<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinemablog &#187; Romantik</title>
	<atom:link href="http://www.sinemablog.com/sinema/turler/romantik/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinemablog.com</link>
	<description>Sinema Kültürü</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jul 2010 20:25:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>40 Days and 40 Nights &#124; 40 Gün 40 Gece</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/40-days-and-40-nights-40-gun-40-gece.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/40-days-and-40-nights-40-gun-40-gece.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 14:49:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2002]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Adam Trese]]></category>
		<category><![CDATA[Emmanuelle Vaugier]]></category>
		<category><![CDATA[Glenn Fitzgerald]]></category>
		<category><![CDATA[Josh Hartnett]]></category>
		<category><![CDATA[Lorin Heath]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Lehmann]]></category>
		<category><![CDATA[Paulo Costanzo]]></category>
		<category><![CDATA[Shannyn Sossamon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1727</guid>
		<description><![CDATA[Sıradan romantik-komedi filmlerinden birkaç adım uzakta duran yapım, eğlenceli bir şeyler arayan izleyici için biçilmiş kaftan. Filmde Josh Hartnett, Shannyn Sossamon, Paulo Costanzo, Adam Trese, Emmanuelle Vaugier, Lorin Heath ve Glenn Fitzgerald rol alıyorlar. Filmin yönetmeni Michael Lehmann. Hemen söyleyelim film bildik romantik-komedi formülünü takip etmiyor. Aksine daha çok cinselliği ön planda tutarak bir seks ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sıradan romantik-komedi filmlerinden birkaç adım uzakta duran yapım, eğlenceli bir şeyler arayan izleyici için biçilmiş kaftan.</p>
<p>Filmde Josh Hartnett, Shannyn Sossamon, Paulo Costanzo, Adam Trese, Emmanuelle Vaugier, Lorin Heath ve Glenn Fitzgerald rol alıyorlar. Filmin yönetmeni Michael Lehmann.</p>
<p>Hemen söyleyelim film bildik romantik-komedi formülünü takip etmiyor. Aksine daha çok cinselliği ön planda tutarak bir seks komedisi olmaya çabalıyor ve yapıyor da. Hikayede, karşı cinse bir hayli düşkün birinin, yani Matt’in (Josh Hartnett) 40 gün boyunca cinsel perhiz yemini konu alınıyor. Bunu yapmasının sebebi onu terk eden sevgilisini bir türlü unutamamış olması. Öyle ki bu konuyla ilgili kabuslar bile görmeye başlamış. Tabii bu arada onu unutmak için her gün başka bir kızla gönül eğlendirme derdine düşüyor. Hıristiyanların büyük perhiz gününü fırsat bilen kahramanımız, 40 günlük bir cinsel perhiz yemini ediyor fakat bundan haberdar arkadaşları bu durum üzerine bahis oynamaya başlayınca Matt’in bu yemini gittikçe daha önemli bir hal almaya başlıyor…</p>
<p>Konusundan da anlaşıldığı üzere filmde bol bol cinsel gönderme var. Cinsellikle vakit kaybedildiğini düşünen Matt’in, günler ilerledikçe daha da zorlanan vaziyetini ve çevresine karşı verdiği tepkileri Josh Hartnett çok iyi oynamış. Matt’in çevresindeki zararsız ama çıkarcı arkadaş topluluğu da filme renk katıyor. İzleyen pek ciddiye alamasa da Matt’in yeminine sadık kalıp kalamayacağını da merak edebiliyor.</p>
<p>İlginç konusuyla genç izleyicilere hitap eden filmde, açıkçası gençlerin aradığı eğlenceli pek çok şeyi bulmak da mevcut. Bir filmde cinsellikle ilgili bol bol espiri arayanların da filmi mutlaka görmesi gerek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/40-days-and-40-nights-40-gun-40-gece.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marnie &#124; Hırsız Kız</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/marnie-hirsiz-kiz.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/marnie-hirsiz-kiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 17:54:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1964]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Alan Napier]]></category>
		<category><![CDATA[Diane Baker]]></category>
		<category><![CDATA[Louise Latham]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Gabel]]></category>
		<category><![CDATA[Milton Salzer]]></category>
		<category><![CDATA[Sean Connery]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1619</guid>
		<description><![CDATA[Gerilim üstadı Alfred Hitchcock’un az bilinen işlerinden “Marnie-Hırsız Kız”, gerilimi ile değil psikolojik yönüyle dikkat çekiyor. Filmde Tippi Hedren, gencecik bir Sean Connery, Diane Baker, Martin Gabel, Louise Latham, Alan Napier ve Milton Salzer yer alıyor.Filmin yapım yılı ise 1964. Hikaye bir soygun soruşturmasıyla açılıyor. Güzel ve çekici bir kadının pek de eski olmayan işinde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gerilim üstadı Alfred Hitchcock’un az bilinen işlerinden “Marnie-Hırsız Kız”, gerilimi ile değil psikolojik yönüyle dikkat çekiyor.</p>
<p>Filmde Tippi Hedren, gencecik bir Sean Connery, Diane Baker, Martin Gabel, Louise Latham, Alan Napier ve Milton Salzer yer alıyor.Filmin yapım yılı ise 1964.</p>
<p>Hikaye bir soygun soruşturmasıyla açılıyor. Güzel ve çekici bir kadının pek de eski olmayan işinde yaptığı soygunu öğreniyoruz. İşyeri sahibi zanlıyı tanıtırken bile ona olan hayranlığını gizleyemiyor. Daha sonra bu hırsıza biraz daha yakından bakmaya başlıyoruz. Marnie (Tippi Hedren) adlı bu hırsız, öğreniyoruz ki psikolojik sorunları olan biri. Kırmızı renge karşı inanılmaz bir korku duymakta. Annesiyle arası da pek iyi değil. Birbirlerinden bir şeyler sakladıkları aşikar. Marnie “kazandığı” parayı değerlendirdikten hemen sonra başka bir kişilikle başka bir iş yerinin kapısını çalıyor. Burada da amacı öncekinden pek farklı değil. Fakat önceki soygundan Marnie’nin kim olduğunu çıkaran iş yeri sahibi sayılabilecek olan Mark (Sean Connery) Marnie’nin soygun yapmasına izin veriyor. Amacı ise Marnie’nin kişiliğini çözebilmek…</p>
<p>Tüm dünyada gerilim türünün ustası kabul edilen Alfred Hitchcock, burada filmin psikolojik yönüne yükleniyor. Marnie’nin tam olarak ne olduğunu anlayamadığımız rahatsızlığını ve bunun altında yatan nedeni hikayenin sonuna saklıyor usta yönetmen. Marnie’nin soygunu gerçekleştirdiği sırada gerilimli bir atmosfer yaratıyor ama öykünün derdinin başka olması, buradaki etkileyiciliği yok ediyor.</p>
<p>Filmde farklı karakterler göze çarpıyor. Hitchcock daha çok Marnie karakteriyle ve kısmen Mark karakteriyle ilgilense de yan karakterleri de ihmal etmiyor. Filmi ikinci bölümünde kimi zaman gereksiz yere uzatıldığı izlenimi yaratsa da Hitchcock finale oldukça fazla ve ilgi çekici malzeme saklayınca,izleyen de beklediğini alıyor.</p>
<p>Sonuç olarak “Marnie” yönetmenin hayranlarını mutlu edebilecek bir yapım. DVD’de izleyecekseniz filmin DVD’sinin, internette görebileceğiniz fotoğrafların aksine siyah-beyaz olmadığını belirtelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/marnie-hirsiz-kiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Burning Plain &#124; Aşk Ateşi</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/the-burning-plain-ask-atesi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/the-burning-plain-ask-atesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Jul 2010 21:50:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Charlize Theron]]></category>
		<category><![CDATA[Guillermo Arriaga]]></category>
		<category><![CDATA[Joaquimde Almedia]]></category>
		<category><![CDATA[John Corbett]]></category>
		<category><![CDATA[Kim Basinger]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1604</guid>
		<description><![CDATA[Başından sonuna kadar dramatik yönü ağır basan “The Burning Plain-Aşk Ateşi”, çekici bir film olmasa da sıra dışı kadın karakterler barındırmasından dolayı dikkate değer. Filmde, yalnızca 3-4 yıl önce,oynadığı filmlerden ziyade güzelliği ve zarafeti ile sık sık gündeme gelen fakat şimdilerde bu iki kavramın çok çok uzağında olup, oyunculuğuyla ayakta durmaya çalışan Charlize Theron başrolde. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başından sonuna kadar dramatik yönü ağır basan “The Burning Plain-Aşk Ateşi”, çekici bir film olmasa da sıra dışı kadın karakterler barındırmasından dolayı dikkate değer.</p>
<p>Filmde, yalnızca 3-4 yıl önce,oynadığı filmlerden ziyade güzelliği ve zarafeti ile sık sık gündeme gelen fakat şimdilerde bu iki kavramın çok çok uzağında olup, oyunculuğuyla ayakta durmaya çalışan Charlize Theron başrolde. Tecrübeli oyuncu Kim Basinger, daha çok kötü rollerde görmeye alışık olduğumuz Joaquimde Almedia ve John Corbett da filmde yer alan diğer oyuncular. Joaquimde Almedia, bir röportajında, filmle ilgili, kendine kötü bir rol gelmediğini görünce oldukça şaşırdığını söylemiş ve filmde, özellikle sevişme sahnelerinde Kim Basinger’dan oldukça yardım aldığını belirtmişti.</p>
<p>Filme geçersek, filmde Sylvia adlı (Charlize Theron) oldukça mutsuz bir kadının hayatını izliyoruz. Kendisinin mutsuzluğu, daha çok cinsel hayatına yansıyor. Adeta gömlek değiştirir gibi sevgili değiştiren Sylvia, kendi mutsuzluğunu çevresindeki erkeklere de sirayet ettiriyor. Sylvia’nın neden bu kadar mutsuz ve tutarsız olduğunu, filmin ilerleyen kısımlarında bir şekilde fark ediyoruz fakat bu cevaplar da Sylvia’nın bu durumunun mazereti olacak kadar yeterli değil. Dolayısıyla Sylvia’nın, sinemada işlenmekten itina ile kaçınılan bir kadın karakter olduğunu söylemek mümkün. Aslında filmdeki kadın karakterlerin sebepsiz yanlışları, filmde en dikkat çeken unsur zaten. Zira Basinger’ın hayat verdiği Gina da, kocasını aldatmaktan kaçınmıyor. Bunun sebebi de belirsiz. Gina’nın geçirdiği bir ameliyat sonucu göğsünün alınması buna neden olarak gösterilebilir fakat bu durum da, kocasının onun üstündeki sevgisini azaltmış gözükmüyor. Mutlu bir evliliği, çocuklarına ve kendisine anlayışlı davranan bir kocası olan Gina’nın, böyle bir yola neden girdiğini kestirmek zor.</p>
<p>Filmde dikkat çeken bir nokta da, filmin yönetmeni ve yazarı Guillermo Arriaga’nın daha önceki işlerinde de görüldüğü gibi bir noktada kesişen ve farklı zamanlarda geçen bir hikayeye odaklanma oluyor. Arriaga daha önce “Paramparça Aşklar ve Köpekler” ile başlayan üçlemenin yazarlığını yapmıştı hatırlarsanız. Orada, sınırlar arasında dolaşan hayatlar, burada da benzer şekilde karşımıza çıkıyor. Yalnız buradaki karamsarlığın daha yüksek dozda olduğunu belirtmekte yarar var. Öyle ki; filmin ilk kısımlarında bu karamsarlık, filmin aleyhine işliyor. Bu yüzden filmin, en başından içine dahil olunan bir yapısı olmadığını belirtebiliriz.</p>
<p>Son olarak filmin Venedik Film Festivali’nde Marcello Mastroıannı ödülü aldığını da ekleyelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/the-burning-plain-ask-atesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>When Harry Met Sally&#8230; &#124; Harry ile Sally Tanışınca</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/when-harry-met-sally-harry-ile-sally-tanisinca.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/when-harry-met-sally-harry-ile-sally-tanisinca.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2010 21:11:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1989]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Billy Crystal]]></category>
		<category><![CDATA[Bruno Kirby]]></category>
		<category><![CDATA[Carrie Fisher]]></category>
		<category><![CDATA[Lisa Jane Parskey]]></category>
		<category><![CDATA[Meg Ryan]]></category>
		<category><![CDATA[Rob Reiner]]></category>
		<category><![CDATA[Steven Ford]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1505</guid>
		<description><![CDATA[Sonunda basit bir finale teslim olsa da &#8220;When Harry Met Sally&#8230; &#8211; Harry ile Sally Tanışınca&#8221;, büyük bölümünde farklı sözler sarfeden, türün meraklılarının ilgi göstermesi gereken bir film. Filmde, genç görünümleriyle Billy Crystal ve Meg Ryan başrollerde yer alıyorlar. Carrie Fisher, Bruno Kirby, Steven Ford ve Lisa Jane Parskey de yan rollerde yer alıyorlar. Filmin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sonunda basit bir finale teslim olsa da &#8220;When Harry Met Sally&#8230; &#8211; Harry ile Sally Tanışınca&#8221;, büyük bölümünde farklı sözler sarfeden, türün meraklılarının ilgi göstermesi gereken bir film.</p>
<p>Filmde, genç görünümleriyle Billy Crystal ve Meg Ryan başrollerde yer alıyorlar. Carrie Fisher, Bruno Kirby, Steven Ford ve Lisa Jane Parskey de yan rollerde yer alıyorlar. Filmin yönetmeni Rob Reiner.</p>
<p>Film uzun yıllara yayılan bir hikaye anlatıyor. Sally (Meg Ryan) ve Harry (Billy Crystal) bir yolculuk sırasında tanışıyorlar. Bu iki  üniversite öğrencisi yol boyunca ilişkiler hakkında konuşuyorlar. Yalnız Harry&#8217;nin söyledikleri ezber bozcak cinsten şeyler. Mesela bir kadınla erkeğin asla arkadaş olamayacağını, çünkü erkeğin tek amacının seks olduğunu söylüyor. Sally &#8220;Benim erkek arkadaşlarım var&#8221; dediğinde Harry&#8217;nin cevabı hazır: &#8220;Sen olduğunu sanıyorsun!&#8221;. Yani film daha ilk dakikalardan bol bol pembeye bulanmış aşk ve çeşitli romantik numaralar bekleyen seyirciyi ters köşeye yatırıyor. Harry ve Sally daha sonraları da tesadüfen karşılaşıyorlar. Son tahlilde ikisi de evliliği istemeyen ve ilişkilerden sıkılmış kişiler olduğundan beraber uzun soluklu ve hiçbir şeyin saklanmadığı bir arkadaşlığa yelken açıyorlar&#8230;</p>
<p>Film büyük bir kısmında tipik romantik-komedilerin aksine gerçekleri çekinmeden dile getiriyor. Sally&#8217;nin, Harry&#8217;nin söylediği pek çok şeye şaşırması ve sorunun Harry&#8217;de olduğunu düşünmesi pek çok şeyi özetliyor aslında: Harry, &#8220;çok fazla gerçek&#8221; konuştuğu için Sally&#8217;ye pek inandırıcı gelmiyor!</p>
<p>İlerleyen kısımlarında film bilindik bir sona doğru sürüklense de yine de arada çarpıcı gerçekleri dillendirmeye devam ediyor. Bazı sahnelerin arasına giren evli çiftlerin tanışma hikayeleri de filme yarıyor. Bilindik son geldiğinde ise yapım abartıya kaçmıyor ve ortaya büyük bir mutluluk tablosu koymuyor.</p>
<p>Bazı gediklerinden dolayı türdeşi &#8220;Annie Hall&#8221; gibi çok farklı bir noktaya yerleşemese de &#8220;Harry ile Sally Tanışınca&#8221; hoş ve akıcı bir film.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/when-harry-met-sally-harry-ile-sally-tanisinca.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Groundhog Day &#124; Bugün Aslında Dündü</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/groundhog-day-bugun-aslinda-dundu.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/groundhog-day-bugun-aslinda-dundu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 May 2010 18:30:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1993]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Andie MacDowell]]></category>
		<category><![CDATA[Angela Paton]]></category>
		<category><![CDATA[Bill Murray]]></category>
		<category><![CDATA[Brian Doyle-Murray]]></category>
		<category><![CDATA[Chris Elliott]]></category>
		<category><![CDATA[Harold Ramis]]></category>
		<category><![CDATA[Stephen Tobolwsky]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1399</guid>
		<description><![CDATA[Zamanı kullanım konusunda benzerlerine göre bambaşka bir yol izleyip “aynı günü defalarca yaşayan” Phil karakterine odaklanan film, bu sayede türdeşlerinin arasından sıyrılıyor. “Groundhog Day-Bugün Aslında Dündü”nün oyuncu kadrosunda, son yıllarda başarılı bir grafikten yoksun olan Bill Murray, Andie MacDowell, Chris Elliott, Stephen Tobolwsky, Brian Doyle-Murray ve Angela Paton gibi isimler var. Andie MacDowell’in oyunculuğu yanında ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zamanı kullanım konusunda benzerlerine göre bambaşka bir yol izleyip “aynı günü defalarca yaşayan” Phil karakterine odaklanan film, bu sayede türdeşlerinin arasından sıyrılıyor.</p>
<p>“Groundhog Day-Bugün Aslında Dündü”nün oyuncu kadrosunda, son yıllarda başarılı bir grafikten yoksun olan Bill Murray, Andie MacDowell, Chris Elliott, Stephen Tobolwsky, Brian Doyle-Murray ve Angela Paton gibi isimler var. Andie MacDowell’in oyunculuğu yanında sevimliliğiyle de filme ayrı bir renk kattığını belirtelim.</p>
<p>Phil (Bill Murray) burnu havada bir hava durumu sunucusudur. Etrafındaki kimse öyle düşünmemesine rağmen kendini bir TV yıldızı mertebesinde görmektedir. Phil, prodüktörü Rita (Andie MacDowell) ve kameramanı ile ülke çapında yoğun ilgi gören bir festival için küçük bir kasabaya doğru yola koyulur. Phil, buradaki insanları da diğer insanlara yaptığı gibi küçük görmektedir. Ve bir an önce görevini tamamlayıp evine dönmeyi arzulamaktadır. Fakat çıkan kar fırtınası bu üçlüyü o bölgede mahsur bırakır. Ertesi sabah Phil, tıpkı dünkü gibi “Groundhog Day”e, yani aynı güne uyandığını fark eder…</p>
<p>Aslında burada anlatılan Phil’in başına gelenlerin ilginçliği değil, Phil’in kendini bulma serüveni. Phil’in nefret ettiği bir yerde, hiç hoşlanmadığı insanlarla beklenmedik bir fırtına aracılığıyla rehin kalması, Phil’in bir şeyleri değiştirmesi gerektiğine bir işaret. Kaldı ki Phil, tekrar tekrar yaşadığı günde ölmek istese bile ölemiyor. Yani o gereken değişimi yaşayana kadar bu işten kurtulamayacağı kesin. Phil başlangıçta bunu bir lanet olarak görse de, sonra bu tuhaflığın meyvelerini toplamak istiyor. Bir yandan civarda yaşayan herkesi daha yakından tanırkeni, bir yandan da kendini geliştirmeyi ihmal etmiyor. Filmin izleyici üzerindeki en geniş hakimiyeti, filmin de iskeletini oluşturan bu fikir sayesinde gerçekleşiyor. Yani filmi izlerken ister istemez “acaba ben aynı durumda olsam ne yapardım?” diye sormadan edemiyor insan. Filmin yönetmeni Harold Ramis, elindeki malzemeyi eğlenceli bir kalıba sokarak, beylik laflar etmeden seyircinin ilgisini çekebiliyor ve hikayeyi sulandırmadan keyifli bir yapıt izlettiriyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/groundhog-day-bugun-aslinda-dundu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Paris, je t&#8217;aime &#124; Paris, Seni Seviyorum</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/paris-je-taime-paris-seni-seviyorum.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/paris-je-taime-paris-seni-seviyorum.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 21:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2006]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Alexander Payne]]></category>
		<category><![CDATA[Alfonso Cuaron]]></category>
		<category><![CDATA[Bob Hoskins]]></category>
		<category><![CDATA[Bruno Podalydes]]></category>
		<category><![CDATA[Christoper Doyle]]></category>
		<category><![CDATA[Elijah Eood]]></category>
		<category><![CDATA[Emily Mortimer]]></category>
		<category><![CDATA[Ethan Coen]]></category>
		<category><![CDATA[Frederic Auburtin]]></category>
		<category><![CDATA[Gérard Depardieu]]></category>
		<category><![CDATA[Gena Rowlands]]></category>
		<category><![CDATA[Gurinder Chadha]]></category>
		<category><![CDATA[Gus Van Sant]]></category>
		<category><![CDATA[Isabel Coixet]]></category>
		<category><![CDATA[Joel Coen]]></category>
		<category><![CDATA[Juliet Binoche]]></category>
		<category><![CDATA[Li Xin]]></category>
		<category><![CDATA[Maggie Gyllenhaal]]></category>
		<category><![CDATA[Miranda Richardson]]></category>
		<category><![CDATA[Natalie Portman]]></category>
		<category><![CDATA[Nick Nolte]]></category>
		<category><![CDATA[Nobuhiro Suwa]]></category>
		<category><![CDATA[Oliver Schmitz]]></category>
		<category><![CDATA[Olivier Assayas]]></category>
		<category><![CDATA[Richard LaGravanese]]></category>
		<category><![CDATA[Rufus Sewell]]></category>
		<category><![CDATA[Steve Buscemi]]></category>
		<category><![CDATA[Sylvain Chomet]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Tykwer]]></category>
		<category><![CDATA[Vincenzo Natali ve Daniela Thomas]]></category>
		<category><![CDATA[Walter Salles]]></category>
		<category><![CDATA[Wes Craven]]></category>
		<category><![CDATA[Willem Dafoe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1291</guid>
		<description><![CDATA[Tüm dünyada &#8220;aşıklar şehri&#8221; olarak kabul gören Paris&#8217;te her biri Paris&#8217;in ayrı bir bölgesinde çekilmiş kısa filmlerden kurulu &#8220;Paris, je t&#8217;aime-Paris, Seni Seviyorum&#8221; farklı yönetmenlerin insan ilişkilerine bakışını değerlendirmek açısından enteresan bir çalışma. Kısa filmlerin her biri yaklaşık 10 dakika sürmekte. Filmin yirmi kadar yönetmeni var: Alfonso Cuaron, Joel ve Ethan Coen, Frederic Auburtin ve Gerard ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünyada &#8220;aşıklar şehri&#8221; olarak kabul gören Paris&#8217;te her biri Paris&#8217;in ayrı bir bölgesinde çekilmiş kısa filmlerden kurulu &#8220;Paris, je t&#8217;aime-Paris, Seni Seviyorum&#8221; farklı yönetmenlerin insan ilişkilerine bakışını değerlendirmek açısından enteresan bir çalışma.</p>
<div>
<p>Kısa filmlerin her biri yaklaşık 10 dakika sürmekte. Filmin yirmi kadar yönetmeni var: Alfonso Cuaron, Joel ve Ethan Coen, Frederic Auburtin ve Gerard Depardieu, Alexander Payne, Gus Van Sant, Tom Tykwer, Wes Craven, Gurinder Chadha, Olivier Assayas, Sylvain Chomet, Isabel Coixet, Richard LaGravanese, Christoper Doyle, Bruno Podalydes, Oliver Schmitz, Walter Salles, Vincenzo Natali ve Daniela Thomas ve Nobuhiro Suwa. Haliyle oyuncu kadrosu da geniş. Bir ksımını yazalım: Elijah Eood, Steve Buscemi, Willem Dafoe, Rufus Sewell, Gena Rowlands, Emily Mortimer, Maggie Gyllenhaal, Li Xin, Nick Nolte, Natalie Portman, Miranda Richardson, Bob Hoskins ve Juliet Binoche.</p>
</div>
<div>
<p>Film sadece Paris&#8217;te geçen aşk hikayelerine değinmiyor.Paris&#8217;teki yalnızlık da filmde işleniyor mesela.Çalışmak zorunda olan bir anne,oğlunu yitirmiş bir anne veya Paris&#8217;te yalnız başına turistik seyahatte olan bir kadını da filmde görmek mümkün.Tabii erkek hikayeleri de yok değil.Bu çerçeveden bakarsak film Paris aşkını anlatsa da,Paris&#8217;te yaşanan trajedilere de tümüyle sırt çevirmemiş.</p>
</div>
<div>
<p>Yapımın başka önemli bir avantajı da birçok yönetmeni aynı yapımın içinde görme şansını yakalamamız oluyor. Örneğin; Coen Kardeşler bu tür bir yapımda bile kara film esintileri kullanmaktan çekinmiyorlar. Tarz olarak birbirlerine yakın görünen isimleri de kıyaslayabiliriz. Mesela Gus Van Sant ve Alfonso Cuaron, görünürde çok farklı anlatım dillerine sahip değiller. Fakat Cuaron öyle veya böyle, kamerasını oyuncularından bir an olsun ayırmayarak seyirciyi filme bağlıyor. Gerçi Cuaron&#8217;un kamera kullanımı beni oldum olası etkilemiştir. Belki &#8220;Great Expectations-Büyük Umutlar&#8221;ı bu dediğimin dışında tutmak mümkün. Ama burada da hemen kendini gösteriyor ünlü yönetmen.</p>
</div>
<div>
<p>Paris aşkını yanlış yorumlayıp maddi hataya düşen isimler de yok değil. Wes Craven, iki aşığı birleştireceğim derken, ömrü boyunca evliliği yerden yere vuran pek çok açıklaması olan Oscar Wilde&#8217;ın mezarının önünde bir kavuşma hikayesi anlatıvermiş. Bunun yanında filmlerini fazla masalsı bulabileceğiniz bazı isimler de mevcut.</p>
</div>
<div>
<p>Verilen emeğe ve sunduğu fırsatlara bakıldığında &#8220;Paris, Seni Seviyorum&#8221; ilgiyi fazlasıyla hak eden bir yapım.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/paris-je-taime-paris-seni-seviyorum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>I Now Pronounce You Chuck and Larry &#124; Damadı Öpebilirsin</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/i-now-pronounce-you-chuck-and-larry-damadi-opebilirsin.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/i-now-pronounce-you-chuck-and-larry-damadi-opebilirsin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Mar 2010 09:34:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2007]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Adam Sandler]]></category>
		<category><![CDATA[Dan Aykroyd]]></category>
		<category><![CDATA[Gary Valentine]]></category>
		<category><![CDATA[Jessica Biel]]></category>
		<category><![CDATA[Kevin James]]></category>
		<category><![CDATA[Steve Buscemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ving Rhames]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1286</guid>
		<description><![CDATA[Hollywood yapımı komedi filmleri, başka kültürlere hitap etmeyen yapılarından dolayı her ülkedeki seyirciyi aynı ölçüde memnun etmeyebiliyor. Bu yüzden bazı örnekler dışında, örneğin &#8220;The Hangover&#8221;, bu tip komedi filmlerinin büyük bir izleyici kitlesinin ilgisine mazhar olması pek mümkün olmuyor. &#8220;I Now Pronounce You Chuck and Larry-Damadı Öpebilirsin&#8221; ise bu tarz bir yapım değil. Filmin çoğunluğunda ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Hollywood yapımı komedi filmleri, başka kültürlere hitap etmeyen yapılarından dolayı her ülkedeki seyirciyi aynı ölçüde memnun etmeyebiliyor. Bu yüzden bazı örnekler dışında, örneğin &#8220;The Hangover&#8221;, bu tip komedi filmlerinin büyük bir izleyici kitlesinin ilgisine mazhar olması pek mümkün olmuyor.</div>
<div>&#8220;I Now Pronounce You Chuck and Larry-Damadı Öpebilirsin&#8221; ise bu tarz bir yapım değil. Filmin çoğunluğunda tüm izleyicileri güldürebiliyor.</div>
<div>Filmde bir emeklilik probleminden dolayı eşcinsel evlilik yapmak isteyen Larry (Kevin James) bunun için en yakın arkadaşı ve kendisi gibi bir itfaiyeci olan Chuck&#8217;ı (Adam Sandler) seçiyor. Bardağın dolu tarafını gösteren Larry, Chuck&#8217;ı ikna ediyor ve ikili kağıt üzerinde birliktelik yaşamaya başlıyorlar. Bir yasal boşluktan yararlandıklarını düşünen ikili, yürütülmesi gereken prosedürün tahmin ettiklerinden farklı olduğunu görüyorlar. Üstelik işin ucunda hapis cezası bile var. Bu yüzden Chuck ve Larry bir yandan &#8220;sevgiliymiş&#8221; gibi görünmeye çalışırken bir yandan da etraftan gelen kötücül bakışlarla mücadele etmek zorunda kalıyorlar.</div>
<div>Filmin başrollerinde komedi filmlerinin aranan ismi Adam Sandler var. Adam Sandler&#8217;a daha önce &#8220;Hitch&#8221; filminde rol alan, bunun yanında 4-5 sene önce ülkemizde de gösterilen ama anlayamadığım bir şekilde kıymeti bilinmeyen &#8220;The King of Queens&#8221; dizisinde de rol alan Kevin James eşlik ediyor. Jessica Biel, Steve Buscemi, Ving Rhames, Dan Aykroyd ve Gary Valentine de filmde rol alan isimlerden.</div>
<div>&#8220;Damadı Öpebilirsin&#8221; eğlenceli olsa da zeka pırıltısı görülmeyen ve doğrudan güldürmeye odaklanan bir yapım. Konusundan anlaşılacağı üzere eşcinsellik üzerine bol bol gönderme var. Bir yandan bu göndermeleri yaparken bir yandan da eşcinselliği eleştirmenin absürdlüğünü de gösteriyor zira çevremizde hiç tahmin etmediğimiz kişiler bile eşcinsel olabilir. Yani filmin iddiası bu. Dediğim gibi aşırı kilolu bir insana yapılan gönsermelerden tutun da cinsellik üzerine yapılan espirilere kadar filmde her çeşit konuya değiniliyor neredeyse. Ama bunu yaparken, antipatik de olmuyor .Bir şekilde insana keyifli dakikalar yaşatabiliyor. Bu sebeple espirilerin zekice olmamasından olumsuz bir anlam çıkartılmamalı.</div>
<div>Finale giderken &#8220;özgürlük havasına&#8221; giren yapım, &#8220;çapkın erkeğin doğru kadını bulması&#8221; gibi klişeleri de göstermeden edemiyor. Ama genelinde bulunduğu eksen hiç de sıkıcı değil.</div>
<div>İyi vakit geçirmek istiyorsanız, detaylara da fazla önem vermiyorsanız/vermeyecekseniz hoş bir iki saatin sizleri beklediğini söyleyebilirim.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/i-now-pronounce-you-chuck-and-larry-damadi-opebilirsin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Tiger and the Snow &#124; Kar ve Kaplan</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/the-tiger-and-the-snow-kar-ve-kaplan.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/the-tiger-and-the-snow-kar-ve-kaplan.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Mar 2010 09:20:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2005]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Emilia Fox]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Reno]]></category>
		<category><![CDATA[Nicoletta Braschi]]></category>
		<category><![CDATA[Roberto Benigni]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Waits]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1279</guid>
		<description><![CDATA[Roberto Benigni &#8220;Life is Beautiful-Hayat Güzeldir&#8221; filminde yakaladığı şiirsel anlatımla sinemaseverlerin kalbini çalmış, salt iyimser olmayan finali sayesinde de birçok sinemaseverin en iyi filmler listesinde üst sıralarda kendine yer bulmuştu bu yapım. Ardından gelen &#8220;Pinocchio-Pinokyo&#8221; denemesi bir etki yaratamamasının yanında hemen unutulup gitmişti zaten. Roberto Benigni &#8220;La Tigre e la neve-Kar ve Kaplan&#8221;da eski formülü ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Roberto Benigni &#8220;Life is Beautiful-Hayat Güzeldir&#8221; filminde yakaladığı şiirsel anlatımla sinemaseverlerin kalbini çalmış, salt iyimser olmayan finali sayesinde de birçok sinemaseverin en iyi filmler listesinde üst sıralarda kendine yer bulmuştu bu yapım. Ardından gelen &#8220;Pinocchio-Pinokyo&#8221; denemesi bir etki yaratamamasının yanında hemen unutulup gitmişti zaten. Roberto Benigni &#8220;La Tigre e la neve-Kar ve Kaplan&#8221;da eski formülü olan komedi-drama odaklanıyor ama sonuç pek parlak olmuyor maalesef.</div>
<div>Filmde yönetmen Roberto Benigni aynı zamanda başrolü üstlenen isim. Jean Reno, Nicoletta Braschi, Tom Waits ve Emilia Fox da filmde başlıca rol alan isimler. Roberto Benigni&#8217;nin senaryoya da katkısı var.</div>
<div>Filmde Benigni, Attilio adlı bir şairi canlandırıyor. Attilio, her gece aynı rüyayı görüyor. Rüyasında sevdiği kadınla evlenmek üzereyken rüya orada sonuçlanıyor. Attilio&#8217;nun sevdiği kadın, gerçek hayatta da ondan çok uzakta değil. Attilio şiirsel anlatımıyla sevdiği kadını etkilemek istese de, bu girişimleri her seferinde hüsranla sonuçlanıyor. Attilio, sevdiği kadının yakın arkadaşı şair Fuad (Jean Reno) ile gittiği, savaşın hüküm sürdüğü Irak&#8217;ta hasta düştüğünü öğrenince Irak&#8217;a doğru yol alıyor. Amacı ise, nerdeyse imkansız olan bir şeyi başarıp, sevdiği kadının -Vittoria&#8217;nın- hayatını kurtarmak&#8230;</div>
<div>Filme girişteki ilk 10 dakika, filmi sevip sevmeyeceğiniz yolunda büyük bir etken bence. Benigni&#8217;nin, &#8220;Hayat Güzeldir&#8221;de insanı filme çeken masalsı anlatımı burada işe yaramazsa, filmi çok yapay bulmanız olası. Açıkçası bu dil beni kendine çekemedi. Bunun yanında Irak&#8217;ta geçen filmde Benigni siyasi bir duruştan çok uzak. Saddam&#8217;ı eleştirdiği bir sahne mevcut ama Iraklı&#8217;lara kurşun sıkan bir Amerikan askeri görmek mümkün olmuyor. Filmin geveze dili, sonunda ortaya çıkacak manzara konusunda yeterince bilgi veriyor. Şöyle söyleyelim, Benigni, finaldeki birkaç sahnede izleyiciyi diken üstünde tutsa da, buruk bir sona cesaret edemiyor. Filmin sonundaki sürpriz ise filme yaramıyor. Fuad karakterinin soru işaretleriyle dolu son hali de kafa karıştırıyor.</div>
<div>Tüm iyi niyetine rağmen Roberto Benigni ortaya sempatik bir film koyamamış. Yine de Avrupa sinemasının önemli sayılabilecek bir isminin filmini görmek istiyorsanız, filme vakit ayırabilirsiniz ama aşırı iyimser bir filmin sizi beklediğini unutmamanızda fayda var.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/the-tiger-and-the-snow-kar-ve-kaplan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>August Rush &#124; Kalbini Dinle</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/august-rush-kalbini-dinle.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/august-rush-kalbini-dinle.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 20:08:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>iCon</dc:creator>
				<category><![CDATA[2007]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Müzikal]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Freddie Highmore]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathan Rhys Meyers]]></category>
		<category><![CDATA[Keri Russell]]></category>
		<category><![CDATA[Robin Williams]]></category>
		<category><![CDATA[Terrence Howard]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1274</guid>
		<description><![CDATA[Bu film hakkında ilk söyleyebileceğim cümle: müzikten anlamıyorsanız ve olsa da olmasa da umrunuzda değilse; lütfen izlemeyin. Boşa vakit kaybı olur sizin açınızdan&#8230; Film belki de biraz fantastik öğelerde içeriyor ama Mozart hakkındaki efsaneleri bilenler, yani müzikten gerçek anlamda anlayanlar; bu filmde yaşanan olayları &#8220;olmayacak bir şey&#8221; gözüyle bakmayacaklardır diye düşünüyorum. New York sokaklarında başlayan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu film hakkında ilk söyleyebileceğim cümle: müzikten anlamıyorsanız  ve olsa da olmasa da umrunuzda değilse; lütfen izlemeyin. Boşa vakit  kaybı olur sizin açınızdan&#8230;</p>
<p>Film belki de biraz fantastik öğelerde  içeriyor ama Mozart hakkındaki efsaneleri bilenler, yani müzikten gerçek  anlamda anlayanlar; bu filmde yaşanan olayları &#8220;olmayacak bir şey&#8221;  gözüyle bakmayacaklardır diye düşünüyorum.</p>
<p>New York sokaklarında başlayan ve &#8220;ani bir  aşk&#8221; sonrası yaşanan küçük bir kaçamağın tohumu olan genç Evan,  dedesinin aldığı kritik kararla annesinden habersiz koparılır ve kendini  bir yetimhanede bulur&#8230; Küçüklüğünden beri garip sesler duyar ya da  her sesden bir musiki çıkarır; böylelikle bir gece ayın sesini  dinlediğini varsayarak yola çıkar ve New York&#8217;a gelir. Kaderin bir  cilvesi olacak ki, tanıştığı kişi yardımıyla önce müzik konusunda  kendini geliştirir; sonrasında tanrının evine yaptığı ani bir ziyarette  rahibin ilgisini çektikten sonra ünlü okullarda öğrenim görür ve mutlu  son ile biter film&#8230;</p>
<p>Filmin özeti bu olsa gerek&#8230; Konusu ve  oyunculuk hakkında pek şey yazmak istemiyorum; baştan sona musiki  ezgileri ile dolu bir film, bir anlamda müzikal diyebiliriz&#8230; Gitar ile  ilginç hareketler yapması ve tanrı vergisi yeteneği ile Mozart gibi  ünlülerin eserlerini çalan orkestranın yaptığı konsere bir müzikal ile  katılması&#8230; Evet, belki de inanılmaz!. Ama anlatmak istediği şey şu  olmalı: müzik her yerdedir, tek yapmanız gereken onu duymak&#8230;</p>
<p>Yönetmen Kirsten Sheridan&#8217;ın ikinci filmi,  bilgisayar efektleri ile de süslenmiş&#8230; Ama bana göre yönetmenden  ziyade müzikleri yapan ekip büyük bir başarı elde etti diyebilirim.</p>
<p>Filmde baştan sona oyuncuların her  hareketinde doğal olarak duyulan her sesin müzik notaları şeklinde bize  yansıtılması bana göre bu filmin müzik kulağı iyi olan, müzikten  anlayan, müziği seven kişiler için birebir olduğunu düşündürüyor.</p>
<p>7 puan verdim, iyi seyirler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/august-rush-kalbini-dinle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Modern Times &#124; Modern Zamanlar</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/modern-times-modern-zamanlar.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/modern-times-modern-zamanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 20:38:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1936]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Charlie Chaplin]]></category>
		<category><![CDATA[Chester Conklin]]></category>
		<category><![CDATA[Hank Mann]]></category>
		<category><![CDATA[Henry Bergman]]></category>
		<category><![CDATA[Paulette Goddard]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Alexander]]></category>
		<category><![CDATA[Stanley Blystone]]></category>
		<category><![CDATA[Tiny Sanford]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1228</guid>
		<description><![CDATA[Charlie Chaplin&#8217;in zekasını en fazla öne çıkardığı filmlerden &#8220;Modern Times-Modern Zamanlar&#8221; aynı zamanda Chaplin&#8217;in endüstri toplumuna yaptığı ağır bir eleştiri. İngiltere&#8217;nin yetiştirdiği en büyük sinema efsanelerinden biri olan Chaplin&#8217;in filmleri artık yeterince konuşulmasa da belli bir kesim tarafından halen el üstünde tutulmakta. Ayrıca oyuncunun zamanında Amerika&#8217;da komünist suçlamasıyla! yüz yüze kaldığını da hatırlatalım. Bu filmi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Charlie Chaplin&#8217;in zekasını en fazla öne çıkardığı filmlerden &#8220;Modern Times-Modern Zamanlar&#8221; aynı zamanda Chaplin&#8217;in endüstri toplumuna yaptığı ağır bir eleştiri.</p>
<div>
<p>İngiltere&#8217;nin yetiştirdiği en büyük sinema efsanelerinden biri olan Chaplin&#8217;in filmleri artık yeterince konuşulmasa da belli bir kesim tarafından halen el üstünde tutulmakta. Ayrıca oyuncunun zamanında Amerika&#8217;da komünist suçlamasıyla! yüz yüze kaldığını da hatırlatalım. Bu filmi de ona bu yakıştırmanın yapılmasında etken olsa gerek.</p>
</div>
<div>
<p>Chaplin &#8220;Modern Times&#8221;da ilk olarak fabrikaların zorlu şartlarına değinmekle işe başlıyor. Koşullar o kadar kötü ki, çalışan birinin mesai saati dahilinde nefes almaya bile vakti yok çünkü üretim aksamamalı. Dinlenmek için tuvalete gittiğinde bile patronun gözleri üstünden ayrılmıyor. Onlar bu şartlarda direnmeye çalışırken patron ise gazeteleri inceleyip puzzle yapmakla meşgul. Fırsat buldukça da işçileri gözlem altında tutuyor. Kendisine yeni teklif edilen teknoloji harikası bir ürünü de doğal olarak! bir işçinin üzerinde denetiyor. Filmin en eğlenceli kısımlarından birini de burası oluşturmakta. Chaplin bu kısımları fazla uzun etmeden ama yine dönemin sefaletini fon alarak genelde yaptığı gibi masum bir aşkı anlatmaya yöneliyor.</p>
</div>
<div>
<p>Charlie Chaplin&#8217;in yazıp yönettiği ve de başrolünü üstlendiği 1936 tarihli yapımda Paulette Goddard, Henry Bergman, Tiny Sanford, Chester Conklin, Hank Mann, Stanley Blystone ve Richard Alexander da rol alan diğer isimler.</p>
</div>
<div>
<p>Chaplin, sanki teknolojinin insanlığı hangi noktaya götüreceğini çok önceden görmüş gibi, yıllar öncesinden sanayi toplumuna bir eleştiri getrimeye soyunmuş. Filmin mizahi dozunun tavan yaptığı sahneler de fabrikalarda geçenler zaten. Sonuçta bir komedi filmi istediğinden olacak, güldürmesine rağmen eleştirilerini filmin tamamına yaymamış. Yani hedef saptırmamış ünlü yönetmen. Ayrıca diğer filmlerine göre, yine mutlu bir sonla bitmesine rağmen, finalinin mutlu ama ucu açık olduğunu belirtelim. Diğer filmlerinde karakterleri tam anlamıyla mutluluğa kavuşmuş olurlardı filmin finalinde. Burada ise mücadelenin bitmeyeceği mesajı veriliyor, buruk bir iyimserlikle.</p>
</div>
<div>
<p>Chaplin günümüzde yaşasaydı filmleri bu kadar iyimserlikle örülü olur muydu, hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Benim merakım ise şu, Chaplin sinemaya başlarken trajediye yönelseydi, acaba ortaya çıkan filmler nasıl olurdu?</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/modern-times-modern-zamanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Shine</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/shine.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/shine.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 18:35:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1996]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Müzikal]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Armin Mueller-Stahl]]></category>
		<category><![CDATA[Geoffrey Rush]]></category>
		<category><![CDATA[Jan Sardi]]></category>
		<category><![CDATA[John Gielgud]]></category>
		<category><![CDATA[Lynn Redgrave]]></category>
		<category><![CDATA[Noah Taylor]]></category>
		<category><![CDATA[Scott Hicks]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1222</guid>
		<description><![CDATA[Filmde Avustralya&#8217;lı piyanist David Helfgott&#8217;un yaşam öyküsünü izlerken, iyi oyunculuklar seyretme şansını da yakalıyoruz. &#8220;Shine&#8221;da piyanist David Helfgott&#8217;un öyküsü aşama aşama anlatılıyor. Şöyle ki: özellikle ilk bölümde David&#8217;le babası arasındaki ilişkiye göz gezdiriyor yönetmen Scott Hicks. David&#8217;in sinir bozucu babası ona sürekli &#8220;sen şanslı bir çocuksun&#8221; deyip duruyor. Bir yandan David&#8217;i müziğe teşvik ederken bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Filmde Avustralya&#8217;lı piyanist David Helfgott&#8217;un yaşam öyküsünü izlerken, iyi oyunculuklar seyretme şansını da yakalıyoruz.</div>
<div></div>
<div>&#8220;Shine&#8221;da piyanist David Helfgott&#8217;un öyküsü aşama aşama anlatılıyor. Şöyle ki: özellikle ilk bölümde David&#8217;le babası arasındaki ilişkiye göz gezdiriyor yönetmen Scott Hicks. David&#8217;in sinir bozucu babası ona sürekli &#8220;sen şanslı bir çocuksun&#8221; deyip duruyor. Bir yandan David&#8217;i müziğe teşvik ederken bir yandan da içten içe bir kıskançlık besleyerek kendisinin zamanında aynı şartlara sahip olamayışından yakınıyor. David&#8217;in ileride yaşayacağı psikolojik sorunların temelleri de bu şekilde yavaş yavaş atılıyor. David katıldığı yerel yarışmalarda ödülleri silip süpürürken yurt dışından gelen eğitim fırsatlarını despot babasının zoruyla tepmek zorunda kalıyor. En sonunda, çevresinden gelen desteğin de yardımıyla babasına sırt çevirip Londra&#8217;dan gelen bir burs teklifini değerlendiriyor. Buradan itibaren David&#8217;in hayatında yeni bir sayfa açılıyor. Ailesinden uzak, kaldığı bakımsız bir evde eğitimini tamamlamaya uğraşırken, babasının kendisine zamanında dikte etmeye çalıştığı ve çalması hayli zor olan bir eseri çalmaya karar veriyor&#8230; Filmin son bölümünde davranış bozukluklarının vücudunda hüküm sürdüğü bir David çıkıyor karşımıza. Bu son bölümde bir çeşit yeniden doğuş hikayesi görmek mümkün oluyor.</div>
<div></div>
<div>Filmde Geoffrey Rush, Armin-Mueller Stahl, Noah Taylor, Lynn Redgrave ve John Gielgud yer alıyorlar. Filmin senaryosu Jan Sardi&#8217;ye ait.</div>
<div></div>
<div>Müziğe ilgisi olanları daha da hoşnut edebilecek olan film, etkileyici bir biyografi örneği olmayı başarıyor. Aksayan yönleri bulunsa da ve David Helfgott&#8217;un hayatını anlatmada biraz aceleci davransa da film, müziğin notalar yanında taşıdığı farklı anlamları gözler önüne seriyor. Yani müziğin altında yatan duygusal yoğunluğu eşeliyor.</div>
<div></div>
<div>Klasik müziğe olan ilgiyi bir nebze de olsa arttıracağını düşündüğüm yapım yine de büyük beklentilerle izlenmemeli. Ayrıca filmin Geoffrey Rush&#8217;a en iyi erkek oyuncu oscarını kazandırdığını da not olarak düşelim.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/shine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Girl with a Pearl Earring &#124; İnci Küpeli Kız</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/girl-with-a-pearl-earring-inci-kupeli-kiz.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/girl-with-a-pearl-earring-inci-kupeli-kiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 19:58:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2003]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Cillian Murphy]]></category>
		<category><![CDATA[Colin Firth]]></category>
		<category><![CDATA[Joanna Scallan]]></category>
		<category><![CDATA[Judy Parfitt]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Webber]]></category>
		<category><![CDATA[Scarlett Johansson]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Wilkinson]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1216</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü ressam Vermeer&#8217;in yine ünlü bir tablosunun ortaya çıkışını, dönemin sosyal hayatını ön planda tutarak anlatan yönetmen Peter Webber, iyi oyuncu kadrosuna rağmen doyurucu bir filme imza atamamış. Bir edebiyat uyarlaması olan filmin oyuncu kadrosunda Scarlett Johansson, Colin Firth, Tom Wilkinson, Judy Parfitt, Cillian Murphy ve Joanna Scallan gibi yetkin isimler yer almakta. Filmde, Vermeer&#8217;in ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü ressam Vermeer&#8217;in yine ünlü bir tablosunun ortaya çıkışını, dönemin sosyal hayatını ön planda tutarak anlatan yönetmen Peter Webber, iyi oyuncu kadrosuna rağmen doyurucu bir filme imza atamamış.</p>
<p>Bir edebiyat uyarlaması olan filmin oyuncu kadrosunda Scarlett Johansson, Colin Firth, Tom Wilkinson, Judy Parfitt, Cillian Murphy ve Joanna Scallan gibi yetkin isimler yer almakta.</p>
<p>Filmde, Vermeer&#8217;in halen en önemli eseri sayılan &#8220;İnci Küpeli Kız&#8221; tablosunu nasıl oluşturduğu anlatılıyor. Griet (Scarlett Johansson) adlı hizmetçinin, Vermeer&#8217;in evine hizmetçi olarak gelmesiyle başlayan hikaye, özellikle ilk bölümlerinde filmin iskeletinden oldukça kopuk kalıyor. Bunun yerine evde yaşanan efendi-uşak ilişkisine ve Griet&#8217;in etrafı tanımasına odaklanıyor film. Zaman ilerledikçe Griet ile Vermeer arasındaki ilişki dallanıp budaklandıkça film asıl meselesine doğru yol almaya başlıyor ama filmin başında izleyiciyi soktuğu, hikayenin geçtiği evdeki o bunaltıcı atmosferi yok edemiyor yönetmen Peter Webber. Arada müzik kullanımı konusunda da oldukça ihmalkar davranıyor. Malum finale vardığımızda bile gereken patlamayı yaratamayınca, filmin akıcı olmayan öyküsü de iyice sırıtır oluyor.</p>
<p>Bunun yanında bir dönem filminin gerektirdiği neredeyse tüm şartları taşıyor film. Özenli kostüm çalışması, &#8220;efendilerin&#8221; doğal kibirliliği gibi ayrıntılar başarıyla aktarılıyor. Vermeer&#8217;in eşini film boyunca yalnızca bir &#8220;çocuk yapma makinesi&#8221; olarak lanse eden yönetmen, finalde O&#8217;nun öfkesine yer verince, bu öfkenin bir manası da olmuyor. Filmdeki küçük çocukların sürekli yüzlerinde taşıdıkları şeytani bakışlar da ayrı bir gariplik teşkil ediyor.</p>
<p>Uyarlama sırasında çıkan sıkıntıların filme zarar verdiği aşikar olan yapım, yer aldığı her filme ayrı bir parıltı veren Tom Wilkinson&#8217;ı bile yeterince kullanamıyor. Yine de Vermeer&#8217;in hayatını merak ediyorsanız ilginizi çekebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/girl-with-a-pearl-earring-inci-kupeli-kiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milk</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/milk.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/milk.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 16:10:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Alison Pill]]></category>
		<category><![CDATA[Denis O'Hare]]></category>
		<category><![CDATA[Diego Luna]]></category>
		<category><![CDATA[Emile Hirsch]]></category>
		<category><![CDATA[Gus Van Sant]]></category>
		<category><![CDATA[James Franco]]></category>
		<category><![CDATA[Joseph Cross]]></category>
		<category><![CDATA[Josh Brolin]]></category>
		<category><![CDATA[Sean Penn]]></category>
