Hanna

- 05/11/2011
7,29(7 oy)

Geçenlerde, gündüz kuşağındaki programlardan birinde, Emmy ödülleri sonrası “Mad Men”in başarısıyla birlikte yurt dışındaki dizilerin yükselttiği çıta konuşulurken bir yorumcu, dizileri filmlerle karşılaştırma yoluna gidip şöyle demişti: Çünkü artık dizi filmler sinema tadında olmaya başladı. Filmler ise artık dizi tadında!

Bugün insanların kolaylıkla ulaşabildiği, adını burada saymamıza gerek olmayan birçok müthiş prodüksiyon mevcut. Üstelik sadece Amerika’da değil, Avrupa’da da kalburüstü yapımlar görüyoruz artık. Dolayısıyla sinema sektörünün, biraz daha daraltmak gerekirse özellikle popüler sinemanın, ki diğer yapıtlar zaten azla yetinmeyi biliyor!, mücadele etmesi gereken şeyler bir hayli fazla. Üstelik Blu Ray gibi görüntü kalitesini bambaşka bir boyuta getiren konseptlerin yanında, sürekli ekrana birşeyler fırlatılmasına neden olan filmler çekilmesine sebebiyet veren 3D teknolojisi de, “Avatar”ın çıktığı aylardaki kadar çekici değil.

“Hanna”ya bakınca sanki Hollywood’un tükenmişliğinin şifrelerini görüyoruz. Hanna, soğuk bir iklimde yetişen ve babası tarafından, öldürülen annesinin intikamını alması için tam bir savaşçı gibi büyütülen, oldukça zeki ve bilgili bir kişilik. Zamanın geldiğine inandığında kendini dış dünyaya atıyor ve kötücül güçleri devirmek için bir kovalamacanın içinde buluyor kendini…

“Hanna” aslında çok kötü bir film değil. Mesela Hanna’nın elektronik aletlerle tanışması veya müziğin devreye girmediği birkaç aksiyon sahnesi filmin geneline bakıldığında beklenmeyecek meziyetler. Fakat diğer alanlarda yapıt tam bir klişe batağına saplanmış. Peşlerindeki “kötü kadın” Melisa, bugüne kadar binlerce kez gördüğümüz soğukkanlı ajan tiplemelerinden biri sadece. Cate Blanchett’in hiçbir spesifik dokunuşunu göremiyoruz. Sebepsiz yere fırsat buldukça bacaklarını göstermesi ve aksanı da sevimsiz. Hanna’nın alıkonulduğu yerden kaçması ise tam bir komedi. Araya giren elektronik müzik, filmi “Hot Shots” havalarına sokuyor, hepsi bu. Aksiyon sahnelerinin yeterli bayağılığına elektronik müzik eklenince, bir tuhaf oluyor film, tüm bu kargaşa iyice çekilmez bir hal alıyor. Aslında müzikler kendi başlarına kötü değil ama bu koşturmacanın içinde çok uygunsuz duruyorlar. Daha önce neden pek yapılmadığını sorgulamamışlar anlaşılan!,. Hanna’nın tüm yapısında bir Bourne havası sezilmiyor değil. Hatta sanırız sondaki küçük sürpriz filme bir mantık oturtmak için yapılmış. Fakat Bourne serisini en başarılı yapan unsur, yani mantık burada atlanınca elde edilen başarı da Bourne serisinin yanından bile geçmiyor.

Sonuç olarak dediğimiz noktaya geliyoruz. Popüler sinemanın ve bu alanın başı çeken yeri Hollywood’un acilen toparlanması gerekiyor. Zira iyice düşen sinema biletleri fiyatları, bu gidişle hiç satılmaz olacak gibi. Çünkü yavaş yavaş, bu tip filmlerle de insanların popüler sinemaya olan güvenleri ölüyor.

Filmin yönetmeni Joe Wright, “Kefaret”te de beraber çalıştıkları Saoirse Ronan’a başrolü teslim etmiş bu kez. Avustralya’lı aktör Eric Bana ise Hanna’nın yetiştiricisi rolünde. Cate Blanchett filmin kötü kadını. Olivia Williams ve Jason Flemyng’i de kadroda görmek mümkün.   

Hanna Yorumları

Yorum Yok


× 9 = onsekiz

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri