<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinemablog</title>
	<atom:link href="http://www.sinemablog.com/sinema/yil/1993/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinemablog.com</link>
	<description>Sinema Kültürü</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Feb 2012 22:32:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Once</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/once.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/once.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Feb 2012 22:32:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2006]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Müzikal]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Glen Hansard]]></category>
		<category><![CDATA[John Carney]]></category>
		<category><![CDATA[Marketa Irglova]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3382</guid>
		<description><![CDATA[Son yıllarda adını &#8220;Twilight&#8221; ile duyurup popülerleşen Summit Entertainment &#8220;Once&#8221; ile bağımsız ve hayli naif bir filme öncülük etmiş. İrlanda&#8217;da geçen hikayede adını hiç duyamadığımız bir sokak şarkıcısının hikayesini bir el kamerası üzerinden seyrediyoruz. Filmin bu seçimi bile takdire şayan çünkü muhtemelen sırf &#8220;yeni&#8221; diye bazı sinema mecralarında kutsanan bu tarz bu filme cuk oturmuş, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Arial TUR';">Son yıllarda adını &#8220;Twilight&#8221; ile duyurup popülerleşen Summit Entertainment &#8220;Once&#8221; ile bağımsız ve hayli naif bir filme öncülük etmiş.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Arial TUR';">İrlanda&#8217;da geçen hikayede adını hiç duyamadığımız bir sokak şarkıcısının hikayesini bir el kamerası üzerinden seyrediyoruz. Filmin bu seçimi bile takdire şayan çünkü muhtemelen sırf &#8220;yeni&#8221; diye bazı sinema mecralarında kutsanan bu tarz bu filme cuk oturmuş, yapıtın belgeselvari havasını izleyene iyi sirayet ettirmiş. Söz konusu şarkıcı harikalar yarattığı gitarı ile geçimini sağlamakta. Kendi besteleri de bulunuyor. Bir yandan da babasının elektrik süpürgesi tamir edilen dükkanında babasına yardım ediyor. Bu şarkıcı bir gün bir şarkısına hayran olan bir kızla, onun bozuk elektrik süpürgesi sayesinde yakınlık kuruyor. İkisi de yalnız olan müstakbel çiftimiz, adı tam konulamayan bir ilişkiye yelken açıyor&#8230;</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Arial TUR';">Filmdeki çift ne bir aşk yaşıyorlar ne de tam anlamıyla bir dostluk. İkili arasında farklı kutupların sınırlarında seyreden bu ilişkiyle beraber filmi daha da özel kılan şey müzikler oluyor. Her biri ustalıkla kotarılmış duygusal müzikler filmde kendisine ziyadesiyle yer buluyor. Bir yandan söz konusu şarkıcının halen tam anlamıyla kurtulamadığı eski sevgilisini gözlemliyoruz bu sayede, bir yandan da gelişmekte olan ilişkisini. İnsanı bir konser havasına sokan bu şarkılar, bir nevi filmin esas başrolünü de üstleniyorlar. Bir filmin içinde fazlasıyla müzik olmasından imtina eden izleyicilerden olsanız bile, ki şahsen ben de öyleyim, &#8220;Once&#8221; herhangi bir filmde handikap olarak görülebilecek bu durumu lehine kullanarak izleyen için bir şölene dönüştürüyor.</span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Arial TUR';">Filmin başrollerinde Glen Hansard ve filmin çekildiği yıl yalnızca 18 yaşında olsa da olgun kimliğiyle şaşırtan Marketa Irglova yer alıyor. Yönetmen ise John Carney.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/once.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bolt</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/bolt.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/bolt.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 20:15:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Animasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3380</guid>
		<description><![CDATA[Fragmanında konudan yeterince bahsediliyordu fakat film hakkında hiçbir şey bilmeden izlemeye başlayanlar için filmin ilk dakikaları gerçek bir sürpriz oluyor. Bolt’un küçük sahibesi ile beraber “kötü adamları” atlatmaya çalıştığı sahnede büyük iddialarla vizyona giren komedi filmlerinin bütün süresi boyunca yapmak isteyip de yapamadıklarını “Bolt” hızlandırılmış şekilde sergiliyor ve ilk dakikalardan adeta macera – aksiyon filmlerinin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Fragmanında konudan yeterince bahsediliyordu fakat film hakkında hiçbir şey bilmeden izlemeye başlayanlar için filmin ilk dakikaları gerçek bir sürpriz oluyor. Bolt’un küçük sahibesi ile beraber “kötü adamları” atlatmaya çalıştığı sahnede büyük iddialarla vizyona giren komedi filmlerinin bütün süresi boyunca yapmak isteyip de yapamadıklarını “Bolt” hızlandırılmış şekilde sergiliyor ve ilk dakikalardan adeta macera – aksiyon filmlerinin bir parodisini yapıyor. Belirli bir hedefin seçilmediği bu girişte biraz “Matrix” de görmek mümkün, James Bond da.</p>
<p class="MsoNormal">Bu gösterişli girişin ardından film hem kendi üzerindeki yaldızları siliyor, hem de bir yandan da sektöre göndermeler yapmaya başlıyor. Bolt, kendisini sahibesini koruyan bir süper köpek zannediyor fakat sadece bir dizide rol alıyor. Büyünün bozulmaması için her şey Bolt’a göre ayarlanmış ve sahibesi de ne kadar gönülsüzce olsa da bu gerçeği Bolt’tan gizliyor. Daha fazla reyting almak için dizinin bir bölümünde Bolt’un sahibesi kaçırılınca Bolt, bir dizi tesadüf sonucu kendisini ülkenin öbür ucunda buluyor. Fakat hiçbir süper gücü olmamasına rağmen kendisini halen süper köpek zannetmekte…</p>
<p class="MsoNormal">Film detaycılığını ilk dakikalardan hissettiriyor. Bolt’un kendisini gerçek dünyada bulmasının ardından işin içine farklı karakterler de sokuyor. Sürekli şaşkın bakışlara sahip güvercinler veya tembel tembel oturup televizyon izleyen hamsterlar gibi. Hatta Bolt’un hayranı olan bir hamsterın televizyonda izlediğini ne kadar ciddiye aldığı ve Bolt’a yardımcı olmaya karar verdiği bir bölüm de, pekala televizyon izleyicisine bir dokundurma olarak nitelendirilebilir. Hatta film genel olarak, Bolt’un hayatının bir ilüzyondan ibaret olmasını keşfetmesiyle “Truman Show”u da anımsatmıyor değil konsept olarak. Gördüğünüz hiçbir unsur çekici gelmese bile Bolt’un tuhaf karakteri dahi dikkatinizi ayakta tutacaktır.</p>
<p class="MsoNormal">Üzerinden çok süre geçmemesine rağmen filmin bir “Kung Fu Panda” veya “Buz Devri” gibi animasyon sinemasının köşe taşları arasında adının anılmamasının bir talihsizlik olduğunu söyleyebiliriz. Belki reklam kampanyasının etkisizliği ve animasyon enflasyonunun yaşandığı sıralarda vizyona girmesinin de bunda payı vardır.</p>
<p class="MsoNormal">Filmin yönetmenleri Byron Howard ve Chris Williams. Orijinal seslendirme kadrosunda John Travolta, Miley Cyrus, Susie Esman ve Mark Walton isimleri var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/bolt.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Old Dogs &#124; İki Babalık</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/old-dogs-iki-babalik.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/old-dogs-iki-babalik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2012 22:51:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Bernie Mac]]></category>
		<category><![CDATA[David Diamond]]></category>
		<category><![CDATA[David Weissman]]></category>
		<category><![CDATA[John Travolta ve Robin Williams’a Kelly Preston]]></category>
		<category><![CDATA[Lori Loughlin]]></category>
		<category><![CDATA[Matt Dillon]]></category>
		<category><![CDATA[Rita Wilson]]></category>
		<category><![CDATA[Seth Green]]></category>
		<category><![CDATA[Walt Becker]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3377</guid>
		<description><![CDATA[İçinde bulunduğumuz yüzyıl 21. değil de 20.si olsaydı eğer keskin bir çocuk filmi-büyük filmi ayrımı yapabilirdik. Belirgin olarak “Kayıp Balık Nemo”nun tedavülden kaldırdığı bu çizgi, özellikle animasyonlarda kendini iyice gösteriyor. Artık animasyon filmlerinin büyük bir kısmı çocuklara hitap ediyormuş gibi yapıp yetişkin seyircileri salonlara dolduruyor, DVD-VCD’lerinin onlar tarafından alınmasına vesile oluyor. Animasyon kalıbının dışına çıkarsak, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">İçinde bulunduğumuz yüzyıl 21. değil de 20.si olsaydı eğer keskin bir çocuk filmi-büyük filmi ayrımı yapabilirdik. Belirgin olarak “Kayıp Balık Nemo”nun tedavülden kaldırdığı bu çizgi, özellikle animasyonlarda kendini iyice gösteriyor. Artık animasyon filmlerinin büyük bir kısmı çocuklara hitap ediyormuş gibi yapıp yetişkin seyircileri salonlara dolduruyor, DVD-VCD’lerinin onlar tarafından alınmasına vesile oluyor. Animasyon kalıbının dışına çıkarsak, bu çizginin biraz dışında kalan “Lemony Snicket” ve Tim Burton’ın “Charlie’nin Çikolata Fabrikası” gibi uyarlamalar da yetişkin izleyiciye görselliğiyle hitap ediyordu.</p>
<p class="MsoNormal">Geleceğim nokta az biraz anlaşıldı sanırım. “Old Dogs-İki Babalık” John Travolta ve Robin Williams ikilisini buluşturan ve uzaktan bakıldığında, Walt Disney amblemine fazla dikkat etmezseniz tabii, fazla kafa yormayan keyifli bir seyirlik gibi duruyor. Ne var ki mizah dozu tamamen küçük izleyicilere göre ayarlanmış. Charlie Chaplin’in filmleri bugün dahi izleyenlerini güldürüyor ve siz temelleri on yıllar önce atılmış bu mizah anlayışını kullanıp da güldüremiyorsanız ortada bir sorun var demektir zaten. Ayrıca “Old Dogs” küçük izleyicileri de biraz küçümsemiş galiba zira artık internetten her bilgiyi önceki nesillere göre erken yaşlarda yalayıp yutan bir nesil var. Bu filmi izleyen 10-12 yaşındaki bir çocuk bile belki de yapımı “çocukça” bulacaktır. Bu iki yıldızı bir araya getirip de bir denge tutturulamaması senaryonun büyük bir acizliği. Arada sırada güldüren bir iki espri dahi bulmak mümkün değil. Kaldı ki en başından filmden büyük oranda soğumanız büyük ihtimal zaten.</p>
<p class="MsoNormal">Bunun yanında sahne geçişlerinde belirgin bir özensizlik göze çarpıyor. Sanki filmin bir yere yetişmesi gerek, en azından edinilen izlenim bu. Yapımın küçük izleyiciye hitap ediyor oluşu bu özensizliği geçerli kılmaya yetecek bir bahane değil. Ünlü isimleri görmezden gelirseniz eğer filmin amatör ellerden çıktığı duygusu bile oluşabilir zihninizde.</p>
<p class="MsoNormal">Daha fazla uzatmaya gerek yok sanırım. “Old Dogs” yıldızlarını bir çırpıda harcayan büyük bir zevksizlik örneği olmuş.</p>
<p class="MsoNormal">Filmde John Travolta ve Robin Williams’a <span> </span>Kelly Preston, Seth Green, Bernie Mac, Matt Dillon, Rita Wilson ve Lori Loughlin eşlik ediyorlar. Senaryo David Diamond ve David Weissman ikilisine ait. Yönetmen Walt Becker.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/old-dogs-iki-babalik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Breaking the Waves &#124; Dalgaları Aşmak</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/breaking-the-waves-dalgalari-asmak.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/breaking-the-waves-dalgalari-asmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Jan 2012 22:02:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1996]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Emily Watson]]></category>
		<category><![CDATA[Katrin Cartlidge]]></category>
		<category><![CDATA[Lars von Trier]]></category>
		<category><![CDATA[Stellan Skarsgård]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3351</guid>
		<description><![CDATA[Yazının yazıldığı sıralarda sonlarında olduğumuz 2011 yılında, Danimarkalı yönetmen Lars von Trier, Hitler’le ilgili yaptığı sempatik açıklamalarla gündeme gelmiş, daha sonra toparlamaya çalışsa da pek becerememiş ve yeni filmiyle (Melankoli) değil de bu açıklamalarıyla adından söz ettirmişti. Gerçi ondan önceki filmi “Antichrist” de kadın düşmanlığı taşıdığı eleştirilerine maruz kalmıştı. Derdini çeşitli metaforlarla anlatan yönetmenlerin bile ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazının yazıldığı sıralarda sonlarında olduğumuz 2011 yılında, Danimarkalı yönetmen Lars von Trier, Hitler’le ilgili yaptığı sempatik açıklamalarla gündeme gelmiş, daha sonra toparlamaya çalışsa da pek becerememiş ve yeni filmiyle (Melankoli) değil de bu açıklamalarıyla adından söz ettirmişti. Gerçi ondan önceki filmi “Antichrist” de kadın düşmanlığı taşıdığı eleştirilerine maruz kalmıştı.</p>
<p>Derdini çeşitli metaforlarla anlatan yönetmenlerin bile ana akım sinemaya yakın filmleri oluyor bilindiği gibi. Mesela David Lynch’in “Blue Velvet”i tam da bu tarz bir film. İşte Trier de bu filminde belli ki hitap ettiği kesimi biraz da mutsuz etmek pahasına, oluşturduğu dogma akımının kuralları içinde kalıp el kamerası yöntemine başvurarak, sindirilmesi daha kolay bir hikayeye imza atmış.</p>
<p>Sekiz bölümden oluşan filmde aklı tam yerinde olmayan Bess’in, yaptığı bir evlilik sonucu kocasıyla ve çevresiyle değişen ilişkisini izliyoruz. Konu bundan çok daha çetrefilli ve dönemeçli aslında fakat konunun temelinden ziyade filmin söyledikleri daha enteresan.</p>
<p>Öykünün geçtiği köy aşırı muhafazakar insanların oluşturduğu ve kiliseye bağlılığın şart olduğu bir toplumdan ibaret. Fakat kilisede de yine belli başlı bazı kurallar hüküm sürmekte ve bu kurallar sosyal hayata da egemen olmakta. “Yarım akıllı” olmakla nitelenen Bess’e baktığımızdaysa aslında bunca dar görüşlü insan arasında belki de en aklı başında kişi olduğunu görebiliyoruz. Dolayısıyla filmde, aslında dışlanan insanın mı yoksa duruma göre koca bir toplumun mu akıl sağlığının mı yerinde olmadığının sorgulandığını görmek mümkün.</p>
<p>Bunun yanında filmin bir başka mistik özelliği daha var. Bir kaza sonucu yatalak kalan Bess’in kocası Jan, Bess’ten başka erkeklerle birlikte olmasını istiyor. Bess, başka erkeklerle ilişkiye girdikçe de aralarındaki aşkın bir neticesi olarak kocasının iyileşmeye başladığını görüyor. Biraz spiritüel bir altyapının oluştuğu bu kısımlarda akılcılığın ile spiritüalizmin çarpıştığını görüyoruz. Gerçekten ortada Bess’in dediği gibi bir durum olabilir, fakat tüm bunlar bir tesadüf de olabilir. Bu bölümlerde, izleyen de kendisine bir çeşit oyun alanı yaratıp, bu beyin fırtınasının içinde yer alabiliyor. Bu açıdan film izleyenini de içine çekerek bir çeşit tahmin yürütmeye zorlayarak, bir nevi interaktif bir görünüme bürünüyor.</p>
<p>“Breaking the Waves”in maharetleri anlatmakla bitecek gibi değil. Trier’in bir hayranı olmadığımı belirterek, ünlü yönetmenin bu filminin ilgiyi hak ettiğini söyleyebilirim. Bunun yanında Treir’in sadık hayran kitlesi, eğer içlerinde halen izlemeyen varsa, filmi zaten beğenecektir.</p>
<p>Filmin oyuncu kadrosunda Emily Watson’ın yanı sıra Stellan Skarsgard ve Katrin Cartlidge’i görüyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/breaking-the-waves-dalgalari-asmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gölgesizler</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/golgesizler.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/golgesizler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 21:21:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Özaslan]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Mümtaz Taylan]]></category>
		<category><![CDATA[Altan Erkekli]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Ünal]]></category>
		<category><![CDATA[Arsen Gürzap]]></category>
		<category><![CDATA[Ertan Saban]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Karahan]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[Taner Birsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3349</guid>
		<description><![CDATA[“Gölgesizler”i izledikten sonra insan ister istemez hemen filmde ne olup bittiğini anlamak için bir rehber arıyor. “Gölgesizler” bir edebiyat uyarlaması. Fakat asıl mesele “Gölgesziler”in bir buçuk saate sığamayacak bir yapıda oluşu. Hikayede roman yazmak isteyen bir adamın kurguladığı bir hikayeye odaklanıyoruz mesela. Ama bu hikayede yer alan biri bir şekilde, yazarın kafasında kurduğu köyü ziyaret ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Gölgesizler”i izledikten sonra insan ister istemez hemen filmde ne olup bittiğini anlamak için bir rehber arıyor. “Gölgesizler” bir edebiyat uyarlaması. Fakat asıl mesele “Gölgesziler”in bir buçuk saate sığamayacak bir yapıda oluşu. Hikayede roman yazmak isteyen bir adamın kurguladığı bir hikayeye odaklanıyoruz mesela. Ama bu hikayede yer alan biri bir şekilde, yazarın kafasında kurduğu köyü ziyaret ediyor. Dolayısıyla sahte olan da gerçek görülen de karışıyor. Şöyle söyleyelim, hikaye hakkında bir altyapıya haiz değilseniz filmin şifrelerini çözerken kendinizi bir Lynch yapımında dahi hissedebilirsiniz.</p>
<p>Bunun yanında yönetmenin de çok sık değindiği bir politik altyapısı var filmin. Lakin sanki esas olan bu altyapı değil de köyde yaşayan karakterlerin ikiyüzlülüğü gibi duruyor. Devlet yapısı ve insanların devletin gözündeki değerleri manidar bir sahneyle sert bir biçimde eleştiriliyor eleştirilmesine de seyircinin kafasında duran soru işaretleri daha çok hikayenin nerede sonuçlanacağına kilitleniyor. Tabii dediğimiz gibi, o da hikaye hakkında bir altyapınız varsa oluyor. Yoksa “burada neler oluyor?” duygusuyla etrafa bakınabilirsiniz bir buçuk saat boyunca.</p>
<p>Filmin işini şansa bırakmayan iki alanından biri oyuncu tercihleri. Hepsi çok nitelikli ve tanıdık olan isimler çok başarılı işler çıkarıyorlar film boyunca. Diğer konu ise teknik olarak müthiş bir görsellik yakalanmış olmasında yatıyor. Pırılı pırıl bir karanlık görüntü, filmin sonunda da işaret ettiği gibi bir yerlerde yaşanıyor olması muhtemel hikayesine fazlasıyla hizmet ediyor.</p>
<p>Eğer bir filmi çözümlerken yardımcı unsurlardan yararlanmayı pek beğenmiyorsanız “Gölgesizler”i tavsiye edemeyeceğiz. Ama Ümit Ünal’ın bilmece gibi filmi, Türk sinemasında farklı bir yerde duruyor.</p>
<p>Filmin yönetmeni Ümit Ünal aynı zamanda senaryo yazarı. Filmin güçlü oyuncu kadrosunda Selçuk Yöntem, Taner Birsel, Hakan Karahan, Ertan Saban, Arsen Gürzap, Altan Erkekli, Ahmet Mümtaz Taylan ve Ahmet Özaslan yer alıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/golgesizler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İçinde Yaşadığım Deri, Acımasız Tanrı, Nar, Entelköy Efeköy&#8217;e Karşı</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/icinde-yasadigim-deri-acimasiz-tanri-nar-entelkoy-efekoye-karsi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/icinde-yasadigim-deri-acimasiz-tanri-nar-entelkoy-efekoye-karsi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 21:12:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[İrem Altuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Antonio Banderas]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Ünal]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Bosse]]></category>
		<category><![CDATA[Şahin Irmak]]></category>
		<category><![CDATA[Erdem Akakçe]]></category>
		<category><![CDATA[Jodie Foster]]></category>
		<category><![CDATA[Kate Winslet]]></category>
		<category><![CDATA[Nejat Yavaşoğulları]]></category>
		<category><![CDATA[Pedro Almodovar]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Polanski]]></category>
		<category><![CDATA[Serra Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksel Aksu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3363</guid>
		<description><![CDATA[2012, zamanların son yılı ilk haftasında &#8220;abla&#8221;, aralarına, arkasına iyi dilekler yazdığı, birer hareketli göz, küçük kırmızı bir üçgen ve parlak renkli kuş tüyleriyle süslediği kitap ayraçları koyduğu -çoğunluğu İskender Pala, Bir Yunus Romanı OD- kitaplar hediye ettiği bir çok buluşma yapar, dönmeden bir kaç da film izler: Yönetmeni Pedro Almodovar&#8217;ın, yitirilen sevgililer evlatlar, cinsellik, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2012, zamanların son yılı ilk haftasında &#8220;abla&#8221;, aralarına, arkasına iyi dilekler yazdığı, birer hareketli göz, küçük kırmızı bir üçgen ve parlak renkli kuş tüyleriyle süslediği kitap ayraçları koyduğu -çoğunluğu İskender Pala, Bir Yunus Romanı OD- kitaplar hediye ettiği bir çok buluşma yapar, dönmeden bir kaç da film izler: </p>
<p>Yönetmeni Pedro Almodovar&#8217;ın, yitirilen sevgililer evlatlar, cinsellik, çapraşık ilişkiler, uçlarda ruhsal rahatsızlıklar, takıntılar, araba kazası&#8230; türünden tipik yaklaşımını taşıyan İçinde Yaşadığım Deri, -doktor rolünde- giderek yakışıklı Antonio Banderas&#8217;ın, kendisini terk edip kaçarken geçirdiği kazada yanan karısı için domuzlardan faydalanarak ürettiği deriyi kullanma fırsatı bulamadan kadının intiharı, küçük kızının buna tanık oluşuyla yaşadığı travma, genç kızlığında tedavisi sürerken yaşadığı ilk cinsel deneyim, buna neden olan uyuşturucuyla bilinçsiz oğlan, doktorun, kızının kaybını hazmedemeyip kaçırdığı oğlana yitirdiği karısının yüzünü vererek cinsiyetini değiştirmesi, arada, annelerinin aynı olduğundan habersiz kardeşini vurması&#8230; Almodovar&#8217;ın kendine özgü sinemasını sevenler için diye düşünür &#8220;abla&#8221;, bir güzel film daha.</p>
<p>Acımasız Tanrı, yönetmen Roman Polanski&#8217;den; Çocukları dövüşen iki çift -Kate Winslet, Jodie Foster&#8230;- bir araya gelir, &#8220;uygar bir yaklaşım&#8221;la durumu konuşurlar. Öyküsünü bir tiyatro eserinden alan film çiftlerden birinin salonunda geçer; kişilerin, büründükleri -olmak istedikleri- yapay kimliklerle başlattıkları konuşma, cep telefonu konuşmaları, saldırılar, kusmalar, gözyaşları&#8230; ile bölünür, egolarının işe karışmasıyla roller ile birlikte güç de sürekli el değiştirir. Olmak istediği gibi olmaya çalışan insanın barındırdıkları üzerine satır satır izlenesi güzel bir film.</p>
<p>Gösterimde bir Ümit Ünal filmi; &#8220;abla&#8221; elbette görmeden dönecek değildir; Nar, sistemin gereği denilerek çarpıtılmış gerçekten kaynaklanan trajediyle altüst olmuş yaşamını geri almaya niyetli yoksul ve &#8220;farklı yetenekleri&#8221; olan bir kadının öyküsünü anlatır. Serra Yılmaz, İrem Altuğ, Erdem Akakçe&#8230; oyunuyla, gerilimi hiç düşmeksizin, bu kez insanın olduğu gibi olmasının barındırdıkları üzerine bir güzel film.</p>
<p>&#8220;Abla&#8221;nın son zamanlarda küfrü sevmesine neden olan iki filmden biri (diğeri Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi) Entelköy Efeköy&#8217;e Karşı: Politik bilinç düzeyi yüksek, mesajını kahkahalar arasında türküler, şarkılarla veren filmin yönetmeni, Yüksel Aksu. Çok Güzel Hareketler Bunlar karakteri Hıyarlı Baba&#8217;dan tanıdık, sevdiği, &#8220;ortamları ayrı&#8221;kızın yüzüne bakamayan utangaç muhtar, çok sevimli Şahin Irmak, Entelköy&#8217;den Ayşe Bosse, rock&#8217;tan Harmandalı&#8217;na geçişi çok doğal Nejat Yavaşoğulları ile bir kaç oyuncuya ek olarak Ege Halkı, ortaya, &#8220;abla&#8221;nın iki kez sinemada olmak üzere üç-beş kez izlediği Dondurmam Kaymak tadında muhteşem bir film çıkarmışlar. Entel bıyıklara yapışan muhtarla toz duman devinen entel-köylü kalabalığının itiş kakışı, kendine özgü asil ritmiyle muhteşem yöre oyunu, adını amca oğlunun bile hatırlamakta zorlandığı &#8220;aşırı&#8221;nın kendisine deli muamelesi yapan köylü akıl danışmaya geldiğinde konuşurken yürüyüp gitmesi, rüyalanan oğluna gusül abdesti için su taşıyan ananın cinsellikle ilgili konuşması, sarhoş muhtarın yalpalayan cipi ile Entelköy&#8217;e gelip yaptığı baskın -ki &#8220;abla&#8221;nın bayıldığı sahnelerin başında gelir- hiç zorlamasız, son derece doğal akan öykünün en güzel sahneleri. Bir kaç kez görülesi film, &#8220;abla&#8221; için İstanbul seferinin en büyük ganimeti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/icinde-yasadigim-deri-acimasiz-tanri-nar-entelkoy-efekoye-karsi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mr. Nobody &#124; Bay Hiçkimse</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/mr-nobody-bay-hickimse.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/mr-nobody-bay-hickimse.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 00:06:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Diane Kruger]]></category>
		<category><![CDATA[Jaco Van Dormael]]></category>
		<category><![CDATA[Jared Leto]]></category>
		<category><![CDATA[Linh – Dan Pham]]></category>
		<category><![CDATA[Rhys Ifans]]></category>
		<category><![CDATA[Sarah Polley]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3347</guid>
		<description><![CDATA[Yıllar önce vizyona giren ve başroldeki Gwyneth Paltrow’u yüceltmekten başka pek de bir etkisi olmayan “Rastlantının Böylesi” adlı bir film vardı hatırlarsanız. Film, en ufak bir hareketin insan yaşamında ne kadar etkili olabileceğini gösteriyordu. Gerçi gençlik arasında bir dönemin fenomen filmi “Kelebek Etkisi” de benzer bir temaya eğilmişti. Her neyse, “Rastlantının Böylesi”nin yanına “Mr. Nobody”yi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Yıllar önce vizyona giren ve başroldeki Gwyneth Paltrow’u yüceltmekten başka pek de bir etkisi olmayan “Rastlantının Böylesi” adlı bir film vardı hatırlarsanız. Film, en ufak bir hareketin insan yaşamında ne kadar etkili olabileceğini gösteriyordu. Gerçi gençlik arasında bir dönemin fenomen filmi “Kelebek Etkisi” de benzer bir temaya eğilmişti. Her neyse, “Rastlantının Böylesi”nin yanına “Mr. Nobody”yi koyduğumuzda ne kadar orijinal bir fikrin zamanında nasıl çarçur edildiğini görüyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">Dediğimiz gibi “Mr. Nobody” “Kelebek Etkisi” tadında bir film gibi görünüyor. Fakat etkisi bu başarılı yapıtın bile çok ötesinde. Daha çok filmden Adam Fawer’ın “Empati”si veya “Olasılıksız”ı gibi bir tat alıyorsunuz.</p>
<p class="MsoNormal">Filmde 2092 yılında 120 yaşına merdiven dayamış Nemo Nobody’nin geçmişte yaşayabileceği hayatları inceliyoruz teker teker. Yaşayabileceği dememin sebebi filmde Nemo’nun yaptığı tercihlere göre hayatının kökten değişmesi. Nemo ayrılan anne babasından birinin yanında kalmayı tercih ederek kendisine iki alternatif yaşam sunmuş durumda. Her birinin yanında farklı iki seçeneği var yani. Yaşlı Nemo’dan bunları dinlerken gerçekte hangi hayatı yaşadığını bilemiyoruz finale dek. Fakat <span> </span>finalde belki bu tarz bir bilimkurgu için klasik ama tatmin edici bir açıklama izliyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">“Mr. Nobody”nin iki buçuk saati aşkın bir süresi var. İlk bölümlerinde filmin karmaşık yapısının bir düzene girmesini bekliyoruz. Daha sonra Nemo büyüyüp hikayelerinde sona yaklaştıkça, mühim olan şey bu hikayelerin nasıl bittiği değil de gerçek olanın hangisi olduğunu düşünüyor insan ister istemez. Bu hikayeler esnasında film, süresi boyunca bolca yüklendiği zaman kavramı üzerine eğilerek izleyiciye de bilimkurgusal bir ziyafet yaşatıyor. Yukarıdaki “Olasılıksız” ve Empati” benzetmeleri de biraz bu yüzden. Film ele aldığı konulara yeni boyutlar katıp biraz felsefi bir içerikle izleyiciyi kendisine çekiyor ve nice filmin deneyip de beceremediği alanlara da el atarak bir nebze inandırıcı olmayı başarıyor. Zaten hikayelerin enteresanlığı ile birlikte arada kendisini gösteren ölüm, yaşam, evren ve bilim üzerine söylemler de filmi zenginleştiriyor.</p>
<p class="MsoNormal">Bilemiyorum açıklamam yeterince anlaşılır oldu mu fakat “Mr. Nobody”yi daha basit bir tabirle bilimkurgu altyapılı bir dram olarak da nitelemek mümkün. Uzun süresine rağmen insanı sıkmayan, kendisine çeken, düşündüren ve merak ettiren bir film. Hatta günlük hayatınızda sergileyeceğiniz davranışlarda da belki de sık sık aklınıza gelebilecek bir yapım. </p>
<p class="MsoNormal">Kimi zaman Tim Burton’ın eski filmlerinde görmeye alışık olduğumuz renkli manzaralarla da karşılaşıyoruz. Zaten filmin teknik başarısı için ayrı bir yazı yazsak yeridir.</p>
<p class="MsoNormal">Lafı daha fazla uzatmadan yazıyı noktalayalım. Filmin oyuncu kadrosunda son yıllarda “30 Seconds to Mars” adlı müzik gurubuyla fazla haşır neşir olup Hollywood’tan da iyice uzaklaşan Jared Leto var. Ona eşlik eden isim ise filmin diğer ağır topu Diane Kruger. Sarah Polley, Linh – Dan Pham, Rhys Ifans da filmin diğer öenmli oyuncularından bazıları. Filmin yönetmeni Jaco Van Dormael.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/mr-nobody-bay-hickimse.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>London Boulevard &#124; Londra Bulvarı</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/london-boulevard-londra-bulvari.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/london-boulevard-londra-bulvari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Jan 2012 00:03:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2010]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Anna Friel]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Chaplin]]></category>
		<category><![CDATA[Colin Farrell]]></category>
		<category><![CDATA[David Thewlis]]></category>
		<category><![CDATA[Eddie Marsan]]></category>
		<category><![CDATA[Keira Knightley]]></category>
		<category><![CDATA[Ray Winstone]]></category>
		<category><![CDATA[William Monahan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3345</guid>
		<description><![CDATA[Hapisten yeni çıkan Mitch, daha ilk gününden itibaren yeniden hapse girmemek istediğini beyan ediyor en yakın arkadaşına, daha doğrusu bu suç dünyasından en yakın olduğu kişiye. Ardından sanki bunu kendisi dememiş gibi, bu dünyadan geriye bir adım bile atmıyor. Sürekli eski tanıdıklarıyla takılan Mitch, bir yakınının ölümünün ardından bu dünyaya daha da gömülüyor. İslam dünyasının ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hapisten yeni çıkan Mitch, daha ilk gününden itibaren yeniden hapse girmemek istediğini beyan ediyor en yakın arkadaşına, daha doğrusu bu suç dünyasından en yakın olduğu kişiye. Ardından sanki bunu kendisi dememiş gibi, bu dünyadan geriye bir adım bile atmıyor. Sürekli eski tanıdıklarıyla takılan Mitch, bir yakınının ölümünün ardından bu dünyaya daha da gömülüyor. İslam dünyasının radikallerinden olan bu genç katilleri ararken, yeraltı dünyasının en belalı ismiyle tanışıp onunla da kavga edince çember kendisi için gitgide daralıyor.</p>
<p>Filmi kısaca “hapisten yeni çıkan birinin dış dünyaya uyum sağlama çabası” şeklinde de tanıtabiliriz pekala. Fakat yukarıda da değindiğimiz gibi filmin esas oğlanının düşünce yapısıyla icraatları birbirini tutmuyor. Mitch’in çalışıp çalışmama arasında bocaladığı işi ise filme bir kadın karakter katmak ve biraz da cinsel bir elektrik yakalamak için yapılmış sanki. Başını “en büyük” ile belaya sokması ise, bu tutarsız davranışlarının bir sonucu. Yani karakter derinliği yaratılmak istenip kişisel bir dram ortaya konmaya çalışılırken, bugüne kadar zilyon kez gördüğümüz bir çöküş hikayesine yaslanılmış ve ortaya ne istediğini bilemeyen bir film çıkmış. Yine de dramatik sonu ve Gant rolünde devleşip filmin en komik ve en gerilimli sahnelerini oluşturan Ray Winstone için “göz atılabilecek” bir film “London Boulevard”.</p>
<p>Filmin oyuncu kadrosunda Colin Farrell, Keira Knightley, David Thewlis, Ben Chaplin, Anna Friel, Eddie Marsan ve Ray Winstone isimleri dikkat çekiyor. Filmin hem yazarı hem yönetmeni ise, “The Departed”ın yazarı olarak bilinen William Monahan.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/london-boulevard-londra-bulvari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rise of the Planet of the Apes &#124; Maymunlar Cehennemi: Başlangıç</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/rise-of-the-planet-of-the-apes-maymunlar-cehennemi-baslangic.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/rise-of-the-planet-of-the-apes-maymunlar-cehennemi-baslangic.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 10:39:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Amanda Silver]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Serki]]></category>
		<category><![CDATA[Brian Cox]]></category>
		<category><![CDATA[Freida Pinto]]></category>
		<category><![CDATA[James Franco]]></category>
		<category><![CDATA[Rick Jaffa]]></category>
		<category><![CDATA[Rupert Wyatt]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Felton]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3343</guid>
		<description><![CDATA[On yıllardır sinemaya uyarlanan ve konusunu da hiç eskitmeyen bir seri “Maymunlar Cehennemi”. Herhalde bundan bir 40 – 50 sene sonra dahi yeniden çevrimleri yapılacak ve ilgiyle izlenecektir. “Rise of the Planet of the Apes &#8211; Maymunlar Cehennemi: Başlangıç” hikayenin en başına dönerek, söz konusu bilimkurgusal maceranın köklerine dönüş yapıyor. Babası Alzheimer hastalığına yakalanan bilim ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>On yıllardır sinemaya uyarlanan ve konusunu da hiç eskitmeyen bir seri “Maymunlar Cehennemi”. Herhalde bundan bir 40 – 50 sene sonra dahi yeniden çevrimleri yapılacak ve ilgiyle izlenecektir.</p>
<p>“Rise of the Planet of the Apes &#8211; Maymunlar Cehennemi: Başlangıç” hikayenin en başına dönerek, söz konusu bilimkurgusal maceranın köklerine dönüş yapıyor. Babası Alzheimer hastalığına yakalanan bilim adamı, arkasına büyük bir ilaç şirketinin de desteğini alarak, çeşitli deneyler yapıyor. Bu deneylere maruz kalan bir maymun, elim bir olay sonucu ölse de arkasında genlerini aktardığı bir yavru da bırakıyor. Will, çalışmalarını bu maymun üzerinde sürdürürken olası bir felaketler zincirinin de, farkında olmadan fitilini ateşliyor.</p>
<p>“Rise of the Planet of the Apes” son yılların en zekice hazırlanmış senaryosunu sunuyor izleyenlere. Maymunların örgütlenme süreci ve beraberinde gelen ayaklanmada müthiş incelikler görmek mümkün. Bunun yanında film, her ne kadar maymunlar insanlara karşı bir harekete de girişse, safını sanki hayvanlar aleminden yana kullanıyor. Mesela maymunlar fırsatını bulur bulmaz kendilerine kötü davranan birine cezasını veriyorlar ama kendilerine kötü davranmayan bir başka kişiye de adaletli bir şekilde kötü davranmıyorlar. Ayrıca grubun lideri olacak olan Maymun Sezar (Caesar) da pek çok insani özellik barındıran bir tip. Bu yüzden o, kafese girdiği anda, veya kendisine kötü davranıldığı zamanlarda insanda “Aynısı bize yapılsa hoş olur muydu?” duygusunu başarılı bir biçimde uyandırıyor. Filmin sonlarına doğru hareketlenen sahnelerindeki zeka düzeyi de dediğimiz gibi görmeye alışık olmadığımız cinsten nüanslar taşıyor.</p>
<p>Yalnız filmin kalitesine yakışmayacak bir iki ufak hata da var. Mesela aradan geçen yıllar Sezar’ı yaşlandırsa da karakterlerde en ufak bir yaşlılık belirtisi gözükmüyor. Ya da Sezar’ın çok akıllı olması kimsede bir şüphe veya tedirginlik de uyandırmıyor. Bu tip ufak hatalar filmin kalitesini gölgelemiş ama görmezden de gelinebilir şeyler.</p>
<p>Filmin başrolünde James Franco var. Bu performans yakalama konseptinin olmazsa olmazı Andy Serkis, “Slumdog Millionare”deki ışıltısı çabuk sönen Freida Pinto, Tom Felton ve Brian Cox da diğer oyuncular. Filmin yönetmeni Rupert Wyatt. Senaryoda Rick Jaffa ve Amanda Silver’ın imzaları var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/rise-of-the-planet-of-the-apes-maymunlar-cehennemi-baslangic.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dedemin İnsanları</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/dedemin-insanlari.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/dedemin-insanlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 10:35:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Çağan Irmak]]></category>
		<category><![CDATA[Çetin Tekindor]]></category>
		<category><![CDATA[Durukan Çelikkaya]]></category>
		<category><![CDATA[Ezgi Mola]]></category>
		<category><![CDATA[Gökçe Bahadır]]></category>
		<category><![CDATA[Hümeyra]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Kaptanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Mert Fırat]]></category>
		<category><![CDATA[Sacide Taşaner]]></category>
		<category><![CDATA[Ushan Çakır]]></category>
		<category><![CDATA[Yiğit Özşener]]></category>
		<category><![CDATA[Zafer Algöz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3327</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’nin en popüler sinemacılarından biri olan ve “bir filmi iyi, bir filmi ‘değişik’” yaftasını alsa da aslında tüm filmleri belirli bir çıtanın üstünde olan yapıtların sahibi Çağan Irmak. Mesela “Karanlıktakiler” maalesef keşfedilemeden vizyondan göçmüştü ve sinema seyircisi için kaçırılmış bir fırsattı. Her neyse, “Dedemin İnsanları” Çağan Irmak’ın yine herkes tarafından beğenilen filmlerinden, ki yazının yazıldığı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin en popüler sinemacılarından biri olan ve “bir filmi iyi, bir filmi ‘değişik’” yaftasını alsa da aslında tüm filmleri belirli bir çıtanın üstünde olan yapıtların sahibi Çağan Irmak. Mesela “Karanlıktakiler” maalesef keşfedilemeden vizyondan göçmüştü ve sinema seyircisi için kaçırılmış bir fırsattı.</p>
<p>Her neyse, “Dedemin İnsanları” Çağan Irmak’ın yine herkes tarafından beğenilen filmlerinden, ki yazının yazıldığı esnada izleyici sayısı 1 milyonu aşmıştı. Irmak her seferinde seyirci sayısının kendisi için önemli olmadığını belirtse de belli ki senaryosunu oluştururken bunu da dikkate almaktan geri durmuyor.</p>
<p>Öyle ki; Çağan Irmak’ın sayesinde Çetin Tekindor artık yavaş yavaş bir Hulusi Kentmen figürü olmak üzere. Ne zaman akla bir dede rolü gelse Tekindor aranan isimlerden oldu. Ki kendisi “Ulak”ta da Irmak’la beraber çalışmış fakat burada ilgilenmesi gereken bir torunu olmadığından olsa gerek, filmde pek sivrilememişti.</p>
<p>“Dedemin İnsanları” Cumhuriyetin ilk yıllarından gerçekleşen sancılı mübadele dönemine el atmış. Mübadeleden sonra aslında Türk olsalar da Yunanistan kültürüyle yoğurulmuş ve kendi aralarında da Yunanca konuşan göçmenler, kuşaklar boyunca dışa itilmenin sıkıntısını nasıl yaşamışlar, Çağan Irmak bunu göstermiş. Bunu gösterirken de sadece bu sorunun muhataplarına değil, genel olarak farklı kökenleri nedeniyle sıkıntı çekenlere de değinmiş. 12 Eylül darbesinin izlerini de bir kez daha, bu kez az da olsa görüyoruz. Ayrıca Türkiye – Yunanistan dostluğuna da oldukça iyimser göndermeler var.</p>
<p>Fragmanı görücüye çıktığında film başta oyuncu kadrosu sebebiyle “Babam ve Oğlum”a hayli benzetilmişti. Irmak, her ne kadar iki film arasında bir bağ olmadığını iddia etse de, ki konu olarak gerçekten de öyle, merkezde yine sıcak bir “dede – torun” ilişkisi olmasından ötürü bu iki yapım arasında bir köprü kurmak mümkün. Irmak, tıpkı “Babam ve Oğlum”daki gibi, aileyle birlikte geçirilen ve bir daha bu zamanları asla geri getiremeyeceğini bilen seyircisine bu günleri anımsatıp, bu günlerin bitişinin duygusal etkisini de yaşatarak, yine dede – torun ikilisinin iletişimi ekseninde seyirciye bol bol gözyaşı dökme imkanı tanımış.</p>
<p>Çağan Irmak’ın oyuncu seçimi için de sanki bir yenilenme gerekiyor gibi. Beğendiği oyuncularla defalarca kez çalışan Irmak, benzer hikayelerinde de aynı oyunculara şans tanıyınca, filmleri arasında benzerlik kurulması da gayet doğal diye düşünüyorum. Irmak’la çalışmak isteyen oyuncuların sayısına bakarsak, bu seçiminde pek zorlanmayacaktır herhalde ünlü yönetmen.</p>
<p>Filmin oyuncu kadrosunda Çetin Tekindor, Gökçe Bahadır, Hümeyra, Yiğit Özşener, Mert Fırat, Ezgi Mola, Durukan Çelikkaya, Sacide Taşaner, Mehmet Ali Kaptanlar, Ushan Çakır ve Zafer Algöz var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/dedemin-insanlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Another Year &#124; Ömrümüzden Bir Sene</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/another-year-omrumuzden-bir-sene.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/another-year-omrumuzden-bir-sene.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 10:31:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2010]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[David Bradley]]></category>
		<category><![CDATA[Jim Broadbent]]></category>
		<category><![CDATA[Lesley Manville]]></category>
		<category><![CDATA[Oliver Maltman]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Wight]]></category>
		<category><![CDATA[Ruth Sheen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3329</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa sinemasının özellikle bazı festivallerde adından sıkça söz ettiren filmi &#8220;Another Year&#8221; genel olarak basık bir atmosferde izleyicisini darlasa da derdini aktarmakta başarılı bir yapıt. Filmde Tom ve Gerri isimli, adları bile bir gönderme unsuru olan bir çiftin hayatlarını izliyoruz asıl olarak. Fakat zaten zamanlarının çoğunu çeşitli bahçe işleriyle öldüren bu çiftin etrafındaki insanlar daha ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa sinemasının özellikle bazı festivallerde adından sıkça söz ettiren filmi &#8220;Another Year&#8221; genel olarak basık bir atmosferde izleyicisini darlasa da derdini aktarmakta başarılı bir yapıt.</p>
<p>Filmde Tom ve Gerri isimli, adları bile bir gönderme unsuru olan bir çiftin hayatlarını izliyoruz asıl olarak. Fakat zaten zamanlarının çoğunu çeşitli bahçe işleriyle öldüren bu çiftin etrafındaki insanlar daha enteresan oluyorlar. Bunların başında da Gerri&#8217;nin çalışma arkadaşı Mary geliyor. Mary ilerleyen yaşının ağırlığı altında ezilmekte zira kendisine ayakta durabilecek bir aile kurmayı becerememiş. Orta yaşlarını sürdürüyor olmasına rağmen güzelliğinden birşey kaybetmediğini düşünüyor ve kendisi gibi yalnız olan yaşıtlarına burun kıvırarak halen daha farklı ve genç erkeklerin peşinden koşuyor. Bunların başında da Tom ve Gerri çiftinin genç oğlu Joe geliyor. Mary, Joe&#8217;yu ne zaman görse ona &#8220;kapağı atabilme&#8221; gayesiyle umutsuz girişimlerde bulunuyor. Joe&#8217;nun ise genel olarak Mary&#8217;ye bakışı tahmin edilebileceği gibi pek de olumlu değil&#8230;</p>
<p>Film son yıllarda sık yapılan bir anlatım tarzını seçiyor, mesela Nuri Bilge Ceylan&#8217;ın &#8220;İklimler&#8221;inde de bunu görmek mümkün, ve konusunun gelişimini dört mevsime bölerek anlatıyor. Bilinçli olarak mı yapılmış bilinmez ama Tom ve Gerri çifti, özellikle Tom, itici birer portre olarak yansıtılmış sanki. Hikaye bu çifti merkezine alıyor gibi görünse de bu insanların hayatlarında köklü değişiklikler göremediğimiz için doğrudan Mary karakterine bakmak zorunda kalıyoruz. Çok başarılı bir oyunculukla perdeye yansıtılan Mary, filmin finalinde de açıkça görülebileceği gibi senaryonun ana karakteri olarak göze çarpıyor.</p>
<p>Filmin tıpkı konu edindiği insanların yaşamları gibi yavaş! ilerlemesi kimi zaman dikkat çekmese de kimi zaman kendisini hissettiriyor. Böyle bir hikayede neden bir çifti merkeze alıp çevresindekilerle ilgilendiği de anlaşılmayabilir. Tabii meraklısı için bu durum birçok alt okumaya da açık. Yine de bir film izlerken fazla uğraşmak istemiyorsanız, &#8220;Another Year&#8221;ın bazı seçimleri sıkıcı gelebilir.</p>
<p>Filmin başrollerinde Jim Broadbent ve Ruth Sheen, Tom ve Gerri çiftine hayat veriyorlar ama ya ellerindeki malzeme az olduğundan ya da bile isteye ortaya üç boyutlu birer karakter sunmuyorlar. Filmin açık ara en iyisi Lesley Manville ise Mary&#8217;ye hayat veriyor. Oliver Maltman, Peter Wight ve David Bradley de diğer oyuncular. Filmin yazarı ve yönetmeni ise Mike Leigh.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/another-year-omrumuzden-bir-sene.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bizim Büyük Çaresizliğimiz</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/bizim-buyuk-caresizligimiz.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/bizim-buyuk-caresizligimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2012 21:08:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[İlker Aksum]]></category>
		<category><![CDATA[Baki Davrak]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Bıçakçı]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Al]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Sayın]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Ali Nuroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Seyfi Teoman]]></category>
		<category><![CDATA[Taner Birsel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3325</guid>
		<description><![CDATA[İlk filmi “Tatil Kitabı” ile eleştirmenler tarafından yere göğe sığdırılamayan fakat seyircilerce ilgi göermeyen Seyfi Teoman, ikinci filmini Barış Bıçakçı’nın romanından uyarlamış. Genel olarak da sınıfı geçen bir yapıma imza atmış. Ender ve Çetin, uzun yıllardır tanışan ve aynı evde kalan iki sıkı dost. Hatta dostlukları normal bir arkadaşlıktan farklı anlam taşıyor onlar için. Bu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk filmi “Tatil Kitabı” ile eleştirmenler tarafından yere göğe sığdırılamayan fakat seyircilerce ilgi göermeyen Seyfi Teoman, ikinci filmini Barış Bıçakçı’nın romanından uyarlamış. Genel olarak da sınıfı geçen bir yapıma imza atmış.</p>
<p>Ender ve Çetin, uzun yıllardır tanışan ve aynı evde kalan iki sıkı dost. Hatta dostlukları normal bir arkadaşlıktan farklı anlam taşıyor onlar için. Bu iki sıkı dost, bir trafik kazası sonucu yalnız kalan arkadaşlarının kardeşi Nihal’i evlerine alıyorlar. Arkasından da tahmin edilebileceği üzere iki arkadaş birden Nihal’e tutuluyor…</p>
<p>Nihal, Ender ve Çetin’in arasına giren biri olarak gözükmüyor. Yani Nihal’in dostların arasını açan kız konumunda olmadığını söyleyebiliriz. Hatta iki dost birbirlerine bu durumu açıyorlar ve Nihal’i “kapmak” için de hiçbir ekstra müdahalede bulunmuyorlar. Nihal ise hem Ender’e hem Çetin’e yakın duruyor fakat ilişkisi dostluk ve aşk arasında seyrediyor.</p>
<p>Bu tip konular barındıran filmler çok sayıda var. “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” kendisine bir farklılık yaratamıyor. Belki cinselliği göze sokmaması veya bu durumdan etkilenmeyen bir dostluk ilgi çekici görünebilir tabii ki fakat filmi özel kılabilecek o dokunuş ne yazık ki yok. Ama yine de sinemamızda pek işlenmeyen bir konuyu anlatıp (iyi işler çıkaran isimler müstesna ama sinemamız on yıllardır ne kadar boş işlerle uğraşmışsa artık, yeni nesil yönetmenler elini nereye atsa, el değmemiş bir alan buluyor) söyleyeceğini söyleyip fazla da uzatmadan akılda kalıcı bir hikaye sunuyor izleyenlere. İki dostun entelektüel düzeyleri ve bazı diyaloglar inandırıcı gelmeyebilir, bunu da ekleyelim.</p>
<p>Filmin başrollerinde, şu sıralar televizyon dizileriyle ön planda olan İlker Aksum ve Fatih Al var. Filmin pek tanınmayan yüzü Güneş Sayın ise bu iki ismin arasında çaresizce eziliyor sanki. Taner Birsel, Mehmet Ali Nuroğlu ve Baki Davrak da diğer isimler.</p>
<p>Film Berlin Film Festivali’nde yarışmış, “Bal”ın başarısının ardından bir heyecan da yaratmıştı fakat “Bal”la aynı başarıya ulaşamamıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/bizim-buyuk-caresizligimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Super 8</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/super-8.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/super-8.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Jan 2012 22:49:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Amanda Michalka]]></category>
		<category><![CDATA[Elle Fanning]]></category>
		<category><![CDATA[J.J. Abrams]]></category>
		<category><![CDATA[Joel Courtney]]></category>
		<category><![CDATA[Kyle Chandler]]></category>
		<category><![CDATA[Riley Griffiths]]></category>
		<category><![CDATA[Ryan Lee]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3323</guid>
		<description><![CDATA[“Super 8”i izlerken aklıma “Harry Potter” serisinin birinci filmi geldi. O film de tıpkı “Super8”gibi başlangıçta umut verse de bir süre sonra dümeni kırıp, çocukların türlü maceralara atıldığı bir çocuk filmine dönüyordu. “Super 8”te kaçırılmış bir fırsat falan yok ama bu seçimin hatalı olduğu da kesin. Filmde amatör bir korku filmi çeken bir grup çocuğun ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Super 8”i izlerken aklıma “Harry Potter” serisinin birinci filmi geldi. O film de tıpkı “Super8”gibi başlangıçta umut verse de bir süre sonra dümeni kırıp, çocukların türlü maceralara atıldığı bir çocuk filmine dönüyordu. “Super 8”te kaçırılmış bir fırsat falan yok ama bu seçimin hatalı olduğu da kesin.</p>
<p>Filmde amatör bir korku filmi çeken bir grup çocuğun bir tren kazasının ardından ucu uzaylılara kadar giden olaylar zincirine dahil olmaları anlatılıyor. 70’lerin sonunda geçen hikayede olaylar bu arkadaş grubunun çevresinde gelişince bazı mantık hataları su yüzüne çıkıyor. Çocukların cesaretini bir tarafa bırakalım, o kadar askeri gücü atlatıp uzaylının saklandığı yeri dahi bulmaları biraz tuhaf kaçıyor haliyle. Yine bu yüksek rütbeli askerlerin, yakaladıkları adamın okulunda arama yapmaması da ilginç! Filmi izlerken zorlanmadan fark edebileceğiniz bu boşluklar filmin mantıksal yönünü yokuş aşağı sürüyor.</p>
<p>Onun dışında aksiyon sahnelerinde de, çok başarılı kadrajlar yakalanmasına rağmen aynı tuzağa düşülüyor. Tüm bunları dert edilecek şeyler olarak görmüyorsanız keyifli bir iki saat sizi bekliyor demektir. Ayrıca bu filmi yere göğe sığdıramayanlar zamanında “Dünyalar Savaşı”nı neden yerden yere vurdular anlamış değilim.</p>
<p>Filmin 70’lerin sonunda geçiyor olması muhtemelen Spielberg’in “E.T.”sine bir gönderme. Onun dışında pek geçerli bir sebep yok gibi. Bunun yanında bu filmin yönetmeni Quentin Tarantino olsaydı eğer, filmdeki çocukların bir B filmi çekmesinden yola çıkılıp, başarılı yönetmen hakkında “Üstat sinemayı o kadar seviyor ki, bu aşkını deşifre etmekten geri durmuyor. Sinema aşığı yapmış yine yapacağını, bu kadar sevgi olur…” tarzında yorumlar okumak kaçınılmaz olurdu. Ama bu tarz bir eleştiriye şahsen ben rastlamadım. Neyse, buradaki ikiyüzlülük anlaşılmıştır sanırım.</p>
<p> Son olarak seslendirme konusunda örnek ülkelerden biri olmamıza rağmen, çocuk filmlerindeki bu zevksizlik nereden geliyor anlamış değilim. “Harry Potter”dan beri süren zevksizlik sonrası (ki hep aynı kişiler sanırım bu filmlerde seslendirme yapanlar) filmde konuşan çocuklar: “Nası’ yaaa… N’oluyo yaaa… Bu ne yaaa” tarzı ünlemlere sık sık başvuruyorlar ki bu da filmi çekilmez kılıyor. Bu zevksizlik umarım gelecek filmlerde düzeltilir, yoksa yeni neslin altyazılı film izleme alışkanlığı uzun süre süreceğe benzer.</p>
<p>Filmin yönetmeni, son on yılın en büyük hayal kırıklıklarından “Lost” ile adını duyuran J. J. Abrams. Başrollerde, git gide bir Emma Watson ışıltısına yaklaşan Elle Fanning, Amanda Michalka, Kyle Chandler, Joel Courtney, Ryan Lee ve Riley Griffiths var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/super-8.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Jane Eyre</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/jane-eyre.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/jane-eyre.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 14:05:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Cary Fukunaga]]></category>
		<category><![CDATA[Mia Wasikowska]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Fassbender]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3321</guid>
		<description><![CDATA[Jane Eyre, filmin bir sahnesinde büyük bir boşluktan başka bir anlam ifade etmeyen manzaraya bakarak ne kadar sıkıcı bir hayat yaşadığını ifade ediyor ve hayatının erkekler gibi hareketli olabilmesini dilediğini söylüyor. Jane’e katılmamak imkansız çünkü tüm hikayesi boyunca neredeyse hiçbir şey olmuyor. Jane’in girdiği duygusal açmazlar, yaşadığı aşkın dengesizliği ve imkansızlığı daha önce bin defa ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Jane Eyre, filmin bir sahnesinde büyük bir boşluktan başka bir anlam ifade etmeyen manzaraya bakarak ne kadar sıkıcı bir hayat yaşadığını ifade ediyor ve hayatının erkekler gibi hareketli olabilmesini dilediğini söylüyor. Jane’e katılmamak imkansız çünkü tüm hikayesi boyunca neredeyse hiçbir şey olmuyor. Jane’in girdiği duygusal açmazlar, yaşadığı aşkın dengesizliği ve imkansızlığı daha önce bin defa işlenen konular. Yeniden ısıtılıp önümüze getirilmiş fakat hiçbir ekstrası yok bu kez. Dönem kıyafetleri içinde gösterilen gereksiz nezaket şovları da sürüyor ne yazık ki. Dönem filmlerinin kendisini yenileyemeyen havasından “Jane Eyre” da nasibini alıyor. Bu sebeple de ne draması yükseldiği anlarda, ne de bir romantizm atmosferi yarattığında sıkıcı olmaktan kurtulabiliyor. Bütün film bir final bekliyoruz ama final de etkileyicilikten uzak.</p>
<p>“BBC Film” etiketli bu yapıtların gerekliliğini artık gerçekten sorgulamak lazım. Sırf bir gelenek diye birbirlerine tıpatıp benzeyen filmleri izlemenin nesi mantıklı anlaşılır değil. “Fakir kız, zengin erkek” masalı bu zamanda tahmin edilebileceği gibi farklı ya da sevimli bir şey değil. Eski usul kıyafetleri izlemekten ve dönem çalışmalarından hoşlanıyorsanız bile film yeterince sempatik gelmeyebilir, uyaralım.</p>
<p>Filmde başrolü yükselen yıldız Mia Wasikowska üstleniyor. Bir diğer yükselen yetenek Michael Fassbender de ona eşlik ediyor. Filmin yönetmeni ise Cary Fukunaga.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/jane-eyre.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Talented Mr. Ripley &#124; Yetenekli Bay Ripley</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/the-talented-mr-ripley-yetenekli-bay-ripley.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/the-talented-mr-ripley-yetenekli-bay-ripley.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Dec 2011 18:55:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1999]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Anthony Minghella]]></category>
		<category><![CDATA[Cate Blanchett]]></category>
		<category><![CDATA[Gwyneth Paltrow]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Davenport]]></category>
		<category><![CDATA[James Rebhorn]]></category>
		<category><![CDATA[Matt Damon’ı izliyoruz. Jude Law]]></category>
		<category><![CDATA[Philip Baker Hall]]></category>
		<category><![CDATA[Philip Seymour Hoffman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3103</guid>
		<description><![CDATA[Daha sonra John Malkovich’in başrolünü üstlendiği bir devam filmi de çekilen “The Talented Mr Ripley – Yetenekli Bay Ripley” şimdiki gibi Divx piyasasının yaygın olmadığı bir zamanda vizyona girip, adından epey söz ettirmişti. “Yetenekli Bay Ripley”de en başından “elinden her işe gelen” bir Ripley profili izliyoruz. Başarılı bir piyano performansından sonra tanıştığı zengin bir adam, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Daha sonra John Malkovich’in başrolünü üstlendiği bir devam filmi de çekilen “The Talented Mr Ripley – Yetenekli Bay Ripley” şimdiki gibi Divx piyasasının yaygın olmadığı bir zamanda vizyona girip, adından epey söz ettirmişti.</p>
<p>“Yetenekli Bay Ripley”de en başından “elinden her işe gelen” bir Ripley profili izliyoruz. Başarılı bir piyano performansından sonra tanıştığı zengin bir adam, aynı okulda okudukları için Ripley’i, İtalya’daki oğlunun Amerika’ya dönmesini istemesi nedeniyle onu ikna turlarına gönderiyor. Elindeki kısıtlı bilgiyle İtalya’ya giden Ripley ise, Dickie adlı bu genç ve yetenekli adamın çekimine kapılıp görevini ifşa ederek kendisini bu ışıltılı dünyanın içine atıyor ancak bir süre sonra Dickie’nin dengesiz tavırları işleri içinden çıkılmaz bir hale sokuyor Ripley için…</p>
<p>Filmin, olayların akışını değiştiren bölümüne gelene kadar Ripley’in amacını çözemiyoruz. Ripley gerçekten bir süre sonra Dickie’den etkilenmiş de olabilir, en başından beri planladığı bir süreci yavaş yavaş hayata geçiriyor da olabilir. Bu sebeple Dickie’nin yanından ayrılmaması, ses tonunu taklit etmesi veya ortak hobiler için kendini paralamasının sebepleri belirli bir süre havada kalıyor. Bu süreç boyunca da hikaye belirgin bir şekilde sarkıyor, konu akıcı olamıyor ve bu zaman dilimi izleyen için pek bir şey vaat etmiyor. Bu bölümün uzunluğu izleyeni biraz sıksa da film beklenen hamlesini sona saklamayıp Ripley’i değişik bir yola sokuyor. Zaten bu andan itibaren de ekranda izlediğimiz şey birden dönüşüveriyor ve kendimizi sıkı bir gerilimin ortasında buluyoruz. Ripley’in doğaçlama davranışları, bozmaya çalışmadığı sakinliği gerilim dozunu daha da arttırıyor sanki. Bu olaylar esnasında her sıkıştığı anda bir şekilde paçayı sıyırması soru işaretlerine sebep olsa da, edebiyat uyarlaması olan filmin sağlam omurgası ayakta duruyor ve bir şekilde mantıksızlıklarını örtmeyi başarıyor. Sonunda geldiği noktayla bir kara film formatına bürünen yapım, bugün bakıldığında uzun gelebilecek süresine rağmen izleyeni memnun etmeyi başarıyor.</p>
<p>Filmin başrolünde Matt Damon’ı izliyoruz. Jude Law, Gwyneth Paltrow, Cate Blanchett, Philip Seymour Hoffman, Jack Davenport, James Rebhorn ve Philip Baker Hall da filmin göz kamaştırıcı oyuncu kadrosunu oluşturuyor. Filmin yönetmeni ise 2008’de hayatını yitiren ve “İngiliz Hasta” ile “Soğuk Dağ” gibi akılda kalıcı işlere de imza atan Anthony Minghella.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/the-talented-mr-ripley-yetenekli-bay-ripley.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Way Back &#124; Özgürlük Yolu</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/the-way-back-ozgurluk-yolu.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/the-way-back-ozgurluk-yolu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Dec 2011 20:43:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2010]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Colin Farrell]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Harris]]></category>
		<category><![CDATA[Jim Sturgess]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Strong]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Weir]]></category>
		<category><![CDATA[Saorise Ronan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3101</guid>
		<description><![CDATA[“The Way Back”le ilgili okuduğum eleştiriler ister istemez beklentimi biraz olsun düşürdü. Öyle ki filmle ilgili olumlu bir yazıya neredeyse rastlamak mümkün değil, özellikle eleştirmenler tarafından yazılan yazılarda durum bu. “The Way Back”in avukatlığını yapmak niyetinde değilim ama hem filme bu kadar yüklenmenin hem de bunun üzerinden filmin yönetmeni Weir hakkında yapılan eleştirilerin haksızlık olduğunu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“The Way Back”le ilgili okuduğum eleştiriler ister istemez beklentimi biraz olsun düşürdü. Öyle ki filmle ilgili olumlu bir yazıya neredeyse rastlamak mümkün değil, özellikle eleştirmenler tarafından yazılan yazılarda durum bu. “The Way Back”in avukatlığını yapmak niyetinde değilim ama hem filme bu kadar yüklenmenin hem de bunun üzerinden filmin yönetmeni Weir hakkında yapılan eleştirilerin haksızlık olduğunu düşünüyorum.</p>
<p>Öncelikle filmin eleştiri aldığı noktalardan birisi, tarihi gerçekliği ispatlanmamış bir olayı biyografi sıfatıyla yansıtması olmuş. Filmin başında beliren ibaredeki gibi aslında bu kaçış öyküsünün kesin bir delili yok. Fakat filmin bu kısmına takılıp da detayları kaçırmak zaman ziyan etmekten başka bir şey değil.</p>
<p>Bunun yanında Weir’in tarihi gerçekleri saptırdığı ve komunizme yüklendiği doğru. Öyle ki film komunizmi hiç durmadan eleştiriyor ve ona bir savunma hakkı tanımıyor. Üstelik bu göstermelik siyasi giysi filmin üzerinde olmasaymış da bir şey değişmezmiş. Bu eleştirilere katılmakla birlikte, Weir’in parlak kariyerindeki düşüş olarak bu fikre sarılmak da yanlış. Yıllar önce, artık parçalanmakta olan bir ulusun kurtuluş mücadelesini “karşı taraftan” anlatan Weir’in kendisi değil miydi? “Gallipoli-Gelibolu” ile Weir hem pastel bir drama yaratmış hem de savaş sanatının inceliklerini filminden silip atmıştı. Veya Russell Crowe’lu “Dünyanın Uzak Ucu”nda sömürgeciliği başlıca geçim kaynağı haline gelmiş olan İngilizlerin mücadelesini seyretmemiş miydik? Demem o ki Weir’ın tarihi ele alış biçimi zaten o “parlak kariyeri”nde de pek düzgün sayılmazdı.</p>
<p>Nedense “The Way Back”te görmezden gelinen önemli bir unsur var, o da insanın doğayla mücadelesi. Weir karakterlerin komünist çalışma kampından kaçışları esnasında izleyiciyi de bu zorlu doğa koşullarının arasına atıyor. Dondurucu soğuğu, çöllerde kavurucu sıcağı veya açlığı da seyirciye yaşatmaktan çekinmiyor. Bir sahnede kaçakların kurtları kovup et yemeleri de klişe ama gösterişli bir hamle mesela. Weir her türlü detayı müthiş bir işçilikle yansıtmış perdeye. Öyle ki rejide başka bir isim yazsaymış, filme yapılan eleştirilerin yönü de farklı olurmuş gibime geliyor.</p>
<p>Oyuncu kadrosunda başı çeken isim Jim Sturgess. Kendisine bir türlü ısınamadığım oyuncu Saorise Ronan ise filme kadın karakter sokmak adına hikayeye dahil olmuş, fazla zoraki bir karakter. Muhtemelen kariyerinin en ilginç ve en başarılı rollerinden birinde Colin Farrell’ı izlemek mümkün fakat kendisi hikayeye erken veda ediyor. Ed Harris ve  Mark Strong gibi isimleri de görüyoruz.</p>
<p>Son olarak ekleyelim, tarihi herkes kendine göre yorumladığından, gerçekten Sovyetler’de böyle bir dönüşüm yaşanmış mı bilemeyiz. Fakat komünizmin ekonomik etkilerini ve bunlar olmadığında kapitalizmin neler yaptığını izlemek isterseniz “Goodbye Lenin”i mutlaka görün derim!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/the-way-back-ozgurluk-yolu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2011&#8242;den geriye kalanlar</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/2011den-geriye-kalanlar.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/2011den-geriye-kalanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 00:28:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3129</guid>
		<description><![CDATA[Geçen sene muhtelif sebeplerden dolayı hazırlayamadığım “bir yıldan geriye kalanlar” başlıklı listeyi bu yıl hazırlama fırsatını buldum. Bu listenin amacı geride bırakmak üzere olduğumuz yıla, ses getiren filmler üzerinden bakmak. Listeyi oluştururken ister istemez belirli bir kısıtlamaya gitmek zorunda kaldım. O yüzden 2011’in tüm ses getiren filmlerini listeye ekleyemedim. Eğer bu tip bir listede olması ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen sene muhtelif sebeplerden dolayı hazırlayamadığım “bir yıldan geriye kalanlar” başlıklı listeyi bu yıl hazırlama fırsatını buldum.</p>
<p>Bu listenin amacı geride bırakmak üzere olduğumuz yıla, ses getiren filmler üzerinden bakmak. Listeyi oluştururken ister istemez belirli bir kısıtlamaya gitmek zorunda kaldım. O yüzden 2011’in tüm ses getiren filmlerini listeye ekleyemedim. Eğer bu tip bir listede olması gereken bir filmin listede yer almadığını düşünüyorsanız, yorum kısmına bu filmi yazabilirsiniz.</p>
<p>Listede yer alan filmlerden benim de izleyemediklerim oldu. Bu filmleri yorumlarken diğer izleyici eleştirilerini göz önünde tuttum.</p>
<p>Genel olarak baktığımız zaman 2011’de popüler sinema alanında 3D konsepti, büyük bir patlama yaratamasa da etkisini hissettirdi diyebiliriz. Ülkemizde ise Nuri Bilge Ceylan son filmi “Bir Zamanlar Anadolu”da ile adından en çok söz ettiren sinemacılardan biri oldu.</p>
<p>Daha fazla uzatmadan listeye geçelim.</p>
<p><strong>Black Swan – Siyah Kuğu:</strong></p>
<p><strong></strong>“The Wrestler” ile daha çok eleştirmenlerin gözünde yeniden parlayan Darren Aronofsky, 2010 yarihli olsa da ülkemizde bu yıl gösterime giren ve vizyon öncesinde de merakla beklenen “Black Swan – Siyah Kuğu” filmiyle hem izleyicilerden hem eleştirmenlerden tam not aldı. Bir balerinin yaşamından bir kesit sunan film, Natalie Portman’a müthiş oyunculuğu ile Oscar kazandırmıştı.</p>
<p><strong>The King Speech – Zoraki Kral:</strong></p>
<p><strong></strong>Gerçek bir hikayeden uyarlanan “The King Speech – Zoraki Kral”, konuşma zorluğu yaşayan bir Kral ile onun yardımcısı arasındaki dostluk ilişkisine odaklanıyordu. Colin Firth’e Oscar kazandıran yapım, enteresan bir konu barındırsa da, aldığı En İyi Film Oscar’ının abartılı bir ödül olduğu görüşü de dile getirilmişti.</p>
<p><strong>Bir Zamanlar Anadolu’da:</strong></p>
<p><strong></strong>Cannes Film Festivali’nde Nuri Bilge Ceylan’ın yine ödül almasını sağlayan “Bir Zamanlar Anadolu”da, festival mevsimi boyunca adından sıkça söz ettirdi. Bir cinayet sonrası cesedi arama esnasında yaşananları anlatan yapım, beğeneni kadar beğenmeyeni de olsa da fena bir gişe rakamına da ulaşmadı. Film halen Türkiye’nin Oscar aday adayı.</p>
<p><strong>Harry Potter and the Deathly Hallows: Part 2 &#8211; Harry Potter ve Ölüm Yadigarları Bölüm 2:</strong></p>
<p><strong></strong>On yıllık Harry Potter efsanesinin sonu, iki bölüm halinde çekilmişti ve ikinci film bu yıl vizyona girmişti hatırlarsanız. Geriye kalan ise büyük resme bakıldığında izleyicileri pek tatmin etmemişti. Harry Potter serisi, filmlerin kitaplara sadakati konusunda arada kalınca, ne yalnızca filmleri takip eden kitleye ne de hem kitapların hem filmlerin meraklılarına yaranabilmişti.</p>
<p><strong>127 Hours – 127 Saat:</strong></p>
<p><strong></strong>“Slumdog Millionare” ile En İyi Film Oscar’ını alan Danny Boyle, bu kez James Franco’yu başrole oturtup çoğunluğu tek mekanda geçen yaşanmış bir drama imza atmıştı. James Franco’nun oyunculuğuyla parlayan film, kolu bir kayaya sıkışan adamın hayatta kalma mücadelesini sürükleyici bir anlatımla aktarıp, izleyicilerden yine tam not almıştı.</p>
<p><strong>Rise of the Planet of the Apes &#8211; Maymunlar Cehennemi: Başlangıç:</strong></p>
<p><strong></strong>Artık efsaneleşen “Maymunlar Gezegeni – Cehennemi” serisi, 2011’de “son model” bir seriye adım atarak, adını yeniden duyurmuştu. Efsane serinin başlangıcına yönelerek, son dönemin moda eğilimine uyan film, büyük bir infial yaratamasa da genel olarak beğenilmişti.</p>
<p><strong>X Men: First Class – X Men: Birinci Sınıf:</strong></p>
<p><strong></strong>Bryan Singer’ın 2000’ler sinemasına armağan ettiği “X Men” serisi, tıpkı “Maymunlar Gezegeni” gibi hikayenin başlangıcını yansıtan bir filmle 2011’de vizyonda yerini almıştı. Beğeneni olduğu kadar beğenmeyeni de çıkan film, yeni bir seriyi haber vermesinden ötürü dahi oldukça önemliydi.</p>
<p><strong></strong><strong>Kaybedenler Kulübü:</strong></p>
<p><strong></strong>Ödüllü “Devrim Arabaları”nın yönetmeni Tolga Örnek, 1990’larda yaklaşık on yıl boyunca yayın yapan bir radyo programının sunucularının gerçek hikayesini, farklı ve samimi bir tarzla aktarmıştı “Kaybedenler Kulübü”nde. Gişede de yüzü gülen yapım, filmin sevenleri tarafından şimdiden bir fenomen haline gelmiş durumda.</p>
<p>2011’de iz bırakan daha pek çok yapım mevcut tabii. Ama listenin uzayıp gitmemesi için listeyi belirli bir sınırda tutmak zorunda kaldığımdan ancak bu filmlere yer verebildim dediğim gibi. Bu listede olması gerektiğini düşünüp göremediğiniz bir film varsa yorum kısmında bunu paylaşmanız mümkün, yeniden hatırlatalım.</p>
<p>Dilerim 2012 yılı sinema açısından daha verimli bir yıl olur 2011’e göre.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/2011den-geriye-kalanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>399 tül torba sonra &#8220;abla&#8221;, sonunda, kendine yazma izni verir.</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/399-tul-torba-sonra-abla-sonunda-kendine-yazma-izni-verir.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/399-tul-torba-sonra-abla-sonunda-kendine-yazma-izni-verir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2011 19:38:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Çağan Irmak]]></category>
		<category><![CDATA[Another Earth]]></category>
		<category><![CDATA[Charlotte Rampling]]></category>
		<category><![CDATA[John Hurt]]></category>
		<category><![CDATA[Köksal Engür]]></category>
		<category><![CDATA[Kiefer Sutherlend]]></category>
		<category><![CDATA[Kirsten Dunst]]></category>
		<category><![CDATA[Lars von Trier]]></category>
		<category><![CDATA[Melancholia]]></category>
		<category><![CDATA[Mickey Rourke]]></category>
		<category><![CDATA[Mike Cahill]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[Tarsem Singh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3123</guid>
		<description><![CDATA[Kasım sonu Merkür geri gidişi ilk günlerinde, gazinodaki koca hasır şemsiyelerden üçünü kırıp savuran poyraz fırtınasından gözü yılıp kendini on günlüğüne İstanbul&#8217;a atan &#8220;abla&#8221;nın ilk durağı, gelişine, laptopunu da getir talimatıyla pek sevinen ortancanın Ataşehir&#8217;deki evi olur. Ortancaya, yeni üniversitesinin akreditasyon işlemleriyle ilgili -küçük kız kardeşin &#8220;abla&#8221;nın haklı hayranlığını kazanan akıl kıvraklığıyla döşediği- listeleri temize ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kasım sonu Merkür geri gidişi ilk günlerinde, gazinodaki koca hasır şemsiyelerden üçünü kırıp savuran poyraz fırtınasından gözü yılıp kendini on günlüğüne İstanbul&#8217;a atan &#8220;abla&#8221;nın ilk durağı, gelişine, <em>laptopunu da getir</em> talimatıyla pek sevinen ortancanın Ataşehir&#8217;deki evi olur.</p>
<p>Ortancaya, yeni üniversitesinin akreditasyon işlemleriyle ilgili <em>-küçük kız kardeşin &#8220;abla&#8221;nın haklı hayranlığını kazanan akıl kıvraklığıyla döşediği- </em>listeleri temize çekmede yardım eden &#8220;abla&#8221;, İstanbul&#8217;a gelişinden iki gün sonra kızının evine varır. Ertesi sabah ana kızın ilk işi, <strong>Tarsem Singh</strong>&#8216;in <strong>Ölümsüzler</strong>&#8216;ini izlemek olur. Yönetmenin geniş hayal gücüne karşın, Ege Adaları&#8217;nda kehanet merkezi kayalıklarla göğün Tanrılar katı arasına sıkışmış görünen, üç boyut gözlükleriyle beğenerek izledikleri filmin esas oğlanı &#8220;abla&#8221;ya göre Angel Heart&#8217;tan bu yana hayran olduğu <strong>Mickey Rourke</strong>.</p>
<p>İzleyen günlerde, Cadde&#8217;de, önce kardeşleriyle <strong>Onur Ünlü</strong>&#8216;nün yönettiği <strong>Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi</strong>&#8216;ni gören &#8220;abla&#8221;, Celal Tan&#8217;ın (<strong>Selçuk Yöntem</strong>) ödül konuşması sırasında kürsüde geçirdiği değişim ile, Turan Altaylı&#8217;nın (<strong>Köksal Engür</strong>) son nefesinde yarım yamalak şehadet getirişine bayıldığı kara komediyi beğenirken, <em>-tahminen- </em>dinî içerikli esprilere nasıl tepki vereceğini kestiremeyip pek çok kahkaha yerine ufak tefek kıkırtıyla yetinen izleyiciyi beğenmez.</p>
<p>Kuzenlerinin de katılımıyla üçüncü kuşak Giritliler olarak izledikleri <strong>Çağan Irmak</strong>&#8216;tan bir güzel film <strong>Dedemin İnsanları</strong>, oy birliğiyle beğenilir. Anlatılan sanki, Gülcemal vapuruyla Hanya&#8217;dan 1924&#8242;te göçmüş anneannelerinin, kendilerinin öyküsüdür. Plaj işletmecisinin nasılsa gözden kaçmış, <em>&#8220;&#8230;sizin gezi de yalan oldu yani!&#8221;</em> sözü hariç, ebeveyn evlat ilişkisinin kendine özgü dilini yansıtan muhteşem diyaloglar, oğlanın, annesinin müşterisi kadını taklit ederken kullandığı <em>-&#8221;abla&#8221; ve kardeşlerine kendi çocukluklarından tanıdık-</em> mimik, çevre düzeni; tarihin, değerlerin, kalplerin kırılışının, yönetmenin kendine özgü duyarlılığıyla anlatılışı çok başarılı.</p>
<p>Filmekimi filmlerini toplama merakındaki kızının önüne sürdüğü iki filmden ilki, <strong>Mike Cahill </strong>yönetiminde <strong>Another Earth</strong>: Genç bir kız, trafik kazasıyla karısının ve oğlunun ölümüne neden olduğu bestecinin yaşamına, cezasını çekmesine karşın, suçluluk duygusuyla dahil olur. Yükünden kurtulması, güzel bir yazıyla kazandığı <em>&#8220;diğer Dünya&#8217;yı ziyaret ödülü&#8221;</em>nü besteciye aktarmasıyla mümkün olur. Dünya&#8217;nın aynı bir Dünya&#8217;da &#8220;abla&#8221;nın aynı bir &#8220;abla&#8221; fikri bir zaman aklını kurcalasa da, bundan bir bilgi<em> (fayda?)</em> elde edemeyeceği, bir yere ulaşamayacağının bilincinde &#8220;abla&#8221; takibi bırakır.</p>
<p>İkinci Filmekimi filmi, çoktandır aklında, &#8220;abla&#8221;nın her daim, <em>günümüzün en iyi yönetmeni dediği</em> <strong>Lars von Trier</strong>&#8216;den <strong>Melancholia</strong>: Mayaların güneş lekeleri periyoduna bağlayarak <em>Zamanların Sonu</em> diye adlandırdıkları <em>&#8220;bir üst bilinç düzeyine geçiş&#8221;</em> sınırı yaklaştıkça, gişede daha başarılı olduğu kesin felaket-kehanet filmlerine bir ekleme de Trier&#8217;den; elbette onun, olağanüstü sinemacı bakışı farkıyla. Kırsaldaki şatosunda kız kardeşinin düğününü organize eden Claire (<strong>Charlotte Gainsbourg</strong>) ve kocası John (<strong>Kiefer Sutherlend</strong>) için tek amaç, duygusallığı dengesizlik sınırında Justine&#8217;in (<strong>Kirsten Dunst</strong>) mutluluğudur. Düğündeki küçük dokunuşlarla anne, her zaman muhteşem (<strong>Charlotte Rampling</strong>) ile babanın (<strong>John Hurt</strong>) karakterleri hakkında yeterli fikir edinen izleyici için Justine&#8217;in durumu anlaşılır gibi olursa da, <em>-&#8221;abla&#8221;ya göre yaklaşmakta olan iri gök cisminin tetiklediği- </em>krizlerden biriyle yine darmadağın, ablasına sığınan genç kadın, filmin finalinde yeğeniyle yaptıkları melek mağarasında el ele tutuşmuş otururlarken, nihayet huzur bulmuş gibidir. Oğlanın yaptığı <em>-göğse dayayıp bakılarak gök cisminin mesafesinin ölçüldüğü-</em> tel gereç, babanın teleskop başındaki gözlemi sırasında sürecin tersine döndüğünü anladığı andaki kısacık ifadesi, gelişmeler karşısında karısıyla değiştikleri karakter ve yaklaşım biçimi&#8230; Üç beş kişiyle, <em>neredeyse</em> tek mekanda, alçak gönüllü biçimde anlatılmış muhteşem bilimkurgu gerilim &#8220;abla&#8221;yı, <em>-bir önceki filmi Antichrist&#8217;tan da çok etkilendiği yönetmen hakkında-</em> bir kez daha haklı çıkarır. Ev halkına duygularını aktarırken &#8220;abla&#8221;, <em>&#8220;ben kollarımı açarak karşılardım&#8221; </em>der, <em>&#8220;o kısa aralıkta ölüm acı vermez; bir olmanın, evrenin bir parçası olup toza dönüşmenin, bunun tanığı olmanın ihtişamını düşünsenize!&#8221;</em></p>
<p>Arkadaşlarını arama fırsatı bulamayacağından İstanbul&#8217;a gelişini saklayan &#8220;abla&#8221;, takı tasarımcısı müşterisinden gizlenmez. Hemen her zaman sevinç üreten bir araya gelişlerinin sonuncusunda, Amerika&#8217;ya mücevher ihracına niyetlenmiş hanımla yardımcısını yürekleri ağızlarında bulan &#8220;abla&#8221;nın, o telaştan payına 600 adet tül torba dikmek düşer.</p>
<p>Döner dönmez Burhaniye ve Edremit&#8217;ten topladığı malzemeyle annesinden kalma dikiş makinesine çöken &#8220;abla&#8221;, ancak 399. torbayı diktikten sonra kendine yazma izni verse de eyleme geçmesi için, Yunus olmanın ne olduğunu pek güzel anlatan kitabın, <em>-<strong>Bir &#8220;Yunus&#8221; Romanı </strong><strong>OD</strong>, <strong>İskender Pala</strong>, Kapı Yayınları 2011- </em>167. sayfasının en altında rastladığı <em>&#8220;&#8230;Şiir kavramı o gün içimde başka bir değer bulmuştu. O güne kadar şiir söylemek gibi bir arzum hiç olmamıştı. Allah </em>Kur&#8217;an<em>&#8216;daki &#8220;Şuara&#8221; suresinde </em>&#8220;Şairlere sapkınlar uyar!&#8221;<em> buyuruyor ve &#8220;Yasin&#8221; suresinde de </em>&#8220;Biz o peygambere şiir öğretmedik; zaten ona yaraşmazdı!&#8221;<em> diyordu. Ama Mevlâna Hüdavendigâr şiir söylüyor ve benimle kafiye oyunu oynuyordu. Bunu hiç unutmayacaktım&#8230;&#8221;</em> satırlarını okuması gerekir.</p>
<p>Bu satırlar &#8220;abla&#8221;ya, <strong>Peygamber Enok&#8217;un Kitabı</strong>&#8216;nı hatırlatır: Hermes Yayınları&#8217;ndan çıkmış kitapta, Dünya yaşamına uyum amacıyla titreşimlerini düşürdüklerinden<em> &#8220;düşmüş melekler&#8221;</em> diye anılan, kendilerini baştan çıkaran insan kızlarıyla yatıp onlardan edindikleri çocuklara savaşmayı, madenciliği, bitkileri&#8230; öğreten, gözcülükle görevli bir tür teknik ekipten söz edilir.</p>
<p>Muhammed Peygamber&#8217;in kitabı Kur&#8217;an&#8217;da ..<em>o peygambere şiir öğretmedik&#8230;</em>lerini söyleyen <em>&#8220;Biz&#8221;</em> ile Peygamber Enok&#8217;un Kitabı&#8217;ndaki <em>&#8220;gözcüler&#8221;</em> &#8220;abla&#8221;ya göre birbirinden çok farklı değil; <em>&#8220;Biz, gözcüler ve daha niceleri&#8221; </em>diye düşünür, &#8220;<em>denize dönme çabasıyla </em><em>damlacık olarak yol alırken rastladığımız iyi niyetli rehberler, öğretmenler&#8230;&#8221; </em></p>
<p>Senbilirsinabla kitabı macerası sırasında -<em>ki, sonradan anlaşıldığı üzere Burhaniye&#8217;deki matbaanın teknik olanaksızlığı nedeniyle kitabın baskı aşamasında İzmir&#8217;e yapacağı ziyaretlerin maddi zahmetinin eklenmesiyle ortaya çıkan bütçe, evdeki hesabı kat be kat aşacaktır; o ara &#8220;abla&#8221;nın aklına yeniden düşen </em>&#8220;klasikler hurdacı arabalarında dağlar oluştururken bir senbilirsinabla kitabı şart mı?&#8221;<em> sorusuyla proje </em>bir ihtimal<em> bir daha gündeme gelmeyecek biçimde askıya alınır</em>- birmilyonkalem&#8217;deki editörlerine <em>&#8220;haftada-on günde bir yazı&#8221;</em> sözü vermiş &#8220;abla&#8221;, yazacağı bunca şey varken siparişin üçte ikisini tamamlaması yetmez, 399. tül torbaya ilaveten <em>&#8220;Biz&#8230;&#8221;</em> iteklemesine ihtiyaç duyar.</p>
<p>İstanbul dönüşü, kırağı düşmüş bir kaç ayaz sabah sonrası sakinleşerek, papatyaları şaşırtıp dışarı uğratan mırıl mırıl yağışlı ılık lodos göğü 10 Aralık akşamı açılır, muhteşem ay tutulması elle tutulurcasına temiz izlenir. Yağmurla birlikte, bugün 30 yaşına basacak kızının <em>-su grubu mensubu kocasını yaradılışına aykırı biçimde, ateş grubu kendisi hızıyla davranmadığı için şikayet etmesiyle-</em> açtığı &#8220;abla&#8221;nın gözyaşı muslukları akar da akar. Belli ki, anneliği kayıtsız şartsız sorumluluk sanan &#8220;abla&#8221;, <em>&#8220;ikiniz de 30 yaşındasınız artık, aranızda halledin sorunlarınızı&#8230;&#8221;</em> bilincine ulaşırken, bir yandan da geniş kapsamlı arınma yaşamakta.</p>
<p><em>Kitaplar, filmler, dikiş, bilinç değişikliği, arınma</em> derken, telefon işletmesi de &#8220;abla&#8221;ya eşsiz bir fırsat sunar: Kasım ortası, arayan numarayı gösteren sabit telefonu beklenmedik biçimde bu vasfını kaybeder! <em>&#8220;Yeni hizmetlerinden birini&#8230;&#8221;</em> daha dinlemeye sabrının elvermediği günlerden edindiği <em>&#8220;Fatma Hanım yurt dışında&#8230; Pazardan dönmedi, akşam ararsanız&#8230;&#8221; </em>türünden savunma stratejisine misilleme saydığı/sandığı bu kayıp &#8220;abla&#8221; için önemlidir; eve her dönüşte ilk olarak aranıp aranmadığına bakar, kızının, kardeşlerinin, kendisiyle ilgili <em>&#8220;orada yalnız, bir başına&#8230;&#8221;</em> kaygılarını böylece savuşturur. Burhaniye&#8217;de emekli bir PTT şebeke memuruna kontrol ettirdiği telefonu sağlamdır, internetten yaptığı şikayet başvurusuna gelen teknik adamlar orayı burayı kurcalarlar, ilk başta arıza giderilmiş görünse de izleyen günlerde telefon arayan numarayı göstermemekte direnir. &#8220;Abla&#8221; ciddi ciddi yeniden cep telefonu edinmeyi düşünmeye başlar.</p>
<p>Demeye kalmadan, gözyaşı selleri sırasında bir kaç tıkanıklık daha açılmış olmalı ki &#8220;abla&#8221; birden bunun <em>&#8220;kontrol!&#8221;</em> takıntısıyla bağlantılı olabileceğini keşfeder. <em>&#8220;Öyle ya&#8221; </em>der kendi kendine, <em>&#8220;eskiden de arayanı bilmiyorduk, alacaklımıza da vereceklimize de aynı tonda alo diyerek&#8230;&#8221;</em> Telefon işletmesinden intikam rengi de taşıyan cep telefonu alma fikrini rafa kaldıran &#8220;abla&#8221;, işi kendisini <em>Dünyanın tüm acılarından sorumlu olduğu</em> zannına vardıran ego&#8217;su Sebastian&#8217;ı göz altına alır.</p>
<p>Görünüşe göre, beyzbol topu iriliğinde nanoteknoloji ürünü yeşil plastik topla, <em>&#8220;sadece su&#8221;</em> ile çamaşır yıkamaya başladığı günlerde &#8220;abla&#8221;, sonradan bağımlısı olduğu deterjan, yumuşatıcı, <em>ille de</em> kireç giderici gibisinden dayatılmış / yapay alışkanlıklarından sıyrıldığı gibi, deniz olmaya yürürken ayağına dolanan, korku temelli <em>&#8220;kontrolü elden kaçırırsam&#8230;&#8221;</em> dayatmasından da yavaşça arınmakta.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/399-tul-torba-sonra-abla-sonunda-kendine-yazma-izni-verir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Shelock Holmes: A Game of Shadows &#124; Sherlock Holmes: Gölge Oyunları</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/shelock-holmes-a-game-of-shadows-sherlock-holmes-golge-oyunlari.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/shelock-holmes-a-game-of-shadows-sherlock-holmes-golge-oyunlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2011 19:14:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Guy Ritchie]]></category>
		<category><![CDATA[Jared Haris]]></category>
		<category><![CDATA[Jude Law]]></category>
		<category><![CDATA[Kelly Reilly]]></category>
		<category><![CDATA[Noomi Rapace]]></category>
		<category><![CDATA[Rachel McAdams]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Downey Jr.]]></category>
		<category><![CDATA[Stephen Fry]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3126</guid>
		<description><![CDATA[Bundan yaklaşık iki yıl önce vizyona giren “Sherlock Holmes”, bilinen Sherlock Holmes karakterinin aksine farklı bir portre çizmişti. Çoğu kişi tarafından beğenilmiş, fakat küçük bir azınlık da bu yorumu olumlu karşılamamıştı. Aslında bu yeni yorumda Holmes, filmi daha eğlenceli hale getirmişti diyebiliriz. Çoğu dönem filminin saplanıp kaldığı bir çukur var, o da toplumun saygın kişileri ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bundan yaklaşık iki yıl önce vizyona giren “Sherlock Holmes”, bilinen Sherlock Holmes karakterinin aksine farklı bir portre çizmişti. Çoğu kişi tarafından beğenilmiş, fakat küçük bir azınlık da bu yorumu olumlu karşılamamıştı.</p>
<p>Aslında bu yeni yorumda Holmes, filmi daha eğlenceli hale getirmişti diyebiliriz. Çoğu dönem filminin saplanıp kaldığı bir çukur var, o da toplumun saygın kişileri arasındaki aristokrasiyi gösterirken buna fazla bağlanması. Eğer bildiğimiz Holmes tablosu karşımızda olsaydı, “Sherlock Holmes” muhtemelen bu kadar sevilmeyecekti. Çünkü ünlü dedektif, olması gerekenden farklı davranarak tüm bu asilzade ortamını umursamıyor ve bildiğini okuyordu çoğu kez. Giyimine kuşamına önem vermiyordu ve kimseden lafını esirgemiyordu. Tüm bunları bir kenara bırakıp takım elbisesiyle ortalarda dolaşan biri ise olasılıkla daha az sempatik görünecekti kameraya. Gerçi Guy Ritchie ilk film vizyondayken yaptığı bir röportajda Holmes’ün zaman içinde değişime uğrayan bir karakter olduğunu ve ilk eserlerde böyle bir Holmes portresi çizildiğini ve bu filmin bir çeşit öze dönüş olduğunu belirtmişti.</p>
<p>Her neyse, “Batman”de baştan yaratılan bir Joker karakteri herkes tarafından hayranlıkla karşılanırken Sherlock Holmes’ün modern yorumunu beğenmeyenler neden tepki gösteriyor anlamış değilim.</p>
<p>Sherlock Holmes, macerasına kaldığı yerden devam ediyor bu filmde. İlk filmidekine göre pek değişim göstermemiş. Yine tek dostu Dr. Watson, Sherlock’un etrafında dolanıp onu derleme toparlama görevini üstlenmiş. Ama bu kez Holmes’ün macerasına katılmaktan ziyade, bunun içine sürükleniyor. Holmes’ün hedefinde ise uluslar arası alanda bir karışıklık çıkarmak için çabalayan ve Holmes kadar zeki biri olan Prof. Moriarty var.</p>
<p>“Sherlock Holmes: Gölge Oyunları” ilk filmdeki enerjisinden ve cazibesinden hiçbir şey yitirmemiş. Hatta aksiyon olarak işleri bir adım daha ileri götürüyor bu kez. Yine ilk filmdeki gibi Sherlock Holmes’un zekasını gösterdiği pek çok sahne mevcut. Adler’i bu kez daha az izliyoruz. Onun yerine gelen Madam Simza ise çekici olmaktan uzak.</p>
<p>İlk filme doyamadıysanız eğer “Sherlock Holmes: Gölge Oyunları”nı da seveceksiniz. Filmin eksiği yok, fazlası var…</p>
<p>Filmde Holmes’ü yine Robert Downey Jr. canlandırıyor. Ona eşlik eden isim Jude Law. Jared Haris filmin kötü adamı Moriarty rolünde başarılı bir iş çıkarmış. Adler rolünde Rachel McAdams ilk filmden bile daha az görünüyor perdede. Filmin esas kadın karakteri Simza rolünde Noomi Rapace ise yüzüne takındığı tek mimiği çeşitlendiremeyince bu kadar usta ismin yanında zayıf kalıyor. Kelly Reilly ve Stephen Fry da diğer oyuncular. Yönetmen Guy Ritchie’nin kariyerinin seyrini değiştiren serinin devamı da gelecek gibi gözüküyor finalden anlaşıldığı kadarıyla.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/shelock-holmes-a-game-of-shadows-sherlock-holmes-golge-oyunlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bin-jip &#124; Boş Ev</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/bin-jip-bos-ev.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/bin-jip-bos-ev.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 16:30:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Esma Akyel</dc:creator>
				<category><![CDATA[2004]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Kim Ki Duk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3113</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Yaşadığımız dünyanın hayal mi, gerçek mi olduğunu bilemeyiz.&#8221; &#8220;Kendine ait bir hayatı olmayan, diğer insanların yaşamına kendi yöntemleri ile ortak olan bir adam&#8230; Ve yardıma ihtiyacı olan genç ve güzel bir kadın&#8230; Tatile giden insanların evlerini kullanarak yaşayan ve karşılığını kendince bozulmuş ev aletlerini onararak ödeyen tuhaf bir adamın hikâyesi… Yine böyle bir misafirliği sırasında ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Yaşadığımız dünyanın hayal mi, gerçek mi olduğunu bilemeyiz.&#8221;</p>
<p>&#8220;Kendine ait bir hayatı olmayan, diğer insanların yaşamına kendi yöntemleri ile ortak olan bir adam&#8230; Ve yardıma ihtiyacı olan genç ve güzel bir kadın&#8230; Tatile giden insanların evlerini kullanarak yaşayan ve karşılığını kendince bozulmuş ev aletlerini onararak ödeyen tuhaf bir adamın hikâyesi… Yine böyle bir misafirliği sırasında evde yalnız olmadığını fark eder. Evde kocası tarafından işkence gören genç bir kadınla karşılaşan adam oldukça şaşkındır. İlk başta birbirlerinden çok farklı görünen bu iki insan giderek yakınlaşır ve aralarında sıra dışı bir ilişki başlar.&#8221;</p>
<p>Bin-jip… Geçenlerde izlediğim ve belki de sinemaya bakış açımı değiştiren ve geliştiren bir üstad Kim ki-duk filmi. </p>
<p>Diğer Kim ki-duk filmleri gibi karakterlerin konuşmadığı, sinemanın ana kaynağı olan görselliği en iyi şekilde kullanarak diyaloga ihtiyaç duymadan tüm duygu ve düşünceleri seyirciye mükemmel bir şekilde aktarabilmiş bir eser.</p>
<p>Fotoğrafçılığa meraklı yönetmenimiz fotoğraf gibi sahneler sunuyor seyircisine. Öyle ki filmden rastgele bir sahneyi alıp bilgisayarınıza duvar kağıdı yapabilirsiniz. Belki de Kim ki-duk filmlerinin bu özelliği seyirciyi etkiliyor.</p>
<p>Sinema görsel bir sanat. Kim ki-duk bana kalırsa sinemanın ne demek olduğunu bilen en iyi yönetmenlerden. Gereksiz diyaloglarla filmlerini kirletmiyor ve seyirciye gerçek sinemayı sunuyor ve bence seyirciye hak ettiği değeri veren nadir yönetmenlerden. </p>
<p>Başka bir boyutta yaşayan, hayata farklı bakan yönetmen bu filminde bizi başka bir dünyaya davet ediyor. Başka kapılar açıyor bize. Öyle başka bir dünya ki bu filmi izledikten sonra birkaç gün hatta belki de birkaç hafta boyunca filmi düşünmekten kendini alamıyor seyirci. (Tabii ki benim bahsettiğim bu seyirci filme sığ bakmayan, sabırlı, kafasını yorup derin düşünmeye çalışan hatta zaten derin düşünen seyircidir.) </p>
<p>Baş karakter boş evlere giriyor. Evet evler boş ama başka bir anlam var burada. Her ne kadar eşyalarla dolu olsalar da aslında bu evlerin de içinde yaşayanların da boş olduğundan bahsediyor. Boş evler, boş hayatlar… Ve karakterimiz bir gün bir kadının boş evine giriyor. </p>
<p>Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, hiçbir şekilde anlatamayacağınız durumlar vardır. İşte tam bu noktada görsellik girer devreye. Bir de bunun yanına müziğin eklendiğini düşünün. İşte filmin sonunda yönetmenin bizi mest ettiği o sahneler ve o ses. </p>
<p>Kim ki-duk bize başka bir şey sunuyor, fark etmediğimiz şeyleri sunuyor bize. Göremediğimiz ama aslında var olan ya da var olmadığı halde görüp hissettiğimiz şeyler. Bazen iki üç olur, bazense üç ikidir ve bazen de aslında üç ya da iki yoktur sadece sıfır vardır ve belki de hiçbir şey yaşanmamıştır.</p>
<p>Kim ki-duk her ne kadar kelimeler kifayetsiz kalsa da bir cümle kurmaktan da kendini alamıyor.</p>
<p>&#8220;Yaşadığımız dünyanın hayal mi, gerçek mi olduğunu bilemeyiz.&#8221;</p>
<p>Aslında daha fazla şey yazmak istiyorum bu filmle ilgili ama dediğim gibi kelimeler bazen gerçekten çok zordur. Zaten ne kadar da yazsam anlatmak istediğimi tam olarak anlatmam çok zor görünüyor. </p>
<p>Hollywood filmlerinin sıkıcı baş ağrıtan diyaloglarından sıkılan sinemaseverlere ve sinema anlayışlarını geliştirmek, başka boyutlarla tanışmak isteyenlere tavsiye ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/bin-jip-bos-ev.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Takers &#124; Son Vurgun</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/takers-son-vurgun.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/takers-son-vurgun.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2011 18:26:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2010]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Chris Brown]]></category>
		<category><![CDATA[Hayden Christensen]]></category>
		<category><![CDATA[Idris Elba]]></category>
		<category><![CDATA[Jay Hernandez]]></category>
		<category><![CDATA[John Luessenhop]]></category>
		<category><![CDATA[Matt Dillon]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Ealy]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Walker]]></category>
		<category><![CDATA[T. I.]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3098</guid>
		<description><![CDATA[Doğruyu söylemek gerekirse, son bölümüne sığdırdığı bazı numaraları olmasa, tanıdık simaların boy gösterdiği tipik bir B Filmi olmaktan öteye gidemeyecek olan “Takers”ı izlerken yarattığı aksiyon ve karakter nostaljisi içten içe sempatik gözüküyor. Bir soygun çetesinin ilk vukuatı ile açılıyor film. Çetenin üyeleri dış dünyalarında oldukça iyi giyimli dolaşan, saygın birer iş adamı görünümündeler. Görünürde ustaca ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doğruyu söylemek gerekirse, son bölümüne sığdırdığı bazı numaraları olmasa, tanıdık simaların boy gösterdiği tipik bir B Filmi olmaktan öteye gidemeyecek olan “Takers”ı izlerken yarattığı aksiyon ve karakter nostaljisi içten içe sempatik gözüküyor.</p>
<p>Bir soygun çetesinin ilk vukuatı ile açılıyor film. Çetenin üyeleri dış dünyalarında oldukça iyi giyimli dolaşan, saygın birer iş adamı görünümündeler. Görünürde ustaca kurdukları bir plan ile bizim şahit olduğumuz ilk soygunlarından alınlarının akıyla çıkıyorlar. Ardından, ortak olan ve bu “işi bilen” adamların ipliğini pazara çıkarmak isteyen iki polisi görüyoruz. Sonra da klişe yağmuruna tutuluyoruz zaten. Özellikle Matt Dillon’ın hayat verdiği karakter, muhtemelen işkolik olduğu için karısı tarafından terk edilen, küçük kızıyla buluştuğunda dahi işini yapan bir polis. Yanındaki ortağı haliyle ikinci planda. Fakat ortağının ailesinde yaşanan drama ve bu yüzden onun düştüğü zor durum filmi biraz olsun yukarılara çekiyor bir noktada, bunu da belirtelim. Soygun çetesinde ise çetenin en fütursuz adamı görünümündeki “Hayalet” hapisten çıkar çıkmaz yeni bir iş önerisiyle çıka geliyor hemen. Çete üyeleri başta temkinli yaklaşsa da akılları yatıyor bu fikre ve kendilerini yeni bir planın içinde buluyorlar.</p>
<p>“Takers”ın karakterlerinden bir orijinallik beklemek mantıksız. Fakat büyük bölümünde film bilinçli olarak klişelere saplanıp duruyor. Bu yüzden ortaya çekilir bir şey de koyamıyor. Fakat çetenin harekete geçtiği andan itibaren, yani yaklaşık son 45 dakika-1 saatlik bölümde film toparlanıyor ve izleyiciye de nitelikli bir aksiyon sunmaya başlıyor. Bu bölümün bazı yerlerinde Los Angeles’ın da çok iyi kullanıldığını görüyoruz. Kimi yerlerde Michael Mann ve Tony Scott’tan hoş esintiler görmek mümkün oluyor. Bazı anlarda aksiyonun şehvetinden uzak durup müzik ve drama da ön plana çıkarılınca film diğer kusurlarını örtüp kısmen kişilikli bir yapı ortaya çıkarıyor. Fakat ortaya çıkan toplam sonuç pek iç açıcı değil. Filmi izlemeye niyetliyseniz kafa dağıtmak için kullanabileceğiniz bir seyirlik olduğunu belirtelim. Veya 90’larda televizyonlarda çok sık yer kaplayan sıradan aksiyon filmlerinin nostaljisini yaşamak istiyorsanız eğer, “Takers” 2000’lerden gelen iyi bir fırsat.</p>
<p>Başrollerin birinde yer alan Paul Walker zaten bu tip filmlerin, yani “esas aksiyon filmleri”nden, daha çok Jason Statham’ın oynadığı yapıtlardan iki üç gömlek daha aşağıda olan filmlerin aranan simalarından fakat Matt Dillon bu ve benzeri filmlerle kariyerini neden çarçur ediyor, Edward Furlong’un izini neden takip ediyor anlamak güç. Bu isimlerden başka oyuncu kadrosunda Idris Elba, Jay Hernandez, Michael Ealy, T. I.,Chris Brown ve Hayden Christensen’i görüyoruz. Filmin yönetmeni John Luessenhop.   </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/takers-son-vurgun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Hangover Part 2 &#124; Felekten Bir Gece Daha</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/the-hangover-part-2-felekten-bir-gece-daha.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/the-hangover-part-2-felekten-bir-gece-daha.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2011 17:49:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Bradley Cooper]]></category>
		<category><![CDATA[Ed Helms]]></category>
		<category><![CDATA[Justin Bartha. Paul Giamatti]]></category>
		<category><![CDATA[Mike Tyson]]></category>
		<category><![CDATA[Zach Galifianakis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3095</guid>
		<description><![CDATA[Evrensel mizah anlayışı ve sürpriz dolu senaryosuyla daha vizyondayken keşfedilen, büyük beğeni toplayan ve Zach Galifianakis gibi bir ismi komediye kazandıran “The Hangover”ın hanidir bir üçlemeye evrileceği söyleniyordu. Beklendiği gibi de olacak sanırız zira ikincisi çekilen filmin bir sürpriz olmazsa üçüncüsünü de izleyeceğiz. “The Hangover” bir bekarlığa veda partisinin ardından bilmedikleri bir yerde uyanan ve kaybettikleri ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evrensel mizah anlayışı ve sürpriz dolu senaryosuyla daha vizyondayken keşfedilen, büyük beğeni toplayan ve Zach Galifianakis gibi bir ismi komediye kazandıran “The Hangover”ın hanidir bir üçlemeye evrileceği söyleniyordu. Beklendiği gibi de olacak sanırız zira ikincisi çekilen filmin bir sürpriz olmazsa üçüncüsünü de izleyeceğiz.</p>
<p>“The Hangover” bir bekarlığa veda partisinin ardından bilmedikleri bir yerde uyanan ve kaybettikleri damadı da bir türlü bulamayan bir üçlünün hikayesini anlatıyordu. Hatırlarsanız odada bir kaplan da bulunmaktaydı! Filmin olay örgüsünü yavaş yavaş izlemiş ve sonunda üç kafadarın mutlu sonla biten hikayesini görmüştük.</p>
<p>Devam filmi de öncülünün çizdiği rotadan dışarı pek adımını atmıyor. Bu anlamda filmin yeni bir kulvara girdiğini söylemek güç fakat film pek çok anlamda öncülünden daha komik de oluyor. Mesela ilk filmde filmin gizli yıldızı Zach Galifianakis bu kez açık açık başı çekiyor. Ama filmin en başında gelinin kardeşine yaptığı tuhaf yaklaşımdan ziyade işler dağıldığı andaki tepkileri daha komik oluyor. Zaten başta o olmak üzere sanki bu sefer “yerini yadırgayan” bir unsur da bulunmuyor gibi. Tüm teknik kadro ilk filmden edindikleri tecrübe ve kimyayla bu kez komedi dozu daha yüksek ve sürprizlere daha da açık bir iş çıkarıyorlar. Sonunda olay örgüsünün çözüleceğini bilmek filmin kalitesini düşürmüyor.</p>
<p>Filmin yönetmeni değişmiyor: Todd Phillips. Başrollerdeki isimler de aynı Bradley Cooper, Ed Helms, Zach Galifianakis ve Justin Bartha. Paul Giamatti’yi de gördüğümüz yapımda ilk filmin sürprizi Mike Tyson da bu filmde de küçük bir rolde de olsa yine gözüküyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/the-hangover-part-2-felekten-bir-gece-daha.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->
