- 25/07/2010 | Hey Jo:Gladiatus gibisi ne geldi ne de gelir gerek...
- 25/07/2010 | necibe:bu filmi seyretmek istiyorum
- 20/07/2010 | okuyucu:Maalesef değil.Tobey Maguire uzun süre önce...
- 20/07/2010 | rent a car:TeÅŸekkürler…
- 20/07/2010 | populer:http://www.poppuler. com/bloglar adresinde blog...
Aralık ayının dördüncü günü “abla”, gün ışığının süzüldüğü küçük odada, yorganından sıyrılmadan gördüğü, -vardığı- İstanbul’da otobüsün bagajından bavulunu alırken muavine “ne güzel, konuÅŸa konuÅŸa geldik, bu defa yolu hiç anlamadım” dediÄŸi son rüyaya bir anlam veremez. İyice uyanıp, tülün ardından verandada kedi sayımı yaparken, “ne konuÅŸması, kimseyle konuÅŸmak zorunda kalmayayım diyerek tek kiÅŸilik koltuk almışken…” diye düşünür.
Evi kapatır. Yaz kış oturduÄŸu yazlık siteden; baÅŸta ÅŸehla bakışlı sevgilisi Ekran Koruma, kedilerini önce Allah’a, sonra da dördüncü evde tadilât yapan ustalara emanet ederek ayrılan “abla”, 10:00 servisiyle Burhaniye’ye iner. Serviste, yol üzerine dizili diÄŸer yazlıklardan birinden, söyleÅŸmeyi çok sevdiÄŸi bir hanımla karşılaşır, hanım da evini kapamış, kışı geçirmeye İstanbul’a gitmekte… BaÅŸkası için asla yapmayacağı bir ÅŸeyi yapan “abla”, tek kiÅŸilik yerini terk edip hanımın yanına taşınır, sözlerini, yol boyu birbirlerininkine ekleyerek, gerçekten de 8-9 saatlik yolu hiç anlamadan tamamlarlar.
Kızı, damadı ve evin kedisi Karapati’nin sevinçle, sevgiyle karşıladığı “abla”nın önüne, son alınan, kızının seçimi filmler dizilir ve önerdikleri birini izlerler; TaÅŸ Meclisi. Jean-Christophe Grange‘ın çok satan romanından uyarlanmış, Catherine Deneuve, Moritz Bleibtreu, Monica Bellucci, Nicolas Thau…’nun oynadığı, Giullaume Nicloux‘nun yönettiÄŸi Fransa-Almanya-İtalya ortak yapımı film, MoÄŸolistan’da bir nükleer kaza sonrası, çevrede yaÅŸayan Tseven� kabilesinin doÄŸaüstü saÄŸaltma gücüyle hayatta kalmaları üzerine bir grup bilim insanının araÅŸtırmalarının, ölümsüzlük tutkusuyla iÅŸlenen cinayetlere dönüşmesini anlatır. Mistik, psikolojik gerilim filmi tam “abla”nın bayıldığı türden!
Ertesi sabah, en yakındaki alışveriÅŸ merkezine giden “abla”, kızıyla, görmeyi planladığı üç film görür:
Osmanlı Cumhuriyeti: Senaryo, yönetmen Gani Müjde, oyuncular Ata Demirer, Sümer Tilmaç, Vildan Atasever, Ali Düşenkalkar, Kerem Kupacı, Sezen Aksu, Suzan KardeÅŸ… Selanik 1888, küçük Mustafa, yandaki salonda gösterilen, iyi niyetten eser taşımayan filmde anlatılan içkici, zayıf karakterli, arızalı kiÅŸilikli, yapıp ettiÄŸine bin piÅŸman Mustafa’nın aksine -bunca rezalete neden olmamak için olsa gerek- gerçek buÄŸday tarlasında karga kovalarken tırmandığı aÄŸaçtan düşerek ölür. Ülkenin en doÄŸusu Ankara, kurulduÄŸu yıllara takılı kalmış, payitaht İstanbul ise -çok ilginç- günümüzdeki gibi! PadiÅŸah, ginger ile saray bahçesinde gezen, Prada ayakkabıları cuma namazında çalınan, arabası çekilen, Mc Donald’sa da giden bir kukla: Durumdan rahatsızlık duyan 8. Osman, araya giren bir aÅŸk hikayesinin yardımıyla bilinçlenir ama her ÅŸey için çok geç olduÄŸundan tahtı “ben yapamadım, belki sen geldikleri gibi giderler, diyerek baÅŸaracaksın” dediÄŸi torununa bırakarak -Bodrum’a- sürgüne gider, küçük Mustafa aÄŸacın düştüğü aÄŸacın dibinde doÄŸrulur, üstünü başını silkeler… İncelikli, esprili Gani Müjde senaryosu, “abla”nın art niyetinden hiç şüphelenmediÄŸi diÄŸer Mustafa filmine sert bir cevap/tokat deÄŸerinde! Filmi hararetle öneren küçük kız kardeÅŸinin “Atatürk’ü tartışmak deyip duruyorlar, Osmanlı Cumhuriyet’i Atatürk’süzlüğü tartışıyor, gidip görsünler!” dediÄŸi kadar var!
A.R.O.G.: Ali Taner Baltacı ile Cem Yılmaz‘ın yönettikleri, senaryosunu Cem Yılmaz’ın yazdığı tipik/yaratıcı Cem Yılmaz esprileriyle süslü eÄŸlenceli bir film. Oyuncular, Zafer Algöz, Ozan Güven, Nil Karaibrahimgil… Tıklım tıklım dolu beÅŸ salonda birden… Filmekimi’nde Emek Sineması iÅŸletmecisi Hikmet Bey’in bir röportajda “bizi festivaller kurtarıyor, bir de AROG’u bekliyoruz” derken söz ettiÄŸi “kurtuluÅŸ” bu olsa gerek!
Günün yıldızı ÇaÄŸan Irmak‘ın senaryosunu yazıp yönettiÄŸi son filmi, ortalığı birbirine katan Issız Adam: Melis Birkan, Yıldız Kültür, Åžerif Bozkurt, Gözde Kansu…‘nun oynadığı film, metropol insanının -daha çok erkek olanının- tüketim modelini dibine dek benimseyip, -”abla”nın okuduÄŸu son Lobsang Rampa kitabında (Antiklerin MaÄŸarası) dendiÄŸi gibi- “sevmeden seviÅŸirken” bedenler gibi ruhunu da tükettiÄŸi; kadın kısmının ise duygu, baÄŸlılık, sevgi, kalıcılık beklediÄŸi, -damadın bir arkadaşı olup, oyunculuÄŸuna bayıldığı- Issız Adam (Cemal Hünal)’ın kimliÄŸinde yüzlerce adamın acısını anlatır: Kendine ait olmayan öyle çok boyaya boyanmıştır ki, annesine “çok zor, çok zor!”dan öte bir açıklama yapamaz, kendince kuyruÄŸu dik tutar, yitirdiÄŸi kadın yaÅŸamını yoluna koyarken o, dışına çıktığı Atlas Pasajı kapısı önünden bir saÄŸa bir sola yönelir, yolunu bulamaz!.. Çok doÄŸru, çok güzel bir film…
Aralık ayının beÅŸinci günü, sabaha karşı, saat 03:55: Telefon çalar, kız kardeÅŸleri Güney Amerika yolculuÄŸu için havaalanına gitmek üzere taksi ile geldiklerini bildirirler. Yazısını bloguna yollama fırsatı bulamayan “abla” gönülsüzce makineyi kapatır, bavulunu sessizce sürüyerek kapıyı çeker, çıkar.
- Kategori:
- ReklamLink


4 Ocak 2009 15:50
türk sinemasının 3 iyi filmi zaten son yıllarda ataktayız türk filmlerimizle yabancı filmlere ilgi azaldı bu sayede osmanlı cumhuriyeti hariç diğer filmleri izledim ve çok beendim devamını bekleriz inş.
19 Ocak 2009 23:14
hepsi türk sinemasına çok şeyler katmış yapımlar, umarım devamı gelir, bu filmleri birbiriyle karşılaştırmak da çok yanlış hepsi kendi içinde güzel.