Harry Potter and the Prisoner of Azkaban | Harry Potter ve Azkaban Tutsağı

- 09/08/2010
8,33(6 oy)

Serinin üçüncü filminde yönetmen koltuğuna oturan Alfonso Cuaron, eğlencelik ilk iki filmin aksine Harry Potter serisine bir kişilik kazandırıyor.

Harry Potter’ın ilk iki serisinde yönetmen koltuğunda Chris Columbus oturmuştu hatırlarsanız. Ve ilk iki film de, özel bir dokunuştan oldukça uzaktı. Chris Columbus, özellikle ilk filmde, kamerasını karakterlerin görülebileceği şekilde yerleştirmekten başka birşey yapmamıştı. Üçüncü filme bakınca, Alfonso Cuaron’un farkı daha iyi anlaşılıyor.

Her şeyden önce Cuaron izleyicisini küçümsemiyor. Filmin küçük izleyicilere hitap ettiğini varsayıp, buna uygun sahneler kotarmaktansa, daha ilk anlardan itibaren farkını hissettiriyor. Bu da Cuaron’un kendine has kamera kullanımıyla ortaya çıkıyor elbette. Henüz ilk dakikalardan karanlık bir atmosfer yaratan Cuaron, yeterince uzun planlarla oyunculardan da daha fazla verim elde ediyor. Mesela, Harry Potter’ın Sirius Black’le ilgili brifing aldığı bir kısımda, bir yandan da Sirius Black’in “aranıyor” yazan afişini görüyoruz ki, muhtemelen “başka bir yönetmen” böyle bir inceliğe yer vermezdi.

Filmin bir diğer ilgi çekici yanı da, sırtını aksiyona değil gerilime yaslıyor oluşu. Nerdeyse birbirinin kopyası kurgulara sahip ilk iki filme nazaran, burada kurgu da biraz değişik. Tabii ki yine Malfoy’un Harry ve arkadaşlarına sataşmalarını izliyoruz fakat tüm film bunun üzerine kurulu değil. Mesela, büyücüler dünyasına geçen duvar burada kullanılmıyor. Yani filmde gereksiz eğlencelikler biraz silkelenmiş. En başından beri Hogwards’a yerleşen tekinsiz ruh emiciler, gerilim düzeyini arttırıyorlar. Yine ilk iki filmin aksine bu sefer okulun geleceği değil, doğrudan Harry’nin hayatı söz konusu. Harry’nin peşinde olduğunu öğrendiğimiz Sirius Black, okula yaklaştıkça klostrofobik bir ortamda hissediyoruz kendimizi. Özellikle ilk filmde çok yer kaplayan Quidditch mücadelesi, bu sefer hikayenin bir yan unsuru. Okuldaki gruplar arasında yer alan çekişme de filmde pek yer almıyor. Yani Cuaron, serinin hayranlarının bir kez daha “müfredata uygun” bir film izlemesine izin vermiyor, çok da iyi yapıyor.


Alfonso Cuaron’un seyircisini ciddiye aldığını söylemiştim.Bunu şöyle de değerlendirebiliriz;ilk iki filmde neredeyse çoğu zaman pırıl pırıl olan gökyüzünü bolca seyretmiştik.Burada Cuaron,filmin gerilimli havasına hizmet etmesi için kara bulutları bol bol kullanıyor.Ayrıca zaman zaman çıkan espiriler oldukça zekice.Hatta kimi zaman film,bir gerilim-korku filmi havasına bürünebiliyor.Finaline doğru,oldukça akıllıca manevraları da hikayede görmek mümkün.

Fakat hikayenin kendine has varlıklarından doğan aksaklıkları da görebiliyoruz. Hikayeye dahil olan çeşitli varlıklar, nihayetinde bir Harry Potter filmi izlediğimizi anımsatıyor bizlere. Bunu küçümseme amaçlı söylemiyorum, hikayenin özünden kopmadığını belirtmek istiyorum sadece.

Filmin çekirdek kadrosunda yine pek bir değişiklik yok. Daniel Radcliffe, bu sefer kimi zaman abartsa da, daha iyi bir oyuncu olarak karşımıza çıkıyor. Rupert Grint, Emma Watson, Alan Rickman, Gary Oldman, Maggie Smith, Tom Felton, Robbie Coltrane ve Michael Gambon gibi güçlü oyuncuları da filmde görmek mümkün.

Harry Potter serisinin kitaplarını okumadığım için, seride bu kitapla keskin bir dönüşüm yaşanıp yaşanmadığını bilemiyorum ama bir yazarın, tek bir kitapla bu denli farklı bir yola girmesi de çok mümkün gözükmüyor bana. Alfonso Cuaron’dan bu kadar karanlık bir film beklemiyordum. Fakat Cuaron, ne yaptığını bilerek ortaya doyumsuz bir film çıkarmış.

Harry Potter and the Prisoner of Azkaban | Harry Potter ve Azkaban Tutsağı Yorumları

Yorum Yok


dokuz + = 15

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri