<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinemablog &#187; Savaş</title>
	<atom:link href="http://www.sinemablog.com/sinema/turler/savas/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinemablog.com</link>
	<description>Sinema Kültürü</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jul 2010 20:25:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Red Cliff &#124; Kızıl Uçurum</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/red-cliff-kizil-ucurum.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/red-cliff-kizil-ucurum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Apr 2010 15:08:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>iCon</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[John Woo]]></category>
		<category><![CDATA[Tony Leung Chiu Wai]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1298</guid>
		<description><![CDATA[Şu ana kadar sanırım &#8220;kadınların dünya savaşlarındaki yeri&#8221; konusunda herhangi bir kitap yazılmadı. Ama bu filmi okuduktan sonra, keşke yazılsaydı ya da imkanım olsa da bu konuda bir kitap yazsam dedim kendi kendime!&#8230; Kızıl uçurum filmi asya sinema endüstrisinin en pahalı filmlerinden biri oldu, hem de kendi kaynaklarını kullanarak&#8230; 80 milyon dolarlık dev bütçesinin yardımıyla ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Şu ana kadar sanırım &#8220;kadınların dünya savaşlarındaki yeri&#8221;  konusunda herhangi bir kitap yazılmadı. Ama bu filmi okuduktan sonra,  keşke yazılsaydı ya da imkanım olsa da bu konuda bir kitap yazsam dedim  kendi kendime!&#8230;</p>
<p>Kızıl uçurum filmi asya sinema  endüstrisinin en pahalı filmlerinden biri oldu, hem de kendi  kaynaklarını kullanarak&#8230; 80 milyon dolarlık dev bütçesinin yardımıyla  bilgisayar efektli bir çok sahne kullanan film, beraberinde bir çok  sorun ve beklenti getirdi fakat bütün bunlara değdi mi derseniz: sadece  hollywood bu tür filmleri yapabilir kanısını yenecek güçte bir film oldu  diyebilirim.</p>
<p>Film, Çin tarihinin en ünlü ve en kanlı  savaşlarından olan Kızıl Uçurum adlı savaşı konu alıyor ve aslına  bakarsanız o zamanlarda yazılmış bir kitabın senaryolaştırılmasıyla  oluşuyor. M.S. 208 yılında geçen savaşa Türklerin herhangi bir katkısı  veya ilişkisi oldu mu bilmiyoruz çünkü o tarihlerde o bölgede bir Türk  hanedanının olduğunu zannetmiyorum; ki iyi ki olmamış diyebilirim: bu  kadar büyük bir savaşa karışmalarını istemezdim doğrusu!.</p>
<p>Tarihsel bir konuyu ele aldığından bu  konuda bazı varsayımlarda bulunmak istiyorum: mesela, filmde o savaşta 1  milyon askerin öldüğü söyleniyor; bu rakam yabana atılacak bir rakam  değil.. Şu anda nüfusleri milyarı geçmiş bulunan Çin halkının o savaşı  yapmasaydı herhalde nüfusu bir kaç milyar daha fazla olurdu diye komplo  teorisi yapsam; herhalde yanılmam!. Ayrıca, bu savaştan sonra Türk  devletleri ortaya çıkmış ki karşısında zayıf bir Çin ülkesi olunca&#8230;.  Kader diyelim!</p>
<p>Film Çin Han Hanedanı&#8217;nın son demlerini  yaşadğı bir tarihte Han Hanedanı kralını etkisi altına alan divan  başkanının kendi otoritesini kurması adına isyancıları yok etmesi  peşi sıra karşısına çıkan son -kendi deyimiyle- hainlerle savaşmak için  ülkenin güneyine gidip son düşman olarak gördüğü güney krallığı ve  müttefiklerine saldırmasını işliyor diyebilirdim; ama ortada bir kadın  var! Ve görünen o ki; savaşın asıl kaynağı o idi&#8230;</p>
<p>Çin kadınlarının sadece bizim Türk  İmparatorluklarını yıkmadığını öğrenmiş olmaktan mutluluk duyuyorum =)  Bu filmde öğreniyoruz ki tarihin en büyük hanedanlarından olan Çin Han Hanedanı&#8217;nın yıkılıp yerine &#8220;üç krallığın&#8221; kurulmasına vesile olan bu  savaşın sebebi, evet: bir kadın! Hem de çok güzel bir kadın!&#8230; (Ama bu  kadının farkı herhalde hem savaşa sebebiyet vermesi, hem de  sonuçlandırmasına katkıda bulunması olsa gerek&#8230;)</p>
<p>Filmin Çin yani Uzakdoğu filmi olduğunu ilk  duyan her sinemasever, ilk olarak bu filmde de abartılı bir şekilde  dövüş sanatlarının yansıtıldığını düşünebilir; fakat izledikten sonra  yanılacaklarına eminim. Çünkü filmde gerçek savaş taktikleri öyle güzel  anlatıldı ki, savaş &#8211; kılıç sahneleri bazı abartılı sahneler dışında (Burada şunu vurgulamak istiyorum: kendi sinema endüstrisimize çok kaba  davranıyoruz&#8230; Kara Murat filmlerinde evet çok saçma sahneler var ama  yabancı filmlerde de var bu!. Bir mızrağı kendisine doğru gelirken  eliyle tutup durdurması herhalde saçma! ve bu her filmde olduğu gibi bu  filmde de var!) gerçekten çok gerçekçi çekildi bana göre&#8230; ama en kötü  hatayı bilgisayar efektleri sahnelerinde yaşadılar diyebilirim; çünkü  ben hiç beğenmedim. 80 milyon dolarlık bir bütçe ile daha iyi  çekilebilirdi diyeceğim ama burada da aklıma şu geliyor: filmde çok  figür kullanıldı sanki&#8230; Tüm para onlara mı gitti dersiniz?</p>
<p>Filmde savaş sahnelerinden çok savaş  taktikleri üzerinde durulması yerinde bir karar oldu bana göre; sıkmadan  akıllıca ilerledi film&#8230; Savaş taktikleri iki tarafın (saldıran ve  savunan) gözünden bizlere anlatıldı ki ilahi takdirin bir savaşa nasıl  etki edebileceğini de ayrıca gördük&#8230; Ve tabii ki doğanın böyle bir  savaşa nasıl ortak edildiğini de&#8230;</p>
<p>Filmin uzun bir bölümü savaşa hazırlık  olarak geçse de sıkılmadım diyebilirim; 80 milyon dolarlık bu filmin  kendini amorti ettiğini düşünüyorum fakat çok abartılı bir film mi  acaba? Hayır, değil&#8230; Ama bu tip filmlerin Hollywood dışında bir sinema  endüstrisi tarafından çekilmesi bana göre umut verici. (gerçi yönetmen  daha önce Hollywood&#8217;da görev almış bir yönetmen ama olsun&#8230;)</p>
<p>İzlenmeli mi? Bence Çin halkının kesinlikle  izlemesi gereken bir film; çünkü filmde tamamen onların yaşamlarından izler  var&#8230; Özellikle onların kendi çalgılarının yansıtıldığı sahneler &#8220;biraz önce geçse de filme devam etsek&#8221; cinsindendi, ki bu benim fikrim  tabii. =) Fakat, tarihi filmleri sevenler bana göre kaçırmasın derim&#8230;</p>
<p>Heyecan var&#8230;<br />
 Kan var&#8230;<br />
 Kurgu  süper&#8230;<br />
 Oyunculuklar süper&#8230; (özellikle Kara Murat vari  komutanların sürekli ön planda tutulması ve ilginç hareketler &#8211; dövüşler  yapması güzeldi; heyt be Yeşilçam&#8217;ım!)</p>
<p>Benim oyum 7,5 oldu film için..</p>
<p>İyi seyirler.</p>
<p><!-- google_ad_section_end --></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/red-cliff-kizil-ucurum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Veda</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/veda.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/veda.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 19:46:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2010]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Özge Özpirinççi]]></category>
		<category><![CDATA[Burhan Güven]]></category>
		<category><![CDATA[Dolunay Soysert]]></category>
		<category><![CDATA[Ezgi Mola]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kağan Olcay]]></category>
		<category><![CDATA[Serhat Mustafa Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Tuzcu]]></category>
		<category><![CDATA[Sunay Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Zülfü Livaneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1268</guid>
		<description><![CDATA[Zülfü Livaneli&#8217;nin şu günlerde çok konuşulan filmi &#8220;Veda&#8221; yapılan yorumların aksine ne çok kötü, ne de abartıldığı kadar iyi. Oldukça iyi bir Atatürk portresi çizen film, hikaye anlatımında pek çok yerde aksıyor. &#8220;Veda&#8221;da Atatürk&#8217;ü Sinan Tuzcu canlandırıyor. Daha doğrusu Atatürk&#8217;ü canladıran oyuncular içinde öne çıkanı. Dolunay Soysert, Burhan Güven, Serhat Mustafa Kılıç, Fikret Kağan Olcay, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zülfü Livaneli&#8217;nin şu günlerde çok konuşulan filmi &#8220;Veda&#8221; yapılan yorumların aksine ne çok kötü, ne de abartıldığı kadar iyi. Oldukça iyi bir Atatürk portresi çizen film, hikaye anlatımında pek çok yerde aksıyor.</p>
<div>
<p>&#8220;Veda&#8221;da Atatürk&#8217;ü Sinan Tuzcu canlandırıyor. Daha doğrusu Atatürk&#8217;ü canladıran oyuncular içinde öne çıkanı. Dolunay Soysert, Burhan Güven, Serhat Mustafa Kılıç, Fikret Kağan Olcay, Özge Özpirinççi, Ezgi Mola ve Sunay Akın da filmin diğer oyuncuları. Filmin yönetmeni Zülfü Livaneli filmin senaryosuna da imza atmış.</p>
</div>
<div>
<p>Hatırlarsanız bir iki yıla kadar Atatürk&#8217;le ilgili projeler ortalıkta dolaşıyor, fakat somut hiçbir adım atılmıyordu. Ne zaman ki Can Dündar &#8220;Mustafa&#8221; filmine imza attı, Atatürk filmlerinin de önünü açmış oldu. Zira &#8220;Mustafa&#8221;da Atatürk&#8217;e yapılan nitelemeler İslam karşıtı olduğu, diktatör olduğu, melankolik bir kişiliğe sahip olduğu vs. şeklindeydi. Bu nitelemeler de tartışmaları beraberinde getirdi. 19 Mart&#8217;ta vizyona girecek olan &#8220;Dersimiz Atatürk&#8221; filminden önce Zülfü Livaneli&#8217;nin &#8220;Veda&#8221;sını görme imkanı bulduk.</p>
</div>
<div>
<p>Atatürk hiç şüphesiz 20. yüzyılın en büyük lideri. Fakat &#8220;Mustafa&#8221; ile kendilerine bir cephe edinen bazı Atatürk sevdalıları! o filmden beri ne zaman Atatürk&#8217;ü öven bir filmle karşılaşsalar &#8220;Aslında Atatürk böyle değil. Sizden bizden bir farkı yok, hatta sıradan biri olduğu bile söylenebilir&#8230;&#8221; tarzında yazılar kaleme alıyorlar. Onlara göre Atatürk&#8217;ü ne kadar ezik gösterirsek o kadar iyi! Bu sayede ona ve Türk milletine iyilik yapmış oluyoruz. Bu düşüncenin sakatlığını bir kenara bırakırsak, bu filmde Atatürk&#8217;ün erişilmez biri olarak gösterildiği görüşüne katılmak imkansız. Çünkü Atatürk filmde iyi bir komutan olarak gösteriliyor ama özel hayatındaki başarısızlıklar da bir bir masaya yatırılıyor. Annesinin tekrar evlenmesi sebebiyle ona duyduğu kırgınlık, Fikriye Hanım&#8217;ı bir şekilde yarı yolda bırakıyor oluşu, Latife Hanım&#8217;ı &#8220;idare etme&#8221;sindeki başarısızlığı tek tek gösteriliyor. Dolayısıyla bu portreye bakıp da &#8220;Livaneli &#8216;Mustafa&#8217;nın tam tersini yapmış&#8221; demek yanlış. Zaten dediğim gibi bunları yazanlar da Atatürk&#8217;ü olabildiğince kötü görmek isteyen tipler kanımca. Bu anlatım Atatürk hakkında bugüne kadar yapılmış en dengeli anlatım belki de. Ne aşırı yüceltiyor ne de olabildiğince eleştiriyor.</p>
</div>
<div>
<p>Filmin bir sinema yapıtı olarak işleyişine baktığımızda da karşımıza çarpıklılar çıkıyor. Birçok oyuncunun başarısızlığının yanında savaş sahnelerindeki zevksizlik de ne yazık ki filmin anlatımında izlediği bu doğru yola yakışmıyor. Öyle ki film kimi zaman bir dizi estetiğine bile bürünüyor.</p>
</div>
<div>
<p>Ayrıca &#8220;Veda&#8221;da yapılan Atatürk&#8217;ün hayatının tamamının anlatılması değil, yalnızca Ata&#8217;nın hayatından bir kesit. Atatürk&#8217;ün hayatının her döneminden bir parça görebiliyoruz. Filmin Atatürk&#8217;ün hayatının tamamını anlatmak istediğin de düşünmüyorum.</p>
</div>
<div>
<p>Filmin genelinde Atatürk&#8217;ün bildiğimiz yönlerine şahit olsak da savaşlar sırasında çektiği böbrek ağrısı, annesinin ikinci defa evlenişi ve Fikriye Hanım&#8217;ın, Atatürk&#8217;ün üvey babasının akrabası oluşu, Latife Hanım&#8217;dan yediği laf ve ona istemeden &#8220;Fikriye&#8221; diye hitap etmesi de en azından benim bugüne kadar bilmediğim olaylardı.</p>
<p>Zülfü Livaneli &#8220;Dünya&#8217;nın en büyük liderinin filmini çekerken onda kusur bulmaya çalışmadım.&#8221; demişti bir açıklamasında. Filme yapılan eleştirilerde de bilgi eksikliğinden gelen bazı yerleri gösterip, amacın başka olduğunu söylemişti. İyi de söyledi bence. Birçok şeyde olduğu gibi Atatürk&#8217;ün hayatını anlatmada yapılan çarpıklıklar, O&#8217;nu kötü göstermeye başlama ve yeni nesile yanlış anlatmadaki isteklilik umarım ters teper ve Atatürk&#8217;e yakışan, O&#8217;nu olduğu gibi iyi bir komutan, iyi bir lider ve iyi bir insan olarak tanıtma çabaları, yani Atatürk&#8217;ü olduğu gibi gösterme çalışmaları da sürer.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/veda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Inglourious Basterds &#124; Soysuzlar Çetesi</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/inglourious-basterds-soysuzlar-cetesi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/inglourious-basterds-soysuzlar-cetesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Mar 2010 17:34:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[B. J. Novak]]></category>
		<category><![CDATA[Brad Pitt]]></category>
		<category><![CDATA[Christoph Waltz]]></category>
		<category><![CDATA[Daniel Brühl]]></category>
		<category><![CDATA[Diane Kruger]]></category>
		<category><![CDATA[Eli Roth]]></category>
		<category><![CDATA[Melanie Laurent]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Fassbender]]></category>
		<category><![CDATA[Mike Myers]]></category>
		<category><![CDATA[Quentin Tarantino]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1260</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Tarantino tam bir sinema manyağı!&#8221;. Son zamanlarda bu cümleyi çok sık işitir olduk.&#8221; Inglourious Basterds &#8211; Soysuzlar Çetesi&#8221;ni izleyen pek çok eleştirmen ve yazar, yazılarında bu duruma vurgu yaptı. Öyle ki bu konuda yazılanların çoğu, aynı kalemden çıkmış izlenimi uyandırıyordu. Tarantino&#8217;nun &#8220;sinema manyağı&#8221; olarak nitelendirilmesinin sebebi olarak da filmlerinde sinema sanatına yaptığı sayısız göndermeler öne ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Tarantino tam bir sinema manyağı!&#8221;. Son zamanlarda bu cümleyi çok sık işitir olduk.&#8221; Inglourious Basterds &#8211; Soysuzlar Çetesi&#8221;ni izleyen pek çok eleştirmen ve yazar, yazılarında bu duruma vurgu yaptı. Öyle ki bu konuda yazılanların çoğu, aynı kalemden çıkmış izlenimi uyandırıyordu.</p>
<div>
<p>Tarantino&#8217;nun &#8220;sinema manyağı&#8221; olarak nitelendirilmesinin sebebi olarak da filmlerinde sinema sanatına yaptığı sayısız göndermeler öne sürülüyor. Mesela &#8220;Soysuzlar Çetesi&#8221;nde kağıttan hızlı yanan filmlerin kullanılması, filmde yapılan bir sinema sohbeti sırasında klasiklerin adlarının anılması gibi. Eleştirmenler de bunu hayra yorup birkaç eski bilgiyi de toplayarak belki de başka hiçbir sinemacıya uygun görmedikleri &#8220;sinema manyağı&#8221; yakıştırmasını Tarantino&#8217;ya yapıyorlar. Peki bir sinemacının bu nitelemeyi kazanması için illa Tarantino&#8217;nun yolunu seçmesi mi gerekiyor? Yani sinema bilgisini ortaya saçıp içten içe &#8220;sinemaya hayranlık&#8221; çığlıkları atması mı lazım? Bugün Kubrick, Scorsese, Hitchcock veya herhangi bir büyük isim sinema aşkını deşifre etmediği için bu tip ünvanlardan yoksunlar maalesef! Tabii bu isimler büyük bir saygınlıkla anılıyor, o ayrı. Halbuki, örneğin Kubrick&#8217;in filmlerini nasıl kotardığını araştırmak bile onun sinema sevgisinini boyutlarını ortaya çıkarıyor. Tabii ki Tarantino iyi bir sinemacı ama tribüne oynadığını ne kadar düşünmek istemesem de tribünlerin (yani bu yazar ve eleştirmenlerin) onu bu konuda çılgınca alkışlaması, bu fikre saplanıp kalmamda etken oluyor.</p>
</div>
<div>
<p>Filme geçersek, Tarantino 2009&#8242;da oldukça ses getiren filmi &#8220;Soysuzlar Çetesi&#8221;nde 2. Dünya Savaşı&#8217;nda aslında hiç yaşanmamış, tamamı ile kurgu bir öykü anlatıyor. Öykünün omurgasını &#8220;Soysuzlar Çetesi&#8221; olarak isimlendirilen ve Yahudilerden oluşan bir Amerikan birliği oluşturuyor. Toplamda sekiz kişiler ve şöhretleri Alman ordusunda bile yayılmış durumda. Bunlar Alman askerlerini kendilerine özgü yöntemlerle öldürüp kafa derilerini kesiyorlar. Fransa&#8217;da ellerine Hitler&#8217;i dahi öldürebilecekleri bir fırsat geçiyor. Bunu üzerine girişimlere başlıyorlar ama bilmedikleri şey o gün için plan yapanın sadece kendileri olmadığı&#8230;</p>
</div>
<div>
<p>Tarantino filmi bölüm bölüm ayırarak anlatıyor. Filmde yine bolca diyalog mevcut ama Tarantino&#8217;nun eski işlerinde görmeye alıştığımız &#8220;doğal komik&#8221; karakterler bu filmde karşımıza pek çıkmıyorlar. Yani önceki yapımlarına göre diyaloglarla sağlanan mizah çok çok az. Tabii bu, yakaladığı sinematografik başarıyı gölgelemiyor. Özellikle giriş kısmı, yani filmin ilk bölümü çok etkileyici. Alman subayın Yahudilere yaptığı sıçan benzetmesi de, Nazilerin Yahudilere bakışını anlatan, bugüne kadar sinema alanında yapılmış en anlaşılır tanım belki de.</p>
</div>
<div>
<p>Oyuncu kadrosunda Brad Pitt, Diane Kruger, Melanie Laurent, Eli Roth, Christoph Waltz, Michael Fassbender, Daniel Brühl, B. J. Novak ve Mike Myers rol alıyorlar. Christoph Waltz&#8217;un yanında, sürekli &#8220;memnuniyetsiz&#8221; görünen Pitt&#8217;i izlemekte de oldukça eğlenceli.</p>
</div>
<div>
<p>Belli bir saygınlığı ve başarıyı çoktan yakalamış olan Tarantino, kendi başyapıtı olarak gördüğü bu filminde de sevenlerini düş kırıklığına uğratmamış gözüküyor. Ama yönetmenin en sevilen filmi de, 15 yıldır daha iyisini yapamadığı &#8220;Pulp Fiction-Ucuz Roman&#8221; elbette! Son olarak Christoph Waltz&#8217;un bu filmle beklendiği üzere en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscarını aldığını da belirtelim.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/inglourious-basterds-soysuzlar-cetesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Hurt Locker &#124; Ölümcül Tuzak</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/the-hurt-locker-olumcul-tuzak.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/the-hurt-locker-olumcul-tuzak.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 16:28:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Anthony Mackie]]></category>
		<category><![CDATA[Brian Geraghty]]></category>
		<category><![CDATA[David Morse]]></category>
		<category><![CDATA[Guy Pearce]]></category>
		<category><![CDATA[Jeremy Renner]]></category>
		<category><![CDATA[Kathryn Bigelow]]></category>
		<category><![CDATA[Ralph Fiennes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1242</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;The Hurt Locker &#8211; Ölümcül Tuzak&#8221; bir Amerikan savaş filminden beklendiği üzere &#8220;yaptırana değil yapana&#8221; bakıyor. Yani batı cephesinde yeni birşey yok! Oscar ödül töreni yine geldi çattı. Ben bu yazıyı yazdığım sırada ödül törenine yaklaşık dokuz saat var. &#8220;The Hurt Locker&#8221; beklendiği üzere iş yapar mı bilemem ama umarım yapmaz. Bunun sebeplerine geçmeden önce ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;The Hurt Locker &#8211; Ölümcül Tuzak&#8221; bir Amerikan savaş filminden beklendiği üzere &#8220;yaptırana değil yapana&#8221; bakıyor. Yani batı cephesinde yeni birşey yok!</p>
<p>Oscar ödül töreni yine geldi çattı. Ben bu yazıyı yazdığım sırada ödül törenine yaklaşık dokuz saat var. &#8220;The Hurt Locker&#8221; beklendiği üzere iş yapar mı bilemem ama umarım yapmaz.</p>
<p>Bunun sebeplerine geçmeden önce Oscar ödüllerinin yapısına bakmamız yerinde olacaktır. Oscar ödüllerinde, aslında daha çok Hollywood&#8217;ta, her sene çok iyi filmler çıkmıyor bildiğiniz üzere. Fakat bu durum Oscarların şatafatını pek etkilemiyor. Çünkü Oscar ödül töreninin felsefesi şu: elimizde çok iyi bir film yoksa, iyilerin arasından bazılarını yüceltelim! Üzülerek görüyorum ki, biz de her sene bu dolmayı bir güzel yutuyoruz. Bunu şuradan anlamak da mümkün: Oscar ödüllerinde en iyi filme aday 10 film var. Peki kaç tanesi ülkemizde gösterime girmiş durumda? Yalnızca birkaç tanesi. Bu duruma rağmen her yıl, popüler kültür pompalamakla meşhur bazı internet siteleri ve TV kanalları seyircilerden Oscar tahmini yapmalarını istiyor. Tüm sinema ve magazin yazarları da sıralanıp tahminler yürütüyor. İyi de siz bu filmleri nerede izlediniz. Muhtemelen bir kısmının Amerika&#8217;da henüz DVD&#8217;si bile çıkmış değil. Genelde bir film vizyona girdikten 17 hafta sonra DVD&#8217;si piyasaya çıkıyor. Peki siz bu filmi izlemek için Amerika&#8217;ya mı gittiniz? Yoksa internetten illegal yollarla mı filmi izlediniz! Gerçekten nasıl filmler hakkında bilgi sahibi oluyorlar merak ediyorum. Birçoğunun en iyi film olarak &#8220;Avatar&#8221;ı görmesi de bu sebepten midir acaba? Tabii ki bilemeyiz. Bu yazarlar bir şekilde filmlere ulaşıyor olsalar bile, film izlemek için yurt dışına çıkamayacak izleyicilere Oscar tahmini yaptırmanın bir faydası var mı? Yok. Ama halen &#8220;ödülleri doğru bilin, şu hediyeyi kazanın&#8221; tarzında kampanyalar yapılıyor maalesef.</p>
<p>Asıl konuya dönersek, örneğin, benim de çok sevdiğim &#8220;Slumdog Millionare&#8221; en iyi film oscarını hak eden bir yapım değildi bana göre. Ama Oscarlarda 8 ödülü kapınca, film tüm dünyada büyük bir infial yarattı. Bu sene de komite akıllı davrandı ve tüm dünyada hasılat rekoru kıran, yani zaten meşhur olan bir filmin karşısına başka bir film çıkararak bir dualite yarattı. O film de &#8220;The Hurt Locker&#8221; oldu. Yönetmenlerin eski eşler olmasından da büyük pay çıkaran dünya basını da, ödül törenini bir çeşit düello havasına soktu. 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde &#8220;The Hurt Locker&#8221;ın ödülleri toplaması da, olasılıkla &#8220;kadınların zaferi&#8221; olarak lanse edilecek. Sanki kaybedince kadınlar da kaybedecekmiş gibi.</p>
<p>&#8220;The Hurt Locker&#8221;a geçersek, film Irak&#8217;ta görevli bir bomba imha birliğinin Irak&#8217;ta geçirdiği 40 güne odaklanıyor. Girişte yazan &#8220;savaş uyuşturucudur&#8221; yazısı sizi fazla ümitlendirmesin. Çünkü filmin türdeşlerinden ayrılan bir tarafı yok.</p>
<p>Henüz girişte filmin atmosferine çok iyi bir şekilde giriyoruz aslında. Toz duman olmuş Irak&#8217;tan insan manzaraları eşliğinde, bomba imhasıyla uğraşan ekibimiz acı bir kayıp veriyor. Burada şöyle bir olay var: filmin genelinde Amerikan askerleri çok gergin anlar yaşıyorlar zira civarda görünen her Irak&#8217;lı muhtemel bir terörist aynı zamanda. Yani demokrasi düşmanı! Bu şartlarda çevresine bakan bir asker, elinde telefonla bir Irak&#8217;lıyı görüyor ve terörist olduğundan şüpheleniyor. Çok ayrıntı vermeyeyim, normalde esaslı bir savaş ve Amerikan eleştirisinde bu adamın ölüp, masum olması beklenebilir. Ama adamımız suçlu. Amerika askerleri de herkese potansiyel terörist muamelesi yapmakta çok haklı anlayacağınız!</p>
<p>Henüz başından pek çok şeyin aynı olduğu hissini veren film,  bundan sonra da aynı çerçevede yolculuğunu sürdürüyor.Irak&#8217;ın zorlu şartlarında askerler oldukça güçlük çekiyor, psikolojik çıkmazlara giriyorlar, trajik kayıplar veriyorlar. Peki genel olarak savaşı eleştiren film, savaşı çıkaranları eleştiriyor mu? Ne yazık ki hayır. Bunun yerine film &#8220;ağlak Full Metal Jacket&#8221; görünümünden bir türlü sıyrılamıyor.</p>
<p>Filmde Jeremy Renner, Anthony Mackie, Brian Geraghty başlıca rollerde karşımıza çıkıyorlar. Guy Pearce, Ralph Fiennes ve David Morse gibi isimleri görmek de mümkün.Yönetmen ise Kathryn Bigelow.</p>
<p>Filmin övgüye değer yanlarını biraz irdelemeye çalışırsak, elbette kadın bir yönetmenin bir savaş filmi çekmesindeki cesaret bile başlı başına övgüye layık. Bazı patlama sahnelerindeki estetikten de filmde &#8220;kadın eli&#8221; olduğunu anlayabiliyoruz. Ayrıca hareketli kamera, viraneye dönmüş sokaklar yani çeşitli yönetmenlik becerileri de görmek mümkün.</p>
<p>Bu geceki Oscar töreninde kim ne yapar bilmiyorum. Ama savaş filmlerinde savaşı çıkaran ülkelerini eleştirmeyen yapımlardan haz etmediğim, hatta gittikçe soğuduğum içi bu filmin ödülleri toplamasını da istemiyorum. Sanırım Amerika&#8217;nın artık elini taşın altına koyması gerek.Filmi her şeye rağmen izlemek isterseniz de filmin suya sabuna dokunmadığını bir kez daha hatırlatayım. Filmi &#8220;Hollywood&#8217;un son balonu&#8221; olarak isimlendirmek bile mümkün bana göre.</p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 758px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">Kathryn Bigelow</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/the-hurt-locker-olumcul-tuzak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Black Book &#124; Kara Kitap</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/black-book-kara-kitap.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/black-book-kara-kitap.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Feb 2010 19:23:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2006]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Carice Van Houten]]></category>
		<category><![CDATA[Christian Berkel]]></category>
		<category><![CDATA[Derek de Lint]]></category>
		<category><![CDATA[Dolf de Vires]]></category>
		<category><![CDATA[Halina Rejin]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Verhoeven]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Blok]]></category>
		<category><![CDATA[Sebastian Koch]]></category>
		<category><![CDATA[Thom Hoffman]]></category>
		<category><![CDATA[Waldemar Kobus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1183</guid>
		<description><![CDATA[Bazı filmler vardır ki yalnızca tek bir karesi, posteri veya ismiyle bile dikkat çeker. &#8220;Black Book/Kara Kitap&#8221; da benim için öyle bir yapıt oldu. Filmi izlediğimde ise filmin ilgimi çekmesine şükrettim diyebilirim. Filmde Rachel adlı, zengin bir Yahudi ailenin mensubu olan bir kızın 2. Dünya Savaşı ile dağılan düzeni ve girdiği zorlu maraton ele alınıyor. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı filmler vardır ki yalnızca tek bir karesi, posteri veya ismiyle bile dikkat çeker. &#8220;Black Book/Kara Kitap&#8221; da benim için öyle bir yapıt oldu. Filmi izlediğimde ise filmin ilgimi çekmesine şükrettim diyebilirim.</p>
<p>Filmde Rachel adlı, zengin bir Yahudi ailenin mensubu olan bir kızın 2. Dünya Savaşı ile dağılan düzeni ve girdiği zorlu maraton ele alınıyor. Rachel (Carice Van Houten) hıristiyan bir ailenin yanında saklanırken eve yapılan saldırı sonucu bir erkeğin yanına sığınıyor. Onlara yardım eden bir Hollanda polisi sayesinde güvenli bölgeye gitme şansı doğuyor. Bu yolculukta ailesinin de yanında olacağını görüyor. Fakat grup Nazi&#8217;lerle karşılaşınca ailesi gözleri önünde öldürülüyor Rachel&#8217;ın. Saldırıdan kurtulan tek isim de o oluyor. Rachel daha sonra bir direniş grubuna katılınca bir Alman subayının gönlünü çalmak ve bu sayede direnişçilerden esir olan bir kısmını kurtarabilmek için harekete geçiyor&#8230;</p>
<p>Her şeyden önce film müthiş bir dönem filmi olarak nitelendirilebilir. 2. Dünya Savaşı&#8217;nın o karanlık atmosferini çok iyi yansıtıyor filmin yönetmeni Paul Verhoeven. &#8220;Bir Yahudi&#8217;nin Nazi&#8217;lere direniş öyküsü&#8221; gibi, artık klasikleşmiş bir fikrin üzerine çok iyi gidiyor. Filmdeki aksiyon da tam gereken sahnelerde kendini gösterip filmin hantallaşmasına engel oluyor. Son yıllarda sık karşılaşmadığımız çok boyutlu senaryosu, hikayenin birden fazla koldan ilerleyerek keskin manevralara yer verişi ve oturmuş karakterleriyle film senaryo konusundaki tüm beklentileri karşılıyor. Öyle ki filmin sonundaki sürpriz bile filmin hikayesi yanında sönük kalıyor denebilir.</p>
<p>İyi oyunculuk performansları barındıran filmde Carice Van Houten, Sebastian Koch, Thom Hoffman, Halina Rejin, Waldemar Kobus, Derek de Lint, Christian Berkel, Peter Blok ve Dolf de Vires gibi isimler, filmin kadrosunda yer alıyor.</p>
<p>Her karesinin düşünüldüğü ve her anına büyük emek verildiği hissi uyandıran &#8220;Kara Kitap&#8221;, ülkemizde pek iyi tanıtımı yapılmayan bir yapım. &#8220;RoboCop&#8221; filmiyle popülarite kazanan yönetmen Paul Verhoeven&#8217;in de olasılıkla kariyerindeki en iyi filmi.2. Dünya Savaşı&#8217;nda geçen öyküler arasında da, benim gözümde çoktan özel bir yere konuşlandı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/black-book-kara-kitap.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Counterfeiters &#124; Kalpazanlar</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/the-counterfeiters-kalpazanlar.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/the-counterfeiters-kalpazanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 21:22:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2007]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[August Diehl]]></category>
		<category><![CDATA[Devid Striesow]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Markovics]]></category>
		<category><![CDATA[Marie Baumer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=823</guid>
