Rec | Ölüm Çığlığı

- 30/06/2012

Nedeni bilinmeyen ve insanları bir nevi canavarlaştıran bulaşıcı hastalıklar-salgınlar konusuna son yıllarda bir rağbet var. Bu konuda ilk aklıma gelen film Danny Boyle’un “28 Gün Sonra” ve ardından gelen, devam filmi olmasına karşın ilkinden daha başarılı bulunan “28 Hafta Sonra”. Aslında bu durumla ilgili örnekler çoğaltılabilir. Birçok vampir filminde de benzer bir vaziyet söz konusu. Isırılanlar veya bir şekilde bu hastalığa bulaşanlar bir süre sonra aynı dertten muzdarip oluyor ve eli kanlı birer canavara dönüşüyorlar.

Son yıllarda “Paranormal Activity” ile yeniden gündeme oturan fakat ta “Blair Cadısı” zamanından beri ilgi çeken bir diğer tarz da el kamerasıyla veya tek bir kamera ile çekilen filmler. Sahte belgesel olarak adlandırabileceğimiz bu türde kamera bir şekilde olayın içinde oluyor ve yaşananları aynı hadisenin içinde bulunan biri tarafından kaydediyor. “Cloverfield” bu tarzda çekilmiş en bilinen yapımlardan. Ülkemizde de el kamerasıyla çekilmiş ve hangi yetkiye dayanarak verilmişse artık! Altın Portakal alan “Türev” adlı bir film vardı. Aslında orada gerçeklik yakalama adına sürekli hareket eden kamera ile izleyicilerin midesi bulandırılıyordu. Gerçi o filmi zamanında izleyen oldu mu veya izleyenlerden hatırlayan var mı emin değilim!

Gelmek istediğim nokta “Rec-Ölüm Çığlığı”nın bu iki tarzı aynı potada eritmesi. Hikayede yerel bir televizyon kanalına “Siz Uyurken” adlı program hazırlayan iki kişiden mütevellit bir ekip var: Angela ve kameraman Pablo. İtfaiyecilerin sırtlarındaki ibareden Barcelona’da geçtiğini anladığımız öyküde, itfaiye ekibi ve onların peşlerine takılan televizyon ekibi bir ihbar üzerine bir binaya giriyorlar. Binada saldırgan bir kadının hayli kanlı bir faaliyeti sonrası ne olduklarını anlamadan dışarıdaki polisler ve özel olduğunu anladığımız ekipler tarafından karantinaya alınıyorlar. Pablo bir yandan Angela’nın moderatörlüğünde tüm olanları kayda alırken, bir süre sonra salgın bir hastalığın kapsama alnında olduklarını ve herkesin tehdit altında olduğunu öğreniyorlar.

Salgının gerçekleştiği bina oldukça iyi seçilmiş. İlk dakikalardan apartmanın dar koridorlarında ve dairelerin giriş kısımlarında bir klostrofobi havası hakim oluyor. Her ne kadar artık kaba bir anlayış olsa da aniden ekranda beliren bir şey veya bir kişi filmin gerilim-korku unsuru oluyor. Bu uygulama korku türünün pek aşmak istemediği bir tercih anlaşılan. Hareketli geçen ilk bina sahnelerinin ardından bir durgunluğa sürüklenen yapım izleyiciyi uzun bir süre tetikte bırakıyor ama o tetiği bir türlü çekmiyor. Neyse ki son bölümlerine doğru müthiş bir ivme yakalayıp korku-gerilim hayranlarını mutlu ediyor.

Filmi büyük ölçüde ileri taşıyan etken oyunculuklar. Özellikle pek perdede görünmeseler de çocuk oyuncular müthiş iş çıkarıyor. Tarzı gereği oyuncularının sırtına çok yük bindiren yapım, tüm oyuncuların etkili performansları sayesinde bu zorluğun altından kalkıyor. Ayrıca kısa ve öz süresi ve de gizemini uzun süre saklı tutması da pozitif olarak yansıyor ekrana. Son bölümlerinde sırlarını deşifre etmeye yeltenip de tatmin edici bir çıkarım sunamaması ise ne yazık ki bu başarılı gerilime yakışmıyor. Gerçi izleyicinin detaylarla uğraşmasını istemediğinden bilinçli olarak böyle bir yolu seçmiş de olabilirler.

Filmin yönetmenleri Jaume Balaguero ve Paco Plaza. Oyuncu kadrosunda Manuela Velasco, Ferran Terraza, Pablo Rosso, Jorge-Yaman Serrano, David Vert ve Carlos Vicente isimlerini görüyoruz.

Rec | Ölüm Çığlığı Yorumları

Yorum Yok


− 8 = bir

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri