<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinemablog &#187; Biyografi</title>
	<atom:link href="http://www.sinemablog.com/sinema/turler/biyografi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinemablog.com</link>
	<description>Sinema Kültürü</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jul 2010 20:25:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Invictus &#124; Yenilmez</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/invictus-yenilmez-2.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/invictus-yenilmez-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Jul 2010 22:49:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2009]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Clint Eastwood]]></category>
		<category><![CDATA[Julian Lewis Jones]]></category>
		<category><![CDATA[Marguerite Wheatley]]></category>
		<category><![CDATA[Matt Damon]]></category>
		<category><![CDATA[Matt Stern]]></category>
		<category><![CDATA[Morgan Freeman]]></category>
		<category><![CDATA[Patrick Mokofeng]]></category>
		<category><![CDATA[Tony Gkoroge]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1578</guid>
		<description><![CDATA[Clint Eastwood, yeni nesil tarafından oyuncu kişiliğiyle değil bir yönetmen olarak bilinmekte. Çektiği üst düzey filmler de çıtasını oldukça yükseklere çakmasına sebep oldu. Bu sebeple kendisi artık vasat bir film kotardığı halde, bu kariyerinde bir zayıf halka teşkil ediyor. Bunları söylememin sebebi &#8220;Invictus-Yenilmez&#8221;in tam olarak müthiş bir film olmaması. Her şeyden önce film rugby sporunu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Clint Eastwood, yeni nesil tarafından oyuncu kişiliğiyle değil bir yönetmen olarak bilinmekte. Çektiği üst düzey filmler de çıtasını oldukça yükseklere çakmasına sebep oldu. Bu sebeple kendisi artık vasat bir film kotardığı halde, bu kariyerinde bir zayıf halka teşkil ediyor.</p>
<div></div>
<div>Bunları söylememin sebebi &#8220;Invictus-Yenilmez&#8221;in tam olarak müthiş bir film olmaması. Her şeyden önce film rugby sporunu ele alıyor. Bazı ülkelerde çok popüler olan bu spor, bilmeyen için pek bir anlam ifade etmiyor. Yani skorun neredeyse eşitlendiği sıralarda heyecan dozu yükselirken, izleyen de &#8220;şimdi ne yapmaları gerek, kurallar nedir?&#8221; gibi sorular sorabiliyor. Robert Redford, &#8220;Bagger Vance Efsanesi&#8221;nde az ilgilenilen bir sporu (golf) akıcı bir şekilde anlatmayı başarmıştı. Eastwood, burada benzer bir başarı gösteremiyor.</div>
<div></div>
<div>Bunun bir diğer sebebi de filmin aynı zamanda Nelson Mandela&#8217;nın yarı biyografik bir hikayesi şeklinde gitmesi. Filmde, yıllarca küçücük bir hücrede hapis yatan Nelson Mandela&#8217;nın, özgürlüğüne kavuşup Başkanlığa geldikten sonra gösterdiği inanılmaz hoşgörüye odaklanılmış. Ayrıca Mandela, sporun ne kadar büyük bir birleştirici unsur olduğunu da idrak etmiş durumda. Ülkedeki beyazlar rugby, siyahlar futbol tutkunuyken Mandela, ülkesinde (Güney Afrika) düzenlenecek dünya rugby şampiyonasını iyi değerlendirmek istiyor ve bu sporun siyahların da ilgisini çekmesi için elinden geleni yapıyor. O hal kadar berbat denebilecek derecede kötü oynayan ulusal rugby takımına da bir şahsiyet kazandırmayı başarıyor.</div>
<div></div>
<div>Görüldüğü üzere film gerçek bir hikaye anlatıyor. Fakat filmin çok uzun süresi ve -ne kadar da olsa- alelade bir spor filmi şeklinde ilerlemesi filme büyük bir darbe vuruyor. Finale yaklaştığımızda bu tip filmlerin klişeleri bir bir sıralanıyor. Her ne kadar bu kısımlar seyirciyi etkilemeyi başarsa da söz konusu olan bir Eastwood filmi olunca beklenti de yüksek oluyor haliyle. Eastwood Morgan Freeman&#8217;ın müthiş oyunculuğuyla kimi zaman bir dalga yakalasa da uzun hikaye yapısı sebebiyle bunun arkası pek gelmiyor maalesef.</div>
<div></div>
<div>Filmin başrollerinde Morgan Freeman&#8217;ın yanı sıra Matt Damon yer alıyor. Patrick Mokofeng, Tony Gkoroge, Matt Stern, Julian Lewis Jones ve Marguerite Wheatley de film de yer alan diğer bazı oyuncular.</div>
<div></div>
<div>Sonuç olarak &#8220;Invictus&#8221; çoğu zaman aksayan, düşük kaliteli bir film değil. Eastwood bazı kısımlarda izleyiciyi kendisine çekebiliyor. Fakat &#8220;Invictus&#8221; yönetmenin kariyerinde üst sıralara yerleşemeyen bir film aynı zamanda.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/invictus-yenilmez-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ip Man</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/ip-man.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/ip-man.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Jun 2010 00:15:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Donni Yen]]></category>
		<category><![CDATA[Ka Tung Lam]]></category>
		<category><![CDATA[Simon Yam]]></category>
		<category><![CDATA[Siu-Wong Fan]]></category>
		<category><![CDATA[Wilson Yip]]></category>
		<category><![CDATA[Yu Xing]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1538</guid>
		<description><![CDATA[“Ip Man”i çekici kılan en önemli unsur, hem son dönemde örneklerine sık rastlayamadığımız iyi dövüş filmlerinden olması, hem de anlattığı karakterin efsane isim Bruce Lee ile bağlantısı. “Ip Man”in oyuncu kadrosunda Donni Yen, Simon Yam, Ka Tung Lam, Siu-Wong Fan ve Yu Xing yer alıyorlar. Filmin yönetmeni Wilson Yip. Lafı uzatmadan önce Bruce Lee’nin Ip ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Ip Man”i çekici kılan en önemli unsur, hem son dönemde örneklerine sık rastlayamadığımız iyi dövüş filmlerinden olması, hem de anlattığı karakterin efsane isim Bruce Lee ile bağlantısı.</p>
<p>“Ip Man”in oyuncu kadrosunda Donni Yen, Simon Yam, Ka Tung Lam, Siu-Wong Fan ve Yu Xing yer alıyorlar. Filmin yönetmeni Wilson Yip.</p>
<p>Lafı uzatmadan önce Bruce Lee’nin Ip Man’le bağlantısını söylersek, Ip Man Bruce Lee’nin hocası! Daha doğrusu Bruce Lee’nin temel aldığı dövüş tekniğinin tarzı ona ait. Film, Ip Man’in hayatını irdeleyen bir biyografi örneği olduğundan, bu ilişkiye de haliyle girmiyor ve bu bilgiye yalnızca filmin sonunda yer veriyor. Başroldeki Donni Yen’in Ip Man karakterine büyük bir sempati kattığını ve çok başarılı bir iş çıkardığını da belirtelim.</p>
<p>Film 1935 yılında başlıyor. Çin’deki küçük bir bölgede, dövüş sanatı öğretimi veren pek çok okul aynı sınırlar içinde faaliyetini sürdürüyor. Bölgenin dövüş sanatı becerisi konusundaki yegane lideri Ip Man ise hiçbir öğrenciye eğitim vermiyor. Karısı ve tek çocuğu ile mütevazı bir hayat sürüyor. Mütevazılığını bu sanattaki ustalığında da sergiliyor. Kendisine meydan okuyan bir grubu, yaptığı az abartılı ve şiirsel bir pataklamanın ardından gelen övgülere “şanslıydım” cevabını veren biri Ip Man. Hem bu özelliklerinden, çevreyle ilişkilerinden ve hem de güler yüzlü yapısından dolayı etrafta oldukça seviliyor.</p>
<p>Ip Man’in hayatı Japonya’nın Çin’i işgal etmesiyle alt üst oluyor. Daha önce herhangi bir işte çalışmamış olan Ip Man, Japon kuvvetlerinin kapılarına dayanmasıyla evini terk edip çalışmaya başlıyor. Aslında film bu bölümlerinde Ron Howard’ın “Cinderella Man”ini oldukça anımsatıyor. Yani iki yaşam arasında hatırı sayılır bir paralellik var. Bu anlarda bir aile olmanın getirdiği zorlukla Ip Man bazı tavizler vermek durumunda kalıyor ve karısı da buna sadakat ile karşılık veriyor. Tabii yönetmen koltuğunda Sam Mendes veya Noah Baumbach gibi bir isim olsaydı bu anlar oldukça trajik olabilirdi ama burada aksi yönde bir işleyiş söz konusu. Buradan itibaren dönemin zor şartlarını fon alan yapım, Ip Man ile bir Japon generalin çekişmesini yansıtıyor. Aslında malum olan sonun gelmesi konusunda izleyen de bu sahnelerden itibaren biraz ısrarcı olabilir. Ama film yine de sonunu bir şekilde merak ettiriyor.</p>
<p>Dövüş sahnelerindeki inandırıcılık ve estetik filmi büyük oranda cazip kılıyor. Bazı sahnelerde yerçekimine meydan okunduğu gözükse de, belirli bir tarzı bünyesinde eriten bu kısımların normal bir dövüş filmine göre az olması da haliyle izleyeni daha da istekli yapabiliyor.</p>
<p>Kısacası kimi zaman ağırlaşan, kimi zaman yüksek bir ivme kazanan “Ip Man”, öncelikle dövüş sanatı meraklılarına ve biyografik öyküleri sevenlere sesleniyor. Bu filmden hoşlananlar, Jet Li’nin başrolünde oynadığı ve döktürdüğü “Fearless-Korkusuz”  filmini de sevecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/ip-man.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Motorcycle Diaries &#124; Motosiklet Günlüğü</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/motorcycle-diaries-motosiklet-gunlugu.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/motorcycle-diaries-motosiklet-gunlugu.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 May 2010 21:32:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2004]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Gael García Bernal]]></category>
		<category><![CDATA[Lucas Oror]]></category>
		<category><![CDATA[Marina Glazer]]></category>
		<category><![CDATA[Mercedes Moran]]></category>
		<category><![CDATA[Mia maestro]]></category>
		<category><![CDATA[Rodrigo de la Serna]]></category>
		<category><![CDATA[Walter Salles]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1409</guid>
		<description><![CDATA[Hem iyi bir yol hikayesi hem de sıkı bir dostluğu anlatan film, sinemaseverlerin es geçmemesi gereken bir yapım. Filmde, özgün işlerde yer almayı reddedip Hollywood’a demir atsa adı çoktan dünya starları arasında zikredilecek olan Gael Garcia Bernal başrolde. Daha önce Almodovar gibi (birçok) saygın yönetmenle de çalışan oyuncu bu sefer de oldukça zor bir yükün ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hem iyi bir yol hikayesi hem de sıkı bir dostluğu anlatan film, sinemaseverlerin es geçmemesi gereken bir yapım.</p>
<p>Filmde, özgün işlerde yer almayı reddedip Hollywood’a demir atsa adı çoktan dünya starları arasında zikredilecek olan Gael Garcia Bernal başrolde. Daha önce Almodovar gibi (birçok) saygın yönetmenle de çalışan oyuncu bu sefer de oldukça zor bir yükün altından kolaylıkla sıyrılıyor iyi oyunculuğu sayesinde. Rodrigo de la Serna, Mia maestro, Mercedes Moran, Lucas Oror ve Marina Glazer de ismini anabildiğimiz diğer oyuncular. Filmin yönetmeni Walter Salles.</p>
<p>Film, iki sıkı arkadaş Ernesto (Gael Garcia Bernal) ve Alberto’nun (Rodrigo de la Serna) hurda sayılabilecek bir motosikletle çıktıkları Amerika kıtası yolculuğunu oldukça yalın bir şekilde, bir yol hikayesi olarak aktarıyor. Filmin ilk bölümünde daha çok, iki arkadaşın zorlu koşullarda karşı karşıya kaldıkları sıkıntılar işleniyor. Çektikleri parasızlık, yolda karşılaştıkları insanlarla ilişkileri eşsiz manzaralar eşliğinde sunuluyor. İkinci bölümde ise temposunu düşüren film az da olsa irtifa kaybediyor. Ama bu kez de ilk kısımlarında yapmadığını yapıp, halen önemli bir siyasi figür ve idol olan Che’nin kişiliğine odaklanıyor. Peru’da karşılaştığı işçilere yapılan zulmün ve acımasız büyük şirketlerin o dönemde Che’yi nasıl etkilediğini ve daha sonra tüm dünyayı etkisi altına alacak olan siyasi görüşünün nasıl olgunlaştığını mercek altına alıyor yönetmen Walter Salles. Che’nin Cüzzam hastalarıyla olan yakınlığı, kısa sürede dışarıdan biriyken onlardan biri oluşu irdeleniyor. Che’yi sevin ya da sevmeyin, bu kısımlardan etkileneceğiniz kesin.</p>
<p>Filmin iki kısmı da iyi olsa da, filmi çok çok iyi bir film haline getiremeyen sebep de bu kısımlarda yatıyor. Film birden öyle bir vites düşürüyor ki, ilk bölümdeki tempoya ayak uyduran seyirci bu bölümde bocalayabiliyor. Bunun dışında filmde önemli bir sorun göze çarpmıyor.</p>
<p>Finaline doğru duygusal yoğunluğunu arttıran yapım, abartıdan uzak bir anlatım tarzı seçtiğinden olacak, etkileyici ve yürek burkan bir görünüme bürünüyor. Ayrıca dönemin sosyal şartlarına da değinen yapım, insancıl bir hikayeyle, etkisi kısa sürse de, insanın içine işliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/motorcycle-diaries-motosiklet-gunlugu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Veda</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/veda.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/veda.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Mar 2010 19:46:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2010]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Özge Özpirinççi]]></category>
		<category><![CDATA[Burhan Güven]]></category>
		<category><![CDATA[Dolunay Soysert]]></category>
		<category><![CDATA[Ezgi Mola]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Kağan Olcay]]></category>
		<category><![CDATA[Serhat Mustafa Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Tuzcu]]></category>
		<category><![CDATA[Sunay Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Zülfü Livaneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1268</guid>
		<description><![CDATA[Zülfü Livaneli&#8217;nin şu günlerde çok konuşulan filmi &#8220;Veda&#8221; yapılan yorumların aksine ne çok kötü, ne de abartıldığı kadar iyi. Oldukça iyi bir Atatürk portresi çizen film, hikaye anlatımında pek çok yerde aksıyor. &#8220;Veda&#8221;da Atatürk&#8217;ü Sinan Tuzcu canlandırıyor. Daha doğrusu Atatürk&#8217;ü canladıran oyuncular içinde öne çıkanı. Dolunay Soysert, Burhan Güven, Serhat Mustafa Kılıç, Fikret Kağan Olcay, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zülfü Livaneli&#8217;nin şu günlerde çok konuşulan filmi &#8220;Veda&#8221; yapılan yorumların aksine ne çok kötü, ne de abartıldığı kadar iyi. Oldukça iyi bir Atatürk portresi çizen film, hikaye anlatımında pek çok yerde aksıyor.</p>
<div>
<p>&#8220;Veda&#8221;da Atatürk&#8217;ü Sinan Tuzcu canlandırıyor. Daha doğrusu Atatürk&#8217;ü canladıran oyuncular içinde öne çıkanı. Dolunay Soysert, Burhan Güven, Serhat Mustafa Kılıç, Fikret Kağan Olcay, Özge Özpirinççi, Ezgi Mola ve Sunay Akın da filmin diğer oyuncuları. Filmin yönetmeni Zülfü Livaneli filmin senaryosuna da imza atmış.</p>
</div>
<div>
<p>Hatırlarsanız bir iki yıla kadar Atatürk&#8217;le ilgili projeler ortalıkta dolaşıyor, fakat somut hiçbir adım atılmıyordu. Ne zaman ki Can Dündar &#8220;Mustafa&#8221; filmine imza attı, Atatürk filmlerinin de önünü açmış oldu. Zira &#8220;Mustafa&#8221;da Atatürk&#8217;e yapılan nitelemeler İslam karşıtı olduğu, diktatör olduğu, melankolik bir kişiliğe sahip olduğu vs. şeklindeydi. Bu nitelemeler de tartışmaları beraberinde getirdi. 19 Mart&#8217;ta vizyona girecek olan &#8220;Dersimiz Atatürk&#8221; filminden önce Zülfü Livaneli&#8217;nin &#8220;Veda&#8221;sını görme imkanı bulduk.</p>
</div>
<div>
<p>Atatürk hiç şüphesiz 20. yüzyılın en büyük lideri. Fakat &#8220;Mustafa&#8221; ile kendilerine bir cephe edinen bazı Atatürk sevdalıları! o filmden beri ne zaman Atatürk&#8217;ü öven bir filmle karşılaşsalar &#8220;Aslında Atatürk böyle değil. Sizden bizden bir farkı yok, hatta sıradan biri olduğu bile söylenebilir&#8230;&#8221; tarzında yazılar kaleme alıyorlar. Onlara göre Atatürk&#8217;ü ne kadar ezik gösterirsek o kadar iyi! Bu sayede ona ve Türk milletine iyilik yapmış oluyoruz. Bu düşüncenin sakatlığını bir kenara bırakırsak, bu filmde Atatürk&#8217;ün erişilmez biri olarak gösterildiği görüşüne katılmak imkansız. Çünkü Atatürk filmde iyi bir komutan olarak gösteriliyor ama özel hayatındaki başarısızlıklar da bir bir masaya yatırılıyor. Annesinin tekrar evlenmesi sebebiyle ona duyduğu kırgınlık, Fikriye Hanım&#8217;ı bir şekilde yarı yolda bırakıyor oluşu, Latife Hanım&#8217;ı &#8220;idare etme&#8221;sindeki başarısızlığı tek tek gösteriliyor. Dolayısıyla bu portreye bakıp da &#8220;Livaneli &#8216;Mustafa&#8217;nın tam tersini yapmış&#8221; demek yanlış. Zaten dediğim gibi bunları yazanlar da Atatürk&#8217;ü olabildiğince kötü görmek isteyen tipler kanımca. Bu anlatım Atatürk hakkında bugüne kadar yapılmış en dengeli anlatım belki de. Ne aşırı yüceltiyor ne de olabildiğince eleştiriyor.</p>
</div>
<div>
<p>Filmin bir sinema yapıtı olarak işleyişine baktığımızda da karşımıza çarpıklılar çıkıyor. Birçok oyuncunun başarısızlığının yanında savaş sahnelerindeki zevksizlik de ne yazık ki filmin anlatımında izlediği bu doğru yola yakışmıyor. Öyle ki film kimi zaman bir dizi estetiğine bile bürünüyor.</p>
</div>
<div>
<p>Ayrıca &#8220;Veda&#8221;da yapılan Atatürk&#8217;ün hayatının tamamının anlatılması değil, yalnızca Ata&#8217;nın hayatından bir kesit. Atatürk&#8217;ün hayatının her döneminden bir parça görebiliyoruz. Filmin Atatürk&#8217;ün hayatının tamamını anlatmak istediğin de düşünmüyorum.</p>
</div>
<div>
<p>Filmin genelinde Atatürk&#8217;ün bildiğimiz yönlerine şahit olsak da savaşlar sırasında çektiği böbrek ağrısı, annesinin ikinci defa evlenişi ve Fikriye Hanım&#8217;ın, Atatürk&#8217;ün üvey babasının akrabası oluşu, Latife Hanım&#8217;dan yediği laf ve ona istemeden &#8220;Fikriye&#8221; diye hitap etmesi de en azından benim bugüne kadar bilmediğim olaylardı.</p>