		<category><![CDATA[Victor Garber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1206</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Milk&#8221;de, Amerika&#8217;da yayılan eşcinsel hareketin önderi olarak lanse edilen Harvey Milk&#8217;in yaşamı, belirli bir kitlenin filmlerini hazmedebildiği Gus Van Sant&#8217;ın kamerasından aktarılıyor. Filmde, Harvey Milk&#8217;in eşcinsel bir erkek olarak verdiği mücadele, özellikle siyaset arenasında üstün gelmeye çalışması anlatılmış. Harvey Milk (Sean Penn) eşcinsel olarak çektiği sıkıntılardan muzdarip zira o dönemlerde hem polis teşkilatı hem halk, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Milk&#8221;de, Amerika&#8217;da yayılan eşcinsel hareketin önderi olarak lanse edilen Harvey Milk&#8217;in yaşamı, belirli bir kitlenin filmlerini hazmedebildiği Gus Van Sant&#8217;ın kamerasından aktarılıyor.</p>
<p>Filmde, Harvey Milk&#8217;in eşcinsel bir erkek olarak verdiği mücadele, özellikle siyaset arenasında üstün gelmeye çalışması anlatılmış. Harvey Milk (Sean Penn) eşcinsel olarak çektiği sıkıntılardan muzdarip zira o dönemlerde hem polis teşkilatı hem halk, eşcinsellerin çok üzerine gitmekte. Harvey, bunun üzerine tesadüfen tanıştığı bir eşcinsel erkek olan Scott (James Franco) ile San Francisco&#8217;ya taşınıp daha özgür bir yaşamın kapısını aralamak istiyor. Burada da sonuç diğer şehirlerdekinden farklı olmuyor ve Harvey ile çevresindeki eşcinseller büyük bir baskıyla karşılaşıyorlar. Bunun üzerine Harvey Milk, siyasi sahnede ilerlemeye karar veriyor. Bunun için sadece eşcinsel oylara değil yaşlıların, işçilerin ve heteroseksüellerin oylarına da talip oluyor. Bu sayede şehir denetmenliğine yükselerek kendilerine karşı başlatılan cadı avına karşı bir mücadele yürütmeye karar veriyor&#8230;</p>
<p>Gus Van Sant şu ana kadar kendine bir hayran kitlesi yaratmış, pek çok övgü toplamış biri olsa da benim ısınamadığım yönetmenler arasında ilk 10&#8242;a kesinlikle dahil olur. Öyle ki, bir filmini (Finding Forrester) yönetmeninin o olduğunu bilmeden izlemiş ve filmden hoşnut kalmamıştım. Yani kendisi hakkında ön yargım olduğu da söylenemez. Bunun sebebi de, minimalist filmler çekmesine rağmen bu tarzı oldukça kişisel ele alıyor oluşu. Sınırlarını kendi çizdiği sinema dilinden dışarı adımını atmayan, benzer yönetmenlerin yakaladığı popülariteyi de bundan olacak ki yakalayamamış biri.</p>
<p>Sant, &#8220;Milk&#8221;de diğer filmlerine göre içine daha kolay girilebilir bir film gerçekleştirmiş olsa da, sinema dilinden tamamen sıyrılmış değil. Dolayısıyla, anlatılanın aksine bu filme de ana akım seyircinin adapte olmasında bir takım zorluklar yaşanacaktır tahminimce. Ayrıca seyircinin eşcinselliğe bakış açısı filmi sevip sevmeyeceğiniz konusunda önemli bir etken. Öyle ki, Van Sant bu konuda elinden geleni yapsa da eşcinselliğe karşı bir seyircinin bu filmi sevmesi çok da mümkün değil.</p>
<p>Filmde Harvey Milk&#8217;in sosyal ve siyasal baskılara karşı verdiği ustaca tepkilerin yanında aşk hayatını da görüyoruz. Başlangıçta yol arkadaşı olan sonra aralarına soğukluk giren Scott ile yaşadığı inişli çıkışlı ilişki de perdeye yansıtılanlar arasında örneğin. Karşılaştığı zorluklara verdiği tepkiler, olaylara yaklaşımındaki kararlılık ve sakinlik de Sant tarafından gözler önüne serilmiş.</p>
<p>Filmde Sean Penn ve James Franco&#8217;nun yanı sıra Emile Hirsch, Josh Brolin, Diego Luna, Alison Pill, Victor Garber, Denis O&#8217;Hare ve Joseph Cross gibi isimler de kendilerine yer buluyorlar.</p>
<p>Son olarak Sean Penn&#8217;in filmle en iyi erkek oyuncu Oscarını kazandığını belirtelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/milk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Slumdog  Millionaire &#124; Milyoner</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/slumdog-millionaire-milyoner.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/slumdog-millionaire-milyoner.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 13:06:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Anil Kapoor]]></category>
		<category><![CDATA[Ayush Mahesh Khedekar]]></category>
		<category><![CDATA[Danny Boyle]]></category>
		<category><![CDATA[Freida Pinto]]></category>
		<category><![CDATA[Irrfan Khan]]></category>
		<category><![CDATA[Jeneva Talwar]]></category>
		<category><![CDATA[Madhur Mittal]]></category>
		<category><![CDATA[Rajendranath Zutshi]]></category>
		<category><![CDATA[Saurabh Shukla]]></category>
		<category><![CDATA[Simon Beaufoy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1194</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle &#8220;Slumdog Millionare-Milyoner&#8221;le ilgili yakın geçmişte çıkan haberlere bakmakta yarar var. Böylece filmin yarattığı infialin boyutlarını da görmüş oluruz. Hatırlanacağı üzere film geçen sene büyük bir sürpriz yaparak en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi uyarlama senaryo dahil toplam 8 Oscar ödülü kazanmıştı. Gerçi Oscar ödüllerinde son 10 yılda bir sürpriz yaşanmadığını pek ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle &#8220;Slumdog Millionare-Milyoner&#8221;le ilgili yakın geçmişte çıkan haberlere bakmakta yarar var. Böylece filmin yarattığı infialin boyutlarını da görmüş oluruz. Hatırlanacağı üzere film geçen sene büyük bir sürpriz yaparak en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi uyarlama senaryo dahil toplam 8 Oscar ödülü kazanmıştı. Gerçi Oscar ödüllerinde son 10 yılda bir sürpriz yaşanmadığını pek göremedik. Ayrıca Altın Küre ödüllerine &#8220;Oscar&#8217;ın habercisi&#8221; gözüyle bakılmasına rağmen bu törende ödülleri toplayan filmlere favori gözüyle bakılmaz. Tabii bütün bunlar ayrı bir yazının konusu. Filme dönersek, film ayrıca en iyi drama filmi dahil 4 Altın Küre ve 7 dalda da Bafta ödülü kazanmıştı. Tabii film, tartışmaları da beraberinde getirmişti. Hindistan, gerçekten filmde gösterildiği kadar yoksul ve adaletsizliklerin hüküm sürdüğü bir ülke miydi? Etnik farklılıkların filmde gösterildiği boyutta olup olmadığı tartışıldı. Danny Boyle&#8217;un varoşlara köpek yakıştırması yapıp yapmadığı uzun süre gündemde kaldı. Ayrıca Hindistan&#8217;daki iktidar partisi filmin müziğini seçim kampanyasında kullanmak istedi. Film, başrol oyuncularını da dünyaca tanınan simalar haline getirdi. Filmden önce evli olan Freida Pinto, şöhreti yakalayınca kocasından boşanmıştı. Eski kocası &#8220;Sanırım Pinto şöhretin keyfini tek başına yaşamak istiyor.&#8221; diyebilmişti sadece. Üstelik Pinto bu boşanmanın ardından filmdeki rol arkadaşı Dev Patel ile görüntülenmişti. Kendisi ünlü bir markanın da yeni yüzü olmuştu bu sırada. Filmdeki küçük çocukların film ekibi tarafından ilgisiz bırakıldığı haberleri çıkmıştı. Söylentiye göre filmden sonra bu fakir çocuklara ve ailelerine hiçbir yardım yapılmamış, çocuklar kaderlerine terk edilmişti.</p>
<p>&#8220;Slumdog Millionare&#8221; isteyerek veya istemeyerek uzunca bir süre gündemdeki yerini korumuştu. Hindistan&#8217;ın yaşam şartlarıyla ilgili bilen bilmeyen herkes yorum yapmıştı. Neyse ki Türk sineması da buna kayıtsız kalmadı! Bu el değmemiş! ülkenin sineması ile ilgilenmeye karar verdi ve daha çok sineması ile değil, önünü arkasını düşünmeden yaptığı siyasal konuşmalarla öne çıkan bir yönetmenimiz de Hindistan&#8217;a sinema araştırmaya gitti şu günlerde. Bu tip &#8220;kerameti kendinden menkul&#8221; yönetmenlere söylenecek çok şey var ama şimdilik &#8220;hayırlı işler&#8221; deyip geçelim. Yazı da haddinden fazla uzun olmasın. Zaten yazının konusu da bu değil. Dileğim bu yönetmenin orada kendini geliştirebilmesi. Bir filmi 8 yılda tamamlayabildiğine göre, ihtiyacı var sanırım. Kaldı ki benim asıl kızdığım nokta, sinemamızın gündeminin bu tip haberlerle rayından çıkması.</p>
<p>Bunları bir kenara bırakıp filme geçersek, filmde Jamal&#8217;in (Dev Patel) çocukluğundan, 18 yaşında katıldığı &#8220;Kim Milyoner Olmak İster?&#8221; adlı yarışmaya kadar süren hikayesi anlatılıyor. Jamal, çok zor soruları doğru cevaplayıp son soruya kadar geliyor. Üstelik kendisi eğitimli falan da değil. Yarışmanın sunucusu Prem Kumar (Anil Kapoor) Jamal&#8217;in hile yaptığından şüphelenip gözaltına alınmasını sağlıyor. Jamal da polisteki sorgusunda soruları nasıl bildiğini tek tek açıklıyor. Yarışmaya katılmaktaki asıl amacı da para değil, çocukluk aşkı Latika (Freida Pinto) ile iletişim kurmaya çalışmak.</p>
<p>Filmde Dev Patel, Freida Pinto, Madhur Mittal, Anil Kapoor, Irrfan Khan, Saurabh Shukla, Jeneva Talwar, Ayush Mahesh Khedekar ve Rajendranath Zutshi rol alıyorlar. Filmin yönetmeni Danny Boyle. Bir edebiyat uyarlaması olan filmin senaryosunu Simon Beaufoy kaleme almış.</p>
<p>Yönetmen Danny Boyle&#8217;un en büyük başarısı Hindistan&#8217;daki yaşamlara &#8220;içerden bakması&#8221; olmuş. Boyle, yıllarca Hindistan&#8217;da yaşamış biri olsa ancak bu kadar iyi bir gözlemci olabilirdi herhalde, seçtiği mekanlardan tutun oyuncu tercihlerine kadar. Bunun yanında senaryonun tıpkı &#8220;Kim Milyoner Olmak İster?&#8221; yarışması gibi basit ama özgün bir yapıda olduğunu belirtelim. Film, bir yandan bu popüler yarışmanın nimetlerinden yararlanırken bir yandan da zekice senaryosunun avantajlarını ıskalamayıp, seyirciye zamanın nasıl geçtiğini büyük ölçüde unutturuyor.</p>
<p>Jamal karakterine başından sonuna kadar odaklanan film onun, kardeşi Salim ile yaşadığı gerilimli ilişkiyi -küçük oyuncuların da sayesinde- iyi bir şekilde yansıtıyor.</p>
<p>İzleyenler hatırlayacaktır &#8220;Bend It Like Beckham &#8211; Hayatımın Çalımı Beckham&#8221; filminde futbolcu olmaya çabalayan Hint&#8217;li kız, arkadaşlarına ailesinin Müslüman bir erkeği kabul etmeyeceğini söylüyordu bir sahnede. Elbette filmlerle bir ülkedeki hoşgörünün sınırlarını kesin olarak belirleyemeyiz ama filmlerin o sınırlar hakkında bilgi verdikleri muhakkak. Tabii son yorum size kalmış, Hindistan&#8217;daki Müslümanlara yaklaşım konusunda.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/slumdog-millionaire-milyoner.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benny &amp; Joon</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/benny-joon.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/benny-joon.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 11:52:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1993]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Aidan Quinn]]></category>
		<category><![CDATA[CCH Pounder]]></category>
		<category><![CDATA[Johnny Depp]]></category>
		<category><![CDATA[Julianne Moore]]></category>
		<category><![CDATA[Mary Stuart Masterson]]></category>
		<category><![CDATA[Oliver Platt]]></category>
		<category><![CDATA[William H. Macy]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1189</guid>
		<description><![CDATA[Popüler bir film olmamasından ötürü &#8220;Benny ve Joon&#8221;un öncelikle oyuncu kadrosunu vermek doğru olur sanıyorum: Johnny Depp, Mary Stuart Masterson, Aidan Quinn, Julianne Moore, Oliver Platt, William H. Macy ve CCH Pounder. Gördüğünüz gibi oldukça dişe dokunur bir kadro. Bugüne kadar fazla dikkat çekmiş bir yapım olmaması da şaşırtıcı. En azından ben duymamıştım. Filmin yönetmeni ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Popüler bir film olmamasından ötürü &#8220;Benny ve Joon&#8221;un öncelikle oyuncu kadrosunu vermek doğru olur sanıyorum: Johnny Depp, Mary Stuart Masterson, Aidan Quinn, Julianne Moore, Oliver Platt, William H. Macy ve CCH Pounder. Gördüğünüz gibi oldukça dişe dokunur bir kadro. Bugüne kadar fazla dikkat çekmiş bir yapım olmaması da şaşırtıcı. En azından ben duymamıştım. Filmin yönetmeni ise Jeremiah S. Chechik.</p>