		<description><![CDATA[İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın gidişatını etkileyen farklı bir olayı ele alan &#8220;The Counterfeiters &#8211; Kalpazanlar&#8221;, aldığı En İyi Yabancı Film Oscar&#8217;ı ile dikkat çekiyor. Filmde, bir grup kalpazanın Nazi Almanya&#8217;sı tarafından kullanılması işleniyor. Bu kalpazanların hepsi Yahudi. Hepsi de işinin! uzmanı. Almanlar ise bu kalpazanlar aracılığıyla sahte Sterlin üretip, bu sahte paraları piyasaya salarak İngiltere ekonomisini çökertip, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın gidişatını etkileyen farklı bir olayı ele alan &#8220;The Counterfeiters &#8211; Kalpazanlar&#8221;, aldığı En İyi Yabancı Film Oscar&#8217;ı ile dikkat çekiyor.</p>
<p>Filmde, bir grup kalpazanın Nazi Almanya&#8217;sı tarafından kullanılması işleniyor. Bu kalpazanların hepsi Yahudi. Hepsi de işinin! uzmanı. Almanlar ise bu kalpazanlar aracılığıyla sahte Sterlin üretip, bu sahte paraları piyasaya salarak İngiltere ekonomisini çökertip, savaşı kazanmak istiyorlar. Bu kalpazanlara, diğer toplama kamplarında Yahudi&#8217;lere davrandıklarından farklı davranmaktalar. Düzenli beslenebiliyorlar. Yatacak temiz bir yatakları mevcut. Hemen yanı başlarında ise &#8220;vasıfsız&#8221; Yahudi&#8217;lere türlü işkenceler yapılıyor. Tabii böyle olunca, kalpazanların arasında çatlak sesler çıkmaya başlıyor. Aralarında, ölümü göze alıp, sahte para üretme işini baltalamaya çalışanlar da oluyor. Bu sebeple hepsi, kendi içlerinde bir vicdan muhasebesine de girişiyorlar.</p>
<p>Filmde Karl Markovics, August Diehl, Marie Baumer ve Devid Striesow başlıca rollerde karşımıza çıkıyorlar.</p>
<p>Film, dikkatleri En İyi Yabancı Film Oscar&#8217;ını almasıyla çekti. Bu ödül tartışmaları da beraberinde getirdi tabii. Ödülü hak etmediğini söyleyenler oldu. Diğer aday filmleri izlemediğim için,bir yorum yapamıyorum fakat bu tartışmalar sırasında filmin değerinin altında gösterildiğini düşünüyorum. Oscar ödülünü hak etti veya etmedi, sonuçta &#8220;Kalpazanlar&#8221; vakit ayırmaya değer bir film. Karakterlerin içine düştükleri kararsızlık duygusunu iyi yansıtıyor. Ve İkinci Dünya Savaşı ile ilgili halen, nispeten, farklı bir anlatımla farklı bir film yapılabileceğini de gösteriyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/the-counterfeiters-kalpazanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lust Caution &#124; Dikkat Şehvet</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/lust-caution-dikkat-sehvet-se-jie.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/lust-caution-dikkat-sehvet-se-jie.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 18:36:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2007]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Ang Lee]]></category>
		<category><![CDATA[Tony Leung Chiu Wai]]></category>
		<category><![CDATA[Wei Tang]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=786</guid>
		<description><![CDATA[Venedik Film Festivali&#8217;nde Altın Aslan En İyi Film ödülünü kucaklayan &#8220;Dikkat Şehvet&#8221; erotizm dozunun bir hayli fazla olmasıyla öne çıkan bir film. Filmin Yönetmeni Oscar sahibi Tayvan&#8217;lı yönetmen Ang Lee&#8217;nin son filmi &#8220;Taking Woodstock&#8221; olmuştu. Ayrıca yönetmen &#8220;Wo Hu Zang Long-Kaplan ve Ejderha&#8221; ve &#8220;Hulk&#8221; gibi filmlerle de tanınıyor. &#8220;Dikkat Şehvet&#8221;in konusuna gelirsek, bir dönem filmi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Venedik Film Festivali&#8217;nde Altın Aslan En İyi Film ödülünü kucaklayan &#8220;Dikkat Şehvet&#8221; erotizm dozunun bir hayli fazla olmasıyla öne çıkan bir film.</p>
<p>Filmin Yönetmeni Oscar sahibi Tayvan&#8217;lı yönetmen Ang Lee&#8217;nin son filmi &#8220;Taking Woodstock&#8221; olmuştu. Ayrıca yönetmen &#8220;Wo Hu Zang Long-Kaplan ve Ejderha&#8221; ve &#8220;Hulk&#8221; gibi filmlerle de tanınıyor.</p>
<p>&#8220;Dikkat Şehvet&#8221;in konusuna gelirsek, bir dönem filmi var karşımızda. Vatansever bir grup gencin ülkesindeki işgale karşı bir tiyatro oyunuyla başlattıkları mücadele, bir suikast planı ile devam eder. Bay Yee (Tony Leung-Chiu Wai)&#8217;ye düzenlemeyi düşündükleri bu suikast için Wong&#8217;u (Tang Wei) Bay Yee&#8217;ye yakınlaşması amacıyla görevlendirirler. Wong Bay Yee&#8217;ye yakınlaştıkça, Bay Yee&#8217;nin çekiciliği karşısında yavaş yavaş ona bağlandığını fark edecektir&#8230;</p>
<p>Filmin atmosferine ve sanat çalışmasına bakıldığı zaman başarılı bir dönem filmi olduğu söylenebilir &#8220;Dikkat Şehvet&#8221;in. Bunun yanında Ang Lee&#8217;nin yeteneğini gözler önüne serdiği bir film de olmamış ne yazık ki. Birkaç sahne dışında -Örneğin: Bıçaklama sahnesi-  Lee varlığını fazla hissettirememiş. Bunu yanında film, özellikle ikinci bölümünde erotizmin dozunu bir hayli artırmış. Birçok seyirci ve eleştirmenin de belirttiği gibi, sinemanın en erotik filmlerinden biri haline gelmiş film. Tabii bu sırada şehvet duygusunun insanı ne denli esir alabildiğini de gösteriyor. Yine de bazı sahnelerinin rahatsız edici dercede erotik olabildiğini belirtmekte yarar var. Gerçi filmin konusuna odaklandığınızda, bu da sorun olmaktan çıkabilir pekala.</p>
<p>Türün meraklıları ve Yönetmen Ang Lee&#8217;nin takipçileri filmden hoşlanacaktır. Eğer bu filmden hoşlanırsanız, 2000 yapımı &#8220;<a href="http://www.imdb.com/title/tt0180073/">Quills-Düşlerin Efendisi</a>&#8221; filmini de, eğer izlemediyseniz mutlaka görün derim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/lust-caution-dikkat-sehvet-se-jie.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tropic Thunder &#124; Tropik Fırtına</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/tropic-thunder-tropik-firtina.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/tropic-thunder-tropik-firtina.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 14:06:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Stiller]]></category>
		<category><![CDATA[Jack Black]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Downey Jr.]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Cruise]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/tropic-thunder-tropik-firtina.html</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Tropik Fırtına&#8221; henüz başlangıcında farklı olduğunu hissettiriyor. Filmdeki karakterlerin yer aldığı &#8220;filmlerin fragmanları&#8221; gerçekten çok komik ve hepsinin de, ucu açık veya kapalı olsun, gönderme yaptığı bir yer mevcut. Zannediyorum genel olarak filmden hoşlanmayan biri bile, açılıştaki fragmanların hakkını teslim edecektir. Filmin devamında, Hollywood&#8217;un savaş filmlerinde yer alan abartılı savaş sahnelerine göndermeler var ki, buralar ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Tropik Fırtına&#8221; henüz başlangıcında farklı olduğunu hissettiriyor. Filmdeki karakterlerin yer aldığı &#8220;filmlerin fragmanları&#8221; gerçekten çok komik ve hepsinin de, ucu açık veya kapalı olsun, gönderme yaptığı bir yer mevcut. Zannediyorum genel olarak filmden hoşlanmayan biri bile, açılıştaki fragmanların hakkını teslim edecektir.</p>
<p>Filmin devamında, Hollywood&#8217;un savaş filmlerinde yer alan abartılı savaş sahnelerine göndermeler var ki, buralar da çok başarılı (Bu göndermelere rağmen, filmin asla bir absürd mizah örneğine girmediğini de belirtmek gerek). Ama devamında ne yazık ki ilk kısımlar kadar eğlenceli olan kısımlar azalıyor. Bunun sebebi filmin genel olarak bir Hollywood eleştirisi olmasının yanında, Hollywood starlarının kaprislerini kendine dert edinmesi. Holywood starlarının üzerine o kadar çok gidiyor ki, bir süre sonra bu durum çok da &#8220;yeni&#8221; olmamaya başlıyor. Ama buna rağmen, filmin genel olarak belli bir standartın üzerinde seyrettiğini da belirtmek gerek.</p>
<p>Oyunculuklar konusunda ayrı bir parantez açmak lazım. Özellikle Robert Downey Jr. harika bir iş çıkarmış. Filmin asıl başrol oyuncusu (aynı zamanda yönetmeni) Ben Stiller&#8217;dan çok daha fazla parlamış. Tom Cruise sürprizi ise gerçekten şahane. Gerçi filmin yapım aşamasında adı sıkça zikredildi, rolü konusunda ipuçları verildi. Ama ben -az bir süre de olsa- bu kadar &#8220;değişik&#8221; bir Cruise&#8217;u, bu kadar iyi bir oyuncu olarak göreceğimi tahmin etmemiştim. Bunun için Ben Stiller&#8217;ı ayrıca tebrik etmek gerek. Zannediyorum kendisi, Tom Cruise&#8217;a -hak ettiği gibi- gerçek bir oyuncu gözüyle bakan sayılı yönetmenlerden biri.</p>
<p>[Yahoo! 1809912814]</p>
<p>Netice olarak, genelinde vasat, kısmen de vasatın üstü denilebilecek bir Hollywood komedisi. Yani son zamanlarda pek &#8220;bulunamayan&#8221; işlerden.</p>
<p><!--imdb--><!--/imdb--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/tropic-thunder-tropik-firtina.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zeitgeist</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/zeitgeist.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/zeitgeist.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Feb 2009 21:38:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[2007]]></category>
		<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/zeitgeist.html</guid>
		<description><![CDATA[“Bak anne, makine açık mı, Google’a gir, zeitgeistmovie.com yaz&#8230;&#8221; “Bak anne, makine açık mı, Google’a gir, zeitgeistmovie.com yaz, soldaki göz resmi var ya, altında Subtitle here’ı tıkla, Türkçe’yi seç, tamam mı, belgesel, çok güzel, internette çok adı geçti, izledim, çok beğendim, sen de seyret konuşalım, tamam mı?” Kızından aldığı siparişi, lodos fırtınası nedeniyle kararsız elektriklerin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>“Bak anne, makine açık mı, Google’a gir, zeitgeistmovie.com yaz&#8230;&#8221;</h3>
<p><em>“Bak anne, makine açık mı, Google’a gir, <strong>zeitgeistmovie.com</strong> yaz, soldaki göz resmi var ya, altında Subtitle here’ı tıkla, <strong>Türkçe</strong>’yi seç, tamam mı, <strong>belgesel</strong>, çok güzel, internette çok adı geçti, izledim, çok beğendim, sen de seyret konuşalım, tamam mı?”</em></p>
<p>Kızından aldığı siparişi, lodos fırtınası nedeniyle kararsız elektriklerin zırt pırt kesilmesi yüzünden ancak akşam yerine getirebilen “abla”, iki <strong>Winner, Best Feature, Artivist’s Sprit, Artivist Film Festival</strong>, Hollywood CA, 2008 ödüllü, <strong>Peter Joseph</strong>’in yönettiği, iki saati aşkın belgeseli izler. “Abla” <em>her ne kadar,</em> ‘80 kuşağı <em>–çoğu-</em> apolitik gençlerinden olmamasına özenmiş olsa da, kızı, filmde izlediklerinden çok etkilenmişe benzer!</p>
<p>Ömrünün önemli bir kısmını sinemada geçirmiş, bu arada <strong>Amerika’nın</strong>, kaynaklarına göz diktiği ülkelerin aydın başkanlarına yapılan <strong>suikastların</strong> konu edildiği pek çok filmden ağlaya ağlaya çıkmış “abla” için ise, tüm bu işlerin<strong> yetkili ağızdan açıklanması </strong>ve filmin sonunda <strong>yeni bir bakış açısı ve eylem önerisi</strong> dışında bilinmedik bir şey yok…</p>
<p><strong>J. Krisnamurti</strong>’nin <em>“Hastalıklı bir topluma bu denli uyum sağlamış olmak sağlıklılık belirtisi değildir, <strong>bu bir bilinç krizidir</strong>”</em> sözleriyle başlayan film, <em>Dünyanın zenginliklerinin %40’nın, nüfusun %1’inin elinde olmasında bir yanlışlık</em> olduğunu vurguladıktan sonra, 1. Bölümde, <strong>FED </strong>yayını <strong>Modern Money Mechanics</strong>’den alıntılarla Amerikan para sisteminin, nasıl <em>havadan para yarattığını </em>açıklayarak sürer. Temeli, modern köleler haline getirilen bireylerin sürekli borçlandırılarak, kârın garantilenmesi fikrine dayanan sistemin dışarı ihracı, kaynakların kolayca ithâli için yapılanlar 2. Bölümün konusudur.</p>
<p><em>Ekonomik suikastçı</em> <strong>John Perkins</strong>, 1953’te <strong>İran</strong> Başbakanı <em>petrol gelirlerinin ülke yararına kullanılması iddiasındaki </em><strong>Mossadeg</strong>’i, alaşağı edip yerine <em>petrol konusunda ılıman</em> Şah’ı nasıl geçirdiklerini; 1954’te <strong>Guatemala</strong>’da, 1981’de <strong>Ekvator</strong> ve <strong>Panama</strong>’da önce borç baskısıyla, olmayınca suikastlarla, hedeflerine nasıl ulaştıklarını ballandıra ballandıra anlatır. <em>“Birinci aşamada”</em> der, <em>“büyük miktarlarda borç öneririz, rüşvetler dağıtır ülkeyi borca sokarız, bu konuda uzlaşma olmazsa, ikinci aşamada çakallar devreye girer, suikastlar, uçak kazaları planlarız. Üçüncü aşamada iş kolaylaşır, ölenin ardından gelenle anlaşmak hiç zor olmaz, yoksa başına ne geleceğini bilir. Gerçi çakallar, çok iyi korunduğu için Saddam’a yaklaşamadılar, o zaman askerî harekât gerçekleştiririz. Dördüncü aşamada ülkenin yeniden inşası için Irak’ta <strong>Halliburton</strong>’la yaptığımız gibi, inşaat işini üzerimize alırız…”</em></p>
<p>3. Bölüm, medyayı kontrolünde tutan, reklamcılar aracılığıyla kârına kâr katan, iktidarla içli dışlı <strong>Şirketokrasi</strong>’yi anlatır. <em>“Bugün”</em> denir, <em>“ucuz işgücünün alabildiğine sömürüldüğü <strong>sweatshop</strong>’larla kölelik, eskisinden çok daha yaygın.”</em> Fütursuzca çevre kirliliğine yol açan petrol şirketlerinin de aralarında bulunduğu büyük “şirket” karşılaştırma/sıralamasında, Türkiye 22. sıradayken, General Motors 23., Danimarka 24., Wal-Mart, Exxon Mobil, Ford, Daimler Chrysler’in ardından gelen Polonya 29., Norveç 30. sırada…</p>
<p>Anlatılanlara göre, <strong>“terörist” </strong>de mevcut sistemin sürdürülebilmesi için yaratılmış bir <strong>“ürün”</strong>dür.</p>
<p><strong><em>“Neden?”</em></strong> diye sorulur, yanıt <strong><em>“Kıtlık!”</em></strong>tır: <strong>Venüs Projesi</strong>’nin başını çekenlerden <em>endüstri tasarımcısı,</em> <em>toplum mühendisi</em> <strong>Jacques Fresco</strong> <em>“…az olan malın fiyatı artar”</em> der, <em>“elmasın değeri düşmesin diye yakıldığı bilinir.”</em> <em>Günümüz para politikasıyla içinde bulunduğumuz “hamster çarkı”ndan kurtulamayacağımızı</em> belirtir, yeni ve mutlu bir toplum için <strong>teknolojinin başrolünde olduğu bir sistem</strong> önerir. Projenin tanıtımı, bilimkurgu kentleri görüntüleriyle, <strong>Roxanne Meadows</strong>’un açıklamaları eşliğinde sürer. Çevre kirliliğine yol açan, tükenmekte olan enerji sorununa çözüm önerilir; <em>“abla”nın Kryon kitaplarının bilim bölümlerinde sıklıkla karşısına çıkan, </em><strong>güneş, dalga, rüzgâr</strong> ve <strong>gelgit</strong>ten elde edilebilecek, <em>ön bir hazırlık gerektirmeyen</em> temiz enerji önerileri arasında en önemli yer, <strong>manyetik</strong> bantlar üzerinde hareket eden çok hızlı trenlerle hava ulaşımını <em>–bile-</em> gereksiz hâle getirebilecek <strong>enerji </strong>biçimine ayrılır.</p>
<p>Film, iktidarı kontrol eden bankaların ve yayın kuruluşlarının isimleri tek tek sayılarak “<em>ekonomik sistemi ve medyayı protesto edin!”,</em> <em>“ailenizden birinin askeriyeye katılmasına izin vermeyin!”</em> <em>“enerji sisteminin dışına çıkın!”</em> türünden eylem önerileriyle sona yaklaşırken, Dünyayı acılara sürükleyen yoksulluğun nedeni para sisteminin mucidi Amerikalı’lardan çıkmasına şaşırmadığı bu radikal tavrı içtenlikle destekleyen “abla”nın içine tek sinmeyen, reddedilmesi/terk edilmesi önerilen “din” kurumu…</p>
<p>Günümüz dinlerinin, çıkar amacıyla yorumlanarak, orijinal hallerinden epey saptırılmış kurumlar olmalarına karşın, <em>-başka türlü dolmayacağı belli-</em> bir boşluğu doldurduğu da çok açık gerçek! Bu yanıyla “abla”yı ürküten, tarih içinde, değişik pek çok toplumda denendiği halde <em>“derde deva olmadığı” </em>defalarca saptanmış dinin/inanç sisteminin reddini sembolize ederek kippasını, takkesini ve hacını çıkaran kişilerin, çok katlı iş merkezleri önündeki çekimleriyle sona eren film, görünüşe göre <em>maddî</em> “para” yerine <em>maddî</em> “teknoloji”yi koymuş! Böylece, insanoğlunun diğer temel gereksinimi manevîyatı es geçmiş! Sanki, para sisteminin yarattığı ve yerini, paranın aldığı hiçbir şeyin doldurmadığı boşluk nedeniyle, <em>sezginin yönlendirdiği arayışla</em>, ilk önce Amerikan toplumunun üzgün üyeleri, binlerce kilometre öteye Hindistan’a, Tibet’e koşmamışlar!</p>
<p><em>“Kuzey ve Güney Amerika’daki, Dünya’nın canlı olduğu, onu göz ardı ederek sağlıklı bir bütün olarak yaşamanın mümkün olmadığı bilincine sahip yerli toplumlarının inanışlarını inceleseler, o kadar yol tepmelerine gerek kalmazdı”</em> diyen “abla”ya göre, Venüs Projesi’nin, yeni bir toplum kurgularken yola çıktığı bilge bakış açısı, <em>öğretisinin sadeliğine karşın, çok derin ve geniş</em> bu en eski bilinçle desteklenmiş olsaydı, J. Krisnamurti’nin sözünü ettiği bilinç krizini çok daha kolay aşılabilirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/zeitgeist.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Letters from Iwo Jima &#124; Iwo Jima&#8217;dan Mektuplar</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/letters-from-iwo-jima-iwo-jimadan-mektuplar.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/letters-from-iwo-jima-iwo-jimadan-mektuplar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2007 03:00:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bronze</dc:creator>
				<category><![CDATA[2006]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Clint Eastwood]]></category>
		<category><![CDATA[Ken Watanabe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://localhost/sinemablog/letters-from-iwo-jima-iwo-jimadan-mektuplar.html</guid>
		<description><![CDATA[Yazının öncesi için; Flags of Our Fathers &#124; Atalarımızın Bayrakları Letters from Iwo Jima, Japon cephesinden olaylara tarafsız bir bakış açısıyla bakma gayreti içindeki, başarılı bulduğum bir film. Filmde, savaş ve savaşın anlamsızlığı üzerine çok sağlam vurgular bulunuyor ki insanı gerçekten derinden sarsabiliyor. Bir anda İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ortasında hissedebiliyorsunuz kendinizi, en önemlisi globalleşmenin hüküm ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazının öncesi için;</p>
<p><a href="flags-of-our-fathers-atalarimizin-bayraklari.html">Flags of Our Fathers | Atalarımızın Bayrakları</a></p>
<p>Letters from Iwo Jima, Japon cephesinden olaylara tarafsız bir bakış açısıyla bakma gayreti içindeki, başarılı bulduğum bir film. Filmde, savaş ve savaşın anlamsızlığı üzerine çok sağlam vurgular bulunuyor ki insanı gerçekten derinden sarsabiliyor. Bir anda İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın ortasında hissedebiliyorsunuz kendinizi, en önemlisi globalleşmenin hüküm sürmediği o yılların ruhunu görebiliyorsunuz. Clint Eastwood bu noktada çok anlamlı mesajları verebilmiş ve bizi &#8220;yok aslında birbirimizden farkımız, ama biz O&#8230;.lı bankasıyız&#8221; moduna sokabilmiş.</p>
<p>Letters from Iwo Jima&#8217;da hissetiğim en önemli eksiklik, nicelik olarak büyük kitlelerden ve ölmelerinden bahsedilirken ortalıkta sadece bir avuç insanı görüyor olmamız. Zaten sahnelerin karşı tarafla ilgili olan kısmı Flags of Our Fathers filmiyle ortak olunca film ucuza mal edilmiş gibi düşünebiliyorsunuz. Ortamdaki bazı öğeler de bana <a href="http://www.sinematurk.com/film.php?2681">Çanakkale Aslanları</a> filmini hatırlatmadı değil hani&#8230;</p>
<p>En başında belirttiğim gibi filmler birbirini tamamlayan öğeleri içeriyor, zaten filmler DVD olarak tek pakette satılıyor. Flags of Our Fathers bir Amerikan kültürü eleştirisi getirirken, Letters from Iwo Jima milliyetçilik ve savaş üzerine sorgulama yaptırıyor bizlere. Keşke diyorum bu tarz sorgulayıcı filmlerin en azından gişe başarısı yönünden bütçesinin üzerine çıkabilse&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/letters-from-iwo-jima-iwo-jimadan-mektuplar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Flags of Our Fathers &#124; Atalarımızın Bayrakları</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/flags-of-our-fathers-atalarimizin-bayraklari.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/flags-of-our-fathers-atalarimizin-bayraklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2007 02:53:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bronze</dc:creator>
				<category><![CDATA[2006]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Adam Beach]]></category>
		<category><![CDATA[Clint Eastwood]]></category>
		<category><![CDATA[Jesse Bradford]]></category>
		<category><![CDATA[Ryan Phillippe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/flags-of-our-fathers-letters-from-iwo-jima.html</guid>
		<description><![CDATA[İkinci dünya savaşına iki farklı cepheden bakmamızı sağlamaya çalışan Clint Eastwood yapımı filmler. Bu filmleri birbirinden ayrı tanıtmak yönetmenin yapmaya niyetlendiği işe de ters olacağından ben de birleştireyim istedim. Sahnelerimize önce Flags of Our Fathers (Atalarımızın Bayrakları) düşüverdi, Amerikan cephesinden İkinci Dünya savaşının görünümü, arkaplanında ülkenin durumu, önplanda adada savaşan askerlerin psikolojisi ve öne çıkan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci dünya savaşına iki farklı cepheden bakmamızı sağlamaya çalışan <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000142/">Clint Eastwood </a>yapımı filmler. Bu filmleri birbirinden ayrı tanıtmak yönetmenin yapmaya niyetlendiği işe de ters olacağından ben de birleştireyim istedim.</p>
<p>Sahnelerimize önce Flags of Our Fathers (Atalarımızın Bayrakları) düşüverdi, Amerikan cephesinden İkinci Dünya savaşının görünümü, arkaplanında ülkenin durumu, önplanda adada savaşan askerlerin psikolojisi ve öne çıkan 3 askerin hayatına odaklanma ile geçen bir film. Savaş sahneleri çok abartılı olmamış fakat flashback tarzındaki geri dönüşler atmosfere girmenize engel olabiliyor. Filmin temelde eleştiri odaklı olması nedeniyle tamamıyla bir savaş filmi olarak göremiyorum, zaten bu keskin eleştirileri yüzünden Oscar adaylığını bile kaybeden film Amerika&#8217;da yeterince gişe başarısı (33 milyon $) elde edemedi.</p>
<p>Flags of Our Fathers filminin benim için en kötü yönü çok kişinin ön planda yer aldığı  benzeri filmlerde de olduğu gibi birden bazı isimlere yoğunlaşılması ve &#8220;ya bu hangisiydi&#8221; diye kendi kendime sormam oldu ki sonradan öğrensem de tat tuz kalmıyor böyle olunca. Diğer taraftan filme yoğunlaşmanızı engelleyen sürekli gelgitler de sinir bozucu oluyor.</p>
<p>Yazının sonrası için;</p>
<p><a href="letters-from-iwo-jima-iwo-jimadan-mektuplar.html">Letters from Iwo Jima | Iwo Jima&#8217;dan Mektuplar</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/flags-of-our-fathers-atalarimizin-bayraklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taegukgi &#124; The Brotherhood of War</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/taegukgi-brotherhood-of-war.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/taegukgi-brotherhood-of-war.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Jul 2006 16:19:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Hayal Kahramanı</dc:creator>
				<category><![CDATA[2004]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Bin Won]]></category>
		<category><![CDATA[Dong-Kun Jang]]></category>
		<category><![CDATA[Je-gyu Kang]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/taegukgi-brotherhood-of-war.html</guid>
		<description><![CDATA[Kore sinemasının güzel örneklerinden olan bu savaş filmi giriş kısmında “Er Ryan’ı kurtarmak” filmini anımsatıyor. 1950 yılında başlayan Kuzey ve Güney Kore arasındaki savaşın yapıldığı yerlerde kazı yapan bir araştırma ekibi, savaş alanında bulduğu bazı eşyalar vasıtası ile bay Jin Tae’ye ulaşmışlardır. Savaş sırasında kaybolan ağabeyinden bir iz olabileceği düşüncesiyle yola çıkan Jin Tae bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kore sinemasının güzel örneklerinden olan bu savaş filmi giriş kısmında “<a href="http://www.imdb.com/title/tt0120815/">Er Ryan’ı kurtarmak</a>” filmini anımsatıyor. 1950 yılında başlayan Kuzey ve Güney Kore arasındaki savaşın yapıldığı yerlerde kazı yapan bir araştırma ekibi, savaş alanında bulduğu bazı eşyalar vasıtası ile bay Jin Tae’ye ulaşmışlardır. Savaş sırasında kaybolan ağabeyinden bir iz olabileceği düşüncesiyle yola çıkan Jin Tae bir taraftan da geçmişe dalar.</p>
<p>O yıllarda kendisi üniversite öğrencisi, ağabeyi ise ayakkabı tamirciliği yapmaktadır. Annesi ve ağabeyinin nişanlısı ile mutlu bir yaşantıları vardır. Ağabeyi tüm imkânlarını kardeşi ve ailesi için seferber etmiştir ve evlilik planları yapmaktadır. Ancak bu sırada komünist Kuzey Kore ile ülkeleri savaşa tutuşur. Jin Tae ve ailesi mülteci durumunda ülkenin iç kesimlerinde yaşayan ailelerinin yanına doğru yola çıkarlar. Yolculuk sırasında mola verdikleri bir sırada ordu tarafından iki kardeş silah altına alınır. Artık Jin Seok’un tek amacı vardır. Savaşta üstün başarı göstermek ve kardeşini ailesinin yanına göndermek…</p>
<p>8.0 gibi yüksek bir imdb ratingine sahip olan filmde savaş sahneleri üzerinde bir hayli emek sarf edilmiş ve oldukça başarılı olunmuş. 1950 – 1953 yılları arasında A.B.D. ve Çin’in de müdahalesiyle üç yıl süren savaş, dört mevsimi içine alacak şekilde anlatılmış. Savaş sırasında askerlerin çektikleri açlık, sıkıntılar, kahramanlıklar, cinnetler, özlem abartıdan uzak, gerçekçi bir biçimde başarılı olarak canlandırılmış. Tabi soğuk savaşın hüküm sürdüğü yılları konu alan film, siyasi mesajlar da taşıyor. Ana teması kardeşlik ve aile olan film başarı ile mesajını izleyiciye aktarıyor. Duygusal olarak bizle aşağı yukarı aynı özelliklere sahip olan Korelilerin bu filminde de eminim izledikten sonra siz de “bu filmi çekik gözlü oyuncular oynamamış olsa kesin Türkler yapmıştır” diyeceksiniz. Zaten filmin sonu da tam bir Türk filmi finali şeklinde bitiyor.</p>
<p>Yönetmen <a href="http://www.imdb.com/name/nm0437625/">Je-gyu Kang</a>, bu filmden sonra bir Hollywood firması ile bir sonraki filmini A.B.D. de çekmek için bir anlaşma imzalamış. Demek ki film ve yönetmen Amerikan sinema endüstrisinin de dikkatini çekmeyi başarmış. Zaten bu film bir Kore filmi değil de bir Amerikan filmi olsaydı çok daha iyi pazarlanırdı. Oyunları hazırlanırdı. Oscara adaylığı gündeme gelirdi. İzlenmesi gereken başarılı bir film.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/taegukgi-brotherhood-of-war.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hotel Rwanda</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/hotel-rwanda-hotel-ruanda.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/hotel-rwanda-hotel-ruanda.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 May 2006 15:10:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bronze</dc:creator>
				<category><![CDATA[2004]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Don Cheadle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/hotel-rwanda-hotel-ruanda.html</guid>
		<description><![CDATA[Yıl 1994, yer Afrika&#8217;da bir ülke Ruanda ve yüzbinlerce insan ırk ayrımı bile sayılamayacak kabile ayrımı nedeniyle katlediliyor. Bilmiyorum kaçınızın bu katliamdan haberi oldu, şahsen bu filmi izleyene kadar benim bilgim yoktu ve kendi kendime bu nedenle hayıflandım. Aslında hayıflanacak olan ben değilim; dünya, güçlülerin dünyası. İnsanı derinlerden sarsan filmler vardır, Hotel Rwanda da onlardan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 1994, yer Afrika&#8217;da bir ülke Ruanda ve yüzbinlerce insan ırk ayrımı bile sayılamayacak kabile ayrımı nedeniyle katlediliyor. Bilmiyorum kaçınızın bu katliamdan haberi oldu, şahsen bu filmi izleyene kadar benim bilgim yoktu ve kendi kendime bu nedenle hayıflandım. Aslında hayıflanacak olan ben değilim; dünya, güçlülerin dünyası.</p>
<p>İnsanı derinlerden sarsan filmler vardır, Hotel Rwanda da onlardan biri.  Hotel Rwanda kelimenin tam anlamıyla bir insanlık dramına sizleri şahit kılıyor. İzlerken tüyleriniz diken diken olacak. Dünyada işlerin nasıl yürüdüğüne yakın tarihten bir örnekle tanık olacaksınız. Körüklenen ayrımcılıkların ne gibi sonuçlar verdiğini görecek belki de biraz ülkemizi de hatırlayacaksınız.</p>
<p>Filmde başrolde yeralan Don Cheadle oyunculuğuyla Oscar adayı olmuştu, yine benzeri türde bir film sayabileceğimiz Crash&#8217;taki başarılı oyunculuğuyla aday olarak gösterildiği gibi. Yüzüne aşina olduğumuz fakat başrolde görmeye alışık olmadığımız Don Cheadle&#8217;nin Hotel Rwanda&#8217;daki kahraman rolü gerçekten de Oscar&#8217;a aday gösterilecek kadar başarılı.</p>
<p>&#8220;Mutlaka izlenmesi gerekli&#8221; denilecek bir film.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/hotel-rwanda-hotel-ruanda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