<p>Zülfü Livaneli &#8220;Dünya&#8217;nın en büyük liderinin filmini çekerken onda kusur bulmaya çalışmadım.&#8221; demişti bir açıklamasında. Filme yapılan eleştirilerde de bilgi eksikliğinden gelen bazı yerleri gösterip, amacın başka olduğunu söylemişti. İyi de söyledi bence. Birçok şeyde olduğu gibi Atatürk&#8217;ün hayatını anlatmada yapılan çarpıklıklar, O&#8217;nu kötü göstermeye başlama ve yeni nesile yanlış anlatmadaki isteklilik umarım ters teper ve Atatürk&#8217;e yakışan, O&#8217;nu olduğu gibi iyi bir komutan, iyi bir lider ve iyi bir insan olarak tanıtma çabaları, yani Atatürk&#8217;ü olduğu gibi gösterme çalışmaları da sürer.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/veda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Shine</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/shine.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/shine.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 18:35:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1996]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Müzikal]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Armin Mueller-Stahl]]></category>
		<category><![CDATA[Geoffrey Rush]]></category>
		<category><![CDATA[Jan Sardi]]></category>
		<category><![CDATA[John Gielgud]]></category>
		<category><![CDATA[Lynn Redgrave]]></category>
		<category><![CDATA[Noah Taylor]]></category>
		<category><![CDATA[Scott Hicks]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1222</guid>
		<description><![CDATA[Filmde Avustralya&#8217;lı piyanist David Helfgott&#8217;un yaşam öyküsünü izlerken, iyi oyunculuklar seyretme şansını da yakalıyoruz. &#8220;Shine&#8221;da piyanist David Helfgott&#8217;un öyküsü aşama aşama anlatılıyor. Şöyle ki: özellikle ilk bölümde David&#8217;le babası arasındaki ilişkiye göz gezdiriyor yönetmen Scott Hicks. David&#8217;in sinir bozucu babası ona sürekli &#8220;sen şanslı bir çocuksun&#8221; deyip duruyor. Bir yandan David&#8217;i müziğe teşvik ederken bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>Filmde Avustralya&#8217;lı piyanist David Helfgott&#8217;un yaşam öyküsünü izlerken, iyi oyunculuklar seyretme şansını da yakalıyoruz.</div>
<div></div>
<div>&#8220;Shine&#8221;da piyanist David Helfgott&#8217;un öyküsü aşama aşama anlatılıyor. Şöyle ki: özellikle ilk bölümde David&#8217;le babası arasındaki ilişkiye göz gezdiriyor yönetmen Scott Hicks. David&#8217;in sinir bozucu babası ona sürekli &#8220;sen şanslı bir çocuksun&#8221; deyip duruyor. Bir yandan David&#8217;i müziğe teşvik ederken bir yandan da içten içe bir kıskançlık besleyerek kendisinin zamanında aynı şartlara sahip olamayışından yakınıyor. David&#8217;in ileride yaşayacağı psikolojik sorunların temelleri de bu şekilde yavaş yavaş atılıyor. David katıldığı yerel yarışmalarda ödülleri silip süpürürken yurt dışından gelen eğitim fırsatlarını despot babasının zoruyla tepmek zorunda kalıyor. En sonunda, çevresinden gelen desteğin de yardımıyla babasına sırt çevirip Londra&#8217;dan gelen bir burs teklifini değerlendiriyor. Buradan itibaren David&#8217;in hayatında yeni bir sayfa açılıyor. Ailesinden uzak, kaldığı bakımsız bir evde eğitimini tamamlamaya uğraşırken, babasının kendisine zamanında dikte etmeye çalıştığı ve çalması hayli zor olan bir eseri çalmaya karar veriyor&#8230; Filmin son bölümünde davranış bozukluklarının vücudunda hüküm sürdüğü bir David çıkıyor karşımıza. Bu son bölümde bir çeşit yeniden doğuş hikayesi görmek mümkün oluyor.</div>
<div></div>
<div>Filmde Geoffrey Rush, Armin-Mueller Stahl, Noah Taylor, Lynn Redgrave ve John Gielgud yer alıyorlar. Filmin senaryosu Jan Sardi&#8217;ye ait.</div>
<div></div>
<div>Müziğe ilgisi olanları daha da hoşnut edebilecek olan film, etkileyici bir biyografi örneği olmayı başarıyor. Aksayan yönleri bulunsa da ve David Helfgott&#8217;un hayatını anlatmada biraz aceleci davransa da film, müziğin notalar yanında taşıdığı farklı anlamları gözler önüne seriyor. Yani müziğin altında yatan duygusal yoğunluğu eşeliyor.</div>
<div></div>
<div>Klasik müziğe olan ilgiyi bir nebze de olsa arttıracağını düşündüğüm yapım yine de büyük beklentilerle izlenmemeli. Ayrıca filmin Geoffrey Rush&#8217;a en iyi erkek oyuncu oscarını kazandırdığını da not olarak düşelim.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/shine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Girl with a Pearl Earring &#124; İnci Küpeli Kız</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/girl-with-a-pearl-earring-inci-kupeli-kiz.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/girl-with-a-pearl-earring-inci-kupeli-kiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Feb 2010 19:58:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2003]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Cillian Murphy]]></category>
		<category><![CDATA[Colin Firth]]></category>
		<category><![CDATA[Joanna Scallan]]></category>
		<category><![CDATA[Judy Parfitt]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Webber]]></category>
		<category><![CDATA[Scarlett Johansson]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Wilkinson]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1216</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü ressam Vermeer&#8217;in yine ünlü bir tablosunun ortaya çıkışını, dönemin sosyal hayatını ön planda tutarak anlatan yönetmen Peter Webber, iyi oyuncu kadrosuna rağmen doyurucu bir filme imza atamamış. Bir edebiyat uyarlaması olan filmin oyuncu kadrosunda Scarlett Johansson, Colin Firth, Tom Wilkinson, Judy Parfitt, Cillian Murphy ve Joanna Scallan gibi yetkin isimler yer almakta. Filmde, Vermeer&#8217;in ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ünlü ressam Vermeer&#8217;in yine ünlü bir tablosunun ortaya çıkışını, dönemin sosyal hayatını ön planda tutarak anlatan yönetmen Peter Webber, iyi oyuncu kadrosuna rağmen doyurucu bir filme imza atamamış.</p>
<p>Bir edebiyat uyarlaması olan filmin oyuncu kadrosunda Scarlett Johansson, Colin Firth, Tom Wilkinson, Judy Parfitt, Cillian Murphy ve Joanna Scallan gibi yetkin isimler yer almakta.</p>
<p>Filmde, Vermeer&#8217;in halen en önemli eseri sayılan &#8220;İnci Küpeli Kız&#8221; tablosunu nasıl oluşturduğu anlatılıyor. Griet (Scarlett Johansson) adlı hizmetçinin, Vermeer&#8217;in evine hizmetçi olarak gelmesiyle başlayan hikaye, özellikle ilk bölümlerinde filmin iskeletinden oldukça kopuk kalıyor. Bunun yerine evde yaşanan efendi-uşak ilişkisine ve Griet&#8217;in etrafı tanımasına odaklanıyor film. Zaman ilerledikçe Griet ile Vermeer arasındaki ilişki dallanıp budaklandıkça film asıl meselesine doğru yol almaya başlıyor ama filmin başında izleyiciyi soktuğu, hikayenin geçtiği evdeki o bunaltıcı atmosferi yok edemiyor yönetmen Peter Webber. Arada müzik kullanımı konusunda da oldukça ihmalkar davranıyor. Malum finale vardığımızda bile gereken patlamayı yaratamayınca, filmin akıcı olmayan öyküsü de iyice sırıtır oluyor.</p>
<p>Bunun yanında bir dönem filminin gerektirdiği neredeyse tüm şartları taşıyor film. Özenli kostüm çalışması, &#8220;efendilerin&#8221; doğal kibirliliği gibi ayrıntılar başarıyla aktarılıyor. Vermeer&#8217;in eşini film boyunca yalnızca bir &#8220;çocuk yapma makinesi&#8221; olarak lanse eden yönetmen, finalde O&#8217;nun öfkesine yer verince, bu öfkenin bir manası da olmuyor. Filmdeki küçük çocukların sürekli yüzlerinde taşıdıkları şeytani bakışlar da ayrı bir gariplik teşkil ediyor.</p>
<p>Uyarlama sırasında çıkan sıkıntıların filme zarar verdiği aşikar olan yapım, yer aldığı her filme ayrı bir parıltı veren Tom Wilkinson&#8217;ı bile yeterince kullanamıyor. Yine de Vermeer&#8217;in hayatını merak ediyorsanız ilginizi çekebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/girl-with-a-pearl-earring-inci-kupeli-kiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milk</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/milk.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/milk.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Feb 2010 16:10:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Alison Pill]]></category>
		<category><![CDATA[Denis O'Hare]]></category>
		<category><![CDATA[Diego Luna]]></category>
		<category><![CDATA[Emile Hirsch]]></category>
		<category><![CDATA[Gus Van Sant]]></category>
		<category><![CDATA[James Franco]]></category>
		<category><![CDATA[Joseph Cross]]></category>
		<category><![CDATA[Josh Brolin]]></category>
		<category><![CDATA[Sean Penn]]></category>
		<category><![CDATA[Victor Garber]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1206</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Milk&#8221;de, Amerika&#8217;da yayılan eşcinsel hareketin önderi olarak lanse edilen Harvey Milk&#8217;in yaşamı, belirli bir kitlenin filmlerini hazmedebildiği Gus Van Sant&#8217;ın kamerasından aktarılıyor. Filmde, Harvey Milk&#8217;in eşcinsel bir erkek olarak verdiği mücadele, özellikle siyaset arenasında üstün gelmeye çalışması anlatılmış. Harvey Milk (Sean Penn) eşcinsel olarak çektiği sıkıntılardan muzdarip zira o dönemlerde hem polis teşkilatı hem halk, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Milk&#8221;de, Amerika&#8217;da yayılan eşcinsel hareketin önderi olarak lanse edilen Harvey Milk&#8217;in yaşamı, belirli bir kitlenin filmlerini hazmedebildiği Gus Van Sant&#8217;ın kamerasından aktarılıyor.</p>
<p>Filmde, Harvey Milk&#8217;in eşcinsel bir erkek olarak verdiği mücadele, özellikle siyaset arenasında üstün gelmeye çalışması anlatılmış. Harvey Milk (Sean Penn) eşcinsel olarak çektiği sıkıntılardan muzdarip zira o dönemlerde hem polis teşkilatı hem halk, eşcinsellerin çok üzerine gitmekte. Harvey, bunun üzerine tesadüfen tanıştığı bir eşcinsel erkek olan Scott (James Franco) ile San Francisco&#8217;ya taşınıp daha özgür bir yaşamın kapısını aralamak istiyor. Burada da sonuç diğer şehirlerdekinden farklı olmuyor ve Harvey ile çevresindeki eşcinseller büyük bir baskıyla karşılaşıyorlar. Bunun üzerine Harvey Milk, siyasi sahnede ilerlemeye karar veriyor. Bunun için sadece eşcinsel oylara değil yaşlıların, işçilerin ve heteroseksüellerin oylarına da talip oluyor. Bu sayede şehir denetmenliğine yükselerek kendilerine karşı başlatılan cadı avına karşı bir mücadele yürütmeye karar veriyor&#8230;</p>
<p>Gus Van Sant şu ana kadar kendine bir hayran kitlesi yaratmış, pek çok övgü toplamış biri olsa da benim ısınamadığım yönetmenler arasında ilk 10&#8242;a kesinlikle dahil olur. Öyle ki, bir filmini (Finding Forrester) yönetmeninin o olduğunu bilmeden izlemiş ve filmden hoşnut kalmamıştım. Yani kendisi hakkında ön yargım olduğu da söylenemez. Bunun sebebi de, minimalist filmler çekmesine rağmen bu tarzı oldukça kişisel ele alıyor oluşu. Sınırlarını kendi çizdiği sinema dilinden dışarı adımını atmayan, benzer yönetmenlerin yakaladığı popülariteyi de bundan olacak ki yakalayamamış biri.</p>
<p>Sant, &#8220;Milk&#8221;de diğer filmlerine göre içine daha kolay girilebilir bir film gerçekleştirmiş olsa da, sinema dilinden tamamen sıyrılmış değil. Dolayısıyla, anlatılanın aksine bu filme de ana akım seyircinin adapte olmasında bir takım zorluklar yaşanacaktır tahminimce. Ayrıca seyircinin eşcinselliğe bakış açısı filmi sevip sevmeyeceğiniz konusunda önemli bir etken. Öyle ki, Van Sant bu konuda elinden geleni yapsa da eşcinselliğe karşı bir seyircinin bu filmi sevmesi çok da mümkün değil.</p>
<p>Filmde Harvey Milk&#8217;in sosyal ve siyasal baskılara karşı verdiği ustaca tepkilerin yanında aşk hayatını da görüyoruz. Başlangıçta yol arkadaşı olan sonra aralarına soğukluk giren Scott ile yaşadığı inişli çıkışlı ilişki de perdeye yansıtılanlar arasında örneğin. Karşılaştığı zorluklara verdiği tepkiler, olaylara yaklaşımındaki kararlılık ve sakinlik de Sant tarafından gözler önüne serilmiş.</p>
<p>Filmde Sean Penn ve James Franco&#8217;nun yanı sıra Emile Hirsch, Josh Brolin, Diego Luna, Alison Pill, Victor Garber, Denis O&#8217;Hare ve Joseph Cross gibi isimler de kendilerine yer buluyorlar.</p>
<p>Son olarak Sean Penn&#8217;in filmle en iyi erkek oyuncu Oscarını kazandığını belirtelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/milk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Girl, Interrupted &#124; Aklım Karıştı</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/girl-interrupted-aklim-karisti.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/girl-interrupted-aklim-karisti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 19:37:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1999]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Jolie]]></category>
		<category><![CDATA[Brittany Murphy]]></category>
		<category><![CDATA[Clea DuVall]]></category>
		<category><![CDATA[Elisabeth Moss]]></category>
		<category><![CDATA[James Mangold]]></category>
		<category><![CDATA[Jared Leto]]></category>
		<category><![CDATA[Whoopi Goldberg]]></category>
		<category><![CDATA[Winona Ryder]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=857</guid>
		<description><![CDATA[Gerçek bir hikayeden uyarlanan film, pek ilgi çekici değil. Yine de oyuncu kadrosundaki isabetli seçimler, filme bir şans vermenizi sağlayabilir. İntihar eğilimli biri olan Susanna&#8217;nın (Winona Ryder) bir akıl hastanesine yattıktan sonra başından geçenlerin anlatıldığı filmde, daha çok hastaların kendi aralarındaki ilişkilerine yer veriliyor. Hikayenin odağında Susanne var. Hastanede yaşananları daha çok onun gözünden izliyoruz. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçek bir hikayeden uyarlanan film, pek ilgi çekici değil. Yine de oyuncu kadrosundaki isabetli seçimler, filme bir şans vermenizi sağlayabilir.</p>
<p>İntihar eğilimli biri olan Susanna&#8217;nın (Winona Ryder) bir akıl hastanesine yattıktan sonra başından geçenlerin anlatıldığı filmde, daha çok hastaların kendi aralarındaki ilişkilerine yer veriliyor. Hikayenin odağında Susanne var. Hastanede yaşananları daha çok onun gözünden izliyoruz. Hastane Susanna&#8217;ya başlangıçta -doğal olarak- çok tuhaf gelse de, Lisa&#8217;nın (Angelina Jolie) hastaneye getirilmesiyle işin rengi değişiyor. Lisa, hastaneden, yine yapacağı gibi, daha önce de kaçma denemeleri gerçekleştirse de her seferinde yakalanıp yeniden hastaneye konulmuş. Konuşmalarıyla, diğer hastaları &#8220;baştan çıkaran&#8221; bir tip Lisa. Öyle ki çoğu hasta, kendi gözünde onu bir lider olarak görüyor. Hastaların hemşire ve doktarlara karşı gösterdikleri her &#8220;etkinlikte&#8221; Lisa başı çekiyor. Susanna da başlangıçta ona uyum gösterse de, bir süre sonra onun kendisi ve diğer hastane sakinleri için faydalı olup olmadığını sorgulamaya başlıyor&#8230;</p>
<p>Filmin başrollerinde Winona Ryder ve Angelina Jolie var. Clea DuVall, Brittany Murphy, Elisabeth Moss, Jared Leto ve Whoopi Goldberg de filmde yer alan diğer oyunculardan bazıları. Hastaları idare etmeye çalışan iyi niyetli hemşire rolünde Whoopi Goldberg karşımıza çıkıyor. Jared Leto da, Susanna&#8217;nın eski sevgilisi rolünde konuk oyuncu olarak filmde yer almakta.</p>
<p>Film, gerçek bir hikayeden uyarlanmış. Filmin yönetmen koltuğunda James Mangold oturuyor. Mangold&#8217;u &#8220;3:10 to Yuma&#8221; ve &#8220;Walk the Line-Sınırları Aşmak&#8221; gibi başarılı işlerden hatırlayabilirsiniz. Genel olarak &#8220;iyi&#8221; nitelendirmesi yapılabilecek bir Yönetmen Mangold. Son zamanlardaki çıkışı da başarısını ispatlıyor. Ama bu filmde, elindeki malzemenin başarı için yeterli olmadığı ortada. Buna rağmen, yaptığı isabetli oyuncu tercihlerine sırtını yaslayarak, filmi ayakta tutmaya çalışıyor. Nispeten bu işin üstesinden geldiği de söylenebilir.</p>
<p>Akıl hastanesinde geçen gerçek bir hikayenin, kağıt üstünde, bir film için iyi bir tema olabileceği düşünülse de, bu filmde bu formül tutmuyor. Yine de filmi izleyip beğenirseniz, Milos Forman&#8217;ın bir sinema klasiği olan &#8220;One Flew Over the Cuckoo&#8217;s Nest-Guguk Kuşu&#8221; filmini de, eğer izlemediyseniz  hararetle tavsiye ederim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/girl-interrupted-aklim-karisti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/mustafa.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/mustafa.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 22:13:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Bahadır Yazıcı]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Onaran]]></category>
		<category><![CDATA[Can Dündar]]></category>
		<category><![CDATA[Gökhan Akyüz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=815</guid>
		<description><![CDATA[Henüz yapım aşamasındayken bir hayli dikkat çeken &#8220;Mustafa&#8221;, üzerinden bir yıl gibi bir süre geçmesine rağmen, halen tartışma konusu olan bir film. Bunun sebebi ise, Atatürk&#8217;ün ele alınan insani yönlerinin yorumunun, beklentilere pek uymaması. &#8220;Mustafa&#8221;  Uluönder Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün çocukluğundan, Dolmabahçe&#8217;deki vefatına kadar süren hayatını, Atatürk hakkındaki bildik kalıpların dışına çıkarak anlatıyor. Atatürk&#8217;ün insani yönlerini ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Henüz yapım aşamasındayken bir hayli dikkat çeken &#8220;Mustafa&#8221;, üzerinden bir yıl gibi bir süre geçmesine rağmen, halen tartışma konusu olan bir film. Bunun sebebi ise, Atatürk&#8217;ün ele alınan insani yönlerinin yorumunun, beklentilere pek uymaması.</p>
<p>&#8220;Mustafa&#8221;  Uluönder Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün çocukluğundan, Dolmabahçe&#8217;deki vefatına kadar süren hayatını, Atatürk hakkındaki bildik kalıpların dışına çıkarak anlatıyor. Atatürk&#8217;ün insani yönlerini ele alan Yönetmen Can Dündar, özellikle Cumhuriyet döneminde, Atatürk ile ilgili oldukça hassa konulara eğilirken, anlatımında öznel bir bakış açısına sahip.</p>
<p>Gökhan Akyüz, Bahadır Yazıcı ve Burak Onaran filmde rol alan oyunculardan bazıları. Filmle ilgili eleştiriler, daha çok Atatürk&#8217;ün olduğundan çok daha fazla melankolik gösterildiği yönündeydi. Filme göre Atatürk, son yıllarını, hiçbir meşgalesi olmadan, yalnızlık duygusunun esareti altında geçirmişti. Muhalefeti susturmak için, elinden geleni ardına koymayıp, silah arkadaşlarını bile idamın eşiğine getirmişti. Ayrıca filmden, Atatürk&#8217;ün laikliği, bir intikam duygusuyla uyguladığı sonucu da çıkarılabiliyordu. Dış basından bir gazetede, dikta rejimi uyguladığı belirtilen Atatürk, son icraatı olarak da, Can Dündar&#8217;ın deyişiyle &#8220;Hakimiyeti gökten yere indirmişti.&#8221; Son meclis konuşmasında da, yeryüzündeki en büyük kuvvetin tabiat olduğunu belirtiyordu Atatürk. Filmden -genel olarak çıkarılabilecek anlama göre- İslamiyet&#8217;in etkilerini günlük hayattan silmekteydi, bu duyguların milli bağları zayıflattığını düşünüyordu. Özel hayatındaki başarısızlığı da ele alıp, tüm bunları yan yana koyunca, ortaya, bildiğimiz Atatürk&#8217;ten epey farklı bir portre çıkmaktaydı haliyle&#8230;</p>
<p>Filmi izleyip, Can Dündar&#8217;ın &#8220;Mustafa&#8221; filmini çekmekle iyi edip etmediğini belirlemek size kalmış. Bence iyi etmemiş. Ama Can Dündar&#8217;ın kötü niyetli olup olmadığı tartışılabilir. Yaptığı açıklamalarda, bazı hassas konularda çok dikkatli olduğunu, günümüzde herkesin &#8220;Ben bir Atatürk olamam&#8221; dediğini ve bunun bir toplum için iyi birşey olmadığını, yaklaşık iki saatlik bir süresi olduğu için de, Atatürk&#8217;ün sözü edilen bazı olumlu yanlarını filme yansıtamadığını vs. belirtmişti.</p>
<p>Teknik açıdan filme bir özen gösterildiği ortada ama bazı canlandırmaların yapay kaldığı da aşikar. Filmin müziklerini yapan Goran Bregovic&#8217;in de kendinden beklenenin altında kaldığını söyleyebiliriz. Can Dündar &#8220;Acaba Atatürk&#8217;e ne kadar benziyor?&#8221; tartışmalarına yol açmamak için, Atatürk&#8217;ü canlandıran oyunculara yakın plan uygulamamaya özen göstermiş ki bu hamlesi, oldukça yerinde olmuş.</p>
<p>&#8220;Mustafa&#8221; bir yandan eleştirilirken, bir yandan yeni Atatürk filmlerinin de önünü açmış oldu. Umuyoruz önümüzdeki yıllarda, Atatürk&#8217;le ilgili, sinemamızda daha çok filme rastlarız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/mustafa.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Domino</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/domino.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/domino.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Jul 2006 21:51:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[2005]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Gerilim]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<category><![CDATA[Keira Knightley]]></category>
		<category><![CDATA[Tony Scott]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/domino.html</guid>
		<description><![CDATA[Yönetmen koltuğunda kamera hareketleriyle konuyu daha karışık bir hale getirmeye ve daha fazla aksiyon hissi vermeye çalışan Tony Scott, belki yine bu amaca hizmet edecek ucuz bir kurgu ile kendine hiç de yakışmayan bir yapım ortaya koyuyor. Domino&#8217;da kurgu ve kamera oyunları filmin merkezine oturmuş durumda. Aslında &#8220;Bir anlam ve uyum bütünlüğü sağlayarak birleştirmek&#8221; tanımına ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yönetmen koltuğunda kamera hareketleriyle konuyu daha karışık bir hale getirmeye ve daha fazla aksiyon hissi vermeye çalışan <a href="http://www.imdb.com/name/nm0001716/">Tony Scott</a>, belki yine bu amaca hizmet edecek ucuz bir kurgu ile kendine hiç de yakışmayan bir yapım ortaya koyuyor.</p>
<p>Domino&#8217;da kurgu ve kamera oyunları filmin merkezine oturmuş durumda. Aslında &#8220;Bir anlam ve uyum bütünlüğü sağlayarak birleştirmek&#8221; tanımına uygun olarak değerlendirdiğimizde kurgusu yoktu demek belki daha doğru olacak.</p>
<p><a href="http://www.imdb.com/name/nm0461136/">Keira Knightley</a>&#8216;in son dönemlerde geldiği noktayı göz önüne aldığımda ise, kendini böylesine ucuz bir filmde -kelimenin tam anlamıyla- harcamasına bir anlam veremiyorum.</p>
<p>Bir de, Domino gerçek bir hikayeymiş güya&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/domino.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The World&#8217;s Fastest Indian &#124; Efsane Adam</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/worlds-fastest-indian-efsane-adam.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/worlds-fastest-indian-efsane-adam.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 May 2006 18:54:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[2005]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Spor]]></category>
		<category><![CDATA[Anthony Hopkins]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/worlds-fastest-indian-efsane-adam.html</guid>
		<description><![CDATA[Sanıyorum ki, neredeyse herkesin pek sıcak bakmadığı film türleri vardır. Benimkilerden biri de biyografi tarzındaki filmler&#8230; Ama neyse ki, film izlemeye karar verme aşamasında, ele aldığım kriterler sıralamasında &#8220;tür&#8221; alt sıralarda yer alıyor, en başta &#8220;oyuncu&#8221; kriteri geliyor&#8230; Anthony Hopkins sayesinde, filmi izleme imkanı buldum. &#8220;Konuyu neyleyim, bana Anthony Hopkins yeter&#8221; diyemiyorsanız, benim önerim başka ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sanıyorum ki, neredeyse herkesin pek sıcak bakmadığı film türleri vardır. Benimkilerden biri de biyografi tarzındaki filmler&#8230; Ama neyse ki, film izlemeye karar verme aşamasında, ele aldığım kriterler sıralamasında &#8220;tür&#8221; alt sıralarda yer alıyor, en başta &#8220;oyuncu&#8221; kriteri geliyor&#8230;</p>
<p><a title="Anthony Hopkins" href="http://www.imdb.com/name/nm0000164/">Anthony Hopkins</a> sayesinde, filmi izleme imkanı buldum. &#8220;Konuyu neyleyim, bana Anthony Hopkins yeter&#8221; diyemiyorsanız, benim önerim başka bir film seçmeniz.</p>
<p>Filmdeki Efsane Adam, 1899-1978 yılları arasında yaşamış, Yeni Zellanda&#8217;lı hız tutkunu Herbert J. &#8220;Burt&#8221; Munro&#8217;dur. Yani Anthony Hopkins değil&#8230; Hannibal karakterini canlandırdığı serinin ardından başka bir filmini izlememiş olsaydım ve gerçekte karşıma çıksaydı, arkama bakmadan kaçardım. Bu yüzden, karışıklık olmasın istedim. :)</p>
<p>World&#8217;s Fastest Indian bir başarı hikayesi temelde&#8230; Burt Munro&#8217;nun, <a href="http://www.sinemablog.com/wp-content/uploads/2006/05/Bonneville%20Salt%20Flats.jpg" target="_blank">Bonneville Tuz Çölleri</a>nde 1000cc altındaki motorlar kategorisinde hız rekorunu kırma çabasını anlatıyor. İlerlemiş yaşına rağmen, motorunun üzerinde gençleşen bir adamın zorluklara karşı direnme gücündeki sırrı, filmdeki replikler çok güzel anlatıyor; örneğin, &#8220;Eğer rüyalarını takip etmezsen, bir sebze ol daha iyi&#8221;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/worlds-fastest-indian-efsane-adam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The New World &#124; Yeni Dünya</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/the-new-world-2005.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/the-new-world-2005.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 May 2006 19:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yamahe</dc:creator>
				<category><![CDATA[2005]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Christian Bale]]></category>
		<category><![CDATA[Christopher Plummer]]></category>
		<category><![CDATA[Collin Farrell]]></category>
		<category><![CDATA[Q'orianka Kilcher]]></category>
		<category><![CDATA[Terrence Malick]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sinemablog.com/the-new-world-2005.html</guid>
		<description><![CDATA[Collin Farrell ve Christian Bale gibi önemli iki ismin yeraldığı film, Amerika&#8217;nın keşfini konu alan, içinde aşkın varolduğu, macera ve tarih tarzının örneklerinden gibi duruyor, ilk bakışta&#8230; Olayların -sanki- kesik kesik ilerliyor olması ile, neler olduğunun zor anlaşılması, filmde eksiklikler olduğu hissi veriyor. Buna karşın aşkın tarafları arasında geçen bölümlerin, detaylı yeraldığını gördüğümde bunun -sanki- ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.imdb.com/name/nm0268199/">Collin Farrell</a> ve <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000288/">Christian Bale</a> gibi önemli iki ismin yeraldığı film, Amerika&#8217;nın keşfini konu alan, içinde aşkın varolduğu, macera ve tarih tarzının örneklerinden gibi duruyor, ilk bakışta&#8230;</p>
<p>Olayların -sanki- kesik kesik ilerliyor olması ile, neler olduğunun zor anlaşılması, filmde eksiklikler olduğu hissi veriyor.</p>
<p>Buna karşın aşkın tarafları arasında geçen bölümlerin, detaylı yeraldığını gördüğümde bunun -sanki- özellikle tercih edilmiş olduğu fikri uyanıyor.</p>
<p>Sonrasında ise, aklımda kalanın sadece muhteşem doğa görüntüleri, sessizlik ve aşkın muhatapları arasındaki olaylar olduğunu farkettiğimde, diğer olayların onların hafızalarında kalan detaylar olduğunu ve bize böylece yansıtıldığını anlıyorum.</p>
<p>Muhteşem doğa görüntülerinin, müziklerin ve sessizliğin kullanılış tarzı da filme ayrı bir tat katıyor.</p>
<p>Yönetmenin 1998 yılındaki filmi <a href="http://www.imdb.com/title/tt0120863/">The Thin Red Line</a>&#8216;ı izlediğimde, sinemadan filmi yarıda bırakıp çıkmıştım. O zamanlar ne kadar cahilmişim ki :) <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000517/">Terrence Malick</a>&#8216;i anlayamamışım. Önkabullerinizden sıyrılıp, yönetmenin vermek istediğini anlayabilme çabasında olmazsanız, filmi yarıda bırakmanız muhtemel.</p>
<p>Orjinal ismi &#8220;The New World&#8221; olan filmin, Türkiye&#8217;de &#8220;Yeni Dünya: Amerika&#8217;nın Keşfi&#8221; ismiyle gösterime girmesi de bana anlamsız geldi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/the-new-world-2005.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
