Nocturnal Animals – Gece Hayvanları

- 12/10/2017

Bir Modern Klasik olarak Nocturnal Animals

NocturnalAnimals_TeaserTrailer

Geçen yıl entellektüel çevrelerde belli başlı bir heyecan yaratsa da ne ana akım ne sosyal medyada fazla yaygarası kopmadan, vizyondan geçiverdi “Nocturnal Animals / Gece Hayvanları”. Halbuki belki de son on yılın en değerli yapıtlarından biriydi çoğu seyirci tarafından ıskalanan.

screen20shot202016-09-1420at206-10-2720pm

 
“Nocturnal Animals”ı gidişatıyla alakalı bilgi vermeden özetlemeye çalışmak zor. Fakat bu yazıda da “izlemeyenler okumasın” diyecek değilim. Sonuç olarak insanlar çoğunlukla görmediği filmlerle alakalı bilgi edinmek için bu sayfaları okuyor. Yani böbürlenmenin alemi yok, gidişatla alakalı bilgi vermeden, özetlemeye çalışayım. Yalnız bu şekilde pek çok nokta, özellikle “Gece Hayvanları” kitabındaki çoğu yeri de açıklayamıyorum maalesef. İlk kez izleyecekseniz eğer, filmi iki kez izlemiş biri olarak, Susan’ın hayatı ve “Gece Hayvanları” kitabında tahmin ettiğimden / hatırladığımdan çok daha fazla bağlantı olduğunu söyleyeyim, Susan’ın, kolyesinden kızının yatış şekline kadar. Aynı şekilde Edward ile Tony / Andes ikilisi izleyeni karakterin bir zaman yolculuğuna sokuyor sanki ve düz okunan finalin etkileri de Tony – Andes ikilisinin diyaloglarında saklı. Bu benzetmeyi Edward’ın şu güzel cümlesinden de çıkarabiliriz : “Kimse kendinden başka birşey yazmaz.”.
 
Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti
 
Amy-Adams-Nocturnal-Animals-2016 (9)
 
 Fiziksel güzellik düşkünlüğünün “akılda kalıcı” bir şekilde izleyicinin suratına vurulduğu girişten sonra, kendi galerisindeki kalabalıkta bile nefes almakta zorlanan, “parayla saadet olmaz” mottosunun yeryüzündeki vücut bulmuş hali, Amy Adams’ın canlandırdığı Susan, hayatındaki aksilikler, kocasıyla, kendi deyimiyle “farklı istekleri olması” ve yaşadığı genel mutsuzluk yetmiyormuş gibi bir gün bir teslimat alır. Annesinin deyimiyle “romantik ama kırılgan” eski eşi Edward’ın yazdığı bir kitaptır bu. İsmi “Gece Hayvanları”dır ve Susan’a adanmıştır ( Susan geceleri az uyuduğu için eski eşi Edward kendisine “gece hayvanı” diyormuş! Sahi Susan neden uyuyamıyor acaba? ). Üstelik Edward’ın tabiriyle, yaşadıkları Edward’ı etkilemiş olsa gerek, “beraberken denediklerinden çok farklı” bir romandır bu ve yine Edward’ın deyimiyle “yazmak, birşeyleri canlı tutmaktır”. Eski eşiyle ayrıldıktan 17 yıl sonra iletişime geçmeye çalışıp karşılık alamayan Susan, bu kitabı bu girişimden birkaç yıl sonra alıyor. Tevekkeli değil kitabı alırken birden kağıtla elini kesiverir. Kitabı okurken yaşayacağı vicdani çırpınmaların yanında, bu kesik elbette ki hiçbir şeydir fakat akışla ilgili bir fikir sahibi oluyoruz bu anlarda. Hiç ummadığı halde ekonomik zorluklarla, simsiyah evinde ilgisiz kocasıyla yaşamaya çabalayan Susan, eşinin, partnerinin ya da artık her ne haltsa, çapkınlık fırsatı olarak değerlendireceği bir iş gezisi esnasında ya da başka bir deyişle iş gezisi süsü verdiği bir çapkınlık sırasında, kalabalıklar arasındaki yalnızlığından doğrudan yalnızlığa kucak açtığında kitabı okumaya başlar. Kitaptaki içerik, Susan’ı geçmiş evliliğinde yaptığı hatalara dair bir içsel yolculuğa çıkarır.
 
2 Süper Film Birden!
 
1481131026_3
 
Bu kadar sevilmesinde teknik işçiliğinin payı büyük elbette fakat temposuz başlamasına rağmen, birden iç içe geçen, birbirinden merak uyandırıcı iki öykülü bir film çıkıyor karşımıza. Yani zaten kurgu olan bir filmin içinde kurgulanmış bir başka anlatı var. Hatta Susan ve Edward’ın ilişkilerinin başlangıcı ve evlilik süreçleri de mevzuya dahil olunca üç katmanlı bir film izlemeye başlıyoruz. Bir yandan Susan’ın çaresizliklerle bezeli hayatında içsel bir yüzleşmeye girmesini izleyip dümeni nereye kıracağını kestirmeye çalışıyoruz beri yandan kurgu içindeki kurgu olan Tony’nin macerası dakikalar geçtikçe daha sert bir hal alıyor. Bu yöntemin riskli olduğunu kabul etmek gerek zira, örneğin yakın zamanda izleme şansı bulduğum “The Place Beyond the Pines”, içinde dört belki de beş parçaya bölünüyor ve bu parçaların kendi içlerinde bir bütünlük oluşturduğunu, net bir köprü kurduğunu söylemek güç. Bu da insanı finalde bir yorgunluğa götürüyor. Her neyse, dediğim gibi dakikalar geçtikçe, iki finalle de alakalı merak hissi her an kamçılanıyor.
 
000d1d71-614
 
Hiç beğenmeyenlerin dahi hakkını verdiği konu oyunculuklar. Tek Oscar adaylığı da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında gelmişti ( Susan’ın okuduğu “Gece Hayvanları” kitabındaki Bobby Andes rolüyle Michael Shannon ). Amy Adams’ı son yıllarda pek çok filmde seyrettik. Jake Gyllenhaal ise her rolünde kendini geliştiriyor. Burada da birbirinden keskin farkları olmayan iki karaktere ( Edward ve “Gece Hayvanları” kitabındaki Tony ) hayat veriyor.
Yönetmen Tom Ford aynı zamanda edebiyat uyarlaması olan senaryoyu da yazan isim. Modacı Tom Ford’un ilk filmi “A Single Man”, intihar etmeyi planlayan bir adamın son gününü ve geçmiş yaşantısını, buradakinden daha bariz renk kullanımıyla anlatıyordu. O iş de buradaki gibi kasvetliydi ve klasik Hollywood anlatısına uymuyordu. “Nocturnal Animals”ta iki farklı öyküyü iki farklı atmosferde izliyoruz. Kitabın anlatıldığı bölümlerde olayların geçtiği kasaba havası ağır basarken Susan – Edward ikilisinin ilişkisinde ve günümüzde koyu bir atmosfer var. Yönetmenin modacı olmasının da etkisi olsa gerek, etkili mekan kullanımının yanında vurucu renkler seçilmiş ki tüm öykülerde gidişata ve karakterlerin ruh haline uygun, dikkat çeken, izleyeni geren bir atmosfer yaratılmış.
 
Nocturnal.Animals.2016.HQ_.DVDSCR.mkv_002467434
 
“Nocturnal Animals”ın aşırı şiddet içerdiği yorumları da yapılmıştı. Zihinsel olarak zorlayıcı olduğunu söyleyelim. Fiziksel şiddet ise zihinsel vuruculuğunun yanında zayıf bile kalıyor. Ayrıca kendi içinde de çok katmanlı bir film. İç içe geçen öykülerde dikkatli izleyiciler için müthiş benzerlikler ve seyircinin istediği gibi doldurabileceği boşluklar var dediğim gibi.
 
İntikam mı adalet mi?
 
Revenge-Amy-Adams-Nocturnal-Animals-2016
 
Karakter çözümlemelerine girmeye kalksak sayfalar yetmez. “Nocturnal Animals” büyük bir intikam hikayesi olarak anlatılageldi kimi izleyici tarafından. Fakat şöyle bir genel çerçeveden bakmakta yarar var. Eski eşiyle en hafif tabirle “buruk” bir  şekilde ayrılan ve eski eşine karşı kırdığı cevizlerin karşılığını yakışıklı ve gösterişli partnerinden misliyle almış olan Susan’ın, düşünmeye bunca vakti varken pişmanlıklarıyla yüzleşmesi için epey kalınca ve şiddet dolu bir kitabı okuması gerekiyor. Üstelik bu kitap hamlesi de yine eski eşinin girişimiyle oluyor. Kitabı okuduktan sonra, sanki bu kitabı okumadan önce hiç fark edilmeyecek hataları varmış gibi harekete geçiyor, birden bir değişimin içine giriyor ve kendi iş yerindeki “sanat eserlerine” bakışı bile değişiyor. Peki bu kitap taslağı eline geçene kadar, bu koyu renklerin hakim olduğu depresif hayatında Edward’a karşı ne yapıyor: hiçbir şey! Edward’ın bunca yaşanandan sonra Susan’a sorgusuz sualsiz bağlanacağını düşünmek biraz naiflik olabilir, yani bir bedel ödetmek isteyeceğini düşünebiliriz. Ayrıca Edward, Susan’a karşı birşeyler hissediyor mu, onu affedebilecek mi bilemiyoruz fakat Susan da bu konuda hiçbir şey bilmiyor çünkü hiçbir şey yapmamış! Olaya hiçbir zaman Edward’ın cephesinden bakmıyoruz. Susan’ın yıllar süren pasifliği, Edward’la alakalı bilgi sahibi olmamızı engelliyor. Yalnızca “Gece Hayvanları” romanından birkaç cümle çıkartmaya çalışıyoruz; Texas’ı insan olmadığı için sevdiğini yakalıyoruz mesela. Susan gerçekten de öncesinde yediği herzeler yetmiyormuş gibi, hiçbir şey yapmadan yıllarını geçiriyor ve karşısına bıçaklarını bilemiş bir Edward çıktığında da mevcut halinden yatay geçiş yapma imkanlarını kovalıyor, ancak yine Edward davrandığında eyleme geçmeye kalkıyor ve karanlık hayatından kaçış planları yapıyor. Halbuki Edward zaten kendi gözünde ve izleyici gözünde bu ilişkinin mağdur tarafı. Bu mağduriyeti ortadayken, bir zeytin dalı uzatıp uzatmayacağını düşünmek de herhalde Susan’ın kendi kendine sorması gereken bir soru. Kim bilir belki de Susan aslında hiçbir zaman bir birliktelik için kendini hazırlamamış, aslında Edward’ı da pek sevmemiştir. En azından yıllar yılı kapısı çalınmayan Edward’ın böyle düşünmemek için hiçbir nedeni yok. Ayrıca Susan’a karşı bir şeyler hissetse dahi bu duygularının onu eyleme geçirmesi için elinde hiçbir done bulunmuyor.
 
aaron-taylor-johnson-nocturnal-animals
 
Susan kendi ektiğini biçerken Edward’ın bir intikam hissinden ziyade bir adalet duygusuyla hareket ettiğini söylemek de yanlış olmaz zira Susan zaten yaptığı hata nedeniyle yıllardır feleğin sillesini yemekle meşgul! Yeni eşiyle de arasında öyle bir kopukluk var ki, dünyanın bütün Edward’ları toplansa bu boşluğu dolduramaz! Susan’ın yaptıklarından ötürü başına gelecekleri, makus talihini tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok, Susan’ın mevcut ilişkisine lüzum olmadığı üzere karışmaya tenezzül etmiyor. Edward biraz da, popüler tabirle “yaşattığını yaşaman dileğiyle” düsturuyla harekete geçip Susan’a adeta bir demir yumruk kıvamında bir roman hazırlıyor. Susan’ın renksiz hayatını silkeleyen bu roman sonunda da Edward’a “adaleti”ni tamamlamak için birkaç hamle daha kalıyor. Filmin finaline bakıp “intikam” şarkıları söyleyenler de Susan gibi romanı dikkatli okumayan insanlar olabilir. Edward gerçekten bir intikama imza atmış olabilir, bundan seyirci olarak emin olamıyoruz fakat finaldeki son kare belki de “Gece Hayvanları” kitabındaki Andes’in durumuyla da ilgili olabilir, kaldı ki “Kimse kendinden başka birşey yazmaz!”
 
Oyuncular farklı, senaryo aynı!
 
Nocturnal-Animals-2016
 
Aslında “Nocturnal Animals”ın sevilmesinin sebeplerinden biri de bu olabilir. Yüzlerce yıldır süren, oyuncuların değiştiği fakat senaryonun aynı senaryo olduğu, cinsiyetler ve sebepler yer değiştirse de egoların, beklentilerin, gururların çarpıştığı bir ilişki karmaşasına ayna tutuyor ve yüzlerce yıldır oynanan oyunu iki saatte servis ediyor. Bir yandan bakıldığında tüm romantik – dram türünün çekirdeğine ulaşıyor sanki.
 
Son söz
 
screen-shot-2016-11-17-at-11-21-56-am
 
“Nocturnal Animals” ne kadar anlatmaya çalışsam da mutlaka bir yanı eksik kalacak bir yapıya ve derinliğe sahip. Ben de burada ancak belirli konular üzerine yorum yapabildim, yazı çok uzun olmasına rağmen değinmek istediğim pek çok noktaya gelemedim. Film yerel bir hikayeden evrensel bir temaya ulaşıyor, ben de bu evrensellikten yerele geçiş yapıp, filme de uyduğunu düşündüğüm,  Mehmet Akif’in dizeleriyle sözlerimi noktalayayım : 
"Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
'Tarih'i  'tekerrür'  diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?"

Nocturnal Animals – Gece Hayvanları Yorumları

Yorum Yok

Yorum yapma kapalı.

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri