” dokunaklı, yürek burkan ve her karesinde “tam kapasite” çalışan bir film.</p>
<p>“Good Bye Lenin!”in başrolünde “Inglourious Basterds-Soysuzlar Çetesi”nden hatırlanabilecek olan Daniel Brühl var. Katrin SaB, Chulpan Khamatova, Maria Simon, Florian Lukas, Alexander Beyer ve Michael Gwisdek de kadroda yer alan isimler. Filmin yönetmeni Wolfgang Becker.</p>
<p>Film 1978 yılında start alıyor. Alexander Kerner (Daniel Brühl) hikayesini o yıllardan anlatmaya koyuluyor. Almanya’nın uzaya kozmonot gönderdiği ve Berlin Duvarı’nın henüz yıkılmadığı yıllarda Alexander ve ailesi bir kriz yaşıyorlar. Babaları evi terk edince, annesi de bir süre ruhsal sorunlarla boğuşuyor. Alex ve kız kardeşi de bu sebeplerden ötürü küçük yaşlarda, yaşlarının ötesinde bir sorunla karşı karşıya kalıyorlar. Bu giriş bölümünden sonra 1989 yılında açıyoruz gözümüzü. Almanya’da sosyalizmin hüküm sürdüğü yıllarda Alex’in annesi her zaman yaptığı gibi sosyalizmi daha çekici kılmak için uğraş verirken kalp krizi geçiriyor ve 8 ay komada kalıyor. Bu sırada Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla ülkede kapitalizm rüzgarları esiyor. Alex, annesi uyandığında çok az bir ömrü kaldığından ve annesinin kalan sayılı günlerini daha mutlu yaşamasını istediğinden kapitalizmin kazandığı hükümdarlığı sosyalist annesinden saklamak için büyük bir özveri göstermeye başlıyor…</p>
<p>Yapım, Almanya’da yaşanan değişim yıllarını fon alarak bir anne-oğul, daha doğrusu bir aile hikayesine el atıyor. Filmin güzel tarafı, her izleyicinin mutlaka kendinden bir parça bulabiliyor oluşu. Bu tarihi öyküde fedakarlık, dram, duygusallık, komedi ve hatta gerilim bile var. Filmin doruk noktasına ulaştığı yerler sırtını drama yasladığı anlar oluyor. Alex’in annesi için, çevresindeki herkese rağmen didinip durması yalın bir anlatımla konu ediliyor.</p>
<p>Hiçbir oyuncunun “sanal durmadığı” yapımda Almanlar’ın popüler yıldızı Daniel Brühl’ün oyunculuğuna özellikle dikkat edilmeli.</p>
<p>Filmin tarihi bir öykünün tüm detaylarına sahip olması, akıcılığı ve “göz yaşartacak dercede gerçek” bir öyküsü var. Hiçbir abartıya kaçmıyor, aksine var olanı gösterip tercihi izleyiciye bırakıyor.</p>
<p>Kısacası izlememiş sinemaseverlerin adını mutlaka bir yerlere not etmesi gereken bir film “Good Bye Lenin!”.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/good-bye-lenin-elveda-lenin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Girl with a Pearl Earring &#124; İnci Küpeli Kız</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/girl-with-a-pearl-earring-inci-kupeli-kiz.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/girl-with-a-pearl-earring-inci-kupeli-kiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 19:58:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2003]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Cillian Murphy]]></category>
		<category><![CDATA[Colin Firth]]></category>
		<category><![CDATA[Joanna Scallan]]></category>
		<category><![CDATA[Judy Parfitt]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Webber]]></category>
		<category><![CDATA[Scarlett Johansson]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Wilkinson]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1216</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü ressam Vermeer&#8217;in yine ünlü bir tablosunun ortaya çıkışını, dönemin sosyal hayatını ön planda tutarak anlatan yönetmen Peter Webber, iyi oyuncu kadrosuna rağmen doyurucu bir filme imza atamamış. Bir edebiyat uyarlaması olan filmin oyuncu kadrosunda Scarlett Johansson, Colin Firth, Tom Wilkinson, Judy Parfitt, Cillian Murphy ve Joanna Scallan gibi yetkin isimler yer almakta. Filmde, Vermeer&#8217;in ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü ressam Vermeer&#8217;in yine ünlü bir tablosunun ortaya çıkışını, dönemin sosyal hayatını ön planda tutarak anlatan yönetmen Peter Webber, iyi oyuncu kadrosuna rağmen doyurucu bir filme imza atamamış.</p>
<p>Bir edebiyat uyarlaması olan filmin oyuncu kadrosunda Scarlett Johansson, Colin Firth, Tom Wilkinson, Judy Parfitt, Cillian Murphy ve Joanna Scallan gibi yetkin isimler yer almakta.</p>
<p>Filmde, Vermeer&#8217;in halen en önemli eseri sayılan &#8220;İnci Küpeli Kız&#8221; tablosunu nasıl oluşturduğu anlatılıyor. Griet (Scarlett Johansson) adlı hizmetçinin, Vermeer&#8217;in evine hizmetçi olarak gelmesiyle başlayan hikaye, özellikle ilk bölümlerinde filmin iskeletinden oldukça kopuk kalıyor. Bunun yerine evde yaşanan efendi-uşak ilişkisine ve Griet&#8217;in etrafı tanımasına odaklanıyor film. Zaman ilerledikçe Griet ile Vermeer arasındaki ilişki dallanıp budaklandıkça film asıl meselesine doğru yol almaya başlıyor ama filmin başında izleyiciyi soktuğu, hikayenin geçtiği evdeki o bunaltıcı atmosferi yok edemiyor yönetmen Peter Webber. Arada müzik kullanımı konusunda da oldukça ihmalkar davranıyor. Malum finale vardığımızda bile gereken patlamayı yaratamayınca, filmin akıcı olmayan öyküsü de iyice sırıtır oluyor.</p>
<p>Bunun yanında bir dönem filminin gerektirdiği neredeyse tüm şartları taşıyor film. Özenli kostüm çalışması, &#8220;efendilerin&#8221; doğal kibirliliği gibi ayrıntılar başarıyla aktarılıyor. Vermeer&#8217;in eşini film boyunca yalnızca bir &#8220;çocuk yapma makinesi&#8221; olarak lanse eden yönetmen, finalde O&#8217;nun öfkesine yer verince, bu öfkenin bir manası da olmuyor. Filmdeki küçük çocukların sürekli yüzlerinde taşıdıkları şeytani bakışlar da ayrı bir gariplik teşkil ediyor.</p>
<p>Uyarlama sırasında çıkan sıkıntıların filme zarar verdiği aşikar olan yapım, yer aldığı her filme ayrı bir parıltı veren Tom Wilkinson&#8217;ı bile yeterince kullanamıyor. Yine de Vermeer&#8217;in hayatını merak ediyorsanız ilginizi çekebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/girl-with-a-pearl-earring-inci-kupeli-kiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>My Life Without Me &#124; Bensiz Hayatım</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/my-life-without-me-bensiz-hayatim-2.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/my-life-without-me-bensiz-hayatim-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 14:18:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[2003]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[TV'de Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Deborah Harry]]></category>
		<category><![CDATA[Isabel Coixet]]></category>
		<category><![CDATA[Maria de Medeiros]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Ruffalo]]></category>
		<category><![CDATA[Nanci Kincaid]]></category>
		<category><![CDATA[Sarah Polley]]></category>
		<category><![CDATA[Scott Speedman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1176</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Abla&#8221; paralı kanalda Bensiz Hayatım&#8217;ı görür, çok beğenir. 2010&#8242;un ilk kar akşamlarından birinde paralı kanalda, &#8220;abla&#8221;nın, İstanbul&#8217;da yaşadığı dönemde vizyona girdiğinde, nasıl kaçırdığına akıl sır erdiremediği güzel bir film: 2003 İspanya, Kanada yapımı Bensiz Hayatım: Nanci Kincaid&#8216;in kitabından senaryolaştırıp yöneten İsabel Coixet, oyuncular Sarah Polley, Scott Speedman, Mark Ruffalo, Deborah Harry, Maria de Medeiros&#8230; İlkini, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&#8220;Abla&#8221; paralı kanalda Bensiz Hayatım&#8217;ı görür, çok beğenir.</strong></em></p>
<p>2010&#8242;un ilk kar akşamlarından birinde paralı kanalda, <em>&#8220;abla&#8221;nın, İstanbul&#8217;da yaşadığı dönemde vizyona girdiğinde, nasıl kaçırdığına akıl sır erdiremediği </em>güzel bir film: 2003 İspanya, Kanada yapımı <strong>Bensiz Hayatım: </strong><em><strong>Nanci Kincaid</strong>&#8216;in kitabından senaryolaştırıp</em> yöneten <strong>İsabel Coixet</strong>, oyuncular <strong>Sarah Polley, Scott Speedman, </strong><strong>Mark </strong><strong>Ruffalo, </strong><strong>Deborah Harry, Maria de Medeiros</strong>&#8230;</p>
<p>İlkini, ilk ilişkisinden 17, ikincisini 19 yaşında doğurduğu iki küçük kızı ve sevdiği eşi için iki ayrı işte çalışarak, annesinin arka bahçesindeki karavanda sıkış tepiş ama şikâyet etmeden yaşayıp giderken, kanserden iki ay ömrü kaldığını öğrenen 23 yaşındaki Ann, sınırlı zamanını hastane odalarında yitirmek istemediğinden, ağrı kesiciler<em> -ve bir avuç şeker- </em>dışında tıbbî önerileri reddeder.</p>
<p>İlk işi, <em>&#8220;ölmeden önce yapılacaklar listesi&#8221;</em>dir: Ölmekte olduğunu sakladığı annesi, kocası ve sevgilisine veda konuşması kaydettiği birer, 18 yaşlarına kadar kızlarının her doğum günü için bir çok kutlama kasedi doldurur. Gider takma tırnak taktırır, diskoya takılır. Bir niyeti, birini kendisine âşık etmek ve bir diğer niyetiyse başka bir erkekle sevişmektir. O arada, kızlarının benimseyeceği bir yeni anne bulmak için de planlar yapar, karşılaşmalar düzenler.</p>
<p>Beceriksiz bir yönetmenin harcayacağı konu,<strong> </strong><em>&#8220;abla&#8221;nın her ikisini de izlediği </em><strong><em>Paris Seni Seviyorum</em></strong><em>&#8216;un bir kaç yönetmeninden biri, <strong>Aşkın Peşinde</strong> (Elegy)&#8217;nin yönetmeni- </em><strong>İsabel Coixet</strong>&#8216;nin iyi yönetimi ve oyunculukla, hüzünlü ama ışıltılı bir güzel filme dönüşür.</p>
<p>&#8220;Abla&#8221;, <em>sevgili</em> Mark Ruffalo&#8217;nun, arabasının direksiyonunda, kocasının <em>-ve ölümün-</em> gelip aldığı, ağrılarla kıvranan sevgilisinin gidişini, yaşlarla dolu kocaman kara hüzünlü gözlerle izlediği sahneyi çok dokunaklı bulur, uzun zaman hafızasında kalacağından emindir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/my-life-without-me-bensiz-hayatim-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>My Life Without Me &#124; Bensiz Hayatım</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/my-life-without-me-bensiz-hayatim.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/my-life-without-me-bensiz-hayatim.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Dec 2006 05:33:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[2003]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Isabel Coixet]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Ruffalo]]></category>
		<category><![CDATA[Sarah Polley]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/my-life-without-me-bensiz-hayatim.html</guid>
		<description><![CDATA[My Life Without Me (Bensiz Hayatım), etkisini uzunca bir süre hissettiren filmlerden&#8230; İzleyiciyi etkisi altına alıp, anı yaşatan film, hüznü ve mutluluğu aynı karede sunuyor. Karakterlerin naif ve rakik tavırları filmin etkisini artıran bir diğer unsur. Sarah Polley&#8216;in muhteşem oyunculuğu bizi, Ann isimli karakterin gözlerinden bakmaya, ifadeleriyle düşünmeye sürüklüyor. My Life Without Me (Bensiz Hayatım), ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>My Life Without Me (Bensiz Hayatım), etkisini uzunca bir süre hissettiren filmlerden&#8230;</p>
<p>İzleyiciyi etkisi altına alıp, anı yaşatan film, hüznü ve mutluluğu aynı karede sunuyor.</p>
<p>Karakterlerin naif ve rakik tavırları filmin etkisini artıran bir diğer unsur.</p>
<p><a href="http://www.imdb.com/name/nm0001631/">Sarah Polley</a>&#8216;in muhteşem oyunculuğu bizi, Ann isimli karakterin gözlerinden bakmaya, ifadeleriyle düşünmeye sürüklüyor.</p>
<p>My Life Without Me (Bensiz Hayatım), ölümüne yaklaşan genç bir kadının, eline kalemi kağıdı alıp, belki biraz bencilce, ama fazlasıyla diğerkâm tutkularını kelimelere dökmesinin etrafında şekilleniyor.</p>
<p>Bir filme bir isim ancak bu kadar yakışabilirdi, diyerek noktaladığım bu filmi es geçmek sinema kültürü adına bir kayıp olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/my-life-without-me-bensiz-hayatim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>25</slash:comments>
<enclosure url="http://www.sinemablog.com/wp-content/uploads/2006/12/Alpha-Sometime-Later.mp3" length="6319629" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Lost in Translation &#124; Bir Konuşabilse&#8230;</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/lost-in-translation-bir-konusabilse.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/lost-in-translation-bir-konusabilse.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jun 2006 16:44:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[2003]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Bill Murray]]></category>
		<category><![CDATA[Giovanni Ribisi]]></category>
		<category><![CDATA[Scarlett Johansson]]></category>
		<category><![CDATA[Sofia Coppola]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/lost-in-translation-bir-konusabilse.html</guid>
		<description><![CDATA[Scarlett Johansson ve Bill Murray&#8216;le gerçek anlamda tanıştığım ilk film olan Lost in Translation, Soffia Coppola imzasını taşıyor. &#8216;Sadece iyi filmler yapmak istiyorum&#8217; diyen ve bunu da başaracak gibi duran Johansson, filmlerinin neredeyse tümünde sıradan, hayatın içinden karakterleri canlandırmayı tercih ediyor. Bunun en etkili örneklerinden birini de bu filmde sunuyor. Hayatın içinden karakterleri başarıyla canlandırararak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.imdb.com/name/nm0424060/">Scarlett Johansson</a> ve <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000195/">Bill Murray</a>&#8216;le gerçek anlamda tanıştığım ilk film olan Lost in Translation, <a href="http://www.imdb.com/name/nm0001068/">Soffia Coppola</a> imzasını taşıyor.</p>
<p>&#8216;Sadece iyi filmler yapmak istiyorum&#8217; diyen ve bunu da başaracak gibi duran Johansson, filmlerinin neredeyse tümünde sıradan, hayatın içinden karakterleri canlandırmayı tercih ediyor. Bunun en etkili örneklerinden birini de bu filmde sunuyor. Hayatın içinden karakterleri başarıyla canlandırararak zor olanı başaran Johansson, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0399201/">Island</a> gibi yüksek bütçeli bir aksiyon filminde oyunculuk gücünü ortaya koyamıyor, oyunculuğun arka planda kaldığı bir filmde anlamını yitiriyor.</p>
<p>Bill Murray ise tam bir usta&#8230; Scarlett Johansson&#8217;un aksine, bir karakter oyuncusu olduğunu düşündüğüm Murray, bu filmin ardından <a href="http://www.imdb.com/title/tt0412019/">Broken Flowers</a> filmindeki performansıyla nezdimdeki yerini daha bir sağlamlaştırdı. Rahat tavırlarıyla dikkat çeken Bill Murray, bazı sahnelerde doğaçlama yaparak filmlerine doğal ve serin bir hava katıyor.</p>
<p>Aslında bu noktada durup netleştiremediğim bir noktayı araya sıkıştırarak karakter oyuncusu kavramındaki kargaşaya değinmek istiyorum. Bunun o kadar çeşitli kullanım biçimlerine şahit oldum ki, bir nebze kafam karıştı. Mesela;</p>
<p>1. Yardımcı oyuncular için kullanımı,<br />
2. Her filmde benzer karakterleri canlandıranlar için kullanımı,<br />
3. Her rolün hakkını veren oyuncular için kullanımı,<br />
4. Bir de başrol karakter oyuncusu çıktı ki, o da nadir ve ilginç rolleri çıkarabilen oyuncular için kullanımı.</p>
<p>En çok rastladığım kullanım biçimi birinci şıktaki gibi olsa da, en bariz karakter oyuncusu yakıştırmaları Robert de Niro, Jack Nicholsan gibi ustalara yapılıyor.</p>
<p>Benim zihnimde oluşan tanımı ise, canlandırdığı karakterlere kendi niteliklerinden bir şeyler katma yetisine/yetkisine sahip oyunculara verilen sıfat&#8230; Bunun hem olumlu ve hem de olumsuz sonuçlara ulaşması mümkün. Bir oyuncunun canlandırdığı karakterleri arasında benzerlikler ortaya çıkıyor: Robert de Niro&#8217;da, Jack Nicholsan&#8217;da olduğu gibi olumlu ya da sürekli aynı karakterde gördüğümüz için eleştirdiğimiz oyuncular gibi olumsuz&#8230;</p>
<p><a href="http://www.oscar.com/">Oscar</a>&#8216;da &#8216;En İyi Orjinal Senaryo&#8217; ödülünü; <a href="http://www.bafta.org/">BAFTA</a>&#8216;da &#8216;En İyi Kurgu&#8217;, &#8216;En İyi Erkek Oyuncu&#8217; ve &#8216;En İyi Kadın Oyuncu&#8217; ödüllerini; <a href="http://www.hfpa.org/">Altın Küre</a>&#8216;de &#8216;En İyi Senaryo&#8217;, &#8216;Müzikal ya da Komedi dalında En İyi Erkek Oyuncu&#8217; ve &#8216;En İyi Film&#8217; ödüllerini alan filmimizin bir diğer özelliği ise &#8220;&#8230;Ve sonsuza dek yalnız kaldılar!&#8221; başlıklı yazısı ile <a href="http://84.44.114.44/show.asp?t=nihal+bengisu+karaca">Nihal Bengisu Karaca</a> ablamızın yorumlarıyla müşerref olmamı sağlamasıdır. Filmi, yaşı ilerlemiş bir adam ile genç bir kız arasındaki bir aşk hikayesi ya da kaçamağı olarak tanımlayan ve buna benzer sığ yorumlarla filmi özet geçen yazılara hasta olduğum bir sırada karşıma çıkan metni sizlerle paylaşmak istedim ve bunun üzerine söz söylemeyi kendime zül addettim.</p>
<p><strong>&#8230;Ve sonsuza de yalnız kaldılar! </strong></p>
<p><em>Nihal Bengisu Karaca</em></p>
<p>&#8220;Yalnızlık üçe ayrılır. İlkini talep edersiniz, bir yazıyı yazmak, bir kitabı okumak için yalnız kalmalısınızdır, sözgelimi. İkincisi içine bırakıldığınız yalnızlıktır, onu seçmemişsinizdir, başınıza gelmiştir.</p>
<p>Üçüncüsü yaptığınız bir tercihin, bir iş gezisinin, bir iş değiştirmenin, bir tebdili mekanın ardından gelen; kimseye yakınamayacağınız, kendinize bile şikayet edemeyeceğiniz, hakkında şımarıklık yapma lüksünüzün olmadığı bir yalnızlık türüdür. Bir iş gezisi için gittiğiniz yabancı bir ülkede, otel odasında, programınızdan arta kalan saatlerle ne halt edeceğinizi bilemediğiniz anlardaki yalnızlık gibi (Bob). Yahut yürütmek için, otel odasının pencere kenarına tünemenizin yettiği, mutlu bir evliliğin verdiği yalnızlık gibi (Charlotte).</p>
<p>Bob ve Charlotte&#8217;in yalnızlığı üçüncü tip yalnızlık. İkisi de bir kader mahkumu değil ve planladıkları bir yalnızlık içinde değiller. Yaptıkları seçimlerin, tercih ettikleri eylem silsilesinin son kertesinde gelmiş, yalnızlığa çakılmış durumdalar. Bob ellili yaşlarını sürmekte, Charlotte ise 20&#8242;lerin ilk yarısında, felsefe okumuş bir işsiz. Bob film yıldızı ve bir reklam filminin çekimleri için Japonya&#8217;da; bugün kendisine baktığında, geçmişinin iyi bir şeylere hizmet etmediğini düşünüyor. Halen sevdiği eşiyle artık iletişim kuramıyor. Bob&#8217;un bir parça diyalog kurabilme girişimi bile şu kahredici replikle yanıtlanıyor: &#8220;Bob, senin için kaygılanmalı mıyım?&#8221;</p>
