- 04/02/2012 | mircturk:tesekkurler, ne zaman bir turk filmi oskar alacak...
- 21/01/2012 | senbilirsinabla:Film Festivalinde yönetmen Ümit...
- 21/01/2012 | onur çoban:son 10 yılda özellikle bilgisayar...
- 20/01/2012 | belmondo:tabi bir de benim listem var 1-a bitterseweet life...
- 15/01/2012 | senbilirsinabla:Bir kaç Filmekimi önce görüp çok...
29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 9. Günü “abla” üç film görür: Nowhere Boy, Canlandırma Sineması Estonya 1, BeÅŸ Åžehir
İngiltere-Kanada, 2009 yapımı Nowhere Boy: Yönetmen Sam Taylor Wood, oyuncular Aaron Johnson, Kristin Scott Thomas, Anne-Marie Duff… John Lennon‘ın delikanlılığı: Anne ve babasından uzak, teyzesi ve eniÅŸtesiyle büyürken, ölümünden az önce kendisine bir mızıka armaÄŸan eden, babadan yakın eniÅŸtesinin ölümü üzerine, mezarlıkta uzaktan gördüğü kızıl saçlı kadının -annesinin- peÅŸine düşmesi, zıt karakterli teyze, anne ile iliÅŸkileri, kendisine banjo çalmayı öğreten yetenekli aykırı bir kadın olan annesinin ölümü, okuldan atılması, sakin tabiatıyla Lennon’u dengeleyen Paul McCartney ile tanışması… “Tanrı beni neden Elvis olarak yaratmadı?” diye sızlanan genç Lennon’a annesinin yanıtı, “sana John Lennon kadrosunu ayırdı çünkü…” olur. Siyasî tavırları da dahil, müzikleriyle yarattıkları muhteÅŸem etkiye bakıldığında, “abla”nın, “Dünya yüzünde, doÄŸru zamanda, doÄŸru yerde, bir araya gelmiÅŸ en doÄŸru dört kiÅŸi!” deÄŸerlendirmesine katılmamak elde deÄŸil…
Canlandırma Sineması Estonya 1: Gösterime geçmeden, -Estonya’nın baÅŸkenti Tallinn’in 2011 Avrupa Kültür BaÅŸkenti seçilmiÅŸ olması dolayısıyla- İstanbul’la, “birlikte ne yapabiliriz?” diyerek baÄŸlantıya geçen, İstallinnbul projesi mimarının, festival görevlisi aracılığıyla anlattıkları: “Geçen yıl iÅŸbirliÄŸimiz baÅŸladığında festival komitesi, getirdiÄŸimiz örnekler üzerine, bizden, daha çok canlandırma filmi istedi. Bu, film endüstrimizin en güçlü yanlarından biri… İstallinnbul projesi etkinlikleri, tiyatro, müzik ve caz festivallerinde de devam edecek…”
Ardından, eÅŸi Olga Parn ile izleyici karşısına çıkan, -”Abla”nın, Google’dan ulaÅŸarak yardım aldığı İKSV Film Festivali tanıtımlarına göre- “…Estonya animasyon sinemasının en tanınmış temsilcilerinden, 1970′lerden bu yana çizer ve canlandırmacı olarak etkin çalışan, kara mizah ve gerçeküstücülüğü eserlerinde kullanan ödüllü, Estonyalı canlandırma ustası Priit Pärn…” İstanbul’un fantastik ve kalabalık bir ÅŸehir olup canayakın insanlardan oluÅŸtuÄŸunu, en canayakınların bu salonda filmi izlemeye gelenler olduÄŸunu, izleyeceÄŸimiz filmlerin ilkinin 6 ay önce bitirdikleri son filmleri, diÄŸerlerinin geriye, baÅŸa doÄŸru gideceÄŸini, film sonrası bir soru-cevap için vakti olmadığını, isteyenin Akbank Sanat’taki ücretsiz masterclass’a katılıp bir kaç baÅŸka örnek izleyebileceÄŸini, sorularını sorabileceÄŸini… söyler.
Priit Pärn‘ın dört kısa metrajlı filminden “abla” en çok, Victor ile Julia’nın aÅŸkla baÅŸlayan evliliÄŸinin nasıl sona erdiÄŸini anlatanını beÄŸenir; sonundaki “1980′de evlenen 1000 çiftten 473′ü boÅŸandı, bunun üzerinde düşünmeliyiz” satırları, filmin sosyal mesaj amacıyla üretilmiÅŸ olabileceÄŸini düşündürür.
Türkiye, 2009 yapımı BeÅŸ Åžehir: Yönetmen Onur Ünlü, oyuncular -”abla”nın Üç Maymun’da tanıyıp beÄŸendiÄŸi- Ahmet Rıfat Åžungar, Tansu Biçer, Beste Bereket, Bülent Emin Yarar… Festivalin sonlarında, 16 Nisan’da izleyici karşısına çıkacak BeÅŸ Åžehir, İstanbul’da sadece üç salonda (Anadolu yakasında bir Avrupa yakasında biri Pera, iki salon olmak üzere) gösterimde… Halep Pasajı giriÅŸinde takıcıların tezgâhının dibinde panoya yapıştırılmış minicik bir gazete kesiÄŸini, kızkardeÅŸiyle okuyan “abla”nın, Bal, Rina ve Son İstasyon’un bir süre daha oynayacağı fikriyle biletini alıp girdiÄŸi BeyoÄŸlu Sineması Pera Salonu, tamama yakın dolu. GüneÅŸin OÄŸlu ile -BeÅŸ Åžehir filmi içinde, iki yerde “tuhaf!” denilerek dalga geçilen Haluk Bilginer’li Polis’in- yönetmeni Onur Ünlü’nün son filmi, İstanbul, Afyon ve EskiÅŸehir’de geçen öyküleri sonunda birbirine baÄŸlanan Aydın, Åževket, Osman, Tevfik Öğretmen, Dilek’in trajedisini anlatır. Gerçekten de filmin sonunda, Shakespeare trajedilerindeki gibi, kahramanlardan kimse hayatta kalmaz.
Bir Demet Tiyatro’nun, bayıldığı, muhteÅŸem Mücver Abla’sının tanınması olanaksız “kedi” gibisinden fantastik film kiÅŸisinin, ne denli gerekli olduÄŸu konusunda kararsız “abla”nın, filmde ağırlıkla kanserin yer tuttuÄŸu anî ölümlere bakarak, yönetmenin, bu konuda büyük kaygı taşıdığını düşünürse de, içinde bulunduÄŸu zamanda yaÅŸanmakta olan neredeyse kitlesel kanser ölümlerinin, edindiÄŸi Yeni ÇaÄŸ bilgeliÄŸi açısından bir anlamı olduÄŸunu düşünür: “Abla”ya göre, içten içe, yaklaÅŸmakta olan Kuantum sıçrayışı için gerekli frekans düzeyini yakalayamayacağını hisseden günümüz insanı, geçiÅŸe uyumlu geliÅŸmiÅŸ DNA setiyle yeniden reenkarne olmak üzere, ölme kontratıyla gelmiÅŸ olan yeni insanlar.