<p>Filmde,beraber yaşayan iki kardeş Benny (Aidan Quinn) ve Joon&#8217;un (Mary Stuart Masterson) tesadüfen hayatlarına dahil olan Sam (Johnny Depp) ile değişen düzenleri konu alınıyor. Joon, hayatta kalan tek akrabası olan kardeşi Benny ile yaşamaktadır. Joon bir akıl hastası olduğundan, kardeşi Benny tüm zamanını ona göz kulak olarak harcamaktadır. Joon&#8217;un akli dengesizliğinden doğan takıntıları Benny&#8217;e ağır gelmese de, onu her geçen gün daha fazla bezdirmektedir. Bu iki kardeşin hayatı, Joon&#8217;un, Benny&#8217;nin arkadaşlarıyla, Benny orada yokken oynadığı bir kumar sonucu, Benny&#8217;nin arkadaşının kuzeni Sam&#8217;i evlerine almalarıyla değişir. Bir akıl hastalığı bulunmayan Sam yine de normal bir tip değildir ve zamanla Joon&#8217;la birbirlerinden hoşlanmaya başlarlar.</p>
<p>Romantik-komedi tarzında olan film, bu türden alışık olduğumuz bir finalle nihayete erse de ardında iyi bir izlenim bırakıyor. Kahkahayla gülebileceğiniz en fazla bir veya iki sahne bulunsa da,tüm filmi ufak bir tebessümle izlemeniz muhtemel. Sam ve Joon&#8217;un sevimlilikleri (özellikle Mary Stuart Masterson filme sevimliliğiyle çok şey katıyor) ve masumiyetleri filmin en büyük kozu. Bu tür filmlerden aşina olduğumuz bazı klişe sahnelerin filmin bazı kısımlarını işgal etmesi ve Benny&#8217;nin Ruthie (Julianne Moore) ile yürütmeye çabaladığı beraberliğin gereksiz yanları filmin en büyük dezavantajlarını oluşturuyorlar.</p>
<p>Tüm klasikliğine ve romantik-komedi olmasına rağmen film abartısız ve doğal. Özellikle türün takipçileri ve Depp hayranları filmden memnun kalacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/benny-joon.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>It&#8217;s Complicated &#124; İlişki Durumu: Karmaşık</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/its-complicated-iliski-durumu-karmasik.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/its-complicated-iliski-durumu-karmasik.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 22:32:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Alec Baldwin]]></category>
		<category><![CDATA[Meryl Streep]]></category>
		<category><![CDATA[Nancy Meyers]]></category>
		<category><![CDATA[Steve Martin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1181</guid>
		<description><![CDATA[En yaşlısı &#8220;abla&#8221; dört kadın, bir kadın filmi İlişki Durumu: Karmaşık&#8217;ı izler, beğenirler. 11-21 Şubat, !f Bağımsız Filmler Festivali haberini alır almaz, sıkıca çalışıp birer liste oluşturan &#8220;abla&#8221; ile küçük kız kardeşi, cumartesi öğlen, gösterimlerin yapılacağı iki salonun bulunduğu Fitaş&#8217;ta buluşur, acı haberi alırlar; biletler, %10 indirimli mybilet satışı sonrası pazartesiden itibaren gişelerden alınabilecek&#8230; Tüm ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>En yaşlısı &#8220;abla&#8221; dört kadın, bir kadın filmi İlişki Durumu: Karmaşık&#8217;ı izler, beğenirler.</strong></em></p>
<p><strong>11-21 Şubat</strong>, !f Bağımsız Filmler Festivali haberini alır almaz, sıkıca çalışıp birer liste oluşturan &#8220;abla&#8221; ile küçük kız kardeşi, cumartesi öğlen, <em>gösterimlerin yapılacağı iki salonun bulunduğu</em> Fitaş&#8217;ta buluşur, acı haberi alırlar; biletler, <em>%10 indirimli mybilet satışı sonrası</em> pazartesiden itibaren gişelerden alınabilecek&#8230; Tüm bir sabahı, asker kocasıyla internet bağlantısı kurup görüntülü konuşarak geçirirken, <em>-bir mekik indirme operasyonu idare edercesine-</em> bir elinde cep telefonu, diğer elinde ev telefonu ile kayınvalidesi ile ev halkını da görüşmelere katan<em> teknoloji beceriklisi</em> kızının tersine, &#8220;abla&#8221;nın, <em>internetten bilet</em> işine aklı yatmaz, yatsa da kredi kartı kullanmadığından faydası olmaz.</p>
<p><em>&#8220;Abla&#8221;nın kızının ilâvesiyle </em>üç kişilik grup, B planına geçer;<strong> Hala</strong>&#8216;nın, <em>acısız şalgam suyu ile daha bir lezzetli</em> Güneydoğu mutfağıyla karın doyurur, İstiklâl Caddesi&#8217;ne her gelişlerinde olduğu gibi, önceden işaretledikleri bir filmi izlemek üzere, rastladıkları arkadaşlarının da katılımıyla kalabalıklaşarak, <em>cadde boyu onca salon arasında </em>bir tek <strong>Yeni Rüya</strong>&#8216;da oynayan Meryl Streep filmine girerler.</p>
<p>2009 ABD yapımı<strong> İlişki Durumu: Karmaşık</strong> filminin yönetmeni <strong>Nancy Meyers</strong>, oyuncular <strong>Meryl Streep, Steve Martin, Alec Baldwin</strong>&#8230; Bazı sahneleri bayağı komik film, yaşı ve cinsiyeti gereği, <em>-kızı dışında- </em>&#8220;abla&#8221;, kardeşi ve arkadaşına pek hitabeder nitelikte, <strong>tam bir kadın filmi</strong>.</p>
<p><strong>The Deer Hunter </strong>(1978)&#8217;dan bu yana, <em>her zaman muhteşem</em><strong><em> </em>Meryl Streep</strong>, üç yetişkin çocuklu, şık bir pastanenin sahibi, aşçısı, boşanmanın enkazını ancak 10 yılda kaldırabilmiş Jane rolünde. Eski koca <strong>Alec Baldwin</strong>, yarı yaşında bir lâtin dilberi <em>-ve onun, şefkate aç beş yaşındaki oğlu Pedro-</em> ile evli, lâf cambazı, kaşarlanmış avukat Jake; sempatik koca gülüşlü <strong>Steve Martin</strong> ise, Jane&#8217;nin yeni mutfağının mimarı Adam rolünde, kendisi de eski bir evliliğin yıkımını onarmaya çalışmakla meşgul&#8230;</p>
<p>Çocuklardan biri evlilik hazırlığında, bir diğeri evden uzaklaşırken, sonuncunun diploma töreni nedeniyle Newyork&#8217;ta karşılaşan eski eşlerden Jake, genç karısının verdiği yorgunlukla güvenli, huzurlu limana, eski karısına yanaşır, ona yeniden tutulur. Öte yandan, mesleğinden gelen <em>&#8220;uyanıklık&#8221;</em>la olsa gerek, <em>-kafası karışık, duyguları allak bullak Jane&#8217;in kararı belli olana dek-, </em>&#8220;evdeki huzuru&#8221; da bozmama eğilimindedir. Bu, <em>&#8220;ne serden, ne yardan vazgeçmeme&#8230;&#8221;</em> döneminde, çocuk isteyen genç karısının girişimlerini, gizliden aldığı ilaçlarla sperm kalitesini düşürerek sabote etmekte sakınca görmez.</p>
<p><em>İki arada bir derede kalmış</em>, ilgi ve cinsellikten memnun, gelişmelerden huzursuz Jane, kahveli kekle ziyaret edip net bir öneri beklediği terapistinin, <em>&#8220;&#8230;en kötü ne olabilir ki?&#8221;</em> yanıtı üzerine,<em> -içine pek sinmese de-</em> buluşmaya devam ettiği eski kocasının,<em> &#8220;pilates yaramış!&#8221; (izleyici Jane&#8217;i, </em>sadece bir kez,<em> koşarken görmüştür), </em> türünden iltifatına da mazhar olur.</p>
<p>Mimarın ilgisini farkeden Jake&#8217;in <em>nihayet</em> bir seçim yapıp, genç karısını terkederek eve dönmesi ve aynı akşam bilgisayar aracılığıyla yapılan Adam-Jane sohbetine<em> farketmeden</em> dahil olmasıyla yaşanan çok eğlenceli kriz sonunda, durumu anlayan ve <em>henüz boşanmanın travması atlatamamış</em> çocuklarının sorusu karşısında Jane&#8217;in tavrı netleşir.</p>
<p>Görüntülü bilgisayar sohbeti krizi, ilk buluşmada Jake&#8217;in, yerli yerinde, çok hoş <em>&#8220;evim güzel evim!&#8221;</em> esprisi, Jane&#8217;in arkadaş toplantıları, buluşmalardan birinin tanığı sempatik damadın otelde yaşanan krizi idare edişi, <em>nişanlısının pijamasıyla ailenin doğal bir parçası </em>güzel yumuşak oyunculuğu&#8230;</p>
<p>Yaşı ilerlemekte olan kadınların, daha genç olanlarca tedavülden kaldırılmalarının<em> neredeyse</em> doğal yaşandığı/karşılandığı, <em>-tüp bebek merkezi bekleme salonundaki yaşlı bir adam, genç bir kadın kombinasyonu sahnesiyle muhteşem-</em> tüketim toplumlarında, çocukların, ekonomik şartların&#8230; dayatmasıyla değil, beğeninin <em>-elbette avukatın içten içe yaptığı, sağlıklı yaşamı, bakımı&#8230; içeren içten pazarlıklı yaklaşımının da- </em>etkisiyle durumun, tamamiyle tersine dönüşünü anlatan film, &#8220;abla&#8221;ya kalırsa, <em>-sanki sadece kadınlar arası bir meseleymiş de &#8220;hırsızın hiç suçu yokmuş&#8221;-</em> erkeklerin, sonunda <strong>yeni bir bilinç düzeyi</strong>ne ulaşmakta olduklarının habercisi, müjdecisi gibidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/its-complicated-iliski-durumu-karmasik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>My Life Without Me &#124; Bensiz Hayatım</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/my-life-without-me-bensiz-hayatim-2.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/my-life-without-me-bensiz-hayatim-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 14:18:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[2003]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[TV'de Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Deborah Harry]]></category>
		<category><![CDATA[Isabel Coixet]]></category>
		<category><![CDATA[Maria de Medeiros]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Ruffalo]]></category>
		<category><![CDATA[Nanci Kincaid]]></category>
		<category><![CDATA[Sarah Polley]]></category>
		<category><![CDATA[Scott Speedman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1176</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Abla&#8221; paralı kanalda Bensiz Hayatım&#8217;ı görür, çok beğenir. 2010&#8242;un ilk kar akşamlarından birinde paralı kanalda, &#8220;abla&#8221;nın, İstanbul&#8217;da yaşadığı dönemde vizyona girdiğinde, nasıl kaçırdığına akıl sır erdiremediği güzel bir film: 2003 İspanya, Kanada yapımı Bensiz Hayatım: Nanci Kincaid&#8216;in kitabından senaryolaştırıp yöneten İsabel Coixet, oyuncular Sarah Polley, Scott Speedman, Mark Ruffalo, Deborah Harry, Maria de Medeiros&#8230; İlkini, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&#8220;Abla&#8221; paralı kanalda Bensiz Hayatım&#8217;ı görür, çok beğenir.</strong></em></p>
<p>2010&#8242;un ilk kar akşamlarından birinde paralı kanalda, <em>&#8220;abla&#8221;nın, İstanbul&#8217;da yaşadığı dönemde vizyona girdiğinde, nasıl kaçırdığına akıl sır erdiremediği </em>güzel bir film: 2003 İspanya, Kanada yapımı <strong>Bensiz Hayatım: </strong><em><strong>Nanci Kincaid</strong>&#8216;in kitabından senaryolaştırıp</em> yöneten <strong>İsabel Coixet</strong>, oyuncular <strong>Sarah Polley, Scott Speedman, </strong><strong>Mark </strong><strong>Ruffalo, </strong><strong>Deborah Harry, Maria de Medeiros</strong>&#8230;</p>
<p>İlkini, ilk ilişkisinden 17, ikincisini 19 yaşında doğurduğu iki küçük kızı ve sevdiği eşi için iki ayrı işte çalışarak, annesinin arka bahçesindeki karavanda sıkış tepiş ama şikâyet etmeden yaşayıp giderken, kanserden iki ay ömrü kaldığını öğrenen 23 yaşındaki Ann, sınırlı zamanını hastane odalarında yitirmek istemediğinden, ağrı kesiciler<em> -ve bir avuç şeker- </em>dışında tıbbî önerileri reddeder.</p>
<p>İlk işi, <em>&#8220;ölmeden önce yapılacaklar listesi&#8221;</em>dir: Ölmekte olduğunu sakladığı annesi, kocası ve sevgilisine veda konuşması kaydettiği birer, 18 yaşlarına kadar kızlarının her doğum günü için bir çok kutlama kasedi doldurur. Gider takma tırnak taktırır, diskoya takılır. Bir niyeti, birini kendisine âşık etmek ve bir diğer niyetiyse başka bir erkekle sevişmektir. O arada, kızlarının benimseyeceği bir yeni anne bulmak için de planlar yapar, karşılaşmalar düzenler.</p>
<p>Beceriksiz bir yönetmenin harcayacağı konu,<strong> </strong><em>&#8220;abla&#8221;nın her ikisini de izlediği </em><strong><em>Paris Seni Seviyorum</em></strong><em>&#8216;un bir kaç yönetmeninden biri, <strong>Aşkın Peşinde</strong> (Elegy)&#8217;nin yönetmeni- </em><strong>İsabel Coixet</strong>&#8216;nin iyi yönetimi ve oyunculukla, hüzünlü ama ışıltılı bir güzel filme dönüşür.</p>
<p>&#8220;Abla&#8221;, <em>sevgili</em> Mark Ruffalo&#8217;nun, arabasının direksiyonunda, kocasının <em>-ve ölümün-</em> gelip aldığı, ağrılarla kıvranan sevgilisinin gidişini, yaşlarla dolu kocaman kara hüzünlü gözlerle izlediği sahneyi çok dokunaklı bulur, uzun zaman hafızasında kalacağından emindir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/my-life-without-me-bensiz-hayatim-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk Tutulması</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/ask-tutulmasi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/ask-tutulmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 13:40:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Ali Erkazan]]></category>
		<category><![CDATA[Ayten Uncuoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Fahriye Evcen]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Akkoyunlu]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Şeker]]></category>
		<category><![CDATA[Suzan Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Tim Seyfi]]></category>
		<category><![CDATA[Tolgahan Sayışman]]></category>
		<category><![CDATA[Yasemin Öztürk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1175</guid>
		<description><![CDATA[Futbol her geçen gün dünyada ve ülkemizde dev bir endüstri görünümü kazanmakta. Özellikle ülkemizde insanlar, her konuda olduğu gibi, futbol konusunda da ikiye bölünse de, futbolu benimseyen ve destekleyen kesimin çok daha kalabalık olduğu aşikar! Karşı taraftan da sanırım artık futbola &#8220;yirmi iki adamın bir top peşinden koşması&#8221; gözüyle bakanların sayısı hayli azaldı. Yönetmen Murat ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Futbol her geçen gün dünyada ve ülkemizde dev bir endüstri görünümü kazanmakta. Özellikle ülkemizde insanlar, her konuda olduğu gibi, futbol konusunda da ikiye bölünse de, futbolu benimseyen ve destekleyen kesimin çok daha kalabalık olduğu aşikar! Karşı taraftan da sanırım artık futbola &#8220;yirmi iki adamın bir top peşinden koşması&#8221; gözüyle bakanların sayısı hayli azaldı.</p>
<p>Yönetmen Murat Şeker, futbol aşkıyla sevgiliye olan aşkı harmanladığı filmi &#8220;Aşk Tutulması&#8221;nda, fanatik Fenerbahçe&#8217;li Uğur&#8217;un (Tolgahan Sayışman) tesadüfler sonucu bir araya geldiği Pınar (Fahriye Evcen) ile başlayan aşklarının, Uğur&#8217;un Fenerbahçe sevgisi ile çakışması sonucu yaşananlar, nispeten komik bir dille anlatılıyor</p>
<p>Uğur, babasının onu Fenerbahçe maçına götürdüğünden beri Fenerbahçe&#8217;ye tutkuyla bağlanmış. Hatta zamanında &#8220;Fenerbahçe mi, ben mi?&#8221; diye soran kız arkadışına &#8220;Kendine hiç şans tanımıyorsun&#8221; cevabını yapıştırmış. İş için taktığı kravat bile sarı-lacivert. Bazen de &#8220;totem&#8221; yapıp, takımının kazanması için maçları izlemiyor. Pınar ise aşk meşk konularından, kendisini yarı yolda bırakan erkek arkadaşı yüzünden oldukça muzdarip. İş yerindeki Burç Bey (Tim Seyfi), bir yandan onun arkadaşıyla birlikteyken bir yandan Pınar&#8217;a asılıyor. Pınar ve Uğur, bu ahval ve şerait içinde aşklarını yaşamaya başladıklarında, karşılarına, başta Uğur&#8217;un futbol aşkı olmak üzere birçok engel çıkıyor&#8230;</p>
<p>Filmde Tolgahan Sayışman, Fahriye Evcen ,Tim Seyfi, Ayten Uncuoğlu, Suzan Aksoy, Ali Erkazan, Murat Akkoyunlu ve Yasemin Öztürk rol alıyorlar.</p>
<p>Murat Şeker, kendine has niteliklerini bu filmde de sergiliyor. Filmi fazla ciddiye almadığı bölümler var yine. Kendi filminin (2 Süper Film Birden) reklamını, filmdeki karakterlere yaptırıyor. Yine aynı filmde geçen bir repliği bu filme aktarıyor vs.</p>
<p>Ayrıca film, daha önce &#8220;2 Süper Film Birden&#8221;in yazısında değindiğim gibi Farrelly kardeşlerin 2005 yapımı filmi &#8220;Fever Pitch&#8221;i epey bir andırıyor. Her ne kadar orada beyzbol aşkı irdelendiyse de, içerikler birbirleriyle uyuşuyor! Tabii ki iki film birbirine benzeyebilir, ama ikinci filmi çekenin, filmini biraz daha özgünleştirmesi gerekir bence bu tip durumlarda.</p>
<p>Her şeye rağmen, yalnızca Fenerbahçe&#8217;lilerin değil tüm futbolseverlerin beğenebileceği bir film &#8220;Aşk tutulması&#8221;. Son olarak; &#8220;Fenerbahçelilikle&#8221; ilgili bir film çekip, yalnızca 400 bine yakın insanı salonlara çekebilmenin ayrı bir meziyet(!) olduğunu belirtmekte yarar var!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/ask-tutulmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Up in the Air &#124; Aklı Havada</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/up-in-the-air-akli-havada.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/up-in-the-air-akli-havada.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 13:27:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Amy Morton]]></category>
		<category><![CDATA[Anna Kendrick]]></category>
		<category><![CDATA[George Clooney]]></category>
		<category><![CDATA[Jason Bateman]]></category>
		<category><![CDATA[Jason Reitman]]></category>
		<category><![CDATA[Sheldon Turner]]></category>
		<category><![CDATA[Vera Farmiga]]></category>
		<category><![CDATA[Walter Kirn]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1174</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Yaşam(ın)da bir partnere yer açma&#8221; konusunu işlediğinden, &#8220;abla&#8221;nın epeydir görmek istediği film, Aklı Havada. Güneş görünür görünmez, &#8220;abla&#8221;nın buzda kayıp düşme korkusunu yendiği dördüncü kar günü, kızıyla ilk işleri, bir kaç günde epey uzamış alışveriş listesini alıp evden dışarı çıkmak olur. Caddeye kadar, hain hain parıldayan buz kesmiş kaldırımda sakınarak yürürken kızlarına birer kartopu yollamayı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;Yaşam(ın)da bir partnere yer açma&#8221; konusunu işlediğinden, &#8220;abla&#8221;nın epeydir görmek istediği film, Aklı Havada.</em></strong></p>
<p>Güneş görünür görünmez, &#8220;abla&#8221;nın buzda kayıp düşme korkusunu yendiği dördüncü kar günü, kızıyla ilk işleri, bir kaç günde epey uzamış alışveriş listesini alıp evden dışarı çıkmak olur. Caddeye kadar, hain hain parıldayan buz kesmiş kaldırımda sakınarak yürürken kızlarına birer kartopu yollamayı ihmâl etmeyen &#8220;abla&#8221;, kapağı taksiye atar atmaz huzur bulur. Bereket, alışveriş merkezi önü karda açılmış geniş patikalarla güvenli.</p>
<p>Kıyılmış lahana salatalı menüsü yüzünden &#8220;abla&#8221;nın ayrı tuttuğu fastfood dükkanındaki moladan sonra, <em>&#8220;yaşamında bir partnere yer açma&#8221; </em>konusunu işlediğinden, &#8220;abla&#8221;nın epeydir görmek istediği 2009 ABD yapımı, <strong>Aklı Havada</strong>&#8216;yı görürler: <strong>Walter Kirn</strong>&#8216;ün kitabından senaryolaştıran <strong>Jason Reitman, Sheldon Turner</strong>, yönetmen <strong>Jason Reitman</strong>, oyuncular <strong>George Clooney, Vera Farmiga, Anna Kendrick, Jason Bateman, Amy Morton</strong>&#8230;</p>
<p>Doğum haritasını çıkarıp üzerinde iki saatten fazla konuşan sevgili arkadaşının, altını çize çize önerdiği <em>&#8220;yaşamında bir partnere yer açma&#8221; </em>meselesi, <em>-özellikle- </em>Kuzey Ege&#8217;deki yaşamında tadına vardığı<em>, yitireceğini sandığı </em>özgürlüğünü riske atmaya niyeti olmayan &#8220;abla&#8221;nın, fırsat tanımak bir yana, düşünmeye dahi yanaşmadığı konulardan biri&#8230;</p>
<p>Tanıtım yazılarından esinlenerek, .<em>..bu konuda bir ipucu yakalar mıyım acaba?</em> düşüncesiyle filmi gören &#8220;abla&#8221;, kızıyla, güzel esmer adam George Clooney&#8217;in canlandırdığı, ışıltılı sert plastik kartların ayrıcalıklı muamele sağladığı, 10 milyon uçuş milini tamamlamasına ramak kalmış  Bingham&#8217;ın kiralık lüks arabalar, şık otel odalarından ibaret yaşamına tanık olur. İşi, <em>-Amerika&#8217;nın yeni &#8220;yükselen değeri&#8221;-</em> insanları kitleler halinde işten atma olan, konusunda becerikli bir insan sarrafı Bingham&#8217;ın, ardılı hırslı genç kadının<em> &#8220;ekranlar aracılığıyla insan kovma&#8221;</em> fikrinin patrona cazip gelmesiyle, düzeni sarsılır.</p>
<p>Bu arada, yerde geçirdiği kısa bir zaman aralığında, barda tanışıp, kartlarını yarıştırdıkları akranı kadın Alex&#8217;le yatak arkadaşlığı geliştiren Bingham, bir yandan da ardılı genç kadının <em>&#8220;ekrandan çalışan kovma&#8221;</em> işini geliştirip yerleştirmesinde yardımcı olur; ona, <em>&#8220;havaalanlarında güvenlik kontrolünde yitirilen zamanın çok fazla olduğunu&#8221; </em>anlatır, <em>&#8220;azaltmak için çocuklu ailelerin, yaşlıların değil, dakik Asyalıların olduğu kuyruklara girmesi gerektiği&#8221;</em> türünden pratik önerilerde bulunur.</p>
<p>Derken, küçük kız kardeşinin düğünü için, <em>giderek duygusal açıdan bağlandığı </em>Alex&#8217;le eve dönen, damadın son dakikada <em>&#8220;tırsması&#8221; </em>problemini çözmeye çalışırken, adaya söylediklerinin <em>(&#8220;&#8230;yaşamının en güzel anlarında yalnız mıydın?&#8221;) </em>etkisiyle harekete geçen Bingham, evine <em>habersiz</em> gittiği Alex&#8217;in, iki çocuklu bir anne, bir eş olduğunu öğrenmenin şokunu yaşar.</p>
<p>Film, işinden olanlardan birinin intiharı üzerine, <em>&#8220;ekranlar aracılığıyla insan kovma&#8221;</em> fikri askıya alınan genç kadının istifa ederek yeni bir rotaya yönelmesi, eski yaşamına dönen Bingham&#8217;ın 10 milyon uçuş miline ulaşan en genç kişi olması noktasında sona erer.</p>
<p><em>Alex&#8217;in ne ahlâksız bir kadın olduğu&#8230;</em> konusunda söylenerek sinemadan çıkan &#8220;abla&#8221; ile kızı, bir zaman ilendikten sonra, <em>hiç kimsenin bir yalanı, bir de böyle amaçsız/anlamsız biçimde, bu kadar sürdüremeyeceği</em> noktasına vardıklarında, bunun, <strong><em>senaryonun zayıflığı</em></strong> olduğu kararına varır, rahatlarlar.</p>
<p>&#8220;Abla&#8221; filmden, <em>işin doğrusu, </em>kendisini tatmin edecek bir yanıt alamaz; <em>&#8230;yaşamının en güzel anlarında yalnız mıydın?&#8221;</em> türünden bir cümle, çok değerli özgürlüğü ile esaret korkusunun ördüğü duvarı yıkmaya yetecek güçte değildir, ne yazık!..<em>&#8220;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/up-in-the-air-akli-havada.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soul Kitchen &#124; Aşka Ruhunu Kat</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/soul-kitchen-aska-ruhunu-kat.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/soul-kitchen-aska-ruhunu-kat.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Jan 2010 18:08:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Adam Bousdoukos]]></category>
		<category><![CDATA[Anna Bederke]]></category>
		<category><![CDATA[Birol Ünel]]></category>
		<category><![CDATA[Demir Gökgöl]]></category>
		<category><![CDATA[Dorka Gryllus]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Krallık]]></category>
		<category><![CDATA[Lars von Trier]]></category>
		<category><![CDATA[Moritz Bleibtreu]]></category>
		<category><![CDATA[Pheline Roggan]]></category>
		<category><![CDATA[Soul Kitchen]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Yücel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1103</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Abla&#8221; ve kız kardeşleri, yeni yılın ikinci filmi Soul Kitchen&#8217;den memnun çıkarlar. Kardeşlerin, ailenin seyahat gurusu küçük kardeşin, üşenmeyip okuduğu sinema-tiyatro eleştirileriyle çizdiği plan uyarınca gördüğü, yeni yılın ikinci filmi Soul Kitchen, 2009 Almanya yapımı. Yönetmen, &#8220;abla&#8221;nın neredeyse tüm filmlerini görüp beğendiği Fatih Akın; oyuncular Adam Bousdoukos, Moritz Bleibtreu, Birol Ünel, Anna Bederke, Dorka Gryllus, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;Abla&#8221; ve kız kardeşleri, yeni yılın ikinci filmi Soul Kitchen&#8217;den memnun çıkarlar.</em></strong></p>
<p>Kardeşlerin,<em> ailenin seyahat gurusu </em>küçük kardeşin, üşenmeyip okuduğu sinema-tiyatro eleştirileriyle çizdiği plan uyarınca gördüğü, <em>yeni yılın ikinci filmi </em><strong>Soul Kitchen, </strong>2009 Almanya yapımı. Yönetmen, &#8220;abla&#8221;nın neredeyse tüm filmlerini görüp beğendiği <strong>Fatih Akın</strong>; oyuncular <strong>Adam Bousdoukos, Moritz Bleibtreu, Birol Ünel, Anna Bederke, Dorka Gryllus, Pheline Roggan, Demir Gökgöl, Udo Kier&#8230;</strong></p>
<p>Güzel afişiyle künyesi, belli bir anlayışla döşenmiş güzel müziğiyle film, mütevazi lokantasında, kumar borcu yüzünden yattığı hapisten şartlı tahliye olan <em>-benzerlikleri ilginç-</em> ağabeyine <em>göstermelik de olsa</em> iş veren, sevgilisinin Uzak Doğu&#8217;ya giderken kalbini kırık bıraktığı gayretli genç adamın, yürek ve bel ağrısıyla geçen acılı döneminin hikâyesini anlatır.</p>
<p>Sevgilisinin veda yemeğinde tanıştığı, yemeğine bir yorumu hazmedemeyip müşteriye terslendiğinden işinden olan şefi işe alması, başlangıçta, rutin menüye alışkın müşterinin kaçmasına neden olursa da, yenilik peşinde lezzetçi başka müşterilerin salaş mekâna akın etmesi uzun sürmez.</p>
<p>Vergi memurları baskınları ile lokantanın arsasına göz diken eski arkadaşının dolapları arasında bunalırken, bir de, <em>bozuk bulaşık makinesini kaldırayım </em>derken belini incitip sakatlanan  genç adam, anî bir kararla lokantayı <em>-fareyi-</em>, kumarbaz ağabeyi <em>-kediye-</em> devredip, internet aracılığıyla görüştüğü sevgilisinin yanına gitmeye niyetlenir. Yanında Şangay&#8217;dan edindiği eşlikçisiyle, havaalanında karşılaştığı sevgilisi, büyükannesinin ölümü üzerine döndüğünü anlatır.</p>
<p>Bu arada, &#8220;abla&#8221;nın bayıldığı <strong>Lars von Trier</strong> başyapıtı <strong>Krallık</strong> dizisinin &#8220;şeytan&#8221;ı <strong>Udo Kier</strong>&#8216;e çalışan eski arkadaş boş durmaz; hal ve gidişini gözlediği kumarbaz ağabeyi faka bastırıp lokantayı ele geçirir.</p>
<p>Belini tuta tuta, topallayarak oradan buraya koşan koşan gayretli Zinos, lokantayı kurtarmak için, babaannenin mirasından borç aldığı parayla açık artırmaya katılır; ucu ucuna giden artırma, <em>kira ödemeyen </em>denizci eskisi kiracısının, <strong>Charles Dickens</strong> romanlarındaki gibi ilâhi yardımla kopan yelek düğmesinin, Udo Kier&#8217;in boğazına takılmasıyla, beklendiği, dilendiği gibi genç Zinos lehine sonuçlanır.</p>
<p>Tüm bu itiş kakış arasında güzel fizyoterapisti, sigortası olmadığından, sakat kalma sınırına dayanan müşterisini, <em>bir kaç yüz yıllık batı tıbbının alternatif diye adlandırdığı </em>binlerce yıllık deneyime yönlendirir. Filmin, <em>Fatih Akın&#8217;ın kendi deneyimine dayalı </em>en güzel sahnelerden birinde, <em>-bir röportajında bel çekme işlemini yapan adamın, kaymayı engellemek üzere çivili ayakkabı giydiğini gördüğünü anlattığı-, </em><strong>Uğur Yücel</strong>&#8216;in Kemikkıran Kemal adıyla canlandırdığı, kısa ama muhteşem oyun, kolayca unutulabilecek gibi değil!</p>
<p>Sonunda herşey yoluna girer, yeni bir sevgili edinen Zinos, yüreğinden ve belinden yana mutluluğa ve sağlığına kavuşurken, neşeli filmin <em>aralarında Levent Kırca&#8217;nın da bulunduğu </em>izleyicisi, belleri ince ince sızlayarak ağır hareketlerle salonu terkeder, üstü yılbaşı ışıklarıyla örtülü şıkır şıkır aydınlık İstiklâl Caddesi kalabalığına karışırlar.<em></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/soul-kitchen-aska-ruhunu-kat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Stranger Than Fiction &#124; Lütfen Beni Öldürme</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/stranger-than-fiction-lutfen-beni-oldurme.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/stranger-than-fiction-lutfen-beni-oldurme.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 19:16:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2006]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Dustin Hoffman]]></category>
		<category><![CDATA[Emma Thompson]]></category>
		<category><![CDATA[Maggie Gyllenhaal]]></category>
		<category><![CDATA[Marc Forster]]></category>
		<category><![CDATA[Queen Latifah]]></category>
		<category><![CDATA[Will Ferrell]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=984</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kader&#8221; bugüne kadar defalarca kez tartışılmış, sorgulanmış bir mevzu. &#8220;Stranger Than Fiction-Lütfen Beni Öldürme&#8221;de kadere farklı bir pencereden bakılıyor. Film komedi-trajedi arasında gidip geldikçe sempatisini kaybediyor ve elde kalan sadece ilginç bir fikir oluyor. &#8220;Stranger Than Fiction&#8221; seyirciyi öyküsüyle baştan çıkarmayı amaçlayan bir yapım. Yani nasıl ki &#8220;The Curious Case of Benjamin Button-Benjamin Button&#8217;ın Tuhaf ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Kader&#8221; bugüne kadar defalarca kez tartışılmış, sorgulanmış bir mevzu. &#8220;Stranger Than Fiction-Lütfen Beni Öldürme&#8221;de kadere farklı bir pencereden bakılıyor. Film komedi-trajedi arasında gidip geldikçe sempatisini kaybediyor ve elde kalan sadece ilginç bir fikir oluyor.</p>
<p>&#8220;Stranger Than Fiction&#8221; seyirciyi öyküsüyle baştan çıkarmayı amaçlayan bir yapım. Yani nasıl ki &#8220;The Curious Case of Benjamin Button-Benjamin Button&#8217;ın Tuhaf Hikayesi&#8221;nde Benjamin&#8217;in yaşlı bir çocuk olarak dünyaya gelip, zaman aktıkça gençleşmesi fikri umrunuzda olmadığında, filmi bir kenara atabiliyorsanız, burada da benzer bir durum söz konusu. Film, orijinal bir fikre sahip. Ama bunu kullanmaktansa buna sığınınca, idialı ve üst düzey bir film olma ihtimali de ortadan kalkıyor.</p>
<p>Filmin oyuncu kadrosunda Will Ferrell, Maggie Gyllenhaal, Dustin Hoffman, Emma Thompson ve Queen Latifah gibi isimler göze çarpıyor. Maggie Gyllenhaal, Ana rolü için yanlış bir seçimmiş hissi uyandırmıyor değil. Ama benim kanımın aksine genel olarak izleyicilerin görüşü olumlu yönde.</p>
<p>Enteresan bir şekilde başlayan filmde, Harold Crick (Will Ferrell) adlı bir mali müfettişi, tüm ayrıntılarıyla takip etmeye başlıyoruz. Harold, her gün aynı saatte uyanıyor. Dişlerini fırçalama şekli ve attığı fırça darbeleri bile hiç şaşmıyor! Her gün aynı mesafeyi kat edip, işine gitmek için aynı otobüse biniyor. Kısacası Harold, düzeninden bir milim olsun sapmayan biri. Harold bir gün bir &#8220;dış ses&#8221; duymaya başlıyor. Bir bayana ait olan bu ses, Harold&#8217;a yapacakları ve düşünceleri hakkında bilgi veriyor. Harold başlangıçta bu sesin anlamını çözmeye çalışırken, hayatıyla ilgili ilginç bir gerçeği keşfediyor&#8230;</p>
<p>Filmin yönetmenliği, son dönemde üst üste kalbur üstü işler kotaran Marc Forster&#8217;a ait. &#8220;Finding Neverland-Düşler Ülkesi&#8221;, &#8220;The Kite Runner-Uçurtma Avcısı&#8221; ve &#8220;Quantum of Solace&#8221; filmlerinin yönetmeni kendisi.</p>
<p>&#8220;Stranger Than Fiction&#8221; giriş kısmında izleyene &#8220;farklı&#8221; olduğunun sinyallerini veriyor. Harold&#8217;ın &#8220;durumu&#8221; hakkında ipucu verip, bu karmaşayı çözmeyi de uzunca bir süre seyirciye bırakıyor. Ama gelin görün ki filmin vaadettiği &#8220;şey&#8221; ilgi çekici olsa da aynı oranda heyecanlandırıcı değil. Kaldı ki film, ilerleyen bölümlerinde bundan da vazgeçiyor ve Harold&#8217;ın &#8220;dirilmesine&#8221; ağırlığını koyuyor. Yani film tam olarak ne istediği konusunda kararsız kalıyor.</p>
<p>Uzun diyalogları ve ilk bakışta enteresan gibi görünen konusunu lastik gibi uzatmasıyla film, benim beğenimi toplayamadı açıkçası. Marc Forster&#8217;ın son dönemdeki en zayıf filmi yakıştırmasını yapmak da münkün film için.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/stranger-than-fiction-lutfen-beni-oldurme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Quills &#124; Düşlerin Efendisi</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/quills-duslerin-efendisi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/quills-duslerin-efendisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 18:39:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2000]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Doug Wright]]></category>
		<category><![CDATA[Geoffrey Rush]]></category>
		<category><![CDATA[Joaquin Phoenix]]></category>
		<category><![CDATA[Kate Winslet]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Caine]]></category>
		<category><![CDATA[Philip Kaufman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=983</guid>
		<description><![CDATA[18. Yüzyılda Marquis De Sade adlı yazarın hikayesini anlatan film, hikayesinin izleyiciyi içine çeken yapısı ve işlediği insani duyguları yansıtmadaki başarısıyla, son yıllarda eşine pek rastlayamadığımız oldukça iyi bir dram. &#8220;Quills-Düşlerin Efendisi&#8221;nde hikayenin baş kahramanı zaten tek başına bile ilgi çekici. Zira Marquis De Sade, sadizmin öncüsü kabul edilmekte. Fakat bu duruma rağmen yönetmen Philip ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>18. Yüzyılda Marquis De Sade adlı yazarın hikayesini anlatan film, hikayesinin izleyiciyi içine çeken yapısı ve işlediği insani duyguları yansıtmadaki başarısıyla, son yıllarda eşine pek rastlayamadığımız oldukça iyi bir dram.</p>
<p>&#8220;Quills-Düşlerin Efendisi&#8221;nde hikayenin baş kahramanı zaten tek başına bile ilgi çekici. Zira Marquis De Sade, sadizmin öncüsü kabul edilmekte. Fakat bu duruma rağmen yönetmen Philip Kaufman, De Sade&#8217;a hiç önyargılı yaklaşmamayı beceriyor. Öyküde De Sade (Geoffrey Rush) bir akıl hastanesinde tutuluyor. Bunun sebebi de De Sade&#8217;ın erotik kitaplar kaleme alması. Tüm engellere rağmen De Sade, kendisine tutkun olan hastane bakıcısı Madeleine (Kate Winslet) yardımıyla kitaplarını dış dünyaya ulaştırabiliyor. Kitapları oldukça fazla erotizm içermekte. Üstelik De Sade kalemini iyi kullanan biri ve erotik hikayelerinde kilise mensuplarını kullanmaktan bile çekinmiyor. Etkili anlatım diliyle, halktan birçok kişiyi de kendine çekmekte. Kilise tarafından tabu olarak kabul edilen bazı &#8220;insani duyguları&#8221; uyandıran kitaplar yazıyor kısacası. Hatta yazıları şehvet duygusunu öyle bir kamçılıyor ki, kilisede yetişmiş biri bile, önce cinselliği keşfediyor, sonra da onu doyasıya yaşayabilmek için dönemin tüm ahlak kurallarını hiçe sayıyor. Hükümet de, De Sade akıl hastanesinde olmasına rağmen etkinliğini yitirmeyince, hastane idaresinin başına Rahip Coulmier&#8217;i (Joaquin Phoenix) kontrol etmesi için Dr. Royer Collard&#8217;ı (Michael Caine) geçiriyor. Bundan sonra da De Sade ile hastane yönetimi arasında psikolojik bir savaş başlıyor. Özellikle, sıradan bir konuşması bile edebi bir dille olan De Sade&#8217;a yazı yazma yasağı geldiğinde De sade, bu yasağı delmek için elinden geleni ardına koymuyor&#8230;</p>
<p>Film, kalitesine yakışan bir oyuncu kadrosuna sahip: Geoffrey Rush, Joaquin Phoenix, Kate Winslet ve Michael Caine. &#8220;Quills&#8221;in en ilginç yönü, yukarıda da değindiğim gibi De Sade&#8217;ı vahşi bir insan gibi değil de &#8220;günümüzde pek üzerine gidilemeyecek aykırılıkta biri&#8221; olarak lanse etmesi. Tamam, bir yandan Dr. Royer-Collard&#8217;ın ağzından, geçmişteki kanlı vukuatlarını işitiyoruz fakat bunun dışında De Sade&#8217;ı sadece kitap yazmak gibi insani bir eylem için &#8220;başındakilerle&#8221; boğuşurken görüyoruz. Bununla beraber, filmin, bu hikayeyi ve karakterlerini çok iyi değerlendirdiğini de ekleyebiliriz. Ve -kısmen tahmin edilebilen- çarpıcı finali de yerinde olmuş gözüküyor. Ayrıca izleyicinin de De Sade&#8217;dan etkilenmesini istemiş sanki yönetmen Philip Kaufman. Bunun için de epey uğraş vermiş sanırım.</p>
<p>Kısacası &#8220;Quills&#8221;, tarihi bir olayı ve o dönemi işleyişi sayesinde, benzerlerinden kolaylıkla sıyrılan birinci sınıf bir yapım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/quills-duslerin-efendisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
