1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız (1 oy, ortalama: 7,00)
Loading ... Loading ...

29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 13. Günü “abla” üç film görür: İncir ÇekirdeÄŸi, Kosmos, Heliopolis

Türkiye, 2009 yapımı İncir ÇekirdeÄŸi: Yönetmen Selda Çiçek, oyuncular Özgü Namal, Derya Durmaz, Barış Çakmak, Veysel Diker… Yeni Türk Sineması bölümünden Selda Çiçek’in, bir ailenin askerden dönen oÄŸullarının kır eÄŸlentisi sırasında mayına basarak ölmesi, kızkardeÅŸinin kendisini sorumlu tutuÄŸu ölüm üzerine intiharı, diÄŸer kızkardeÅŸin ölenin kocasıyla evlenmesi, kocanın eÅŸini unutamayıp baÅŸka bir kadınla yaÅŸaması, annelerinin, gördüğü 7 yıllık psikolojik tedaviye karşın canına kıymasını anlatan ve gerçek öyküye dayanan ilk uzun metraj filmi, Mardin’in muhteÅŸem mekânlarında geçer.

Gösterim sonrası, oyunculardan Derya Durmaz ve Barış Çakmak‘la izleyicilerin sorularını yanıtlayan Selda Çiçek, filme zaman zaman yabancılaÅŸtığını söyleyen, teknik anlamda çerçevelerde niye boÅŸluk yarattığını soran izleyiciye katılmadığını söyler, “tam tersini düşünüyorum” der, “boÅŸluk bırakmamaya özen gösterdim.” Derya Durmaz ekler; “Hayatımızda bizi acıtan hikâyeler var, Selda bunları kanırtmak istemedi. BoÄŸazda bir yumru olarak kalsın, aÄŸlayıp unutulmasın istedi.”
Filmi beÄŸenen hanım izleyici, “kadınlar deÄŸil, erkekler de daha iyisini bilmiyorlar,” der, “aÄŸlama sızlama olmadan, kadının ne kadar güçlü olduÄŸunu göstermiÅŸsiniz, çok güzel anlatmışsınız.
Yapımcıyla yakınlığın zorluk yarattığını, yakınlık yoksa yapımcının kâr amacıyla daha objektif davrandığını söyleyen bir baÅŸka izleyici Deli İbo karakterinin filme ne katkısı olduÄŸunu sorar. Selda Çiçek‘in, “yapım sorunlu oldu, bunun üzerine yapımcılığı da biz üstlendik, filmin metaforik yapısı içinde İbo mayına basarak ölen gencin yerine kondu.” yanıtına Barış Çakmak “bizler tiyatrocuyuz, Selda ile konuÅŸarak yaptık, biz bir sorun görmüyoruz” eklemesi yapar.
Duygu sömürüsü yapmadan duyarlı anlatım için teÅŸekkür eden izleyici, uyumunu gördüğü oyuncuların nasıl hazırlandıklarını bilmek ister; DoÄŸu ve GüneydoÄŸu’da sivil toplum örgütlerinde çalıştığını belirten Derya Durmaz, dinamiklerini kavrayıp oralarda yaÅŸayınca, üzerine bir ay kadar Mardin’de kalıp ÅŸive koçuyla çalışınca… der, Barış Çakmak, ekler, “aksandaki müziÄŸi kapmak için, Mardin’e gelir gelmez birkaç Mardinli arkadaÅŸ edindim, böylece hazırlandım.”
Yabancı bir hanım izleyici İngilizce olarak, annenin niye intihar ettiÄŸini sorar, bir de yönetmenin yakın çevresinde intihar yaÅŸanıp yaÅŸanmadığını bilmek ister. Yanıtın, “yabancılar için yabancı olabilir ama, ülkemizde bize bile uzak olan o kadınlar büyük sorunlar içinde yaşıyorlar… Cemile 7 yıl sonra bile çocuÄŸunun acısını atlatamadı, hayatımda böyle bir ÅŸey olmadı ama, ben, o yaÅŸta nedensiz yere bir evlât yitirsem, öyle davranabilirdim” olduÄŸu güzel kadın filminde “abla”, Cemile’nin kendini asmasından sonra, boynu bükük İbo’nun ardısıra, boÅŸ taÅŸ sokakta, rüzgârın sürüklediÄŸi naylon poÅŸet görüntüsünü çok beÄŸenir.

Bir sonraki seansta Atlas’ta yerini alan “abla” tam önüne gelip oturan Derya Durmaz’la, kısa bir sohbet daha dalmışken, sahneye, filmin iki oyuncusuyla çıkan Reha Erdem, “biliyorsunuz film yarın gösterime girecek” der, “bu İstanbul’da ilk gösterim, aslında gala gibi birÅŸey oluyor”. Türkiye, 2009 yapımı Kosmos: Yönetmen Reha Erdem, oyuncular Sermet YeÅŸil, Türkü Turan, Hakan AltuntaÅŸ… Yarışma dışı bölümden Kosmos, Florent Henry‘nin harikulade görüntüleri, yakındaki tatbikatın aralıksız gümbürtüsünü yaran marÅŸandiz homurtusu, kesintisiz kar savuran rüzgârın dinmeyen vınıltısı, Kosmos ile Neptün’ün kendilerine özgü iletiÅŸim çığlıklarıyla resmedilip seslendirilen, -”abla”nın gördüğünde bayıldığı- muhteÅŸem Kars’ın yeri ile göğü arasında yaÅŸanan, boyutlararası kahramanı Battal’ın öyküsünü anlatır.

Battal, dehÅŸet içinde kaçar gibi geldiÄŸi Kars’ta suya kapılmış küçük oÄŸlanı kurtarır, ona can bağışlar. OÄŸlanın babası Battal’ı sahiplenir, kahveci iÅŸ ve barınak saÄŸlar ama Battal’ın tek derdi, “abla”nın, “Tanrısallığın demo”su saydığı “aÅŸk”tır, kahvedekiler karı istediÄŸini düşünür, gülüşürler. Battal, yargıdan kaygıdan azade, içtenlikle, sarılmak istediÄŸini söyler, bir kadının aÄŸrıları için yeÅŸil reçeteli ilâç çalar, elindeki sigara yanığını onardığı gibi, astımı ÅŸifalandırır, para, -bir enerji biçiminden ibaret olduÄŸunu kanıtlarcasına- elleri arasından akar da akar…

Yabancılardan korkmaları gerektiÄŸini düşünenlerle, sınır kapısı açılsın diye imza toplayanlar, bir tabutla dolaÅŸarak babalarının zehirlendiÄŸi gerekçesiyle otopsi isteyen erkek kardeÅŸler, -kendi suçluluk duygusundan sıyrılamayıp ölen- dilsiz oÄŸlan, gece göğünü çizip düşen bir uydu, eriyip donduÄŸu, yine eridiÄŸi rüyasını Battal’a anlatan, sürgün, 20 yıllık öğretmen, insanların, içlerinden gelen sese kulak verenleriyle ver(e)meyenleri arasındaki ayrımın mihenk taşı, bir üst titreÅŸim/bilinç düzeyinden emanet Battal, filmin sonunda, başındaki gibi karlara bata çıka dehÅŸet içinde kaçar/yeni hedefine koÅŸar. Film, kuyruÄŸunu yutan ejder baÅŸlı yılan ouroboros gibi, döngünün mükemmel biçimde tamamlanışıyla sona erer.

Gösterim sonunda, izleyicilerden birinin “Bu film anlatılamaz, müthiÅŸti, bu deneyim için teÅŸekkürler” der ve filmi Kars’ı görerek mi yaptığını, bir de Battal’ın dilsiz oÄŸlanın iki parmağını tuttuÄŸu görüntüyü kastederek, Sixtin Åžapel’i tavan freskine gönderme olup olmadığını öğrenmek ister. Yönetmenin yanıtı “Kars’ı gördükten sonra yaptım, Sixtin Åžapel’i bilinçli deÄŸildi” olur.
“Filmde müthiÅŸ ses kurgusu var, Reha Erdem tarzı görülüyor… Kaç Para Kaç’ı özlüyorum, kutluyorum ama orta karar bir film diye düşünüyorum” diyen izleyiciden sonra mikrofunu alan bir hanım izleyici “Adam yürür, yürür, çocuk yürür, yürür, Fellini Reha sıkılır…” der, “TV’de, hazırladığınız filmi izledim, merak ettim ve geldim, çok sıkıldım. Bizim yönetmenlerimiz hızlı sahneleri 2015′te mi çekecekler?”
Yönetmen “ben sizin zamanınıza uyum saÄŸlamak peÅŸinde deÄŸilim” der, alkışlar arasında devam eder “bu sıkıntı, biz yönetmenlerin giderebileceÄŸi bir ÅŸey deÄŸil”. Alkışları kasteden hanım sorar “bu insanlar için mi yapıyorsunuz filmlerinizi?..”
KonuÅŸmalar karşılıklı atışmalara dönüşür, arkadan gelen “biz istiyoruz bu filmleri!” sesleri arasında gerilen sohbet, yaklaÅŸan seans gerekçesiyle, sona erdirilir.

Mısır, 2009 yapımı Heliopolis: Yönetmen Ahmad Abdalla, oyuncular Khaled Abol Naga, Hanan Metaweh, Hany Adel… Büyüleyici İsyancılar: OrtadoÄŸu ve Kuzey Afrika’dan Bağımsız Sinemalar Seçkisi bölümünden, -Grekçe GüneÅŸ Åžehri anlamında, Mısır’ın en eski dönemlerinde 13 kez baÅŸkent olmuÅŸ- Heliopolis, 1956′dan önce özellikle Yunanlıların oturduÄŸu, kovulma/terklerinden sonra, hızla deÄŸiÅŸmekte olan güzel zengin mahallenin mekânı olduÄŸu, deÄŸiÅŸik dinlerden birkaç kiÅŸinin, akÅŸamında “heba oldu koca gün” diyerek yeni bir güne hazırlanışlarına dek yaÅŸadıklarını anlatır. NiÅŸanlı çiftin erkeÄŸinin dile getirdiÄŸi “ilk tanıştığımızda seninle buluÅŸmaya gelmem iki saati bulurdu, o zamanlar saatlerin hiç mi hükmü yoktu?” sözleri “abla” için, güzel, sade filmin en anlamlı  cümlesidir.


Yorum yapın