<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinemablog &#187; Gizem</title>
	<atom:link href="http://www.sinemablog.com/sinema/turler/gizem/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinemablog.com</link>
	<description>Sinema Kültürü</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jul 2010 20:25:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Caché &#124; Saklı</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/cache-sakli-2.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/cache-sakli-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Jul 2010 20:05:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2005]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Annie Giardot]]></category>
		<category><![CDATA[Bernard Le Coq]]></category>
		<category><![CDATA[Daniel Auteuil]]></category>
		<category><![CDATA[Juliette Binoche]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Haneke]]></category>
		<category><![CDATA[Walid Afkir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1738</guid>
		<description><![CDATA[“Cache-Saklı” ilginç kurgusu, inandırıcı karakterleri ve doyurucu konusu sayesinde, Michael Haneke’yi genel olarak beğenmeyen izleyicilerin bile ilgisini çekebilecek bir yapım. Ünlü yönetmen, bu filmle kazandığı saygınlığı büyük ölçüde hak ediyor. Filmin oyuncu kadrosunda Juliette Binoche, Daniel Auteuil, Annie Giardot, Bernard Le Coq ve Walid Afkir gibi isimler yer alıyor. Michael Haneke, anlatmak istediğini filmin ilk ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Cache-Saklı” ilginç kurgusu, inandırıcı karakterleri ve doyurucu konusu sayesinde, Michael Haneke’yi genel olarak beğenmeyen izleyicilerin bile ilgisini çekebilecek bir yapım. Ünlü yönetmen, bu filmle kazandığı saygınlığı büyük ölçüde hak ediyor.</p>
<p>Filmin oyuncu kadrosunda Juliette Binoche, Daniel Auteuil, Annie Giardot, Bernard Le Coq ve Walid Afkir gibi isimler yer alıyor.</p>
<p>Michael Haneke, anlatmak istediğini filmin ilk anlarından itibaren doğru bir şekilde perdeye yansıtıyor. Filmin irdelediği ailede, tam bir karanlık söz konusu. Henüz yemek yedikleri ilk sahnede, aile içindeki iletişimsizliği ve hoşgörüsüzlüğü öyle iyi yansıtıyor ki Haneke, izleyicinin bu bunaltıcı ortamdan çıkmak istemesi kaçınılmaz oluyor. İzleyiciyi filme bağlayan bir diğer önemli unsur da filmin konusu oluyor. Kendi halinde yaşayan, çeşitli aile içi sorunları gün yüzüne çıkarmaktan sakınan bir aileye gelen bir video kaset, ailenin günlük yaşamını sekteye uğratıyor. Kasette, ailenin oturduğu evin dışarıdan kayda alındığı görülüyor. Bu kasetleri bir süre sonra, yeni kasetlerin yanında gelen çeşitli resimler izliyor…</p>
<p>Kasetlerin ortaya çıkışından itibaren, Haneke’nin ele aldığı ailenin pamuk ipliğine bağlı değerleri de ortaya saçılıyor. Hayatlarında hiçbir farklılık olmadığı için mutluymuş gibi davranan eşler, bu önemsiz gibi görünen olayla yüz yüze kalınca, aralarındaki görüş farklılığı da ayyuka çıkıyor. Olaylara yaklaşım biçimlerindeki uyumsuzluktan dolayı, karşılarına çıkan ilk hafif rüzgarda, ailenin sağlam(!) yapısı da çatırdamaya başlıyor.</p>
<p>Bunun yanında, filmin farklı bir polisiye olduğunu söylemek bile mümkün. Haneke, orijinal hikayesinin yardımıyla, seyirciyi filme dikkat kesilmek zorunda bırakıyor ve iyi de yapıyor. Kasetlerin kaynağını araştıran aile, önlerine çıkan ilk şüpheliye suçlu yaftasını yapıştırıp, bir an önce eski korunaklı hayatlarına geri dönmenin planlarını yapıyorlar. Tabii bu suçlamanın karşı tarafı nasıl bir ruh haline soktuklarından haberdar değiller. Bu ruh halini de seyirciyi şoke edecek bir sahnede veriyor Haneke. Ayrıca, çocuklarından kısa bir süre haber alamadıklarında, dehşete düşen aile üyeleri, televizyonda kanlar içinde hastaneye yetiştirilmeye çalışan çocuklarla pek ilgilenmiyorlar. Sinemasal anlamda filmin tavan yaptığı bu sahne, tüm sinemaseverlerin aklında özel bir yerde konuşlanacaktır sanırım.</p>
<p>Filmin geçtiği ülke Fransa’nın, kanlı siyasi tarihine de değinen Haneke, sırf bu hareketiyle bile övgüyü hak ediyor. Bunun yanında yönetmenin başvurduğu plan sekanslar da gerçekten usta işi. Ünlü yönetmen, ”4 Ay 3 Hafta 2 Gün”dekine benzer bir fetişizme kaçmayıp, kamerasını tam gerektiği yerlerde oyunculara sabitleyip, filmden izleyiciye geçen duyguyu da pekiştiriyor.</p>
<p>Haneke, sinema anlayışı gereği filmin sonuna pek değer vermeyen ve yorumu daha çok izleyiciye bırakan bir isim. Burada da aynısı oluyor fakat izleyicinin bu etkileyici filmden sonra bu durumu mazur göreceği kesin. Bugüne kadar üç filmini gördüğüm yönetmen (diğerleri “Kurdun Günü” ve “Ölümcül Oyunlar”) için belirtebilirim ki, &#8220;Cache-Saklı&#8221; yönetmenin filmografisinde çok özel ve değerli bir yerde duruyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/cache-sakli-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Thing &#124; Şey</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/the-thing-sey.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/the-thing-sey.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 13:55:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1982]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[John Carpenter]]></category>
		<category><![CDATA[Kurt Russell]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1725</guid>
		<description><![CDATA[1982 yapımı ve bir yeniden çevrim olan &#8220;The Thing-Şey&#8221;, halen insanı ürkütmeyi başaran görsel efektleri ve kimi zaman bir dedektiflik hikayesine bürünen kurgusuyla, sadece korku filmlerini sevenlerin değil, tüm sinemaseverlerin hoşlanabileceği bir John Carpenter filmi. Filmin başrolünde Kurt Russell yer almakta. T. K. Carter, David Clennon, Wilford Brimley, Richard Dysart ve Peter maloney de, sınırlı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1982 yapımı ve bir yeniden çevrim olan &#8220;The Thing-Şey&#8221;, halen insanı ürkütmeyi başaran görsel efektleri ve kimi zaman bir dedektiflik hikayesine bürünen kurgusuyla, sadece korku filmlerini sevenlerin değil, tüm sinemaseverlerin hoşlanabileceği bir John Carpenter filmi.</p>
<div>
<p>Filmin başrolünde Kurt Russell yer almakta. T. K. Carter, David Clennon, Wilford Brimley, Richard Dysart ve Peter maloney de, sınırlı bir oyuncu kadrosuna sahip filmin bazı diğer oyuncuları.</p>
</div>
<div>
<p>Film, dünyaya yüzyıllar önce bir şekilde yerleşen uzaylıların yeraltındayken, bir insan müdahalesi sonunda uyanıp, insanlığı yok etme planlarını uygulamaya geçirmesini anlatıyor. Bu uzaylılar, Norveç&#8217;te bir Amerikan üssüne musallat oluyorlar. Kan yoluyla insanları ele geçiren bu varlıklar, her türlü canlının görünümüne rahatlıkla bürünebiliyorlar. Yani olay bir kez patlak verdikten sonra, sınırlı sayıdaki ekipte yer alan herhangi birinin ya da birden fazla kişinin, insan görünümünde birer uzaylı olabileceğini görüyoruz. Dolayısıyla sonuçta, ekipteki herkesin diken üstünde durması gerektiği ve herkesin, çevresindeki tüm insanlardan doğal olarak şüphelendiği bir tablo ortaya çıkıyor.</p>
</div>
<div>
<p>&#8220;The Thing&#8221; insan psikolojisini iyi bir şekilde eşeliyor. Mesela filmin açılış sahnesinde bir uçan dairenin dünyaya doğru yol aldığını görüyoruz. Yani izleyicinin kafasında uzaylıların varlığı ile iligli herhangi bir soru işareti kalmıyor. Ama söz konusu ekipte, bir takım bulgulara rağmen konu &#8220;uzaylılar gerçekten var mıdır?&#8221;a takılıp kalıyor. Daha sonra, uzaylı veya değil bu yaratıklar ortaya çıkınca, her bir kişi, çevresindeki tüm insanlara karşı kendini korumaya başlıyor. Bir an önce gerçeğe ulaşmak istedikleri için de basitçe yanılgılara sürüklenebiliyorlar. Bunun yanında dış dünya ile irtibatları kesildiği için, üzerlerine psikolojik bir baskı da çöküyor.</p>
</div>
<div>
<p>Kurt Russell&#8217;ın üst düzey bir performans sergilediği film, zaman zaman yükselen temposuyla ve insanı tedirgin eden atmosferiyle &#8220;The Thing&#8221;, tüm sinemaseverlerin hoşlanabileceği, doyurucu bir film.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/the-thing-sey.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pulse</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/pulse.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/pulse.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2010 01:43:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2006]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Ian Somerhalder]]></category>
		<category><![CDATA[Kel O’Neill]]></category>
		<category><![CDATA[Kristen Bell]]></category>
		<category><![CDATA[Rick Gonzalez]]></category>
		<category><![CDATA[Samm Levine]]></category>
		<category><![CDATA[Wes Craven]]></category>
		<category><![CDATA[Zach Grenier]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1672</guid>
		<description><![CDATA[Hiç kuşkusuz Wes Craven sinema sanatına, özellikle korku türüne muazzam derecede katkı yapmış biri. Bazı filmleri halen klasikler mertebesinde bulunuyor. Mesela &#8220;Merdiven Altındakiler&#8221;, eşine az rastlanır derecede başarılı bir gerilimdir.&#160; &#8220;Scream&#8221; serisinde yakaladığı başarı da göz ardı edilemez elbette.Ama şu da var ki; Craven yüzünden pek çok kişi korku türünden uzak duruyor. Üstelik Craven’ın son ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç kuşkusuz Wes Craven sinema sanatına, özellikle korku türüne muazzam derecede katkı yapmış biri. Bazı filmleri halen klasikler mertebesinde bulunuyor. Mesela &#8220;Merdiven Altındakiler&#8221;, eşine az rastlanır derecede başarılı bir gerilimdir.&nbsp; &#8220;Scream&#8221; serisinde yakaladığı başarı da göz ardı edilemez elbette.Ama şu da var ki; Craven yüzünden pek çok kişi korku türünden uzak duruyor. Üstelik Craven’ın son yıllarda yaptığı da eski tarz sinemadan, yani modası geçmiş korku öğelerinden pek uzak değil. &#8220;Pulse&#8221;da Craven yönetmen değil. Senaryo yazarlarından biri. Fakat filmde kendini o kadar çok hissettiriyor ki filme sempatiyle bakmak neredeyse imkansız hale geliyor.</p>
<p>“Pulse”un çıkış noktası zaten pek sağlam temelli değil. Filmde söz konusu olan, cep telefonlarından, bilgisayardan veya benzeri cihazlardan insanları etkisine altına alıp, onları intihara sürükleyen bazı varlıklar. Bu sebeple daha başlangıcında filmin absürd bir konu üzerinden yürümeye çalıştığı görülüyor. Bu fikirle belki yedi yaşındaki bir çocuğu korkutabilirsiniz fakat yetişkin izleyicinin bu fikri inandırıcı bulması oldukça güç. Zaten film, insanı germeye uğraşmıyor veya izleyiciyi rahatsız etmeye çabalamıyor yalnızca “böö” efektleriyle izleyiciyi olduğu yerden sıçratmaya çalışıyor. Bunun ne kadar eski ve bayat bir numara olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Burada izleyiciyi korkutmaya çalışan varlıklar da oldukça teknolojik! Bir görüntü şeklinde hareket ediyorlar. Kısacası filmin korkutucu olması gereken öğeleri, neresinden tutsanız elinizde kalıyor.</p>
<p>Bu olumsuzluklarına rağmen, ilk 50-60 dakikasını boş geçiren film, son on beş dakikalık bölümünde bir toparlanmaya girmeye başlıyor. Fakat “ana karakterler ölmez” düsturundan biraz olsun kopmayan yapım, bu sebeple burada da çeşitli basitliklere sığınıyor. Yine de finalinin kısmen karamsarlık taşıdığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Filmde Kristen Bell, efsane bir dizi iken gittikçe rezilleşen yapım “Lost”un Boone karakteri olarak hatırlanabilecek Ian Somerhalder, Rick Gonzalez, Kel O’Neill, Zach Grenier ve Samm Levine gibi oyuncular yer alıyor. Filmin yönetmeni Jim Sonzero.</p>
<p>Özet olarak film ne olursa olsun korku türünü sevenlere hitap ediyor yapım. Yenilik arıyorsanız, filmde aradığınız şey yok.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/pulse.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Marnie &#124; Hırsız Kız</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/marnie-hirsiz-kiz.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/marnie-hirsiz-kiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 17:54:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1964]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Alan Napier]]></category>
		<category><![CDATA[Diane Baker]]></category>
		<category><![CDATA[Louise Latham]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Gabel]]></category>
		<category><![CDATA[Milton Salzer]]></category>
		<category><![CDATA[Sean Connery]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1619</guid>
		<description><![CDATA[Gerilim üstadı Alfred Hitchcock’un az bilinen işlerinden “Marnie-Hırsız Kız”, gerilimi ile değil psikolojik yönüyle dikkat çekiyor. Filmde Tippi Hedren, gencecik bir Sean Connery, Diane Baker, Martin Gabel, Louise Latham, Alan Napier ve Milton Salzer yer alıyor.Filmin yapım yılı ise 1964. Hikaye bir soygun soruşturmasıyla açılıyor. Güzel ve çekici bir kadının pek de eski olmayan işinde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gerilim üstadı Alfred Hitchcock’un az bilinen işlerinden “Marnie-Hırsız Kız”, gerilimi ile değil psikolojik yönüyle dikkat çekiyor.</p>
<p>Filmde Tippi Hedren, gencecik bir Sean Connery, Diane Baker, Martin Gabel, Louise Latham, Alan Napier ve Milton Salzer yer alıyor.Filmin yapım yılı ise 1964.</p>
<p>Hikaye bir soygun soruşturmasıyla açılıyor. Güzel ve çekici bir kadının pek de eski olmayan işinde yaptığı soygunu öğreniyoruz. İşyeri sahibi zanlıyı tanıtırken bile ona olan hayranlığını gizleyemiyor. Daha sonra bu hırsıza biraz daha yakından bakmaya başlıyoruz. Marnie (Tippi Hedren) adlı bu hırsız, öğreniyoruz ki psikolojik sorunları olan biri. Kırmızı renge karşı inanılmaz bir korku duymakta. Annesiyle arası da pek iyi değil. Birbirlerinden bir şeyler sakladıkları aşikar. Marnie “kazandığı” parayı değerlendirdikten hemen sonra başka bir kişilikle başka bir iş yerinin kapısını çalıyor. Burada da amacı öncekinden pek farklı değil. Fakat önceki soygundan Marnie’nin kim olduğunu çıkaran iş yeri sahibi sayılabilecek olan Mark (Sean Connery) Marnie’nin soygun yapmasına izin veriyor. Amacı ise Marnie’nin kişiliğini çözebilmek…</p>
<p>Tüm dünyada gerilim türünün ustası kabul edilen Alfred Hitchcock, burada filmin psikolojik yönüne yükleniyor. Marnie’nin tam olarak ne olduğunu anlayamadığımız rahatsızlığını ve bunun altında yatan nedeni hikayenin sonuna saklıyor usta yönetmen. Marnie’nin soygunu gerçekleştirdiği sırada gerilimli bir atmosfer yaratıyor ama öykünün derdinin başka olması, buradaki etkileyiciliği yok ediyor.</p>
<p>Filmde farklı karakterler göze çarpıyor. Hitchcock daha çok Marnie karakteriyle ve kısmen Mark karakteriyle ilgilense de yan karakterleri de ihmal etmiyor. Filmi ikinci bölümünde kimi zaman gereksiz yere uzatıldığı izlenimi yaratsa da Hitchcock finale oldukça fazla ve ilgi çekici malzeme saklayınca,izleyen de beklediğini alıyor.</p>
<p>Sonuç olarak “Marnie” yönetmenin hayranlarını mutlu edebilecek bir yapım. DVD’de izleyecekseniz filmin DVD’sinin, internette görebileceğiniz fotoğrafların aksine siyah-beyaz olmadığını belirtelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/marnie-hirsiz-kiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A Scanner Darkly &#124; Karanlığı Taramak</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/a-scanner-darkly-karanligi-taramak.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/a-scanner-darkly-karanligi-taramak.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Jul 2010 22:51:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2006]]></category>
		<category><![CDATA[Animasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Filmde Keanu Reeves]]></category>
		<category><![CDATA[Melody Chase]]></category>
		<category><![CDATA[Richard Linklater]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Downey Jr.]]></category>
		<category><![CDATA[Winona Ryder]]></category>
		<category><![CDATA[Woody Harrelson]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1580</guid>
		<description><![CDATA[“A Scanner Darkly-Karanlığı Taramak”ı irdelemeden evvel  filmin yönetmeni Richard Linklater hakkında biraz söz etmek gerek. Linklater, daha çok “Before Sunrise” ve ondan yıllar sonra çekilen devam filmi “Before Sunset” ile biliniyor. Özellikle “Before Sunrise” başka bir yönetmenin elinde sıradan bir malzemeye dönüşebilecekken Linklater’ın mahareti sayesinde unutulmaz bir romantik filme dönüşmüştü. İkinci filmin de, ilki kadar ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“A Scanner Darkly-Karanlığı Taramak”ı irdelemeden evvel  filmin yönetmeni Richard Linklater hakkında biraz söz etmek gerek. Linklater, daha çok “Before Sunrise” ve ondan yıllar sonra çekilen devam filmi “Before Sunset” ile biliniyor. Özellikle “Before Sunrise” başka bir yönetmenin elinde sıradan bir malzemeye dönüşebilecekken Linklater’ın mahareti sayesinde unutulmaz bir romantik filme dönüşmüştü. İkinci filmin de, ilki kadar olmasa da, başarılı olduğunu belirtebiliriz. Yönetmen son yıllarda ana akımdan biraz kopsa da yine özgün işler üretmeye devam ediyor. Hiç kuşkusuz Linklater’ın başarılı bir yönetmen olarak kabul edilmesinin asıl gerekçesi, filmlerinde hikayeyi asla tek boyutlu ele almaması. Yani anlattığı öyküyü, yalnızca belirli bir izleyici kitlesi veya kendi ülkesindeki izleyiciler için çekmiyor. Belli ki hikayesinin onu takip eden herkes tarafından sevilmesini istiyor. Çoğu yönetmen bunu istese de Linklater bunu başarabilen sayılı isimler arasında.</p>
<p>“Karanlığı Taramak”ta “D maddesi” adındaki bir uyuşturucu çeşidinin insanlar üzerindeki bir takım olumsuz etkisi ve bu maddeye karşı savaşan ajanların mücadelesi anlatılıyor. Ajanlar, bağımlılarla iç içe yaşamaktalar. Bu sırada kendilerinin de bu bağımlılık tuzağına düşmeleri olası tabii. Biz filmde daha çok Fred’in (Keanu Reeves) mücadelesini izliyoruz.</p>
<p>Yarı animasyon tarzında çekilen film, bu avantajını neredeyse tüm süresine yansıtmış. Yalnız bu tekniğin ilk anlarda içine girmesi oldukça zor bir film yarattığını da söyleyelim. Ajanların özel kıyafetleri nedeniyle durmaksızın değişen siluetleri filmdeki gerçeklik duygusunu gölgeliyor. Fakat bir süre sonra hikayenin şekillenmeye başlamasıyla, izleyicinin kendini filme kaptırması da kolaylaşıyor.</p>
<p>Filmde Keanu Reeves, Winona Ryder, Robert Downey Jr. , Woody Harrelson ve Melody Chase rol alıyorlar.</p>
<p>Karakterlere baktığımızda, hikaye anlatımındaki başarı maalesef burada kendini gösteremiyor. Özellikle Woody Harrelson’un hayat verdiği Luckman karakteri, bu tarz öykülerde karşımıza sık çıkan bir kişilik. Harrelson ne kadar çabalasa da bu karakteri basitlikten kurtarmayı beceremiyor. Tabii filmin edebiyat uyarlaması olmasının da bunda payı olabilir.</p>
<p>Dikkatli izleyicinin gözünden kaçmayacak bir detay da, filmin sonunda bir sürprizin oluşacağı oluyor. Bu sürprizle baraber öykü iyi bir noktaya bağlanarak sona eriyor.</p>
<p>Sonuçta sırf farklı tarzı sebebiyle bile sinema severlerin ilgi gösterebileceği/göstermesi gereken bir film “Karanlığı Taramak”.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/a-scanner-darkly-karanligi-taramak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fight Club &#124; Dövüş Kulübü</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/fight-club-dovus-kulubu.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/fight-club-dovus-kulubu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Jul 2010 21:27:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1999]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Brad Pitt]]></category>
		<category><![CDATA[David Fincher]]></category>
		<category><![CDATA[Edward Norton]]></category>
		<category><![CDATA[Helena Bonham Carter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1590</guid>
		<description><![CDATA[Sinema tarihine birçok unutulmaz sahne ve unutulmaz replikler ekleyen, pek çok sinemaseverin gözünde sinema tarihinin en iyi filmlerinden olan “Fight Club-Dövüş Kulübü”, bugün dahi etkisinden bir şey yitirmeyen bir klasik. Filmin kolaylıkla tüketim toplumuna bugüne kadar yapılmış en ağır ve en cesur eleştiri olduğu da söylenebilir. Pek çok izleyicnin 20. yüzyılın son başyapıtı olarak andığı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sinema tarihine birçok unutulmaz sahne ve unutulmaz replikler ekleyen, pek çok sinemaseverin gözünde sinema tarihinin en iyi filmlerinden olan “Fight Club-Dövüş Kulübü”, bugün dahi etkisinden bir şey yitirmeyen bir klasik. Filmin kolaylıkla tüketim toplumuna bugüne kadar yapılmış en ağır ve en cesur eleştiri olduğu da söylenebilir.</p>
<p>Pek çok izleyicnin 20. yüzyılın son başyapıtı olarak andığı “Fight Club”ın yönetmen koltuğunda, neredeyse her filmi olay yaratan David Fincher var. Filmin çekirdek kadrosunu ise Edward Norton, Brad Pitt ve Helena Bonham Carter oluşturuyorlar.</p>
<p>Halen izlemeyenler için konuyu kısaca açıklarsak; uykusuzluk problemi çeken ve hayatını bir şeyleri tüketmeye adamış olan birinin (Edward Norton), bir gün Tyler Durden (Brad Pitt) adında birini tanımasıyla değişen hayatı konu alınıyor. Tyler ona, içinde ne televizyon ne de pahalı mobilyaların olduğu evini açıyor ve ikili, tüketim toplumuna karşı “Dövüş Kulübü” adında tamamen gönüllülerin birbirleriyle dövüştüğü bir topluluk kuruyorlar. Bu topluluk bir süre sonra tahmin ettiklerinden daha fazla ilgi görmeye başlıyor…</p>
<p>Norton’ın oynadığı karakter, modern toplum ve çeşitli reklamlar tarafından tam anlamıyla esir alınmış durumda. Kendisinin de itiraf ettiği gibi, ne zaman bir eşya sorununu hallettiğini düşünse, doyumsuzluğundan ötürü yeni bir tanesine yöneliyor. Yani tam anlamıyla bir tüketim canavarı. Hikayeyi bu karakterin gözünden izlerken, bir yandan da onun detaylara takılan bünyesini ve karşılaştığı olaylara karşı içinden geçirdiği tasvirleri duyma imkanımız oluyor. Filmin asıl zenginliği de buradan itibaren başlıyor. Bu karakterin takıldığı detaylar, sarf ettiği cümleler , filmi sıkıcılaştırmıyor, tam tersine filme canlılık katıyor filme. Bu karakterin tanıştığı Tyler Durden ise sabun yapımıyla uğraşan, varlıklı insanların rağbet ettiği lokantalarında çalışıp, yemeklerin içine çeşitli vücut sıvılarını katan, sırf filmin arasına anlık bir pornografik kare yerleştirebilmek için bir sinemada görev yapan biri. Yani tanıştığı kişiye oldukça zıt. İkili, bir olay üzerine Tyler’ın evinde yaşamaya başlıyorlar. Tyler’ın evi tam bir döküntü halinde. İkili, yavaş yavaş kredi kartlarından, Ikea’dan ve Starbucks’tan vs. uzak bir hayat yaşamaya başladıkça, yine tüketim toplumunun uyuşuk hale getirdiği insanlarla birlikte bir dövüş kulübü açıyorlar. Modern toplumun boğmak üzere olduğu erkekler,  şiddetlerini dışa vuracak bir mecra bulunca, buraya akın etmeleri de uzun sürmüyor. Dövüş kulübü gittikçe büyümeye başlayınca, Tyler Durden ve arkadaşı hakkındaki bazı sırlar açığa çıkmaya başlıyor…</p>
<p>Eğer filmi izlemeyip sonundan haberdarsanız, bunun seyir zevkinize kısmen etkisi olacaktır elbette, fakat bu filmi pas geçmeniz için yeterli bir sebep değil. Aksine bu durumda David Fincher’ın filme koyduğu sürpriz son ile ilgili ipuçlarını daha iyi yakalamak mümkün. Bu da seyir zevkine ayrı bir renk katıyor. Filmi izlemeyip de sürpriz sonundan da haberiniz yoksa, filmin sonunda ufak çaplı bir kafa karışıklığı yaşamanız mümkün, fakat bu da çok düşük bir ihtimal. Henüz filmi izlemeyip şu anki bol efektli filmlerle büyüyen gençlerin de filmi mutlaka keşfetmesi gerek bana göre.</p>
<p>“Fight Club” hakkında ne kadar konuşursak konuşalım, sonuçta “Fight Club” tekrar tekrar yaşanması gereken bir deneyim. Sinema tarihinin en ağır tüketim toplumu eleştirisi olduğu su götürmez bir gerçek olan film, pek meşhur akademi heyeti tarafından görmezden gelinip Oscar yarışında kendine yer bulamayınca, filmin hayranları kurula büyük bir tepki göstermişti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/fight-club-dovus-kulubu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Angels &amp; Demons &#124; Melekler ve Şeytanlar</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/angels-demons-melekler-ve-seytanlar.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/angels-demons-melekler-ve-seytanlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Jun 2010 22:59:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Armin Mueller-Stahl]]></category>
		<category><![CDATA[Ayelet Zurer]]></category>
		<category><![CDATA[Ewan McGregor]]></category>
		<category><![CDATA[Pierfrancesco Favino]]></category>
		<category><![CDATA[Ron Howard]]></category>
		<category><![CDATA[Stellan Skarsgård]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Hanks]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1527</guid>
		<description><![CDATA[Malumunuz Dan Brown günümüzün en çok kazanan, en popüler yazarlarından biri. Kitapları piyasaya çıkar çıkmaz en çok satanlar listesinde tüm dünyada kendine yer buluyor. Hiçbir kitabını okumamama rağmen, uyarlamalarından şunu söyleyebilirim ki Brown&#8217;un çok satmasının sebebi; oluşuyor olması muhtemel komplo teorilerine bol bol yer veriyor oluşu. Zaten izlediğimiz filmde de bu mevcut. Karışık Vatikan ilişkilerinden ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Malumunuz Dan Brown günümüzün en çok kazanan, en popüler yazarlarından biri. Kitapları piyasaya çıkar çıkmaz en çok satanlar listesinde tüm dünyada kendine yer buluyor. Hiçbir kitabını okumamama rağmen, uyarlamalarından şunu söyleyebilirim ki Brown&#8217;un çok satmasının sebebi; oluşuyor olması muhtemel komplo teorilerine bol bol yer veriyor oluşu. Zaten izlediğimiz filmde de bu mevcut. Karışık Vatikan ilişkilerinden tutun da bol sürprizli bir kurgu, filmde karşımıza çıkıyor.</p>
<div>
<p>Dan Brown&#8217;ın beş kitaplık serisinin tüm kitapları sinemaya uyarlanacak gibi gözüküyor. Sinemada, kitapta izlenen dizi dikkate alınmamış ve ilk uyarlanan hikaye de dönemin çok gözde eseri ve Vatikan&#8217;ı da hayli kızdıran &#8220;Da Vinci Şifresi&#8221; olmuştu. Vatikan &#8220;Angels &amp; Demons-Melekler ve Şeytanlar&#8221;ın çekim sürecinde de filmi bol bol eleştirmiş,kapılarını film ekibine açmadığı için filmin yapımında bir sürü teknolojik numara kullanılmıştı. Daha sonra Vatikan&#8217;dan filmin &#8220;zararsız&#8221; olduğu yönünde yeni bir açıklama da gelmişti.</p>
</div>
<div>
<p>Filmde esas kahramanımız yine Tom Hanks&#8217;in hayat verdiği Prof. Robert Langdon oluyor. Langdon, yıllar yıllar önce Vatikan&#8217;ın dev bir sindirme operasyonuyla yeraltına ittiği Illuminati örgütünün yeniden ortaya çıkıp dört tane ünlü papazı kaçırması sonucu oluşan gerilimli bekleyişte,Vatikan&#8217;a yardımcı oluyor.İşin içine CERN&#8217;de yapılan ve çok güçlü patlayıcı özelliğe sahip &#8220;karşıt madde&#8221;nin çalınması da girince olayın ciddiyeti daha da bir artıyor. Tabii olay Vatikan&#8217;da geçtiği için, bu hikaye de Vatikan&#8217;ın işleyişiyle ilgili pek çok bilgi sunuyor. Filmin açılışı Papa&#8217;nın ölümünün ardından oluşan belirsizliği lanse ediyor. Bir yandan her saat başında öldürülecek Papaz&#8217;ların bulunması serüvenini izlerken bir yandan Vatikan&#8217;ın içinde dönen gizli kapaklı entrikaları da görüyoruz. Film buradan büyük bir güç almakta zaten. Vatikan&#8217;daki papazların belirsiz yüz ifadeleri, kimin niyetinin ne olduğunun bilinmezliği seyirciyi uzun süre oyalıyor. Filmi çekici kılan bir diğer unsur da Langdon&#8217;ın elinde olan şifreleri bir bulmaca edasıyla seyirciyi de buna inandırarak çözmesi oluyor. Yönetmen Ron Howard belki gerilimi çoğu zaman çıkması gereken üst seviyelere çekemiyor ama elindeki malzemeyi iyi kullanıp iyi oyunculuklardan da yararlanmasını biliyor.</p>
</div>
<div>
<p>Filmde Tom Hanks&#8217;in yanı sıra Ayelet Zurer, Ewan McGregor, Stellan Skarsgard, Armin Mueller-Stahl ve Pierfrancesco Favino rol alıyorlar.</p>
</div>
<div>
<p>Sonuç olarak Ron Howard, bu tarz filmlerin hayranı seyirciye beklediğini veriyor. Senaryonun iyi işleyişi, filmin finalinde ortaya çıkan sürprizler ve başarılı oyunculuk insanı filme çeken en büyük etmenler oluyor.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/angels-demons-melekler-ve-seytanlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saw 6 &#124; Testere 6</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/saw-6-testere-6.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/saw-6-testere-6.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 May 2010 12:45:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Betsy Russell]]></category>
		<category><![CDATA[Costas Mandylor]]></category>
		<category><![CDATA[Karen Cliche]]></category>
		<category><![CDATA[Kevin Greutert]]></category>
		<category><![CDATA[Shawnee Smith]]></category>
		<category><![CDATA[Tanedra Howard]]></category>
		<category><![CDATA[Tobin Bell]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1478</guid>
		<description><![CDATA[Gitgide daha da fazla TV dizilerine benzemeye başlayan &#8220;Saw&#8221; serisinin son halkası &#8220;Saw 6-Testere 6&#8243;da tutarsızlıklar tutarsızlıklar daha fazla göze batıyor. Filmde Tobin Bell, Shawnee Smith, Betsy Russell, Costas Mandylor, Karen Cliche ve Tanedra Howard yer alıyorlar. Filmin yönetmeni Kevin Greutert. Film kaldığı yerden yani 5. filmin sonundan başlıyor. &#8220;Saw&#8221; serisinde filmler arasına oldukça zaman ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gitgide daha da fazla TV dizilerine benzemeye başlayan &#8220;Saw&#8221; serisinin son halkası &#8220;Saw 6-Testere 6&#8243;da tutarsızlıklar tutarsızlıklar daha fazla göze batıyor.</p>
<p>Filmde Tobin Bell, Shawnee Smith, Betsy Russell, Costas Mandylor, Karen Cliche ve Tanedra Howard yer alıyorlar. Filmin yönetmeni Kevin Greutert.</p>
<p>Film kaldığı yerden yani 5. filmin sonundan başlıyor. &#8220;Saw&#8221; serisinde filmler arasına oldukça zaman girdiği için ve izleyen de tuzakların büyüsüne kapıldığından artık hikayeyle ilgili dişe dokunur bir durum da yok ortada. Yani tahminin çok az kişi bu filmde artık neyin ne olduğunun farkındadır. Öyküyle ilgili söyleyebileceğim tek şey sonunun ucunun açık olduğu. Yani bir devam filmi daha yolda. Sinema tarhinin en özgün filminin popüler kültüre böylece teslim olması ve daha fazla ilgi çekmek uğruna ilk filmin de yapısının bozulması insanı üzüyor elbette. Kimilerini korkutan kimilerini pek etkilemeyen &#8220;Paranormal Activity&#8221; de bu tip bir yola girmiş gözüküyor. Ne diyelim, hayırlı olsun!</p>
<p>Filmin en enteresan yanı sigorta şirketlerine ve sağlık sisteminin çarpıklığına el atması. Jigsaw yeni kurbanını bir sigorta şirketinden seçiyor. Sağlık sistemi o kadar kokuşmuş ki, kimin yaşayıp kimin öleceğine sadece sigorta şirketleri karar veriyor. Amerika&#8217;daki sağlık sistemiyle ilgili daha fazla bilgi edinmek isterseniz Michael Moore&#8217;un &#8220;Sicko&#8221;sunu görmenizi tavsiye ederim.</p>
<p>Hikayede bir yandan bu tip bir alt metine rastlarken bir yandan da çeşitli tutarsızlıklar görmek mümkün. Örneğin seçilen kurbanlardan birinin kusuru şu: kalp ve tansiyon hastası fakat halen sigara içiyor! Bu demektir ki milyonlarca insan artık bu tuzakların potansiyel oyuncuları konumunda. Çok fazla kişiye ihtiyaç olduğundan oyuncu seçmede böyle cömert davranılması da normal geliyor tabii.</p>
<p>Hikayedeki kopukluk ayan beyan ortada olduğundan yapılan yeni yeni flashbackler de pek çekici gelmiyor.</p>
<p>Sonuç olarak &#8220;Saw 6&#8243; bazı zekice sahneleri barındıran fakat nihayetinde albenisi olmayan bir film.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/saw-6-testere-6.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Imaginarium of Doctor Parnassus &#124; Dr. Parnassus</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/the-imaginarium-of-doctor-parnassus-dr-parnassus.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/the-imaginarium-of-doctor-parnassus-dr-parnassus.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 19:25:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2010]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Christopher Plummer]]></category>
		<category><![CDATA[Colin Farrell]]></category>
		<category><![CDATA[Heath Ledger]]></category>
		<category><![CDATA[Johnny Depp]]></category>
		<category><![CDATA[Jude Law]]></category>
		<category><![CDATA[Lily Cole]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Waits]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1326</guid>
		<description><![CDATA[Terry Gilliam&#8217;ın yönetmeni olduğu &#8220;The Imaginarium of Doctor Parnassus-Dr. Parnassus&#8221; yönetmenin sinema diline aşina olanların hoşlanabileceği,her seyirciye hitap etmeyen bir yapım. Heath Ledger&#8217;ın uzun süredir beklenen son filmi olarak adlandırılan &#8220;Dr. Parnassus&#8221; bir daha izleme imkanımızın olmadığı Heath Ledger&#8217;ı görmek için iyi bir fırsat. Oyuncu filmi tamamlayamadan hayatını kaybedince, Gilliam birkaç küçük numarayla Ledger&#8217;ın yerine ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Terry Gilliam&#8217;ın yönetmeni olduğu &#8220;The Imaginarium of Doctor Parnassus-Dr. Parnassus&#8221; yönetmenin sinema diline aşina olanların hoşlanabileceği,her seyirciye hitap etmeyen bir yapım.</p>
<div>
<p>Heath Ledger&#8217;ın uzun süredir beklenen son filmi olarak adlandırılan &#8220;Dr. Parnassus&#8221; bir daha izleme imkanımızın olmadığı Heath Ledger&#8217;ı görmek için iyi bir fırsat. Oyuncu filmi tamamlayamadan hayatını kaybedince, Gilliam birkaç küçük numarayla Ledger&#8217;ın yerine Jude Law, Johnny Depp ve Colin Farrell&#8217;ı koyarak filmini tamamlamayı başarmıştı.</p>
</div>
<div>
<p>Filmde, Dr. Parnassus&#8217;un (Christopher Plummer) modası hayli geçmiş bir şovla ayakta kalmaya çalışmasını seyrediyoruz öncelikle. Aslında şov oldukça iyi. Bir aynadan geçenler Dr. Parnassus&#8217;un zihninde, düşledikleri dünyada yolculuk edebiliyorlar. Mesela ayakkabılara meraklı biri bu aynadan geçtiğinde dev ayakkabılardan oluşmuş bir evreni ziyaret ediyor. Ama bu aynayı filmin yaklaşık yarısında ön planda göremiyoruz. Bunun yerine Dr. Parnassus&#8217;un ölümsüzlük için şeytanla yaptığı anlaşmayı izliyoruz. Dr. Parnassus yaptığı bir dizi anlaşma sonucu Şeytan&#8217;a kızını verme noktasına gelmiş. Bu sebeple bir çıkış yolu arıyor.Bu sırada da karşısına Tony (Heath Ledger) adlı biri çıkıyor. Tony hem Parnassus&#8217;un demode şovuna yardım ediyor hem de Parnassus&#8217;un kızını kurtarmak için mücadele veriyor&#8230;</p>
</div>
<div>
<p>Terry Gilliam daha çok masalsı sinema diliyle tanınıyor. Burada da durum pek değişik değil fakat Gilliam hayal dünyasının kapılarını uzun süre izleyiciyle paylaşmıyor. Görsel anlamda harikalar yaratan &#8220;ayna arkasına&#8221; çok az uprayan Gilliam, asıl konuya girmek isterken uzun süre oyalanıyor. Bu sebeple izleyicinin bu kısımnlarda sıkılmaması zor. Gilliam, bu dünyayı kullanmaya başladığından itibaren bu sefer de karakterlere dayanmayı bırakıyor. Öyle ki filmde neredeyse iyi bir karakter yok. Sırf bahis uğruna kızını riske eden Dr. Parnassus&#8217;u makul görmek çok zor. Bir iki yan karakter dışında iyi karakterin olmadığı yapımda, Tony karakterinin de foyası bir süre sonra ortaya çıkıyor. Filmin sonuna saklanan bu sır, en başından verilseymiş belki de çok daha iyi olurmuş.</p>
</div>
<div>
<div>
<p>Filmin oyuncu kadrosunda Heath Ledger&#8217;ın yanı sıra Johnny Depp, Jude Law, Colin Farrell, Christopher Plummer, Lily Cole, Andrew Garfield, Peter Stormare, Verne Troyer ve Tom Waits gibi birbirinden başarılı oyuncular var.</p>
</div>
<div>
<p>Gilliam&#8217;ın sinemasına yakınsanız filmi beğenmeniz muhtemel. Gilliam&#8217;ın en iyilerinden &#8220;12 Maymun&#8221; gibi bir film değil &#8220;Dr. Parnassus&#8221;. Ya da izlemek için başka bir sebep arıyorsanız, Heath Ledger&#8217;ı perdede görmek için son fırsatınız bu film.</p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/the-imaginarium-of-doctor-parnassus-dr-parnassus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Knowing &#124; Kehanet</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/knowing-kehanet.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/knowing-kehanet.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2010 09:59:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Alex Proyas]]></category>
		<category><![CDATA[Chandler Canterbury]]></category>
		<category><![CDATA[D. G. Maloney]]></category>
		<category><![CDATA[Lara Robinson]]></category>
		<category><![CDATA[Nicolas Cage]]></category>
		<category><![CDATA[Rose Byrne]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1296</guid>
		<description><![CDATA[Alex Proyas&#8217;ın eski yapıtlarına bakarak onun iyi bir yönetmen olduğunu düşünenlerdenseniz bir de &#8220;Knowing-Kehanet&#8221;e bakın derim. Filmde, bu tarz popüler filmlerin aranan isimlerinden Nicolas Cage başrolde yer alıyor. Chandler Canterbury, Lara Robinson, Rose Byrne ve D. G. Maloney&#8217;yi de filmin kadrosunda görmek mümkün. &#8220;Knowing&#8221; başlangıçta çok şey vaat eden bir film. Filmin henüz başında, korku ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alex Proyas&#8217;ın eski yapıtlarına bakarak onun iyi bir yönetmen olduğunu düşünenlerdenseniz bir de &#8220;Knowing-Kehanet&#8221;e bakın derim.</p>
<p>Filmde, bu tarz popüler filmlerin aranan isimlerinden Nicolas Cage başrolde yer alıyor. Chandler Canterbury, Lara Robinson, Rose Byrne ve D. G. Maloney&#8217;yi de filmin kadrosunda görmek mümkün.</p>
<p>&#8220;Knowing&#8221; başlangıçta çok şey vaat eden bir film. Filmin henüz başında, korku filmlerinden görmeye alışık olduğumuz &#8220;küçük kız&#8221; imgesiyle karşılaşıyoruz. Bu küçük kız, bakışlarıyla, duruşuyla ve tavırlarıyla izleyiciyi gerilimli bir hikayenin beklediğini müjdeliyor adeta. Bu kızın sayesinde, okuduğu okulda, kendisinin tasarladığı bir projeyle sınıftaki çocukların çizdikleri resimler -1959&#8242;da- saklanıyor. 2009&#8242;un öğrencileri okulun kuruluş yıldönümünde bu kağıtları sırayla alıyorlar. Küçük kızın yazdığı ve anlamsız rakamlardan ibaret görünen kağıt, bir şekilde Prof. Jonathan&#8217;ın (Nicolas Cage) eline geçiyor. Jonathan, kağıdı bir süre inceleyince rakamların tarihi felaketleri haber verdiği bilgisine ulaşıyor&#8230;</p>
<p>Filmde büyük bir felsefeye dayanmayan bu olayın nasıl oluştuğunu uzunca bir süre öğrenemiyoruz. Bunun yanında Jonathan ve oğlunun çevresinde dolanan tuhaf görünümülü siyah giyinen adamlar da başka bir merak konusu oluyor izleyen için. Yer yer aksayan senaryoyu bile görmezden gelmek mümkün. Asıl sorun finalde kendini gösteriyor. Öyle basit bir final izliyoruz ki, bir çuval incir berbat oluyor. Herkesin aklına gelebilecek ve mantıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan bu final uzadıkça izleyenin siniri de daha çok bozuluyor. Böyle özgün bir fikri alıp da darmadağın eden senaryo yazarlarını da ayrıca tebrik etmek gerek! Çok sık gördüğümüz kopuk baba-oğul ilişkisi, küçük ama &#8220;olgun&#8221; gösteren çocuklar da bu finalle beraber karikatürize birer tip olup çıkıyorlar. Etrafta dolaşan siyah giyimlilerin fazlasıyla &#8220;Lost&#8221; esintili olması da cabası oluyor.</p>
<p>Çok boş vaktiniz varsa veya Nicolas Cage&#8217;yi tekrar tekrar görmekten bıkmadıysanız &#8220;Knowing&#8221;ten memnun kalacaksınız.B ilimkurgu şaheseri duran senaryosuna, film boyunca aldanmamanız gerektiğini unutmayın!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/knowing-kehanet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Shutter Island &#124; Zindan Adası</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/shutter-island-zindan-adasi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/shutter-island-zindan-adasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 19:42:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2010]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Kingsley]]></category>
		<category><![CDATA[Emily Mortimer]]></category>
		<category><![CDATA[Jackie Earle Haley]]></category>
		<category><![CDATA[John Carroll Lynch]]></category>
		<category><![CDATA[Leonardo DiCaprio]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Ruffalo]]></category>
		<category><![CDATA[Max von Sydow]]></category>
		<category><![CDATA[Michelle Williams]]></category>
		<category><![CDATA[Patricia Clarkson]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1271</guid>
		<description><![CDATA[En az hak ettiği filmiyle (The Departed) Oscar&#8217;ı kucaklayan Martin Scorsese yeni filmi &#8220;Shutter Island-Zindan Adası&#8221;nda son dönemdeki favori oyuncusu Leonardo DiCaprio&#8217;yu da yanına alarak tek kelimeyle döktürüyor. Sinemanın geleceği adına umut veren usta yönetmenin bu usta işi filmini, bir maniniz yoksa kaçırmayın derim. Filmin kalitesine yakışan bir oyuncu kadrosu da var. Leonardo DiCaprio, Mark Ruffalo, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>En az hak ettiği filmiyle (The Departed) Oscar&#8217;ı kucaklayan Martin Scorsese yeni filmi &#8220;Shutter Island-Zindan Adası&#8221;nda son dönemdeki favori oyuncusu Leonardo DiCaprio&#8217;yu da yanına alarak tek kelimeyle döktürüyor. Sinemanın geleceği adına umut veren usta yönetmenin bu usta işi filmini, bir maniniz yoksa kaçırmayın derim.</p>
<p>Filmin kalitesine yakışan bir oyuncu kadrosu da var. Leonardo DiCaprio, Mark Ruffalo, Ben Kingsley, Michelle Williams, Max von Sydow, Emily Mortimer, Patricia Clarkson, Jackie Earle Haley ve John Carroll Lynch.</p>
<p>Filmin yönetmeni Martin Scorsese, nitelikli bir kara filme imza atmış. Bunun izlerini ilk dakikalardan görüyoruz. Filmin konusuna değinirsek, Teddy (Leonardo DiCaprio) ve Chuck (Mark Ruffalo) bir adada bulunan akıl hastanesinde gerçekleşen bir kaçış olayını sorgulamak için bu adaya geliyorlar. Kahramanımız Teddy daha ilk dakikalardan bir takım sağlık problemleriyle karşılaşıyor. Ayrıca bu adayı daha önce ziyaret ettiğini de öğreniyoruz henüz girişte. Adadaki 3 blok da çok sıkı bir şekilde korunuyor. Zaten buradaki hastalar çeşitli suçlardan hüküm giymiş, daha sonra akıl hastası olduğuna karar verilmiş kişiler. Teddy ve yeni tanıştığı ortağı girişte silahlarını bırakıyorlar ve olayı soruşturmaya başlıyorlar. Fakat bir süre sonra gördükleri manzara karşısında şaşırıyorlar zira hastane yönetimi onlara yardımcı olmaktansa daha çok köstek oluyor. Teddy ve ortağı soruşturma sırasında yavaş yavaş kimin dost kimin düşman ve asıl amaçlarının ne olduğu konusunda tereddüte düşüyorlar. Bir süre sonra iyice yalnız kalan Teddy, herkese karşı amansız bir psikolojik savaşa girişiyor&#8230;</p>
<p>Scorsese&#8217;nin atmosfer yaratmadaki başarısı neredeyse kusursuz. İnsanı her an diken üstünde tutuyor tecrübeli yönetmen. Giriş kısmındaki müziğiyle biraz da izleyeceği yol haritası hakkında bilgi veren film, eski usul sinema tarzından yeri geldiğinde yararlanmayı biliyor. Yönetmenin oyuncu yönetimindeki mahareti de görülmeye değer.</p>
<p>Bir roman uyarlaması olan yapım, daha en başından sağlam karakterlere yaslandığını belli ediyor. Hikaye genel olarak biraz ağır ilerlese de yeri geliyor yapıma anlam katan diyaloglarla bu eksikliği maskeliyor. Filmin sonuna doğru Teddy&#8217;nin paranoyak ruh halini, kime inanacağını bilemeyen tavırlarını çok iyi yansıtıyor. Bu tarz filmlerin olmazsa olmazı kötü hava koşulları Teddy&#8217;yi adaya hapseden bir unsur olarak da işlev görüyor. Teddy ne dış dünyayla irtibat kurabiliyor ne de kendine sığınacak bir alan bulabiliyor.</p>
<p>Filmin psikolojiye ne kadar dayandığını ise finalinde anlıyoruz. İzlmeyenler için ipucu verip filmi berbat etmeyeyim. Ama şu kadarını söyleyebilirim sanırım, yapım kendinden beklenmeyecek derecede farklı bir son ile neticeleniyor. Scorsese&#8217;nin film boyunca sürdürdüğü gerilim nedeniyle uzun süre olanlara inananmıyoruz. Filmi izlediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınızdır.</p>
<p>Filmin finalininin etkisini belirtmek için şunu da söyleyebilirm. Eğer sinema üzerine ve psikolojik yapıtların alt metinleri üzerine düşünen biriyseniz film bitip evinize gitmek için yola çıktığınızda muhtemelen halen izlediklerinize bir anlam vermeye çalışacaksınızdır. Konuda bir karışıklık yok, yalnızca neyin doğru olduğu konusunda kafa yormanız mümkün. Bunun sebebi de dediğim gibi Scorsese&#8217;nin yarattığı ve doğrunun ne kadar &#8220;göreceli&#8221; bir kavram olduğunu gösteren anlatım dili. Yani sinemadan çıktığınızda film de sizinle geliyor. Bir filmden daha ne beklenebilir ki?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/shutter-island-zindan-adasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sherlock Holmes</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/sherlock-holmes-3.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/sherlock-holmes-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2010 19:48:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>iCon</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Conan Doyle]]></category>
		<category><![CDATA[Jude Law]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Downey]]></category>
		<category><![CDATA[Sherlock Holmes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1233</guid>
		<description><![CDATA[Son zamanlarda yine çok film izlemeye başladım; keşke hepsi bu film gibi olsa =) Sherlock Holmes, aslında bir kitap uyarlaması filmi&#8230; Hollywood&#8217;un son zamanlarda başvurduğu yöntemlerden biri ama çok başarılı bir uyarlama diyebilirim. Sherlock Holmes, polisiye roman dünyasının en tanınmış kişilerinden kuşkusuz; hatta Wikipedia&#8217;da hayat hikayesine bile rastlayabilirsiniz (doğum tarihi vs.). Hakkında &#8220;nasıl göründüğüne dair ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Son zamanlarda yine çok film izlemeye başladım; keşke hepsi bu film  gibi olsa =)</p>
<p>Sherlock Holmes, aslında bir kitap uyarlaması filmi&#8230; Hollywood&#8217;un  son zamanlarda başvurduğu yöntemlerden biri ama çok başarılı bir  uyarlama diyebilirim.</p>
<p>Sherlock Holmes, polisiye roman dünyasının en tanınmış kişilerinden  kuşkusuz; hatta Wikipedia&#8217;da hayat hikayesine bile rastlayabilirsiniz (doğum tarihi vs.). Hakkında &#8220;nasıl göründüğüne dair &#8221; resimler çizilmiş  ve bunlar gazetelerde bile basılmıştı&#8230; Sir Arthur Conan Doyle  tarafından kurgulanan bu polisiye roman (ki kendisi polisiye roman  konusunda usta bir yazardır; adalet konusunda çalışmaları olduğu gibi  çevresindeki olayları kitaplarına katmayı büyük bir ustalıkla  gerçekleştirmiştir.) zamanında en çok okunan yazılardan biriydi; çünkü  ilk başta sadece gazetelerde yayınlanan bu yazılar polisiye roman  türünün gelişmesine katkıda bulunmuştu.</p>
<p>Sevilmesinin bir nedeni de herhalde filmde her unsurdan bulunması  idi:  Aksiyon,  Dram,  Gerilim,  Gizem,  Macera,  Polisiye,  Romantik,   Suç,  Tarih&#8230; Tarih kısmı belki yazılmayabilir, çünkü yazarın kendi  dönemini anlatmasından dolayı bunu gözardı edebiliriz, ama 21. yüzyıl  insanları olarak 19. yüzyılda yaşananları film aracılığıyla izlerken o  dönemden izleride görüyoruz. Ki filmde dönemin şartları, evleri,  nehirleri, gemileri, insanları aklınıza gelebilecek her şey çok güzel  yansıtılmış diyebilirim; ki hollywood sinemasının bu huyunu seviyorum!</p>
<p>Film, sanayi devrimi sonrasını konu alıyor sanırım; daha önce Sherlock Holmes konusunda filmler çekildi hatta bir ara Sherlock Holmes&#8217;i canlandıran karaktere İngiltere nişanı verildiğini öğrendim de  şaşırdım; demek ki konu olarak çok dikkat çekici bir film ve ülkeler  arasında da sorunlara neden olmuş. Fakat şunu biliyorum, kitabın yazarı  özellikle İngiltere&#8217;de adaletin gelişmesine çok büyük katkılar yaptı.  Adalette yaşanan haksızlıkları çok iyi gözlemledi ve Sherlock Holmes  karakteri ile de olsa hepsini çözmesi; kanun koyucuların daha dikkatli  olmasına neden olmuştur herhalde, kim bilir.</p>
<p>Film oyuncu kadrosu gerçekten izlemeye değerdi; Jude Law, Robert  Downey Jr. ikilisi gerçekten birbirlerine uyan çok iyi arkadaş gibi  idiler, ama yönetmen aralarındaki ilişkiyi öyle bir noktaya getirdi ki  bir ara &#8220;Holmes&#8217;in gay olabileceğini ima ediyor sanki&#8221; diye düşünmedim  değil. =)</p>
<p>Kostümler harika, dönemin şartları; evleri, yolları, binaları, nehirleri, gemileri ve aklınıza gelebilecek tüm ayrıntılar -bilgisayar efektleri yardımıyla da olsa- çok güzel yansıtıldı. Bu bence en  önemlisi idi. Polisiye filmlerinde yer alan kurgu -ince ayrıntılar-  filmin işleyişi ve ayrıntılar arasındaki bağ bu filmde çok zekice  kurgulandı. Bizim bile bazen gözden kaçırdığımız ayrıntılar &#8220;aaa evet&#8221;  dedirten türden zamanla karşımıza çıktı ve Holmes ile beraber bizde  olayı çözmeye çalıştık.</p>
<p>Film heyecanlıydı, çünkü çok aksiyon sahneleri vardı diyebilirim;  özellikle dövüş sahnelerinde önce Holmes&#8217;in kendi kafasında olayın  ayrıntılarını bir bütün haline gelecek şekilde sırayla düşünmesi ve  bunların bize yavaş halde gösterilmesi ile peşi sıra her şeyin tekrar  hızlı bir şekilde yansıtılması çok güzel düşünülmüş bir şeydi&#8230; Zaten  Holmes&#8217;in en büyük özelliği sanırım ipuçlarını teker teker  değerlendirmek yerine tüm ipuçlarını elde edip bir bütün halinde  düşünmesi idi sanırım. Film eğlenceliydi, çünkü diyaloglar gerçekten çok  güzel yazılmıştı. Konuşmalar, mimikler, hareketler hepsi gerçekten çok  tutarlıydı. Sıkıcı değildi film, çünkü kopukluk yoktu. &#8220;ne oluyor yahu&#8221;  demiyorsun izlerken, kopamıyorsun&#8230; Düşündürücü idi film; Ejder  filmindeki kadar az ipucu yoktu; ipuçları daha derindi ve olayı çözmek  için bilimsel verilerden tutun her şeyi değerlendirmeleri gerekmişti.  Zekiceydi, çünkü filmi izlerken bir ara ben de &#8220;sihir&#8217;e&#8221; nerdeyse  inanacaktım diyebilirim =)</p>
<p>Filmi izlerken diğer filmler aklınıza gelebilir belki de; mesela  tarihi mekanları görüntülerken ya da tarikatları izlerken aklınıza Melekler ve Şeytanlar filmi gelebilir&#8230; Ya da Robert Downey Jr. Holmes  karakteri ile espritürel kişiliğini oynarken bir an Iron Man filmi  aklınıza gelebilir&#8230; Hatta 1 saatten fazla büyü ile haşır neşir  olduktan sonra filmin sonunu görünce kendinizi Scooby Doo filminde  sanabilirsiniz =) Fakat yönetmen Guy Ritchie gerçekten başarılı bir iş  çıkardı; ayrıntılar somurtmadı ve işte bu! dedirtecek türden bir film  çıktı ortaya&#8230;</p>
<p>Lord Blackwood&#8217;un idam ediliş sahnesini izlerken aklıma nedense Saddam Hüseyin&#8217;in idam edilme sahnesi geldi; hepimiz o videoyu  izlemişizdir herhalde&#8230; Ve sonrasında gelen komplo teorileri: aslında  öldürülmedi gibisinden&#8230; Bu idam sahnesini ve sonrasında yaşananları  filmde izleyenler ne demek istediğimi anlamışlardır diye düşünüyorum&#8230;  Ayrıca, &#8220;korku&#8221; politikası uygulaması son dönemde ülkemizde sıkça  duyduğumuz &#8220;darbe planlarının&#8221; ana temasını teşkil ediyor, değil mi?  Korkut &#8211; kaos oluştur &#8211; ele geçir&#8230;</p>
<p>Tabii ki bu filmin tutacağından emin olan kalabalık bir senaryo ekibi  ile yapımcı kadrosu; devam filmi için de tarih belirlediler: 2011. Bu  filmde belki de Lord Blackwood&#8217;dan kurtulduk ama baştan sona ne olduğunu  göremediğimiz Profesör Moriarty ile Holmes&#8217;in macerasını devam filminde  izleyebileceğiz.</p>
<p>Bu yılın en iddaalı filmlerden biridir diyebilirim Sherlock Holmes  için.. Siz de eğlenmek, izlediğiniz filmden zevk almak istiyorsanız ve  sonunda bir yabancı filmde kötülemeden &#8220;Türkiye ve hatta karadeniz  bölgesi&#8221; cümlesini 1 kaç saniye de olsa duymak istiyorsanız;  seçeneğiniz film bu olsa gerek =)</p>
<p>8,5 puan verdim.</p>
<p>İyi seyirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/sherlock-holmes-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Revolver &#124; Tabanca</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/revolver-tabanca.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/revolver-tabanca.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2010 23:04:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2005]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Andre Benjamin]]></category>
		<category><![CDATA[ason Statham]]></category>
		<category><![CDATA[Guy Ritchie]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Strong]]></category>
		<category><![CDATA[Ray Liotta]]></category>
		<category><![CDATA[Vincent Pastore]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1198</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü yönetmen Guy Ritchie&#8217;nin 2005 yapımı filmi &#8220;Revolver-Tabanca&#8221;, Ritchie&#8217;nin yeraltı dünyasına odaklandığı filmleri arasındaki en zayıf işi olarak görünüyor. Guy Ritchie&#8217;nin yazıp yönettiği filmde Jason Statham, Ray Liotta, Vincent Pastore, Andre Benjamin, Mark Strong, Terrence Maynard ve Francesca Annis gibi isimler oyuncu kadrosunu oluşturmakta. Film aslında satranç oyununun temelleri üzerine inşa edilmiş. Bunu, filmde yapılan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü yönetmen Guy Ritchie&#8217;nin 2005 yapımı filmi &#8220;Revolver-Tabanca&#8221;, Ritchie&#8217;nin yeraltı dünyasına odaklandığı filmleri arasındaki en zayıf işi olarak görünüyor.</p>
<p>Guy Ritchie&#8217;nin yazıp yönettiği filmde Jason Statham, Ray Liotta, Vincent Pastore, Andre Benjamin, Mark Strong, Terrence Maynard ve Francesca Annis gibi isimler oyuncu kadrosunu oluşturmakta.</p>
<p>Film aslında satranç oyununun temelleri üzerine inşa edilmiş. Bunu, filmde yapılan alıntılardan ve bu alıntıların bağlandığı finalinden anlamak mümkün. Jake Green&#8217;in (Jason Statham) Macha (Ray Liotta) adlı illegal işler yürüten ve onun yedi yıl hapiste kalmasına neden olan bir azılı düşmanından intikam almak istemesiyle başlayan filmde Avi (Andre Benjamin) ve Zach (Vincent Pastore) adlı iki tefecinin de bu olaya müdahil olmasıyla yaşananlar konu alınıyor.</p>
<p>Konusuna baktığınızda karşınızda &#8220;Lock, Stock and Two Smoking Barrels-Ateşten Kalbe Akıldan Dumana&#8221;, &#8220;Snatch-Kapışma&#8221; veya kısmen etkileyici bir Ritchie filmi sayılabilecek &#8220;RocknRolla&#8221; tarzı bir yapıt bekleyebilirsiniz ama kazın ayağı öyle değil. Filmde sadece bir iki sahne dışında önemsenecek hiçbir mizahi unsur yok. Üstelik karakterler de ne tam komik ne tam ciddi olabiliyorlar. Belli ki oyuncular da Ritchie&#8217;nin ne istediğini tam olarak anlayamamışlar. Diğer Ritchie filmlerine nazaran çok fazla belirsizlik göze çarpıyor. Sürpriz finali de bunca aksaklığı unutturmada yeterli olmuyor. Final kısmında çıkan bazı uzmanların yaptıkları konuşmalar da, filmde hiç görünmeyen Sam Gold karakterinin havada kalmasını engelleyemiyor ayrıca insan ister istemez Ritchie&#8217;nin neden felsefi sulara girdiğini merak ediyor.</p>
<p>Fakat bütün bunların yanında alt metinleri oldukça iyi doldurmuş Ritchie. Oyuncuların performansları da görülmeye değer.</p>
<p>Özetlersek: Madonna ile evlenerek hiç olmadık sinemasal hatalar yapan Ritchie&#8217;nin bu filmi, kariyerindeki zayıf halkalardan birini teşkil ediyor. Ayrıca onun kendine özgü ışıltısından da iz taşımıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/revolver-tabanca.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cloverfield &#124; Canavar</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/cloverfield-canavar-2.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/cloverfield-canavar-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2010 22:28:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Bilimkurgu]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[J.J. Abrams]]></category>
		<category><![CDATA[Jessica Lucas]]></category>
		<category><![CDATA[Lizzy Kaplan]]></category>
		<category><![CDATA[Matt Reeves]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Stahl-David]]></category>
		<category><![CDATA[Mike Vogel]]></category>
		<category><![CDATA[T. J. Miller]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1197</guid>
		<description><![CDATA[Ne olduğu bilinmeyen devasa bir varlığın New York&#8217;a saldırmasıyla gelişen olayları anlatan &#8220;Cloverfield-Canavar&#8221;, farklı bir korku-gerilim filmi arayan sinemaseverlerin ilgisini çekebilir. Cloverfield&#8217;in başrollerinde Mike Vogel, Michael Stahl-David, T. J. Miller, Jessica Lucas ve Lizzy Kaplan rol alıyorlar. Film, izleyeceklerimizin New York&#8217;daki felaketten sonra bulunan bir video kaset olduğunu gösteren bir açıklamayla başlıyor. Ve tüm film, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ne olduğu bilinmeyen devasa bir varlığın New York&#8217;a saldırmasıyla gelişen olayları anlatan &#8220;Cloverfield-Canavar&#8221;, farklı bir korku-gerilim filmi arayan sinemaseverlerin ilgisini çekebilir.</p>
<p>Cloverfield&#8217;in başrollerinde Mike Vogel, Michael Stahl-David, T. J. Miller, Jessica Lucas ve Lizzy Kaplan rol alıyorlar. Film, izleyeceklerimizin New York&#8217;daki felaketten sonra bulunan bir video kaset olduğunu gösteren bir açıklamayla başlıyor. Ve tüm film, yalnızca bir el kamerasının görüntülerinden oluşuyor. Başlangıçta, filmin iskeletini oluşturmayı amaçlayan basit bir aşk hikayesiyle karşılaşıyoruz. Tabii bunun koyulması gerek ki, izleyeceğimiz görüntüler, bu bilinmeyen canavarı daha yakından görmemizi sağlasın! Zaten film kısa bir girişin ardından hemen canavarla ilgilenmemizi sağlıyor.</p>
<p>Bu canavarın kökenine dair herhangi bir bilgi yok film boyunca. Öyle ki ;bu canavar bir &#8220;yoldan çıkan hükümet çalışmasının&#8221; eseri de olabilir, okyanusta yaşarken birden insanları &#8220;ziyeret etmek&#8221; isteyen bir varlık da olabilir. Tüm filmi, bu varlığın kökenini bilmeden izliyoruz. Filme, sahip olduğu gerçeklik hissini veren en önemli unsur ise tabii ki tüm olanları bir el kamerasından izliyor olmamız. Bu bilinçli seçim, filme çok yaramış.</p>
<p>Genç oyuncuların bir türlü &#8220;oynamayı bırakmaması&#8221; filmin başarısını baltalayan en büyük etmen. Belki oyuncu tercihleri daha farklı yapılsaymış, film hakkında olumsuz düşünenlerin fikirleri de, bugünkünden farklı olabilirmiş.</p>
<p>Yönetmenliğini Matt Reeves&#8217;in üstlendiği filmde belki de daha da önemli olan şey, yapımcı koltuğunda, dünyaca ünlü &#8220;Lost&#8221; dizisinin yaratıcılarından ve &#8220;Mission: Impossible 3-Görevimiz Tehlike 3&#8243;ün yönetmeni J. J. Abrams&#8217;ın oturuyor oluşu.</p>
<p>Film tüm çekiciliğine rağmen, öncelikle korku-gerilim türünü sevenlerin tercih etmesi gereken bir yapım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/cloverfield-canavar-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Horsemen &#124; Mahşerin Dört Atlısı</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/horsemen-mahserin-dort-atlisi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/horsemen-mahserin-dort-atlisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 22:42:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Korku]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Barry Shabaka Henley]]></category>
		<category><![CDATA[Clifton Collins Jr.]]></category>
		<category><![CDATA[Dennis Quaid]]></category>
		<category><![CDATA[Jonas Akerlund]]></category>
		<category><![CDATA[Lou Taylor Pucci]]></category>
		<category><![CDATA[Patrick Fugit]]></category>
		<category><![CDATA[Ziyi Zhang]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1182</guid>
		<description><![CDATA[Dedektiflik filmlerinin olmazsa olmazlarına gücü yettiğince dayanan film, sürpriz finaliyle bile vasata erişmeyi beceremiyor. &#8220;The Horsemen-Mahşerin Dört Atlısı&#8221;nda başrolde, son dönemde adını sık işitir olduğumuz Dennis Quaid var. Ziyi Zhang, Lou Taylor Pucci, Clifton Collins Jr., Barry Shabaka Henley ve Patrick Fugit de filmde yer alıyorlar. Filmin yönetmeni Jonas Akerlund. Filmde işkolik bir baba olan ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dedektiflik filmlerinin olmazsa olmazlarına gücü yettiğince dayanan film, sürpriz finaliyle bile vasata erişmeyi beceremiyor.</p>
<p>&#8220;The Horsemen-Mahşerin Dört Atlısı&#8221;nda başrolde, son dönemde adını sık işitir olduğumuz Dennis Quaid var. Ziyi Zhang, Lou Taylor Pucci, Clifton Collins Jr., Barry Shabaka Henley ve Patrick Fugit de filmde yer alıyorlar. Filmin yönetmeni Jonas Akerlund.</p>
<p>Filmde işkolik bir baba olan Aidan Breslin&#8217;in (Dennis Quaid) takip ettiği bir seri cinayet davasını izliyoruz. Aidan&#8217;ın eşi vefat etmiş. İki oğluyla yoğun işleri sebebiyle yeterince vakit geçiremiyor. Çocukları bu durumdan oldukça rahatsız olsa da Aidan&#8217;ın elinden fazla birşey gelmemekte. İlgilendiği seri cinayet dosyasında, işlenen cinayetlerin İncil&#8217;de geçen &#8220;dört atlı&#8221;yla alakalı olduğunu anlıyor. Hali hazırda, bir cinayeti itiraf etmiş olan bir kızı tutuklamış olsa da, gelecek olan cinayetleri bir türlü öngöremiyor ve bazı ipuçlarına ulaştıkça zamana karşı bir yarışın içinde buluyor kendini Aidan&#8230;</p>
<p>Film, yaklaşık doksan dakikalık süresi boyunca sıkışıp kaldığı tekdüzelikten bir türlü sıyrılamıyor. Seri cinayetlerin bağlandığı felsefenin iticiliği de (sık kullanılan bir metafor olduğundan) cabası oluyor. Maharetli ellerde &#8220;Se7en&#8221; ve Saw&#8221; filmlerin tarzlarını aynı potada eritebilecek, müthiş bir potansiyele sahip filmin altyapısı, ne yazık ki yerini tipik bir Amerikan filmi basitliğine bırakıyor. Finaldeki &#8220;ailemizin kıymetini bilelim&#8221; temalı sürpriz ise zaten çok bayat. İzleyiciyi bu final (büyük) bir şaşkınlığa uğratsa da özellikle son 5-10 yılda bu sürprizlerden oldukça fazla izler olduk zaten. Filmin finalinde bile kuvvetli bir aksiyona rastlayamıyoruz ve üstelik onun yerine ne gerilim ne de akıcı bir öykü koyulmuş.</p>
<p>Jonas Akerlund&#8217;un hayal kırıklığı yaratan bu çalışması, türün meraklılarının çok boş vakitleri oldukları zaman ilgilenmeleri gereken bir film.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/horsemen-mahserin-dort-atlisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sherlock Holmes</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/sherlock-holmes-2.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/sherlock-holmes-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 11:46:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Eddie Marsan]]></category>
		<category><![CDATA[Geraldina James]]></category>
		<category><![CDATA[Guy Ritchie]]></category>
		<category><![CDATA[Jude Law]]></category>
		<category><![CDATA[Kelly Reilly]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Strong]]></category>
		<category><![CDATA[Rachel McAdams]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Downey Jr.]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Maillet]]></category>
		<category><![CDATA[William Houston]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1142</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Sherlock Holmes&#8221; başarılı bir dönem filmi olmasının yanında, iyi de bir Guy Ritchie filmi. Sherlock Holmes, malumunuz daha önce defalarca kez sinemaya uyarlanmış bir zat. Dolayısıyla filmin yönetmeni Guy Ritchie burada biraz daha alışılmışın dışında bir Holmes portresi çizmiş. Ama bunu yaparken de Holmes&#8217;u seyirciye yabancılaştırmış değil. Yani filmdeki Holmes, dövüş sanatlarında usta bir isim. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Sherlock Holmes&#8221; başarılı bir dönem filmi olmasının yanında, iyi de bir Guy Ritchie filmi.</p>
<p>Sherlock Holmes, malumunuz daha önce defalarca kez sinemaya uyarlanmış bir zat. Dolayısıyla filmin yönetmeni Guy Ritchie burada biraz daha alışılmışın dışında bir Holmes portresi çizmiş. Ama bunu yaparken de Holmes&#8217;u seyirciye yabancılaştırmış değil. Yani filmdeki Holmes, dövüş sanatlarında usta bir isim. Bir davayla uğraşmadığı zaman içine kapanıyor. En yakın yardımcısı Dr. Watson&#8217;la aralarında elektrikli bir ilişki var. Bu özelliklerin baskın olmasıyla gerçek Holmes&#8217;un ne kadar iyi yansıtıldığı tartışılabilir. Ama tüm bunların yanında dedektiflikteki maharetini konuşturuyor Holmes. Zaten Holmes&#8217;un tamamı ile daha öncekilere benzer bir karakter olarak çizilmesi, zannediyorum filme bir yeniden çevrim havasını kazandırırdı ki, bu da izleyicileri mutsuz edebilirdi.</p>
<p>Filmde Robert Downey Jr.&#8217;ı Sherlock Holmes rolünde izliyoruz. Holmes&#8217;un sadık yardımcısı Watson rolünde Jude Law var. Rachel McAdams, Mark Strong, Eddie Marsan, Robert Maillet, Geraldina James, Kelly Reilly ve William Houston da diğer oyuncular. Son dönemde yıldızı iyice parlayan Robert Downey Jr.&#8217;ın bu filmde de başarılı bir iş çıkardığını ekleyelim.</p>
<p>Filmde Sherlock Holmes, birçok kişinin katili Lord Blackwood&#8217;u (Mark Strong) yakalamakla işe başlıyor. Blackwood, idam olmadan birkaç gün önce Holmes&#8217;u görmek istiyor ve onu bazı konularda uyarıyor. İdam edildikten sonra da gizemli bir şekilde mezarından kayboluyor Blackwood. Bunun üzerine Sherlock Holmes, bu doğaüstü görünen davayı kökünden çözmeye karar veriyor&#8230;</p>
<p>Guy Ritchie,hem eğlenceli hem kasvetli bir film ortaya çıkarmayı başarıyor.Yani bir yandan kendine has üslubundan taviz vermezken,bir yandan da İngiltere&#8217;nin doğasından gelen kasveti olduğu gibi yansıtmayı beceriyor.Film bir yanıyla eğlenceli,bir yanıyla karanlık oluyor böylece.Ucu açık finali de bir serinin habercisi olarak yorumlanabilir.</p>
<p>Guy Ritchie, uzun süre Madonna ile evliliğiyle gündemde kalmıştı. O yıllarda dişe dokunur bir film yapamamıştı ne yazık ki. En son &#8220;RocknRolla&#8221; ile eski tarzına geri dönmüştü. Bir uyarlama, şu an için kariyerinde verebileceği en iyi karar gözüküyordu ve öyle de yaptı. İstediklerini tam olarak kullanabileceği bir alan olmasa da, kendini toparlaması için iyi bir fırsattı, bir uyarlama çekmek. Bu fırsatı da iyi değerlendirmişe benziyor.</p>
<p>Film iyi aksiyon sahneleri de barındırıyor. Filmin içindeki küçük sürprizler filme ayrı bir hava katıyor. Her şeyin çözüldüğü finali de, filmin her şeyden önce bir dedektiflik hikayesi olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p>&#8220;Sherlock Holmes&#8221;, gişeye oynadığı biraz belli olsa da, iyi bir film arayanları ve Guy Ritchie&#8217;yi formda görmek isteyenleri de memnun edecek bir yapım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/sherlock-holmes-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sherlock Holmes</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/sherlock-holmes.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/sherlock-holmes.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 11:36:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Guy Ritchie]]></category>
		<category><![CDATA[Jude Law]]></category>
		<category><![CDATA[Mark Strong]]></category>
		<category><![CDATA[Rachel McAdams]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Downey Jr.]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1140</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Abla&#8221; Japon filmi Sevgili Doktor&#8217;u izlemek niyetiyle gittiği G-Mall&#8217;da Sherlock Holmes&#8217;i görür. 2010 Türkiye&#8217;de Japonya Yılı etkinlikleri kapsamında, yeni Japon Sineması filmlerinden ilkini izlemek üzere, -ücretsiz gösterim için yarım saat önce yer numarası verileceği belirtildiğinden-, 17:50&#8242;de girdiği Maçka G-Mall sinema katında, kuyruğun ucunu bulmak için epey yürümesi gereken &#8220;abla&#8221;, 18:00&#8242;de hareketlenen kuyrukla ilerlerken, 18:20&#8242;de çekik ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>&#8220;Abla&#8221; Japon filmi Sevgili Doktor&#8217;u izlemek niyetiyle gittiği G-Mall&#8217;da Sherlock </em><em>Holmes&#8217;i görür.</em></strong></p>
<p>2010 Türkiye&#8217;de Japonya Yılı etkinlikleri kapsamında, yeni Japon Sineması filmlerinden ilkini izlemek üzere, <em>-ücretsiz gösterim için yarım saat önce yer numarası verileceği belirtildiğinden-</em>, 17:50&#8242;de girdiği Maçka G-Mall sinema katında, kuyruğun ucunu bulmak için epey yürümesi gereken &#8220;abla&#8221;, 18:00&#8242;de hareketlenen kuyrukla ilerlerken, 18:20&#8242;de çekik gözlü bir beyin zarif işaretlerle <em>biletlerin bittiğini</em> belirtmesi üzerine, küçük kız kardeşiyle <strong>Sherlock Holmes</strong>&#8216;ü görmeye niyetlenirler.</p>
<p>2009 İngiltere, Avustralya, ABD yapımı <strong>Sherlock Holmes</strong>: Yönetmen<strong> Guy Ritchie</strong>, oyuncular <strong>Robert Downey Jr.</strong>, <strong>Jude Law</strong>,<strong> Rachel McAdams</strong>,<strong> Mark Strong</strong>&#8230;</p>
<p>Başında, filmin yapımcısı Warner Bros. ile diğer şirket logolarının, parke taşlar arasındaki su birikintilerinde, kanalizasyon ızgarası biçimde kullanımını pek beğenen &#8220;abla&#8221;, ardından ilk sahnede Sherlock Holmes&#8217;ün bir gölgeye sinip, olası tıbbî sonuçlarını ince ince planladığı saldırının ağır çekimle verildiği, bir kaç saniye de tekrarının gösterildiği -<em>pek çok- </em>dövüş sahnelerinden birini, sadece ilkini izler. Sadık, iyi niyetli, dost <strong>Dr. Watson</strong> ile birlikte uzun uzun dövüşerek, son dakikada, <em>-elbette beceriksiz Scotland Yard&#8217;dan önce</em>-, masada yatan kurban edilmeye hazır, beyaz giysili güzel genç kızı kurtarırken karabüyü ayinini yöneten iktidar hırsı içindeki <em>-bir kaç cinayetten de sorumlu <strong>Nosferatu</strong> kılıklı ama onun çok daha yakışıklısı- </em><strong>Blackwood,</strong> yakalanıp mahkemeye yollanır, idamla yargılanır. Adamın son isteği <em>&#8220;Holmes&#8217;la konuşmak&#8230;&#8221; </em>olur.</p>
<p>Atlı arabaların geçtiği çamurlu, sokak irisi caddelerden biri üzerindeki 221 numarada, güzel bir kadının aşkı uğruna kendisini terketme hazırlığı içindeki Watson&#8217;ı, kendince protesto eden, arada çıplak yumruk dövüşü yapmak üzere bilimsel araştırmalarına ara veren Holmes, tutkun olduğu Irene Adler tarafından <em>-Ege zeytini, hurma ve para dolu bir zarf ile- </em>ziyaret edilir ve zoraki olarak <em>-Blackwood&#8217;un başlattığı-</em> bir gizemi çözmek üzere tutulur.</p>
<p>Zekânın yükselişte olduğu, en zekînin en önemli, değerli kişi olduğu altın yılların başında Holmes, aralarında<em> -Türkiye&#8217;nin Karadeniz kıyılarında kötü şöhrete sahip <strong>orman gülü</strong>nün neden olduğu-</em> katatoni olayının da bulunduğu,<em> </em>tümünün son sahnelerde bilimsel olarak açıklandığı çapraşık gizemi, Adler ve Watson yardımıyla çözer.</p>
<p>Dolunayda çatanayla doklara yapılan yolculuk, mezbahadaki patlama, tersanedeki kovalama gibi sahneleriyle muhteşem görsellik içeren film, yapımı 1886&#8242;da başlayıp 8 yıl süren <strong>Londra Kule Köprüsü</strong> inşaatı üzerinde, gerilimli aksiyon sahneleriyle sona erer.</p>
<p>Meraklılarını fazlasıyla memnun edecek, çıplak yumrukla dövüşen<em> -&#8221;abla&#8221;bunun, bir kaç akşam önce ikinci kez izleyip yine bayıldığı <strong>Kapışma</strong>&#8216;sını izlediği Guy Ritchie&#8217;nin özel merakı olduğundan şüphelenir- </em>yeni Sherlock Holmes nerede, <strong>Sir Arthur Conan Doyle</strong> karakteri, zarif, utangaç beyefendi nerede? Aynı şekilde hafif göbekli, sempatik, aile babası görünümlü Watson ile yakışıklı, atletik Jude Law Watson&#8217;ı arasında, <em>gerçek zamanda olduğu gibi</em> 100 yıldan fazla fark var.</p>
<p>Gönlü her ne kadar orijinalinden yanaysa da, &#8220;abla&#8221;,  kocaman gözlü ürkek bakışlı, <em>&#8230;duygularını ortaya koymayı bilmeyen, beceremeyen Robert Downey Jr. Holmes&#8217;u da fena değil&#8230;</em> sonucuna varır. Dövüş sahnelerini,<em> -ayrıntılı gerçekliği yüzünden ilki dışında-</em> gözü kapalı dinleyen &#8220;abla&#8221;, filmin görülesi görselliğinin, övgüyü hakettiğini düşünür.</p>
<p>Başarılı Irene Adler<strong><em> </em></strong>yorumunda izlediği Rachel McAdams&#8217;ı, bir kaç gün önce paralı kanalda, 2008 yapımı <strong>Neil Burger</strong> filmi Şanslılar (<strong>The Lucky Ones</strong>)&#8217;da, <em>bayıldığı </em>Tim Robbins ve Michael Pena ile izleyen &#8220;abla&#8221;, evsiz barksız, saf, duru, kadın asker rolüyle de çok sever. Irak savaşından izinli gelen üç askerin, havaalanında kesişen ve yine havaalanında buluşan yolları boyunca anlatılan, savaştan çok savaşın, taraftarı ve karşıtı ile herkes üzerindeki izleri&#8230; Bu da, <em>görselliği değil, </em>sağlam oyunculuğu ve mesajı dolayısıyla en az bir önceki kadar izlenmeyi hakeden çok bir güzel film!<em><strong><br />
 </strong><strong></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/sherlock-holmes.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Changeling &#124; Sahtekar</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/changeling-sahtekar.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/changeling-sahtekar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 20:26:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Amy Ryan]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie]]></category>
		<category><![CDATA[Clint Eastwood]]></category>
		<category><![CDATA[Gattlin Griffith]]></category>
		<category><![CDATA[Jeffrey Donovan]]></category>
		<category><![CDATA[John Malkovich]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Straczynski]]></category>
		<category><![CDATA[Michelle Martin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1082</guid>
		<description><![CDATA[Clint Eastwood&#8217;un hangi filmi çekerse çeksin, hangi konuyu ele alırsa alsın iyi bir iş çıkarıyor olması sebebiyle &#8220;Changeling-Sahtekar&#8221; da üst düzey bir film olmasa da, Eastwood&#8217;tan kaynaklanan bu &#8220;ışıltı&#8221; sayesinde, süresi boyunca bir şekilde ilgiyi ayakta tutuyor. &#8220;Changeling&#8221;de, tek oğluyla birlikte yaşayan Christine Collins&#8217;in (Angelina Jolie) oğlunun ortadan kaybolmasıyla olaylar başlıyor. Christine, oğlu kaçırılınca doğal ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Clint Eastwood&#8217;un hangi filmi çekerse çeksin, hangi konuyu ele alırsa alsın iyi bir iş çıkarıyor olması sebebiyle &#8220;Changeling-Sahtekar&#8221; da üst düzey bir film olmasa da, Eastwood&#8217;tan kaynaklanan bu &#8220;ışıltı&#8221; sayesinde, süresi boyunca bir şekilde ilgiyi ayakta tutuyor.</p>
<p>&#8220;Changeling&#8221;de, tek oğluyla birlikte yaşayan Christine Collins&#8217;in (Angelina Jolie) oğlunun ortadan kaybolmasıyla olaylar başlıyor. Christine, oğlu kaçırılınca doğal olarak polise başvuruyor. Bir süre sonra oğlunun bulunduğu haberi geliyor. Oğlunu almak için tren garına gittiğinde, kendisine getirilen çocuğun oğlu olmadığını görüyor. İlk etapta, çocuğun kendi oğlu olmadığını ısrarla belirtse de, polisleri ikna etmesi bir türlü mümkün olmuyor. Polisin de ısrarı! üzerine basın mensupları önünde çocuğun kendi oğlu olduğunu söyleyiveriyor. Kendini kandırmayı bırakınca da zorlu bir hukuk mücadelesine başlıyor.</p>
<p>Gerçek bir hikayeden uyarlanan filmde, başroldeki Angelina Jolie gerçekten çok başarılı. John Malkovich, Gattlin Griffith, Michelle Martin, Jeffrey Donovan ve Amy Ryan filmde öne çıkan oyuncular oluyor. Senaryo ise Michael Straczynski&#8217;ye ait.</p>
<p>Film çekimlerine başlandıktan itibaren her ne kadar &#8220;acaba Eastwood&#8217;un elleri mi daha yıpranmış yoksa Jolie&#8217;ninkiler mi&#8221; şeklinde magazinsel haberlerle gündeme gelsidyse de, film boyunca bir Angelina Jolie değil bir Christine Collins izliyoruz. Yani Jolie&#8217;nin başarılı performansı, filmde magazinsel yönüyle anılmasının önüne geçiyor. Bunun yanında başta John Malkovich olmak üzere yan karakterlerin başarısı da üst düzeyde. Öyle ki, neredeyse hiçbir oyuncu, üstlendiği karakterde sırıtmıyor. Bu da oyuncu tercihindeki başarının mahsulü olsa gerek.</p>
<p>Filmde, dönemin polis teşkilatına ağır bir eleştiri de yapılmakta. Polis teşkilatının başarısızlıklarının ve bizzat kendileri tarafından uygulanan kanunsuzluklarının altını çiziyor Eastwood. Zaten film bu açıdan özellikle Amerika&#8217;da epey bir tartışma konusu olmuştu. Bunu yanında filmin bazı kısımlarında, Eastwood&#8217;un da ustalığıyla izleyiciyi de tedrigin eden bir gerilim havası hakim oluyor filme. Öyle ki, izleyici koltuğunda karakterle bütünleşebiliyor.</p>
<p>Netice olarak kalburüstü bir Clint Eastwood filmi &#8220;Changeling&#8221;. Neredeyse her Eastwood filminde olduğu gibi, film bittiğinde geriye, filmi izlediğiniz için duyduğunuz memnuniyet kalıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/changeling-sahtekar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bad Education &#124; Kötü Eğitim</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/bad-education-kotu-egitim.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/bad-education-kotu-egitim.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 15:31:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2004]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Daniel Gimenez Cacho]]></category>
		<category><![CDATA[Fele Martinez]]></category>
		<category><![CDATA[Francisco Boira]]></category>
		<category><![CDATA[Francisco Maestre]]></category>
		<category><![CDATA[Gael García Bernal]]></category>
		<category><![CDATA[Lluis Homar]]></category>
		<category><![CDATA[Pedro Almodovar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=834</guid>
		<description><![CDATA[İspanyolların ünlü yönetmeni Pedro Almodovar imzası taşıyan &#8220;Bad Education-Kötü Eğitim&#8221;, Almodovar tarzını sevenler için ideal. Bunun yanında yönetmenin stiline yabancı olanlar, filmden pek memnun kalmayabilir. Pedro Almodovar, kendine has bir tarzı olan bir isim. Yani karakterlerini anlatımda, hikayeleri ve bu hikayelerini anlatım yolunda, kendi sinema dilinden pek dışarı çıkmayan bir sinemacı. Bu tip, kendine has ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İspanyolların ünlü yönetmeni <a title="Pedro Almodóvar" href="http://www.imdb.com/name/nm0000264/" target="_blank">Pedro Almodovar</a> imzası taşıyan &#8220;Bad Education-Kötü Eğitim&#8221;, Almodovar tarzını sevenler için ideal. Bunun yanında yönetmenin stiline yabancı olanlar, filmden pek memnun kalmayabilir.</p>
<p>Pedro Almodovar, kendine has bir tarzı olan bir isim. Yani karakterlerini anlatımda, hikayeleri ve bu hikayelerini anlatım yolunda, kendi sinema dilinden pek dışarı çıkmayan bir sinemacı. Bu tip, kendine has tarzı olan başka yönetmen isimleri sarfetmek istersek <a title="Michael Haneke" href="http://www.google.com.tr/url?sa=t&amp;source=web&amp;ct=res&amp;cd=1&amp;ved=0CAcQFjAA&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.imdb.com%2Fname%2Fnm0359734%2F&amp;ei=G-UTS9mQDY6C_Abvlrw1&amp;usg=AFQjCNEByKMlPnYm5J7PMaJ31oU8iM8udQ&amp;sig2=PlRUfG6HVyKlyXpOEFXcYA" target="_blank">Michael Haneke</a> veya -bazı filmleri dışında- <a title="David Lynch" href="http://www.imdb.com/name/nm0000186/" target="_blank">David Lynch</a> isimlerini sıralayabiliriz. Almodovar da bu iki yönetmen gibi kendi izleyici kitlesine sahip ve bununla beraber dünyanın pek çok ülkesinde filmleri de takip edilmekte. Yani Almodovar&#8217;ın bir filmini izleyip beğenmezseniz, bunun sebebi kuvvetle muhtemel, Almodovar&#8217;ın sinema dilinden hoşlanmamanızdandır. Yoksa genel olarak filmleri, çok karmaşık, anlaşılması zor öyküler içermiyorlar.</p>
<p>&#8220;Kötü Eğitim&#8221;in konusuna göz atmak gerekirse; film, aynı okulda büyüyen ve birbirlerini seven iki erkek olan Ignacio (Gael Garcia Bernal) ve Enrique&#8217;nin (Fele Martinez) daha sonra da bir şekilde kesişen hayat hikayelerine odaklanıyor. Bu sırada, hikayede başka bir kadın-erkek ilişkisi de yok. Hikayede yer alan, neredeyse tüm erkekler eşcinsel. Bu, kimilerinin kendi tercihi iken, kimilerinin istemeden de olsa &#8220;sürüklendiği&#8221; bir durum. Film boyunca yakından tanıdığımız başka karakterler de olsa da, hikaye Ignacio ve Enrique etrafında şekilleniyor. Bir süre sonra öykü öyle bir hal alıyor ki film, yönetmenin de &#8220;açık ettiği&#8221; üzere kara film sularına doğru giriyor.</p>
<p>Film boyunca karşımıza gelen oldukça sıradışı bir öykü değil. Filmin, dramatik bir yapıya sahip olduğu söylenebilir.</p>
<p>Filmin oyuncu kadrosu Gael Garcia Bernal, Fele Martinez, Daniel Gimenez Cacho, Lluis Homar, Francisco Maestre ve Francisco Boira&#8217;dan oluşmakta. Gael Garcia Bernal&#8217;in filmin her tarafına &#8220;sinen&#8221; müthiş oyunculuğu da, filmi izlemek için başlı başına iyi bir neden.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/bad-education-kotu-egitim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doubt &#124; Şüphe</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/doubt-suphe.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/doubt-suphe.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 19:32:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Amy Adams]]></category>
		<category><![CDATA[John Patrick Shanley]]></category>
		<category><![CDATA[Meryl Streep]]></category>
		<category><![CDATA[Philip Seymour Hoffman]]></category>
		<category><![CDATA[Viola Davis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=827</guid>
		<description><![CDATA[Bir Rahip ve Rahibe üzerinden &#8220;şüphe&#8221; kavramını sorgulayan film,o kadar &#8220;tarafsız&#8221; olmaya çalışıyor ki, izleyiciye bir taraf tutma olasılığı bırakmıyor. &#8220;Doubt&#8221;ta başlıca rollerde karşımıza Meryl Streep, Philip Seymour Hoffman, Amy Adams ve Viola Davis çıkıyorlar. Film, yönetmen John Patrick Shanley&#8217;in oyunundan uyarlanmış. Filmin senaryosunda ve yönetmenliğinde de John Patrick Shanley&#8217;in imzası var. Filmde, aynı kilisede ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Rahip ve Rahibe üzerinden &#8220;şüphe&#8221; kavramını sorgulayan film,o kadar &#8220;tarafsız&#8221; olmaya çalışıyor ki, izleyiciye bir taraf tutma olasılığı bırakmıyor.</p>
<p>&#8220;Doubt&#8221;ta başlıca rollerde karşımıza Meryl Streep, Philip Seymour Hoffman, Amy Adams ve Viola Davis çıkıyorlar. Film, yönetmen John Patrick Shanley&#8217;in oyunundan uyarlanmış. Filmin senaryosunda ve yönetmenliğinde de John Patrick Shanley&#8217;in imzası var. Filmde, aynı kilisede görev yapan bir Rahip ve Rahibe&#8217;nin, farklı dünya görüşlerinden kaynaklanan, Rahibe&#8217;nin düştüğü bir &#8220;şüphe&#8221;yi anlatıyor. Rahibe Aloysius Beauvier (Meryl Streep) kilisede, gelenekçi yapısıyla dikkat çekmektedir. Aynı zamanda öğrencilere karşı da oldukça disiplinli! bir yaklaşım sergilemektedir. Bu katı görüşleri, en yakınındaki Rahibe James&#8217;e de (Amy Adams) sirayet etmiş durumdadır. Bunun yanında Rahip Brendan Flynn (Philip Seymour Hoffman) öğrencilerle, espirili bir dille iletişim kuran, kilisenin değişimini destekleyen, çayını çok şekerli içip boyalı kalem kullanan&#8230; kısacası Rahibe Aloysius&#8217;un, onu sevmemesi için yeteri kadar &#8220;aykırı huyları&#8221; olan biridir. Bir gün, Rahibe James, Peder Flynn&#8217;ın öğrenci Donald Miller&#8217;la eşcinsel bir ilişki yaşadığı fikrine kapılır. Bunu da Rahibe Aloysius&#8217;a bildirir. Bunun üzerine Rahibe Aloysius, elinde yeterli kanıt olmamasına rağmen, Rahib&#8217;in yaptığı bu &#8220;kabahat&#8221;ten emindir ve Rahib&#8217;e karşı psikolojik bir savaş başlatır&#8230;</p>
<p>Film, en başında, Rahip ve Rahibe üzerinden bir gelenekçi-yenilikçi çatışmasını anlatmaya soyunsa da, ilerleyen kısımlarda bu temellerden vazgeçiyor ve bu iki ismi zıt eksenlere oturtmadan, ayrı birer kişilik olarak ele alıyor. Bunu yaparken de, kesin kanıtlardan uzak kalıp, seyirciyi &#8220;şüphe&#8221;ye düşürüyor. Yani film, taraf seçmemekte o kadar titiz davranıyor ki, bir gelenekçi-yenilikçi çatışması rotasından çıktığı için de, izleyici kime güveneceğini bilemiyor. Film, finalinde de bu &#8220;şüphe&#8221;yi aydınlatmıyor, tercihi yine izleyiciye bırakıyor. Bu sayede filmi izleyen biri, film bittiğinde, filmi hemen kafasından atmıyor, film üzerine düşünüyor. Ama tüm filmde olduğu gibi, kimin haklı olduğuna karar vermesi yine oldukça güç oluyor.</p>
<p>Rahip ve Rahibe&#8217;nin oldukça sağlam yapılı karakterler olduğunu belirtmekte yarar var. Kimi zaman diyalogları, çekişmeli bir pinpon maçını andırıyor. İkisi de fikirlerini sağlam temeller üzerine kurmaya çalışıyorlar. Karşısındakini ikna etmek için büyük çaba harcıyorlar. Filmi ayakta tutan en büyük etmen de, ikisinin bu inatçı yapıları oluyor zaten.</p>
<p>Uzun diyaloglarıyla bir beyin fırtınasını andıran film, kimi zaman ilgi çekici olabiliyor. Ama finalinin tatmin edici olmadığını yineleyelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/doubt-suphe.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>State of Play &#124; Devlet Oyunları</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/state-of-play-devlet-oyunlari.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/state-of-play-devlet-oyunlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 21:29:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Affleck]]></category>
		<category><![CDATA[Helen Mirren]]></category>
		<category><![CDATA[Jason Bateman]]></category>
		<category><![CDATA[Jeff Daniels]]></category>
		<category><![CDATA[Rachel McAdams]]></category>
		<category><![CDATA[Robin Wright Penn]]></category>
		<category><![CDATA[Russell Crowe]]></category>
		<category><![CDATA[Viola Davis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=819</guid>
		<description><![CDATA[Bir medya eleştirisinden ziyade gazeteciliği ve gazetecileri öven film, parça parça çözülen hikayesi, sürprizleri ve sağlam oyunculukları ile göze çarpıyor. Filmin yönetmeni, daha önce &#8220;The Last King of Scotland &#8211; İskoçya&#8217;nın Son Kralı&#8221; filmiyle nam salan Kevin Macdonald. Gerçi o filmde tarihi gerçekleri çarpıtmakla suçlanıp, bir hayli eleştiri almıştı. Yönetmenin az bilinen &#8220;Touching the Void&#8221; ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir medya eleştirisinden ziyade gazeteciliği ve gazetecileri öven film, parça parça çözülen hikayesi, sürprizleri ve sağlam oyunculukları ile göze çarpıyor.</p>
<p>Filmin yönetmeni, daha önce &#8220;The Last King of Scotland &#8211; İskoçya&#8217;nın Son Kralı&#8221; filmiyle nam salan Kevin Macdonald. Gerçi o filmde tarihi gerçekleri çarpıtmakla suçlanıp, bir hayli eleştiri almıştı. Yönetmenin az bilinen &#8220;Touching the Void&#8221; adlı bir filmi de bulunmakta. Oyuncu kadrosu ise göz dolduruyor: Russell Crowe, Ben Affleck, Rachel McAdams, Robin Wright Penn, Helen Mirren, Jason Bateman, Viola Davis ve Jeff Daniels filmin öne çıkan oyuncuları.</p>
<p>Filmin konusuna gelirsek, savunma harcamalarını denetleyen komitenin başkanlığını yapan kongre üyesi Stephen Collins&#8217;in (Ben Affleck) metresinin öldürülmesiyle açılıyor film. Bunun üzerine gazeteci Cal McAffrey (Russell Crowe) bu olayı araştırmaya başlıyor. Başlangıçta intihar mı cinayet mi? sorusunun bile net olmadığı olay, McAffrey&#8217;in ortağı ile yaptığı araştırmalar sonucu dallanıp budaklanarak tüm ülkeyi ilgilendiren &#8220;pahalı&#8221; bir meseleye &#8220;dokunmaya&#8221; başlayınca, McAffrey&#8217;in işi de giderek zorlaşıyor&#8230;</p>
<p>Film vizyona girdikten sonra yapılan en büyük hata,bence filmin tanıtımının oldukça yanlış yapılmasından ileri geliyor. Aslında filmin bir parça aksiyona yakın durduğu söylenebilir. Yani sürekli patlayan silahlar falan yok ama hikayenin ilerleyişi ve Yönetmen MacDonald&#8217;ın çabası sayesinde film oldukça dinamik bir çehreye bürünüyor. Biraz karışık hikayesini, başka yönetmenler gibi bir bilgi bombardımanı şeklinde sunmayan MacDonald, bu sayede seyircinin ilgisini ayakta tutuyor. Buradan filmin &#8220;bir gazeteci, polisin yapamadığını yapıp olayları çözer!&#8221; cümlesine indirgenmemesi gerektiğini de belirtebiliriz.</p>
<p>Russell Crowe&#8217;un &#8220;biraz kilolu&#8221; olmasına rağmen oldukça formda gözüktüğü film, hareketli bir yapım isteyenlerin tercihi olabilir. Film, (ülkemizde) vizyona girdiği Nisan 2009 tarihinde, Türkiye&#8217;deki köşe yazarları tarafından da bir süre gündemde tutulmuştu. Filmdeki McAffrey&#8217;in, yaptığı işin sadece tirajını düşünen gazete patronlarına karşı verdiği mücadele de tartışılmıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/state-of-play-devlet-oyunlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tell No One &#124; Kimseye Söyleme</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/tell-no-one-kimseye-soyleme.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/tell-no-one-kimseye-soyleme.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Oct 2009 12:24:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2006]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Andre Dussollier]]></category>
		<category><![CDATA[François Cluzet]]></category>
		<category><![CDATA[Guillaume Canet]]></category>
		<category><![CDATA[Kristin Scott Thomas]]></category>
		<category><![CDATA[Marie-Josee Croze]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=808</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ne le dis a personne-Kimseye Söyleme&#8221; dışarıdan bakıldığında bir aksiyon filmi olarak algılanabilir. Gerçekte ise &#8220;olabildiğince yavaş&#8221; ilerleyen polisiye bir hikayeyi konu ediyor. Ne yazık ki filmin düşük temposu, filmi izleyici için &#8220;zor&#8221; bir hale getiriyor. Fransız sineması deyince, akla halen özel bir izleyici kitlesine hitap eden sanat filmleri geliyor olabilir. Aslına bakılırsa şu an ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Ne le dis a personne-Kimseye Söyleme&#8221; dışarıdan bakıldığında bir aksiyon filmi olarak algılanabilir. Gerçekte ise &#8220;olabildiğince yavaş&#8221; ilerleyen polisiye bir hikayeyi konu ediyor. Ne yazık ki filmin düşük temposu, filmi izleyici için &#8220;zor&#8221; bir hale getiriyor.</p>
<p>Fransız sineması deyince, akla halen özel bir izleyici kitlesine hitap eden sanat filmleri geliyor olabilir. Aslına bakılırsa şu an Fransa, Avrupa&#8217;da Hollywood&#8217;a alternatif yaratabilecek ülkeler arasında ilk sıralarda gelmekte. Şu sıralar &#8220;yeni hikaye&#8221; sıkıntısını iyiden iyiye hissetmeye başlayan Hollywood&#8217;a karşı, Fransa bu şansını kullanmak için kendini zorlasa da,daha iyisini de yapabileceklerini düşünüyorum.</p>
<p>Filme gelirsek, &#8220;Kimseye Söyleme&#8221; konusuna bakıldığında, dediğim gibi bir aksiyon filmi görünümünde. Filmde, eşini sekiz yıl önce bir cinayete kurban vermiş bir adamın, bilgisayarına mail yoluyla, bugün tarihli ve eşinin göründüğü bir video çekimi gelir. Bunun üzerine adamımız da,eşinin cinayetini araştırmaya başlar&#8230;</p>
<p>François Cluzet, Marie-Josee Croze, Andre Dussollier ve Kristin Scott Thomas başlıca rollerde karşımıza çıkmaktalar.Konusuna baktığımızda,filmin iyi bir öyküye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ne var ki yönetmen Guillaume Canet&#8217;in bu öyküyü etkili biçimde kullanamadığını belirtmek gerek. Bunun birinci sebebi, filmin çok uzun bir süreye sahip olması olarak gösterilebilir.Aslında iki saat, bir film için uzun bir süre değil elbette ki, yalnızca bu film, doksan dakika gibi bir süreye sahip olsa, kanımca izleyiyciyi fazla sıkmayacak bir film olabilirmiş. İkinci sebebi de filmin, gizemini uzun süre izleyiciden gizlemesi. Film, işlediği polisiye hikaye ile ilgili, izleyiciyle fazla bir bilgi paylaşmıyor. Bunun üzerine izleyen de,uzunca bir süre, öykünün gidişatıyla ilgili bir tahminde bulunamıyor. Her ne kadar başarılı bir finali olsa da, bu durumun, buna değip değmeyeceği soru işareti olarak kalıyor.</p>
<p>&#8220;Kimseye Söyleme&#8221; her ne kadar kaçırılmayacak bir film olarak nitelendirilemese de, biraz değişiklik arayan &#8220;sabırlı&#8221; sinemaseverler için, farklı bir deneyim olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/tell-no-one-kimseye-soyleme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