<p>Charlotte iki yıldır evli olduğu ve aslında çok sevdiği John ile birlikte bir otel odasında kalıyor, John&#8217;un işine düşkün olması ve çok sık yalnız kalması nedeniyle evliliğini sorgulama eşiğinde, ama hayatta ne olmaya ve ne yapmaya karar veremeyen Charlotte bu sorgulamayı da diğer şeyler gibi ertelemekte.</p>
<p>Soffia Coppola&#8217;nın anlatmak istediği kaybolmuşluk ve yalnızlık halkaları için Japonya biçilmiş kaftan. Coppola karakterleri yakınlaştıran dinamiği yabancı bir ülklede duyduğumuz acemilik, cahillik ve yabancılık üzerinden anlatmaya çalışıyor. Japonya&#8217;nın özgün kültürüne en az filmin kahramanları kadar yabancıyız; Japonların iş, yemek, ibadet riteülleri karşısında kahramanların yaşadığı hisleri hemen karşılıyoruz. Bir de kahramanların ötesinde izleyici olarak &#8216;biz&#8217;, artık kendisi gibi olmak istemeyen, genetik kodlarındaki &#8216;yavaşlığı&#8217; ve sindire sindire yaşama pratiğini müthiş bir hıza ve mekanik insana tercüme etmiş Japon modernizminin verdiği &#8216;yabancılaşma&#8217; ile tedirgin ediliyoruz, yönetmen tarafından. Hayatını akışa bıraktığında anlamsızlık ve boşluk hissi içinde azalan, onu başka bir hayat yapmaya çalıştığında ise onun slikonlu ve botoxlu bir uvertür şarkıcıya benzemeye başladığını görüp hayatından soğuyan insanların durduğu, durmak zorunda olduğu eşikte karşılaşıyor Bob ve Charlotte. Ama bu yakınlaşma, tıpkı gerçek hayatın içinde olan şeyler gibi, ne o, ne de bu türde; ne tümüyle arkadaşlık, ne tümüyle dostluk kıvamında. Yalnızlıkların üçüncü hali gibi, hem seçilen hem de gidilecek istikametin bilinmediği üçüncü halden bir yakınlaşma türü bu. Aralarında kolay eritilemeyecek yılların ve birikimlerin bulunduğu bu iki insanın; biri standart insan ölçülerine göre son derece başarılı ve zengin, diğeri eşinin peşinde sürüklenmekte olan bir aylak; benzer konularda nasıl aynı mevzilerde olabileceğini izliyorsunuz içiniz burkularak. Söz konusu olan hayatının iplerini kaçırmak ya da hiçbir zaman tutamamış olmak olduğunda genel geçer ölçülerin nasıl çuvallayacağını anlatıyor bu ortak mevzii. Elli yaşındaki Bob&#8217;un küçücük bir kıza kasıla kasıla vereceği hiçbir öğüt yok; o küçük kadın da &#8216;gençlik aşısı&#8217; filan olmaktan çok uzakta; birini sevmenin yalnızlıktan boğulmak anlamına gelebilmesi gibi paradoksların, hayatta kendisi için &#8216;önemli&#8217; olabilecek bir şey bulabilmenin zorluğunu sindirmeye çalışıyor. Bob ve Charlotte; İkisi de, hayatın çok farklı merhalelerinde sadece &#8216;duruyor&#8217; olmanın sınavını vermekteler. Durmak, koşmaktan daha zor gerçekten.</p>
<p>Film, kelimelere dökmenin ve kategorize etmenin zor olduğu birtakım insanlık, yalnızlık ve ruhdaşlık hallerini anlatmaya soyunuyor. Lisan-ı hal üzre tercihi o kadar iddialı ki yönetmenin, final sekansında gözlerimizin önünde filmin en yoğun sekansının en temel dinamiğine &#8216;mahremiyet&#8217; izafe ediyor; Bob&#8217;un Charlotte&#8217;un kulağına fısıldadığı o son sözcükleri duymamıza izin vermiyor. Kahramanlarının ne aşk ne de başka bir şey olan, ne başlamış ne de bitmiş olan karşılaşmalarını, aynı otelde kalan iki yabancının önemsiz ve turistik karşılaşması gibi algılamamıza izin vermediği gibi.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/lost-in-translation-bir-konusabilse.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
