<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinemablog</title>
	<atom:link href="http://www.sinemablog.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinemablog.com</link>
	<description>Sinema Kültürü</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 May 2012 15:25:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Mayıs Sıkıntısı</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/mayis-sikintisi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/mayis-sikintisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 15:25:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1999]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3708</guid>
		<description><![CDATA[Günümüzde özellikle İngiltere ve Fransa başta olmak üzere, Avrupa’nın birçok ülkesinde haklı bir şöhrete kavuşan Nuri Bilge Ceylan’ın filmografisinin belki de en kendine özgü işlerinden “Mayıs Sıkıntısı”. Pek çok konuyu aynı potada eriten film, bugün izlendiğinde Ceylan’ın geçtiği yolları da anımsatan samimi bir çalışma. Pek çok meseleye el atıyor “Mayıs Sıkıntısı”. Öne çıkanlardan biri de ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Günümüzde özellikle İngiltere ve Fransa başta olmak üzere, Avrupa’nın birçok ülkesinde haklı bir şöhrete kavuşan Nuri Bilge Ceylan’ın filmografisinin belki de en kendine özgü işlerinden “Mayıs Sıkıntısı”. Pek çok konuyu aynı potada eriten film, bugün izlendiğinde Ceylan’ın geçtiği yolları da anımsatan samimi bir çalışma.</p>
<p class="MsoNormal">Pek çok meseleye el atıyor “Mayıs Sıkıntısı”. Öne çıkanlardan biri de sonunda vardığımız “herkesin derdinin kendine büyük” olması. Mesela film çekmek için finansman sıkıntısı çeken Muzaffer var. Muzaffer, babasının dediği gibi “para getirmeyeceği muhakkak” bir film çekmek için gönüllü oyuncu arama derdine düşmüş. Bunun için de memleketine gelip en doğal performansları yakalamaya çalışıyor. Tabii çevresinde bu işe zerre önem vermeyen tipler olduğunu için, Muzaffer’in ilgisinin onda birini dahi akıtmıyorlar bu film projesine. Böyle bir konuyu ülkemizde izlemek bile oldukça enteresan. Nuri Bilge Ceylan filminin bu kanadıyla amatör sinemacıların zorluklarına değinmekle kalmamış, belki de bu kadar ileri gideceğini tahmin etmediği sinema serüveni için de eşsiz bir belgesel bırakmış seyircisine. Öyle ya, ancak Elektrik Elektronik Mühendisliği’ni bitirdikten sonra sinema eğitimi alabilmiş bir isim, birçok meslektaşının da kaderini paylaşarak, Ceylan. Bu sebeple filmde anlatılan durum, Türkiye’deki sinema sektörüne getirilen en ağır eleştiri olarak bile nitelendirilebilir.</p>
<p class="MsoNormal">Genel çerçeve içinde bu tip alt okumalara rastlanabilse de, tüm karakterlerin benzer dertlerle boğuştuklarını görüyoruz. Arazisini tapu kadastroculara kaptırmamak için bir hukuk savaşına soyunan Muzaffer’in babası Emin, sürekli çevresine yararlanabileceği ilgili yasayı anlatırken, etrafından işittiği cümleler aynı oluyor. Kimle konuşsa yasaların isteğe! göre yorumlanabildiği ya da yasalardan çok alışkanlıkların önemi olduğunu duyuyor.</p>
<p class="MsoNormal">Filmin küçük yıldızı Ali, bir müzikli saat hayalinin peşinde koşarken başkası için değersiz bir nesnenin kendisi için ifade ettiği büyük anlamla dertlenirken, Saffet ise kolay sandığı İstanbul’a, Muzaffer abisinin de desteğiyle kapağı atma çabasında. Bunca hengame içinde Muzaffer’in annesi Fatma ise filmin en sıkıntısız insanlarından birine hayat veriyor.</p>
<p class="MsoNormal">Filmdeki Saffet ve Muzaffer’in daha sonra “Uzak”ta izleyeceğimiz iki karakterin temelini oluşturduğunu, “Uzak”ı izleyen seyirciler rahatlıkla kavrayacaktır, bunu da not olarak düşelim.</p>
<p class="MsoNormal">Yapımın ruhuna uygun olarak amatör bir oyuncu kadrosunun oluşturduğu filmde, yönetmenin anne babası Fatma Ceylan ve Emin Ceylan, filmin içinde film çekmeye çalışan Muzaffer’in anne babasına hayat veriyor. Türk sineması içinde rolünün hakkını en çok veren isimlerden Muzaffer Özdemir Muzaffer’i, “Uzak”ın parladığı zamanlarda talihsiz bir şekilde hayatını kaybeden Emin Toprak da Saffet’i canlandırıyor.</p>
<p class="MsoNormal">Son olarak filmin Ankara Film Festivali’nde En İyi Film ve Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de En İyi Yönetmen ödülü de dahil olmak üzere, yerli ve yabancı pek çok festivalde ödül aldığını belirtelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/mayis-sikintisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Midnight in Paris &#124; Paris&#8217;te Gece Yarısı</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/midnight-in-paris-pariste-gece-yarisi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/midnight-in-paris-pariste-gece-yarisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 May 2012 18:37:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Romantik]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3705</guid>
		<description><![CDATA[Woody Allen yönettiği filmlerin senaryosuna da imza atan bir isim. Ses getiren bir röportajında asla bir başyapıt çekemediği için üzgün olduğunu söylemiş ve başarılı filmleri olsa da, mesela bir “Bisiklet Hırsızları” gibi müthiş bir filmin filmografisinde yer almadığını belirtmiş ve bunu söylerken de bir mütevazılıktan çok üzgün bir havaya bürünmüştü. Dediğine göre böyle bir film ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Woody Allen yönettiği filmlerin senaryosuna da imza atan bir isim. Ses getiren bir röportajında asla bir başyapıt çekemediği için üzgün olduğunu söylemiş ve başarılı filmleri olsa da, mesela bir “Bisiklet Hırsızları” gibi müthiş bir filmin filmografisinde yer almadığını belirtmiş ve bunu söylerken de bir mütevazılıktan çok üzgün bir havaya bürünmüştü. Dediğine göre böyle bir film çıkarması için de artık çok geçti.</p>
<p class="MsoNormal">“Midnight in Paris” usta sinemacının kariyerinin bir özeti gibi adeta. Filme baktığınızda neden Allen’ın entelektüel kesimin sahip çıktığı bir sinemacı olduğunu rahatlıkla kestirebiliyorsunuz.</p>
<p class="MsoNormal">Gil, Hollywood’ta çalışıyor fakat işinden memnun değil. Nişanlısıyla birlikte geldiği Paris’te kalma hayalleri kuruyor. Aynı zamanda tam bir eski zaman aşığı kendisi. Bir gece anlam veremediği bir biçimde eski tip bir arabayla hayranı olduğu 1920’lerde buluyor kendisini. Sevdiği sanatçılarla vakit geçiren Gil, Pablo Picasso’nun sevgilisine aşık olunca kendisini bu zamana ait hissetmeye başlıyor.</p>
<p class="MsoNormal">“Midnight in Paris” epey bir entelektüel birikim istiyor. Tamam belki Picasso veya Dali belirli bir seviyede genel kültüre sahip olan insanlar için yabancı değil fakat bu isimlerin hayatlarına veya sanat yaşamlarına da vakıf olmak film için bir gereksinim. Ayrıca bu isimler dışında, meraklısı haricinde yabancı gelebilecek sanatçılar da mevcut.</p>
<p class="MsoNormal">Film bu şekliyle gerçeküstü bir kıvamda zaten ve hem sanat geçmişine hakim hem de gerçeküstü motiflerden hoşlanan sanatseverler – entelektüel kesim için bu bulunmaz bir nimet. Filmin En İyi Senaryo Oscarı kazanması da bununla ilintili büyük ölçüde.</p>
<p class="MsoNormal">Fakat konuyla pek ilgili olmayan sinemaseverler için film son dönemdeki haber kanallarını anımsatıyor: çok şaşalı fakat içi pek dolu değil! Ayrıca sanatsever olmak için illa soyut sanattan hoşlanmanız da gerekmiyor kanımca. Soyut sanattan hoşlanmamanız, belirli kalıpları algılayamayan anlayışsız biri olduğunuzu değil, sadece soyut sanattan hoşlanmadığınızı gösterir. Woody Allen’ın ve sıradan insanların anlamadığı kadar sanattan anlayan(!) kesimin temel sıkıntısı da burada işte. Festivallerde belirli plan sayısını geçen filmlere ödül verilmesine karşı çıkılmasının sebebi de bu.</p>
<p class="MsoNormal">Filmin oyuncu kadrosunda birbirinden ünlü isimler var. Owen Wilson, Rachel McAdams, Kathy Bates, Corey Stoll, Michael Sheen, Tom Hiddleston, Adrien Brody, Marion Cotillard ve küçük bir rolle Carla Bruni.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/midnight-in-paris-pariste-gece-yarisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eyvah Eyvah 2</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/eyvah-eyvah-2.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/eyvah-eyvah-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 May 2012 20:51:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3695</guid>
		<description><![CDATA[2011’in en çok izlenen filmi “Eyvah Eyvah2”ilk filmin bıraktığı yerden başlıyor ve Hüseyin Badem’in eğlenceli maceralarına da kaldığı yerden devam ediyor. İlk filmde Hüseyin Badem daha çok İstanbul’da başını türlü belalara sokuyordu. Bu kez ise kendi memleketinde, sevdiği kızı elde edebilmek için başına bir sürü dert açılıyor. İlk filmdeki sıcaklık, samimiyet ikinci filme de geçmiş ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">2011’in en çok izlenen filmi “Eyvah Eyvah2”ilk filmin bıraktığı yerden başlıyor ve Hüseyin Badem’in eğlenceli maceralarına da kaldığı yerden devam ediyor. İlk filmde Hüseyin Badem daha çok İstanbul’da başını türlü belalara sokuyordu. Bu kez ise kendi memleketinde, sevdiği kızı elde edebilmek için başına bir sürü dert açılıyor.</p>
<p class="MsoNormal">İlk filmdeki sıcaklık, samimiyet ikinci filme de geçmiş evet, fakat ilk filmdeki komedi dozu bu filmde ne yazık ki yok. Hüseyin’in babası Ali Rıza Şeker kendisine verilen görevi yadırgamış sanki. Hemşire Müjgan’ın babası Edremit de fazla klişe bir karakter gibi görünüyor. Yine aynı şekilde filmin sonlarında Hüseyin’in başını derde sokma hikayesi de zorlama gibi. Fakat her şeye rağmen filmin insanı güldüren pek çok sahnesi mevcut. Finalde Türk filmlerini anımsatan mutlu son da filme oldukça yakışmış. Dediğimiz gibi, ilk filmdeki kadar gülemeseniz de eğlenceli ve komik pek çok sahne bu filmde de var.</p>
<p class="MsoNormal">Ata Demirer, Hüseyin Badem’in hikayesinin artık bittiğini söylemişti filmden sonra. Belli ki bir devam filmi daha gelmeyecek. Zaten yazının yazıldığı sırada “Berlin Kaplanı” çok yakında vizyona girecek.</p>
<p class="MsoNormal">Filmin yönetmeni Hakan Algül. Senaryo başroldeki Ata Demirer’e ait. Daha çok yine BKM kadrosundan aşina olduğumuz isimler ağırlıkta. Demet Akbağ, Özge Borak, Salih Kalyon, Caner Alkaya, Teoman Kumbaracıbaşı, Bican Günalan, Murat Serezli, Tanju Tuncel ve konuk oyuncu olarak Beyaz, filmin oyuncu kadrosunu oluşturuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/eyvah-eyvah-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>X Men: First Class &#124; X Men: Birinci Sınıf</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/x-men-first-class-x-men-birinci-sinif.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/x-men-first-class-x-men-birinci-sinif.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 May 2012 15:46:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Aksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Fantastik]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3692</guid>
		<description><![CDATA[İlk üç filmden sonra Wolverine karakterine odaklanan bir denemeden sonra “X Men” serisi yine Bryan Singer’ın öncülüğünde (kendisi bu kez yönetmen koltuğunda değil fakat hikayede imzası var ve yapımcılık görevini üstlenmiş), son yıllarda tüm popüler serilerin yaptığını yapıp hikayenin başlangıcına döndü. Genel atmosfer özellikle sinema eleştirmenlerinin pek beğendiği soğuk savaşla ilgili. Soğuk savaş sürerken Amerika, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">İlk üç filmden sonra Wolverine karakterine odaklanan bir denemeden sonra “X Men” serisi yine Bryan Singer’ın öncülüğünde (kendisi bu kez yönetmen koltuğunda değil fakat hikayede imzası var ve yapımcılık görevini üstlenmiş), son yıllarda tüm popüler serilerin yaptığını yapıp hikayenin başlangıcına döndü.</p>
<p class="MsoNormal">Genel atmosfer özellikle sinema eleştirmenlerinin pek beğendiği soğuk savaşla ilgili. Soğuk savaş sürerken Amerika, Rusya’ya bir tehdit oluşturması için nükleer bombalarını Türkiye’ye konuşlandırmak istiyor. Çıkabilecek savaştan çıkarı olan bir grup mutant da ilgili kişileri ikna etmeye çalışarak ortalığı kızıştırıyor. Bu mutantları bir yandan engellemek için hükümet, çalışmalarını sürdürürken de bir yandan konuyla dolaylı yoldan ilgili bir intikam öyküsü izliyoruz…</p>
<p class="MsoNormal">“X Men: Fist Class” en büyük avantajını bir soğuk savaş atmosferi yaratarak değil de hikayeye yeni karakterler ekleyerek yapıyor. Ülkemizde çizgi roman düşkünlüğü pek üst seviyede olmadığı için ne yazık ki, yeni mutantlar da insanı heyecanlandırıyor. Mevcut mutantlardan eksik olanlar da var ki en önemli eksik Wolverine. Ama ilginçtir film boyunca aklınıza bile gelmeyecektir belki de bu karakterin yokluğu zira film Magneto ve Xavier arasındaki dostluğa dikkat çekiyor. Hatta Magneto’nun neden normal insanlara karşı nefret dolu olduğunu da filmin başlarında bolca gözlemliyoruz. Mutantlar arasındaki iyi-kötü safların oluşması filmin finaline kalıyor. Magneto yine karanlık bir karakter olmuş, Xavier ise çapkınlığıyla ön planda! Zaten iki karakter arasında geçmişte yaşanmış olaylar, yaşanan fikir ayrılığı önceki filmlerde de hissettiriliyordu bir şekilde, bu filmde tüm ayrıntısına kadar bu anlaşmazlığın köklerine iniyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">Filmin sürükleyiciliğini yitirdiği pek çok an mevcut. Bilgisayar efektlerine aşırı yüklenildiği anlarda da bir yapaylık oluşuyor ister istemez. Fakat Bryan Singer’ın başlattığı üçlemeyi sevdiyseniz eğer, bu filmden de memnun kalacaksınızdır.</p>
<p class="MsoNormal">Filmin yönetmeni Matthew Vaughn. Xavier’e James McAvoy, Magneto’ya kariyerinin en iyi performansında Michael Fassbender hayat veriyorlar. Kevin Bacon’ı da nihayet kötü bir karakteri canlandırırken uzunca bir süre izleyebiliyoruz, epey süre sonra. Oliver Platt, Jason Flemyng, Jennifer Lawrence, January Jones ve Rose Bryne da diğer önemli isimler. <span> </span><span> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/x-men-first-class-x-men-birinci-sinif.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kasaba</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/kasaba.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/kasaba.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Apr 2012 19:51:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[1997]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3677</guid>
		<description><![CDATA[“Kasaba”nın benim izlediğim kopyasında ciddi bir ses problemi vardı. Normalde Nuri Bilge Ceylan filmlerini sürükleyen unsurların başında doğal diyaloglar gelir fakat “Kasaba”da bu diyaloglar büyük ölçüde seslendirmeden kaynaklı problem nedeniyle zarar görmüş. Onun için filmin mevcut seslendirme kadrosuyla seyirciyi içine çekmesi zor. Zaten filmin bütün ruhunu da bu durum emiyor. “Kasaba”nın bugün bakıldığında enteresan gelen ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Kasaba”nın benim izlediğim kopyasında ciddi bir ses problemi vardı. Normalde Nuri Bilge Ceylan filmlerini sürükleyen unsurların başında doğal diyaloglar gelir fakat “Kasaba”da bu diyaloglar büyük ölçüde seslendirmeden kaynaklı problem nedeniyle zarar görmüş. Onun için filmin mevcut seslendirme kadrosuyla seyirciyi içine çekmesi zor. Zaten filmin bütün ruhunu da bu durum emiyor.</p>
<p>“Kasaba”nın bugün bakıldığında enteresan gelen tarafı ise, özellikle yönetmenin hayranları için, Hem Ceylan’ın ilk ve uzun metrajları arasından en amatör filmi oluşu, hem de üstü kapalı bir üçlemenin ilk ayağı olması. Ceylan belli ki maddi problemler ve kısıtlı kadro nedeniyle, kısmen “Mayıs Sıkıntısı”nda da olduğu gibi filmini belirli bir perdeden anlatamamış. Filmi izlerken bunu göz önünde tutmakta yarar var.</p>
<p>Bir üçlemenin ilk ayağı olması ise “Mayıs Sıkıntısı” ve “Uzak”la arasında olan bağ ile ilgili. “Kasaba”da bir kasabada yaşamını sürdüren bir ailenin iç hesaplaşmasını izliyoruz. “Mayıs Sıkıntısı”nda ise açık açık belli edilmese de, bazı sahnelerden anladığımız kadarıyla bu filmin çekim süreci irdelenmiş. “Uzak”ta ise “Mayıs Sıkıntısı”nda boy gösteren iki karakterin hikayelerinin büyük şehre taşınması meselesi var. Yani üç film de bir şekilde bağlantılı.</p>
<p>Bunun dışında “Kasaba” açık ara Nuri Bilge Ceylan’ın en karamsar filmi. Filmde kasabanın getirdiği olanaksız yaşamlar her geçen dakika artan bir boğuculukla anlatılmış ki finale doğru bu görünmez baskı kendisini iyice hissettiriyor. Filmin çoğu da bir günde geçiyor zaten. Fakat yine de bazı nedenlerden dolayı “Kasaba” Nuri Bilge Ceylan’ın en etkisiz işlerinden gibi gözüküyor.</p>
<p>Filmde Ceylan’ın anne ve babası Fatma Ceylan ve Emin Ceylan’ın yanı sıra 2002’de bir trafik kazasında hayatını kaybeden Emin Toprak, Cihat Bütün, Havva Sağlam ve Muzaffer Özdemir yer alıyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/kasaba.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toy Story 3 &#124; Oyuncak Hikayesi 3</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/toy-story-3-oyuncak-hikayesi-3.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/toy-story-3-oyuncak-hikayesi-3.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 18:21:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2010]]></category>
		<category><![CDATA[Animasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3675</guid>
		<description><![CDATA[“Toy Story 3”le ilgili çeşitli sitelerde ve medyada yer alan en büyük yanılgıyı en başta dile getirelim. Film vizyon tarihi boyunca genelindeki havasından ve özünden farklı olarak komik değil de duygusal olarak nitelendirilmiş ve “Mendillerinizi hazırlayın.” veya “Gözyaşlarınızı tutamayacaksınız.” gibi cümlelerle tanıtılmıştı lakin kazın ayağı öyle değil. Film, tıpkı serinin ilk iki filminde olduğu gibi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Toy Story 3”le ilgili çeşitli sitelerde ve medyada yer alan en büyük yanılgıyı en başta dile getirelim. Film vizyon tarihi boyunca genelindeki havasından ve özünden farklı olarak komik değil de duygusal olarak nitelendirilmiş ve “Mendillerinizi hazırlayın.” veya “Gözyaşlarınızı tutamayacaksınız.” gibi cümlelerle tanıtılmıştı lakin kazın ayağı öyle değil. Film, tıpkı serinin ilk iki filminde olduğu gibi çok eğlenceli ve belki de serinin en komik filmi. Sözü edilen duygusallık ise yalnızca filmin son beş dakikasında kendisini gösteriyor ve sadakat konusuna değinerek izleyenlerini duygulandırıyor. Filmin genelinde böyle bir atmosfer yok.</p>
<p>Serinin üçüncü filminde Andy’nin oyuncakları sayı olarak oldukça azalmış durumda. Andy de üniversiteye gideceği için oyuncaklarını ne yapacağı konusunda kararsız. Üniversiteye sadece Woody’yi götüreceğini belli eden Andy, bu sebeple diğer oyuncakların kendilerine farklı bir rota çizmesine de ön ayak oluyor fakat diğer oyuncaklar bu sebeple sığındıkları kreşte istedikleri ortamı bulamıyorlar…</p>
<p>Üçüncü film, ikinci filmin tarihine bakılırsa oldukça uzun bir süre sonra gösterime girdi. Filmin teknik yönünde gözle görülür bir farklılık olsa da belli ki bu fark, diğer filmlerin de niteliğinin düşürülmemesi adına bir uçurum olmamış. Filmde birçok yeni oyuncak görüyoruz yine fakat en enteresan ilişki Barbie ve Ken arasında gerçekleşiyor. İlk iki filmi izlemeye gerek duymayıp seriye bu filmle başlarsanız birçok noktayı yeterince idrak edememeniz mümkün. Buzz’ın hafızasıyla ilgili geçmişte yaşadığı problem, Jessie’nin Buzz’la olan ilişkisi veya Patates Kafa’nın “evlatlıklarıyla” yaşadıkları gibi pek çok noktayı gözden kaçırmayı da göze almanız gerek. O yüzden en iyisi seriyi en başından oturup izlemek.</p>
<p>Dediğimiz gibi üçüncü film serinin en iyisi ve en komiği olmuş. Filmin finalinde belirgin bir veda gözükse de “tadında bırakma” kavramını iyi anlayamamış olan Hollywood serinin dördüncü filmi için hazırlıklara başlamış durumda.</p>
<p>Filmin yerli seslendirme kadrosunda beklendiği üzere Mehmet Ali Erbil ve Haluk Bilginer yok. Ama başta Ayhan Kahya olmak üzere tüm ekip oldukça başarılı. Orijinal seslendirme kadrosunda ise bir değişiklik göze çarpmıyor. Tom Hanks ve Tim Allen yine kadronun başını çekerken Whoopi Goldberg, Michael Keaton ve Joan Cusack gibi isimler de dikkat çekiyor. Filmin yönetmeni bu kez Lee Unkrich.   </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/toy-story-3-oyuncak-hikayesi-3.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Le Fate ignoranti &#124; Cahil Periler</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/le-fate-ignoranti-cahil-periler.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/le-fate-ignoranti-cahil-periler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Apr 2012 18:21:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2001]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Komedi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3673</guid>
		<description><![CDATA[İtalya’nın ünlü yönetmenlerinden Ferzan Ozpetek, yine depresif bir havada açıyor filmini. Massimo adlı, işinde başarılı ve eşiyle arası iyi olan bir adam, teknolojiden nasibini almamış ve açıkça komik görünen bir trafik kazası sonucu yaşama gözlerini yumuyor. Eşi de henüz bunun şokunu atlatamadan kocasının bir metresi olduğundan şüpheleniyor ve elindeki ipucuyla kocasının karanlıkta kaldığını düşündüğü bu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İtalya’nın ünlü yönetmenlerinden Ferzan Ozpetek, yine depresif bir havada açıyor filmini. Massimo adlı, işinde başarılı ve eşiyle arası iyi olan bir adam, teknolojiden nasibini almamış ve açıkça komik görünen bir trafik kazası sonucu yaşama gözlerini yumuyor. Eşi de henüz bunun şokunu atlatamadan kocasının bir metresi olduğundan şüpheleniyor ve elindeki ipucuyla kocasının karanlıkta kaldığını düşündüğü bu ilişkisini ortaya çıkarmak için yola koyuluyor. Hemen ardından da beklenebileceği üzere eşcinsellik filmin içine bodoslama dalıveriyor…</p>
<p>Yurt dışında yaşayan Türk sinemacılar sanki mahalle baskısından çekiniyorlar gibi filmlerine Türk motifleri eklemeyi bir borç biliyorlar. “Cahil Periler”de de filmin bir bölümünde, o anki duyguyla örtüştüğünü söyleyemeyeceğimiz bir Türkçe şarkı araya giriveriyor. Özpetek de böylece Anavatanı’na selam göndermiş oluyor. Tabii birkaç unsur daha var. Mesela film boyunca adeta botokslu bir karakteri canlandırıyormuş gibi duran Koray Candemir de eğreti duruyor.</p>
<p>Ferzan Özpetek, “Cahil Periler” ile adını yurt dışında da, yani İtalya dışında da duyurmuş ve iyi bir şöhret yakalamıştı. Fakat netice itibariyle bu filmler kendine has olsa da, belirli bir seyirci kesimine hitap eden, herkesin kolaylıkla empati kuramayacağı yapıtlar. Nasıl ki, mesela benim de çok sevdiğim Nuri Bilge Ceylan filmleri her sinemaseverin harcı değilse, bazı sinemaseverler filmlerin büyüsüne kapılmadıkları halde saygı duyuyorlarsa, Özpetek’in filmleri de aynı minvalde seyreden eserler oluyor. Fakat Gus Van Sant gibi eşcinsellik konusunu filmin baş köşesine koymak da filmi biraz zorlama ve itici yapıyor. Sebebi eşcinselliğe duyulan antipati bile değil, derdini sessizce anlatıyor gözüküp avaz avaz bağırması.</p>
<p>Film girdiği son düzlükte Pedro Almodovar’ın tarzını haddinden fazla anımsatıyor. Ayrıca yapımın tamamına yayılan cinsel bir gerilim söz konusu. Eşcinselleri “akıllarını cinsellikle bozmuş tipler” olarak göstermek, kaş yapmak isterken göz çıkarmaktan başka bir şey olmamış. Bu tip marjinal kişiliklerin ve karakterlerin dahi tam olarak anlayamadıkları ilişkilerin meraklısıysanız “Cahil Periler” ilginizi çekebilir.</p>
<p>Oyuncu kadrosunda Türkiye’den iki isim var: Serra Yılmaz ve konuk oyuncu olarak dediğimiz gibi stabil ve silik bir performans sergileyen Koray Candemir. Diğer oyunculardan önemli rollerde yer alanlar ise Margherita Buy, Stefano Accorsi, Gabriel Garko, Erika Blanc, Andrea Renzi ve Filippo Nigro.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/le-fate-ignoranti-cahil-periler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>A Separation &#124; Bir Ayrılık</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/a-separation-bir-ayrilik.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/a-separation-bir-ayrilik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Apr 2012 03:37:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3665</guid>
		<description><![CDATA[Yine beklenmedik filmlerin beklenmedik ödüller aldığı bir Oscar töreninde “Bir Ayrılık” dağıtımcı şirketinin de epey iteklemesiyle hem ülkemizde hem dünyada epey ün yapmış ve En İyi Yabancı Film Oscarı’nı kucaklamıştı hatırlayacaksınız. Aynı yarışta yer alan “Bir Zamanlar Anadolu’da” ise adaylığın kıyısından dönmüştü. Açıkçası filmi izledikten sonra, henüz göremediğim “Bir Zamanlar Anadolu’da”yı izleme isteğim biraz daha ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yine beklenmedik filmlerin beklenmedik ödüller aldığı bir Oscar töreninde “Bir Ayrılık” dağıtımcı şirketinin de epey iteklemesiyle hem ülkemizde hem dünyada epey ün yapmış ve En İyi Yabancı Film Oscarı’nı kucaklamıştı hatırlayacaksınız. Aynı yarışta yer alan “Bir Zamanlar Anadolu’da” ise adaylığın kıyısından dönmüştü.</p>
<p>Açıkçası filmi izledikten sonra, henüz göremediğim “Bir Zamanlar Anadolu’da”yı izleme isteğim biraz daha kamçılandı diyebilirim. Oscar kurulu bu seçimini neye göre yaptı, sanırım iki filmi karşılaştırdığımızda daha iyi anlamak mümkün olacak.</p>
<p>“Bir Ayrılık” özüne bakıldığında Batı sinemasına göz kırpan, ülkesinin değer yargılarının uzağında veya muhalif bir siyasi hava soluyan bir film değil.  Tam tersine yapımda tüm bu etmenler bilerek ekarte edilmiş sanki. Filmin Türkçe isminden yola çıkarsak, bir bakıcının, adına çalıştığı adamla yaşadığı bir olay anlatılıyor. Tüm yaşananlar ise “bir ayrılığa” dayandırılıyor. Bu cümle filmi biraz kısıtlayan bir tanım oldu fakat filmin gidişatına yer vermezsek daha iyi olacak sanırım. Ama şu kadarını söylemek mümkün: sinemada önemsiz gibi görünen, ayrıntı gibi duran bir sahne birden bütün filmin düğüm noktası olmakta. Böyle olunca da hangi karakterin doğru konuştuğu, tartışılan bir olayın gerçekte nasıl yaşandığı da bir muallak oluyor. İşte filmin çok övülen oyuncu performansları da burada devreye giriyor ki herhalde hem seyircilerin ve eleştirmenlerin gözünde yapıtı değerli kılan en önemli ölçüt bu. Tüm kadro oyunculuk konusunda üzerine düşeni fazlasıyla yapıyor.</p>
<p>Film çeşitli olayları anlatırken süresini de pek hissettirmiyor. Yani zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorsunuz. Yine de dediğim gibi bu filmi “Bir Zamanlar Anadolu’da”dan veya diğer adaylardan daha iyi yapan nokta ne, biraz irdelemek lazım. O zaman Oscarların temel kriterlerine de daha iyi bir açıdan bakabiliriz.</p>
<p>Filmin açık ara en iyi performansını Nader rolünde Peyman Moadi sergiliyor. Leila Hatami, Sareh Bayat, Shahab Hosseini, Sarina Farhadi, Merila Zare’i Ali-Asghar Shahbazi ve Babak Karimi de diğer oyunculardan bazıları. Filmin yönetmeni ve yazarı Asghar Farhadi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/a-separation-bir-ayrilik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şeytanın Yüzü ve yıldız listesi</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/31-istanbul-film-festivali-son-gunu-ablanin-izledigi-tek-film-seytanin-yuzu-ile-yildiz-listesi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/31-istanbul-film-festivali-son-gunu-ablanin-izledigi-tek-film-seytanin-yuzu-ile-yildiz-listesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Apr 2012 20:52:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Şeytanın Yüzü]]></category>
		<category><![CDATA[Déborah François]]></category>
		<category><![CDATA[Dominik Moll]]></category>
		<category><![CDATA[Joséphine Japy]]></category>
		<category><![CDATA[Vincent Cassel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3644</guid>
		<description><![CDATA[31. İstanbul Film Festivali son günü &#8220;abla&#8221;nın, izlediği tek film Şeytanın Yüzü ile yıldız listesi 15 Nisan 2012 Pazar, gece evine dönecek olan &#8220;abla&#8221;nın festivaldeki son bileti Fransa-İspanya, 2011 yapımı Şeytanın Yüzü: Yönetmen Dominik Moll, oyuncular Vincent Cassel, Déborah François, Joséphine Japy&#8230; Festival sitesindeki tanıtıma göre &#8220;Gotik yazar Matthew Gregory Lewis&#8217;in 1796 tarihli romanının uyarlaması&#8230;&#8221; film, manastır kapısına bırakılan, keşişlerin büyüttüğü, günah çıkaran soyluya &#8220;şeytan ona ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>31. İstanbul Film Festivali son günü &#8220;abla&#8221;nın, izlediği tek film Şeytanın Yüzü ile yıldız listesi</em></strong></p>
<p><span style="font-family: 'trebuchet ms', geneva;"><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>15 Nisan 2012</strong> Pazar, gece evine dönecek olan &#8220;abla&#8221;nın festivaldeki son bileti Fransa-İspanya, 2011 yapımı <strong>Şeytanın Yüzü</strong>: Yönetmen <strong>Dominik Moll</strong>, oyuncular <strong>Vincent Cassel, Déborah François, Joséphine Japy</strong>&#8230; Festival sitesindeki tanıtıma göre <em>&#8220;Gotik yazar Matthew Gregory Lewis&#8217;in 1796 tarihli romanının </em><em>uyarlaması</em><em>&#8230;&#8221;</em> film, manastır kapısına bırakılan, keşişlerin büyüttüğü, günah çıkaran soyluya <em>&#8220;şeytan ona atfettiğimiz önem kadardır&#8221;</em> diyen ilkeli rahip Ambrosio&#8217;nun şeytana uyup<em> -günün değerlerine göre-</em> en büyük günahları işlemesini anlatır. <span style="text-decoration: underline;">Laser altyazılı</span> film vizyona gireceklerden. Psikolojik gerilimpeksever &#8220;abla&#8221;, eski festivallerden birinden <strong>Harry, </strong><strong>İyiliğinizi İsteyen Bir Dost</strong> ile eve dönüşünün ertesi akşamı TV&#8217;de, Dominik Moll yönetiminde Laurent Lucas, Charlotte Gainsbourg, Charlotte Rampling ve André Dussollier&#8217;nin oynadığı 2005, Fransa yapımı <em>-yine gerilimi esaslı- </em><strong>Lemming</strong>&#8216;i görmemiş olsa, romanın yazılış tarihi 1796&#8242;yı bir yana bırakıp, Şeytanın Yüzü&#8217;nü pek demode bulacak&#8230;</span></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">31. İstanbul Film Festivali <strong>reklam kuşağı</strong><em> &#8221;yok!&#8221; </em>denecek kadar bodur; vakıf kendi tanıtımını ve sponsorlarının, taş çatlasa beş dakikayı geçmeyen <em>-&#8221;abla&#8221; bunun hayra mı, şerre mi işaret olduğunu anlamaz-</em> bir kaç reklamını yayınlar. Bunlardan, şirin bir kızın açık pencereden uçan biletini yakaladığı sıra kulağa gelen <em>&#8220;Yaşattığı duygu sadece bir kağıt parçası olmaktan çok öte&#8230;&#8221;</em> lâfına takılan &#8220;abla&#8221;, <em>sadece bir kağıt parçası&#8217;nın ne menem bir </em><em>duygu </em><em>yaşattığını</em> merak eder.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>Ekrem Bora</strong>&#8216;nın vefatı üzerinden çok geçmeden, festivalin tam ortalarında, sabah evden çıkmaya hazırlanırken, köşeye kıstırıp bir gün önce gördüğü filmleri anlattığı damadının omzu başından &#8220;abla&#8221;nın, ekranda gördüğü haberle içi acımıştır: <em>&#8220;Hem de benden bir yaş küçükmüş&#8221; </em>der damadına, <em>&#8220;<strong>Meral Okay</strong>&#8216;ı ilk kez İkinci Bahar dizindeki kasap Melahat rolüyle tanımış, hepimiz çok sevmiştik.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Her zaman yeni bir fikir, farklı bakış açısı peşindeki &#8221;abla&#8221;, Festival filmleri yıldız listesinden önce genel bir değerlendirme yapma ihtiyacı duyar: <strong>Albert Nobbs</strong>&#8216;taki diğer karakter <em>-boyacı- </em>Janet McTeer en az Glenn Close kadar iyidir; <strong>Norveç&#8217;in Evlatları</strong>&#8216;nda <em>-refah toplumlarınca deneyimlenmekte olan-</em> çocukla kurulan yüksek empatinin yarattığı babayı / anneyi / otoriteyi aşamamaktan, isyan edememekten doğan pedagojik arıza sonucu çocuğun kendine, çevresine yönelttiği yıkıcılık saptaması yerindedir; <strong>İyiniyetler</strong>&#8216;de iyiniyetin ne derece yıpratıcı olabileceği yansız biçimde işlenir; <strong>Faust</strong>&#8216;ta o günün insanın <em>-olası- </em>davranış biçimi böyle olsa gerektir; <strong>İz-Reç</strong>&#8216;te kan davası gütmeyi bir yana bırakıp şefkatle daha büyük resmi görmeye çalışan bilge bakış açısı onurlandırılmayı hak eder; Latin Amerika Sineması&#8217;nın kendine özgü filmleri <strong>Gönül Laf Dinlemez</strong>, <strong>Akasyalar</strong> ve <strong>Gecikme</strong> akıldan çok gönülde yer eder; <strong>Aramızda Bebek Var</strong> doğuma, <strong>Sade Bir Hayat </strong>ölüme <em>-nihayet! duygusallıkla puslanmamış- </em>duru bir bakış sunar; <strong>Gizemli Kadın </strong>iyi bir psikolojik gerilimdir, <em>bir daha tekrarlamasın </em>deniyorsa, <strong>Unutulan Topraklar</strong> sıkı bir ders niteliğindedir; <strong>Nefes</strong> ve <strong>Yukarıdaki Çocuk</strong>, çocuk annelerin yetişkin<em> -olmakta zorlanan- </em>çocuklarını inceler;<strong> Güzel Günler Göreceğiz</strong> ile <strong>Alacakaranlığın Portresi</strong> farklı yaşam biçimleri deneyimlemekte iki ayrı toplumda otorite boşluğundan doğan alacakaranlığı anlatır; yeri ayrı Zeki Demirkubuz, <strong>Yeraltı</strong> ile insan ruhunun dehlizlerinde dolanmaya devam eder; kadına şiddet <strong>Kurtuluş Son Durak</strong>&#8216;tan daha eğlenceli anlatılamaz; <strong>Bengal&#8217;de Bir Dedektif </strong>çevresinde Hindistan gerçeği <em>buruk da olsa </em>tebessümle izlenir; <strong>Gökyüzünde Bir Ayna</strong> ile <strong>Mutluluğa Boya Beni</strong> ezoterik mesajlar taşır çok güzel filmlerdir.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Her ne kadar eğlenceli filmler seçmeye çalışmış olsa da &#8220;abla&#8221; arada <em>ne olacak bu Dünya&#8217;nın hali? </em>türünden acıklı filmlere rast gelir. Değerlendirme kriterlerinden bihaber olduğundan hazmetmekte en zorlandığı, <em>-</em><em>L, </em><em>Yalnız Gezegen gibi-</em> filmler, bir kaç ödüllü. Orta halli bir izleyici olup jürilerin nelere baktığını kestiremediğinden, ancak erbabının şifresini çözebildiği sembollerle dolu filmleri &#8220;abla&#8221;, çok lezzetli de olsa, tarifindeki kaşıkların, ölçü kaplarının da içine karıştığı yemeğe benzetir.</span></p>
<div>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><span style="text-decoration: underline;">Gördüğü 40&#8242;tan fazla film içinde, <em>en beğendiğinden başlayarak </em>&#8220;abla&#8221;nın yaptığı sıralama:</span> <br /></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Yargısız</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Benim 533 Çocuğum Var</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Büyükelçi</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Meryemana, Kıptiler ve Ben</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Yas</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/31-istanbul-film-festivali-son-gunu-ablanin-izledigi-tek-film-seytanin-yuzu-ile-yildiz-listesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alacakaranlığın Portresi, Mutluluğa Boya Beni, Kurtuluş Son Durak, Yeraltı</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/alacakaranligin-portresi-mutluluga-boya-beni-kurtulus-son-durak-yeralti.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/alacakaranligin-portresi-mutluluga-boya-beni-kurtulus-son-durak-yeralti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Apr 2012 20:24:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Alacakaranlığın Portresi]]></category>
		<category><![CDATA[Angelina Nikonova]]></category>
		<category><![CDATA[Asuman Dabak]]></category>
		<category><![CDATA[Belçim Bilgin]]></category>
		<category><![CDATA[Demet Akbağ]]></category>
		<category><![CDATA[Engin Günaydın]]></category>
		<category><![CDATA[Jean-François Laguionie]]></category>
		<category><![CDATA[Kurtuluş Son Durak]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluğa Boya Beni]]></category>
		<category><![CDATA[Nergis Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal Yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[Olga Dihovichnaya]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Merinov]]></category>
		<category><![CDATA[Sergei Borisov]]></category>
		<category><![CDATA[Yeraltı]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Pirhasan]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Demirkubuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3618</guid>
		<description><![CDATA[31. İstanbul Film Festivali onbeşinci günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü dört film: Alacakaranlığın Portresi, Mutluluğa Boya Beni, Kurtuluş Son Durak, Yeraltı 14 Nisan 2012 Cumartesi günü &#8220;abla&#8221;&#8216;nın ilk filmi yine klasik anlamda işletmecili salonların son bir kaçından biri Atlas Sineması&#8216;nda. Salonun, peredeye hakim amfi tarzı yapısını, localarını, kimbilir ne anılar taşımakta eski koltuklarını &#8220;abla &#8220;pek sever. Rusya, 2011 yapımı Alacakaranlığın Portresi: Yönetmen Angelina ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em><strong>31. İstanbul Film Festivali onbeşinci günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü dört film: Alacakaranlığın Portresi, Mutluluğa Boya Beni, Kurtuluş Son Durak, Yeraltı</strong></em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>14 Nisan 2012</strong> Cumartesi günü &#8220;abla&#8221;&#8216;nın ilk filmi<em> yine klasik anlamda işletmecili salonların son bir kaçından biri</em><strong> Atlas Sineması</strong>&#8216;nda. Salonun, peredeye hakim amfi tarzı yapısını, localarını, kimbilir ne anılar taşımakta eski koltuklarını &#8220;abla &#8220;pek sever.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Rusya, 2011 yapımı<strong> Alacakaranlığın Portresi</strong>: Yönetmen <strong>Angelina Nikonova</strong>, oyuncular <strong>Olga Dihovichnaya, Sergei Borisov, Roman Merinov</strong>&#8230; Yoksulluğun uçlarda çözüm arayışına ittiği, şiddetin olağanlaştığı insanlar arasında <em>görece </em>varsıl sosyal hizmetler görevlisi Marina, iki yüzlü bir yaşam sürerken, ayakkabısının topuğunun kırılması ile başlayan günde, yardım almaya gittiği kafede kötü karşılanır, taksi beklerken kapkaça, ardından da üç polisin tecavüzüne uğrar. Pasaportunun kaybını bildirmeye gittiği poliste <em>çantasının kalitesizliğini ve içkili olduğunu</em> belirtir bir dilekçe vermeye zorlanır. Bir yandan aile içi şiddete uğrayan çocuklara, gençlere yardıma çalışmaktayken karşılaştığı tecavüzcü polisin peşine düşer, bir dönem onunla yaşar, adamı, tacize uğradığını düşündüğü kızın babasına yönlendirir. Baba polisten dayak yer ama bu kez Marina babanın suçlu olmayabileceği şüphesine düşer. Ödüllü, adına layık alacakaranlık film &#8220;abla&#8221;ya kalırsa, bir yaşam biçimini B Planı olmaksızın, neredeyse bir gecede geride bırakırken allak bullak olan bir toplumu pek güzel betimler.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Fransa, 2011 yapımı <strong>Mutluluğa Boya Beni</strong>: Yönetmen <strong>Jean-François Laguionie. </strong><span style="text-decoration: underline;">Laser altyazılı</span> bu güzel canlandırma filmde, tastamam&#8217;lar, yarım&#8217;lar ve eskiz&#8217;ler bir tablonun içinde yaşamakta, boyanmışlıklarına göre belirlenmiş hiyerarşinin sıkıntısını çekmekteyken, içlerinden bir kaçı tabloyu tamamlaması için ressamı bulmaya yola düşerler. &#8220;Abla&#8221;nın yaklaşmakta olan Zamanların Sonu&#8217;nda deneyimleneceğini düşündüğü bir üst boyuta geçişi çağrıştıran, <em>-dikeyde ve yatayda- </em>tablolardan tablolara geçerek yaptıkları yolculuğun bir yerinde boyalar ve fırçalar bulurlar. Boyanma fırsatı ellerine geçtiğinde <em>-&#8221;abla&#8221;nın bir üst boyuta geçiş için gerekli olduğunu düşündüğü uygun titreşime yükselmeyi anımsatan biçimde-</em> başta beceriksizce de olsa, her biri kendini, bir diğerini boyar, dönüştürür, yetkinleştirir. Sonunda biri, daha az zahmetli olduğu için artık manzara resimleri yapmakta olan ressamı deniz kıyısında bulur, kısa bir sohbet sonrası yine yola koyulur; bu kez amacı <strong>ressamı kimin boyadığını bulmak</strong>tır.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Türkiye, 2011 yapımı <strong>Kurtuluş Son Durak:</strong> Yönetmen <strong>Yusuf Pirhasan,</strong> oyuncular <strong>Belçim Bilgin, Demet Akbağ, Asuman Dabak</strong>&#8230; İzleyiciyi oyunculardan<strong> Ayten Soykök</strong> ile karşılayan filmin senaristi <strong>Barış Pirhasan</strong> <em>&#8220;Bu bir komedi&#8221;</em> der,<em> &#8221;zaten 10 dakika içinde anlaşılacak, ben yazdım oğlum yönetti.&#8221; </em>Evlenmelerine az zaman kala nişanlısının, bir arkadaşına meyledip terk ettiği Eylem işini devreder, kolunun altında gelinliği Kurtuluş son durakta bir apartman dairesine sığınır. Komşuları, biri evli bir adamın metresi, düzenli dayak yiyen bir başkası, babası kardeşlerince başına yıkılmış biri, kuaförlük yapan diğeri, kendilerince destekledikleri Eylem&#8217;in, intihar girişiminden sağ çıkmasından sonra şiddet karşısında geliştirdiği eylem planını uygularken istemeden bir cinayete neden olurlar. Birbirini izleyen, muhteşem oyunculukla taçlanmış çok komik olaylar giderek gelişir. İlle izlenesi filmi &#8220;abla&#8221; çok beğenir.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Film sonrası katılımcılara ilk soru <em>filmin kaba bütçesi </em>hakkındadır. <em>Yanıtlayabilecek kişilerin burada olmadığını</em> belirten Pirhasan, kendi aldığı miktarı açıklamaya yanaşmaz.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em>Bu konularda hassas olduğunu, bu tarz filmleri elinden geldiğince izlediğini </em>belirten hanım izleyicinin, &#8220;<em>bu konuda feyz aldığınız bir kaynak var mı?&#8221; </em>sorusu, Pirhasan tarafından şöyle yanıtlanır:<em> &#8221;Başta jenerikte de belirtildiği gibi, iki arkadaşımızın hikayesinden çıktı anafikir, sonra grup çalışması yapıldı, ardından senaryoyu yazdım. Kara komedinin çok parlak örnekleri var, bunun ilk olduğunu iddia etmek zor, ne sinemada ne edebiyatta.</em>&#8220;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">İngilizce konuşan izleyicinin<em> &#8221;Filmin alt metninden kadın dayanışmasının, durumun çözümüne yardımcı olacağı mesajı aldım&#8230;&#8221;</em> yaklaşımına Pirhasan&#8217;ın yanıtı <em>&#8220;Böyle bir konuya gülmek, korku duvarını yıkar, sonrasında herkes kendi meşrebince bir tavır koyar; bir filmden elde edilecek en iyi sonuç da bu olsa gerektir&#8221; </em>olur.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Türkiye, 2012 yapımı <strong>Yeraltı</strong>: Yönetmen <em>&#8220;abla&#8221;nın en iyi Türk filmleri listesinin başındaki yerini korumakta Masumiyet&#8217;in yönetmeni</em> <strong>Zeki Demirkubuz</strong>, oyuncular<strong> Engin Günaydın, Nihal Yalçın, Nergis Öztürk</strong>&#8230; Neredeyse tümünü gördüğü Zeki Demirkubuz filmlerine göre &#8220;abla&#8221;nın farklı bulduğu film, kendisini ifade etmekte zorlanan bir adamın, biriktirdiği nefretle şiddete yönelmesini pek güzel anlatır. Kendisinin ne olduğunun bilincine vardığında bir anlamda huzuru da bulur. Pera Salonu&#8217;nda diz dize izledikleri bu özel film için &#8220;abla&#8221;nın dileği, festival izleyicisi elini ayağı çektikten sonra da hak ettiği ilgiyi görmesi.  </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/alacakaranligin-portresi-mutluluga-boya-beni-kurtulus-son-durak-yeralti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Skin I Live In &#124; İçinde Yaşadığım Deri</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/the-skin-i-live-in-icinde-yasadigim-deri.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/the-skin-i-live-in-icinde-yasadigim-deri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Apr 2012 20:23:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Macera]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3601</guid>
		<description><![CDATA[Almodovar filmlerini izlerken oluşan “Sanki hep aynı filmi seyrediyor olma durumu” bu filmde de var, evet. Film başlangıçta farklı bir hikaye çizecekmiş gibi dursa da bir süre sonra yine bildik bir Almodovar filmi kimliğine bürünüyor. Fakat bu kez filmi bu sulardan çıkaracak birkaç öğe de var. Bunlardan ilki filmin akıl almaz bir intikam öyküsü barındırıyor ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Almodovar filmlerini izlerken oluşan “Sanki hep aynı filmi seyrediyor olma durumu” bu filmde de var, evet. Film başlangıçta farklı bir hikaye çizecekmiş gibi dursa da bir süre sonra yine bildik bir Almodovar filmi kimliğine bürünüyor. Fakat bu kez filmi bu sulardan çıkaracak birkaç öğe de var.</p>
<p>Bunlardan ilki filmin akıl almaz bir intikam öyküsü barındırıyor olmasında gizli. Bu öykü film ilerledikçe yavaş yavaş su yüzüne çıkıyor ve filmdeki bir iki gizemi çözmeye çalışan seyirci için pek de sürpriz olmuyor bu gelişme fakat yine de intikamın acımasızlığı gerçekten çok enteresan ve dikkat çekici. Sırf bu özelliğiyle bile film “intikam filmleri” diye bir liste yapılacak olsa eğer ilk 3’e hiç zorlanmadan girerdi herhalde. Yalnız bu öykünün esrarı bir “sürpriz final”e yol açmıyor. Yani ortada karmaşık bir kurgu yok. Eğer filmde bir “sürpriz final” olduğunu söyleyen birine rastlarsanız anlayın ki ya “sürpriz” kavramını ya da “final” kavramını bilmiyor demektir.</p>
<p>Geri kalanlara bakıldığında ise akıllarda Antonio Banderas’ın oyunculuğunun kalması dikkat çekiyor. Genel tabloya bakıldığında tüm “aynı”lığına rağmen ortaya çıkanın kısmen de olsa farklı bir Almodovar filmi olduğunu pekala söyleyebiliriz.</p>
<p>Filmin oyuncu kadosunda Banderas’ın yanı sıra Elena Anaya, Marisa Parades, Jan Cornet, Jose Luis Gomez ve Blanca Suarez isimleri dikkat çekiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/the-skin-i-live-in-icinde-yasadigim-deri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güzel Günler Göreceğiz, Meryem Ana, Kıptiler ve Ben, Yalnız Gezegen</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/guzel-gunler-gorecegiz-meryem-ana-kiptiler-ve-ben-yalniz-gezegen.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/guzel-gunler-gorecegiz-meryem-ana-kiptiler-ve-ben-yalniz-gezegen.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Apr 2012 20:09:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Bidzina Gujabidze]]></category>
		<category><![CDATA[Buğra Gülsoy]]></category>
		<category><![CDATA[Güzel Günler Göreceğiz]]></category>
		<category><![CDATA[Gael García Bernal]]></category>
		<category><![CDATA[Hani Furstenberg]]></category>
		<category><![CDATA[Hasan Tolga Pulat]]></category>
		<category><![CDATA[Kıptiler ve Ben]]></category>
		<category><![CDATA[Meryem Ana]]></category>
		<category><![CDATA[Namir Abdel Messeeh]]></category>
		<category><![CDATA[Nesrin Cavadzade]]></category>
		<category><![CDATA[Siham Abdel Messeeh]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Polat]]></category>
		<category><![CDATA[Yalnız Gezegen Julia Loktev]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3596</guid>
		<description><![CDATA[31. İstanbul Film Festivali ondördüncü günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü üç film: Güzel Günler Göreceğiz, Meryem Ana, Kıptiler ve Ben, Yalnız Gezegen 13 Nisan 2012 Cuma &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi, bildiği kadarıyla soyu tükenmekte olan eski tarz işletmecili sinemaların sonuncularından Beyoğlu Sineması&#8216;nda. 1989&#8242;dan bu yana yıllara yayılan devamlılık sayesinde, çalışanlarla kurduğu ahbaplıklar, -kendisini Zeki Demirkubuz&#8217;la tanıştırdığından değeri büyük işletmeciye ait- merdivenlerin başındaki odadan kafe&#8217;ye, tuvaletin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em><strong>31. İstanbul Film Festivali ondördüncü günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü üç film: Güzel Günler Göreceğiz, Meryem Ana, Kıptiler ve Ben, Yalnız Gezegen</strong></em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>13 Nisan 2012 </strong>Cuma &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi, <em>bildiği kadarıyla soyu tükenmekte olan eski tarz işletmecili sinemaların sonuncularından</em> <strong>Beyoğlu Sineması</strong>&#8216;nda. 1989&#8242;dan bu yana yıllara yayılan devamlılık sayesinde, çalışanlarla kurduğu ahbaplıklar, <em>-kendisini Zeki Demirkubuz&#8217;la tanıştırdığından değeri büyük işletmeciye ait-</em> merdivenlerin başındaki odadan kafe&#8217;ye, tuvaletin girişine, koltuğuna dek minik sohbet parçalarıyla sürer gider.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Türkiye, 2011 yapımı <strong>Güzel Günler Göreceğiz</strong>: Yönetmen <strong>Hasan Tolga Pulat</strong>, oyuncular <strong>Uğur Polat, Nesrin Cavadzade, Buğra Gülsoy, </strong><strong>Barış Atay</strong>&#8230; Daha güzel bir hayat için oradan oraya dolanırken yolları, hayatları birbirine dolaşan beş insanın öyküsünü anlatan, en iyi film, senaryo, kurgu ve yardımcı kadın oyuncu ödüllü film sonrası oyuncu Barış Atay, yönetmen Hasan Tolga Pulat ve senarist Emre Kavuk sorular için perde önüne gelir:</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>S.</strong><em> &#8221;Ödüllü olduğu için gelmedim filminize ama tüm ödülleri hak etmiş, özellikle namus meselesini çok güzel ele almışsınız, elinize sağlık&#8221; </em><strong>Y.</strong><em> &#8221;Bu ülkeye dair bir şeyler yapmak istiyordum, Emre&#8217;nin de böyle bir metni vardı, 5 ayrı koldan giden paralel öyküler.&#8221;</em>Salonun loş oluşu yüzünden geç fark edilip söz hakkını bir sonra kullanan, <em>67 kuşağı olarak hakkını hiç çiğnetmediğini </em>belirten hanım ekibe<em> &#8221;Türkiye&#8217;nin en önemli meseleleri namus, umutsuzluk konularına değindiğiniz ve Türk Sineması&#8217;na kattığınız yeni kan, can için teşekkür ediyorum&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Senarist Emre Kavuk&#8217;a <strong>S.</strong><em> &#8221;Hikayede şiirler var, nasıl koydunuz, iç sesinize mi uydunuz?&#8221; </em><strong>Y.</strong><em> &#8221;Şiir kullanımı rastlantı&#8230; Don Kişot&#8217;u okurken, s</em><em>enaryoyu, Cumali&#8217;yle ilgili bölümünü yazıyordum. Filmde söylediklerinin farklı coğrafyadan 4 yy. öncesi ile ortak paydada buluştuğunu gördüm. Tek günü anlatan filme şiirin de büyük yardımı oldu.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>S.</strong><em> &#8221;Inarritu&#8217;dan esinlenme var mı?&#8221; </em><strong>Y.</strong><em> &#8221;Yılmaz Güney&#8217;in Yol filmi daha çok referans oldu bizim için aslında. Paralel yaşamları anlatması dolayısıyla&#8230;&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>S.</strong><em> &#8221;</em><em>Nesrin Cavadzade ile </em><em>Uğur Polat&#8217;ın oyunlarını çok beğendim ama </em><em>Uğur Polat, bir komiser için fazla şehirli geldi bana&#8221;  </em><strong>Y.</strong><em> &#8221;</em><em>Biraz öyle olsun, bildiğimiz türde biri olmasın istedik. Kozmopolit bir hikaye anlattık, değişik diller, farklı coğrafyalardan insanlar bir aradaydı. Bu açıdan Uğur Polat&#8217;ın şehirli diksiyonu bizim evrensel tarzımıza uygun düştü.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Fransa, 2011 yapımı <strong>Meryem Ana, Kıptiler ve Ben</strong>: Yönetmen<strong> Namir Abdel Messeeh</strong>, katılanlar <strong>Namir Abdel Messeeh, Siham Abdel Messeeh</strong>&#8230; 2009&#8242;da Mısır&#8217;da görünen Meryem Ana&#8217;yı kasetten ailesiyle izleyen Mısır asıllı Fransız yönetmen Namir, bu konuda film yapmaya <em>-</em><em>Kıpti yanını reddettiği için 15 yıldan beri gitmediği-</em> Mısır&#8217;a, yoksulluklarından mahcubiyet duyan annesinin muhalefetine karşın köye gider, kuzenlerinin işbirliğiyle yapay bir Meryem Ana vizyonu düzenler, kaydeder. Filmi izledikleri son sahnede &#8220;abla&#8221;nın <em>-</em><em>o ana dek vizyonlardan zerrece kuşkulanmamış-</em> köylülerin yüzünde gördüğü, şüphedir. Ödüllü, çok komik belgesel <em>keşke satın alınsa da</em>, diye düşünür &#8220;abla&#8221; <em>daha fazla kişi izlese</em>&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">ABD-Almanya, 2011 yapımı <strong>Yalnız Gezegen</strong>: Yönetmen <strong>Julia Loktev</strong>, oyuncular<strong> Gael García Bernal, Hani Furstenberg, Bidzina Gujabidze</strong>&#8230; Muhteşem Gürcü coğrafyasında yerel rehberleriyle yürüyen Amerikalı çift, bir ara bir grup avcıya rastlarlar. Adamların, nedeni anlaşılmayan, rehberlerinin aydınlatmadığı düşmanca tavırları çifte silah çekmeye varır. Ruhsal dengesi hassas genç kadın ile <em>-saldırı anında içgüdüsel biçimde kadının arkasına saklanan, sonra durumu tersine çeviren- </em>adamın araları açılır. Kadın yerel rehbere güven duyar yakınlaşır ama bu da adamın onu öpmek istemesiyle sonuçlanır. Açıklığa kavuşmayan gerilim nedeni bir yana, kadrajın bir yanından giren grubun öte yandan çıkışını naklen aktaran Angelopulosvari uzun çekimler, içsel zamanı 18 saat <em>-burcunun gezegeni Merkür&#8217;ün bir günü-</em> olan &#8220;abla&#8221; için fazlasıyla yavaştır. <em> </em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/guzel-gunler-gorecegiz-meryem-ana-kiptiler-ve-ben-yalniz-gezegen.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Drive &#124; Sürücü</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/drive-surucu.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/drive-surucu.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 20:16:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2011]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3598</guid>
		<description><![CDATA[Drive”ın en çok aksayan yönü ne yazık ki son dönemin yükselen yıldızı Ryan Gosling oluyor. Ryan Gosling kötü bir performans sergiliyor diyemeyiz. Sadece karakterin Gosling’in üzerine oturmadığını dile getirmek mümkün. Edebiyat uyarlaması olan filmde belli ki kitapta yer alan Driver’ın, yani Gosling’in canlandırdığı karakterin duygu dünyası saklanmaya çalışılmış. Kitapta muhtemelen bir iç sesle bu halledilmiştir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Drive”ın en çok aksayan yönü ne yazık ki son dönemin yükselen yıldızı Ryan Gosling oluyor. Ryan Gosling kötü bir performans sergiliyor diyemeyiz. Sadece karakterin Gosling’in üzerine oturmadığını dile getirmek mümkün. Edebiyat uyarlaması olan filmde belli ki kitapta yer alan Driver’ın, yani Gosling’in canlandırdığı karakterin duygu dünyası saklanmaya çalışılmış. Kitapta muhtemelen bir iç sesle bu halledilmiştir fakat filmde Driver’ın sadece arada bir gülümserken değişen surat ifadesi, onu gizemli veya enteresan yapmaktan ziyade “kararsız” durumuna sokuyor. Ryan Gosling de bir karizma yaratmak isterken bu kararsızlığın altında eziliyor.</p>
<p>“Drive”dan kimse zorlayıcı bir aksiyon tufanı veya etkileyici araba takip sahneleri beklemiyordu zaten fakat filmin başı, sonunu rahat tahmin edilebilir yapıyor. Driver’ın ilgi duyduğu komşusuna kapılmasının ardından işlerin nasıl ters gideceğini veya kötü akıbeti bilmek de zor olmuyor. Dolayısıyla film, seyircinin bir adım önünden gitmek yerine seyircinin bir adım gerisine düşüyor.</p>
<p>Filmde suç dünyasına yönelik yeni bir tanım veya kalıp bulunmuyor. Alışık olduğumuz jargonun dışından çıkmayan belalı adamları ve iş zora girdiğinde tek çareyi öldürmekte bulan tipleri bol bol izliyoruz.</p>
<p>Film tüm olumsuzluklarına rağmen bir şekilde izlenebilir oluyor fakat filmin müzikleri bu durumu daha da zorlaştırıyor. Eski bir ses yakalamak istenirken tıpkı “Hanna”da olduğu gibi tutmayan bir formül izliyoruz. Belki orta yaşlı seyirciler filmdeki müziklerin yarattığı nostaljiden memnun kalacaktır ama zaten anlatım açısından hiçbir yenilik yaratmayan, bugüne kadar binlerce kez kullanılmış kalıpların dışına adım atmayan film, üzerine bu müzikler de eklenince seyircinin gözünde ister istemez “eski” bir yapıt havasına bürünüyor.</p>
<p>Filmin pek çok olumsuz yönü var fakat yine de izlenebilir olmayı beceriyor. Yalnız beklentinizi yüksek tutmamanızda yarar var.</p>
<p>Filmin yönetmeni Nicolas Winding Refn. Senaryoda Hossein Amini imzası var. Ryan Gosling’in yanında Carey Mulligan, Ron Perlman, Bryan Cranston, Albert Brooks ve Oscar Isaac gibi önemli oyuncular filmin kadrosunu oluşturuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/drive-surucu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kilisedeki Gecekondu, Beyaz Saçlı Gelin, Yargısız</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/kilisedeki-gecekondu-beyaz-sacli-gelin-yargisiz.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/kilisedeki-gecekondu-beyaz-sacli-gelin-yargisiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 20:14:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Saçlı Gelin]]></category>
		<category><![CDATA[Brigitte Lin]]></category>
		<category><![CDATA[Ermanno Olmi]]></category>
		<category><![CDATA[Francis Ng]]></category>
		<category><![CDATA[Kilisedeki Gecekondu]]></category>
		<category><![CDATA[Leslie Cheung]]></category>
		<category><![CDATA[Massimo De Francovich]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Lonsdale]]></category>
		<category><![CDATA[Noémie Lvovsky]]></category>
		<category><![CDATA[Philippe Torreton]]></category>
		<category><![CDATA[Ronny Yu]]></category>
		<category><![CDATA[Rutger Hauer]]></category>
		<category><![CDATA[Vincent Garenq]]></category>
		<category><![CDATA[Wladimir Yordanoff]]></category>
		<category><![CDATA[Yargısız]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3591</guid>
		<description><![CDATA[31. İstanbul Film Festivali onüçüncü günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü filmler: Kilisedeki Gecekondu, Beyaz Saçlı Gelin, Yargısız 12 Nisan 2012 Perşembe, &#8220;abla&#8221; üç film görürse de iki sayar: Hong Kong, 1993 yapımı Beyaz Saçlı Gelin, gösterilen kopyanın -sağanak yağmurda, &#8220;abla&#8221;nın evindeki çanak antenin ancak sağlayabildiği türde- kötü görüntü kalitesiyle parlak renkli -izlenimci- dijital tablolar sunar, filmin konusu hakkında da eh! iyi kötü fikir verir. Yönetmen Ronny Yu, oyuncular Brigitte Lin, Leslie ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em><strong>31. İstanbul Film Festivali onüçüncü günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü filmler: Kilisedeki Gecekondu, Beyaz Saçlı Gelin, Yargısız</strong></em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>12 Nisan 2012</strong> Perşembe, &#8220;abla&#8221; üç film görürse de iki sayar: Hong Kong, 1993 yapımı <strong>Beyaz Saçlı Gelin</strong>, gösterilen kopyanın <em>-sağanak yağmurda, &#8220;abla&#8221;nın evindeki çanak antenin ancak sağlayabildiği türde-</em> kötü görüntü kalitesiyle parlak renkli <em>-</em><em>izlenimci- </em>dijital tablolar sunar, filmin konusu hakkında da <em>eh! </em>iyi kötü fikir verir. Yönetmen <strong>Ronny Yu</strong>, oyuncular <strong>Brigitte Lin, Leslie Cheung, Francis Ng</strong>&#8230; Bir Çin Sinema Geleneği: Wuxia bölümünden bol ödüllü film, kurtların büyüttüğü bir kız, tuhaf sihirli yetenekleri olan siyam ikizleri, kılıç ve Kung Fu ustaları, havada dönerek yükselme, anında varolma &#8211; yokolma hünerleri barındırır; son yıllarda emsallerini bolca izlememiş izleyiciye <em>-bir ihtimal bu, gösterim sırasında salondaki hareketliliğin açıklamasıdır-</em> bir şey ifade etmez.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">İtalya, 2011 yapımı <strong>Kilisedeki Gecekondu</strong>: Yönetmen <strong>Ermanno Olmi</strong>, oyuncular <strong>Michael Lonsdale, Rutger Hauer, Massimo De Francovich</strong>&#8230; Yıllara Meydan Okuyanlar bölümünde yer alıyor olsa da Sinemada İnsan Hakları Yarışması bölümü filmi ağırlığındaki film, kilisesi, cemaatinin devamsızlığı yüzünden kapatılan çok yaşlı rahibin son günlerinde, Fransa&#8217;ya geçerken binaya sığınan kaçak göçmenlerin kısa süren konukluğunu anlatır. Biri telefonla geride kalanlardan birine <em>&#8220;tekne çok kalabalıktı, çok azımız karaya çıkabildik&#8221;</em> acı haberi verir, babasız bir bebek doğar, yaralı biri iyileştirilirken bir ikisi de karınlarına sarmak üzere patlayıcı yaparlar. Yıllar önce Nalın Ağacı filmine bayılıp takibe aldığı yönetmenin, tiyatro sahnesi benzeri az mekanlı stilize, durağan bu son filmi &#8220;abla&#8221;yı, <em>metni de dahil</em> hayal kırıklığına uğratır. </span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">&#8220;Abla&#8221;nın festivalin başından bu yana izlediği <em><strong>&#8220;35 civarı film içinde en iyisi!&#8221;</strong></em> dediği Fransa, 2011 yapımı <strong>Yargısız, </strong>döşenmiş <span style="text-decoration: underline;">laser altyazısıyla</span> vizyona hazır: Yönetmen <strong>Vincent Garenq,</strong> oyuncular <strong>Philippe Torreton, Wladimir Yordanoff, Noémie Lvovsky</strong>&#8230;  Sinemada İnsan Hakları Yarışması bölümünden filmin yönetmeni <em>&#8220;Bu kadar dolu salon için çok mutluyum&#8221; </em>der, <em>&#8220;</em><em>film Türkiye&#8217;de dağıtılacak bunun için de çok mutluyum. </em><em>İstanbul&#8217;a son olarak 20 yıl önce gelmiştim, çok değişmiş buldum. Film özyaşam öyküsü anlatan bir kitaptan, okuduğumda şoke oldum filmi yapmak zorunluluk haline geldi, yapımcım okudu o da şoke oldu, senaryoyu yazdım, başrol oyuncuma okuttum o da şoke oldu, siz de izlediğinizde şoke olacaksınız.&#8221;  </em>Fransa&#8217;nın kuzeyinde Outreau&#8217;da üç çocuğu ile yaşayan icra memuru Alain Marecaux ile karısı, 2001&#8242;de bir gece sabaha karşı basılan evlerinden apar topar alınır, yöreden 12 kişiyle birlikte bir pedofili davasının sanıkları olarak tutuklanırlar; oysa masumdurlar. Hapiste açlık grevi&#8217;ne saygı gösterilen, şartlı tahliyesi sırasında, <em>çocuklarıyla görüşmesi sakıncalı</em> Marecaux&#8217;nun, üç küçük çocuklu kuzeninin yanına yerleşmesini uygun bulan adalet sistemiyle Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik ülkesi Fransa&#8217;dan, mutlaka izlenmesi gereken filmi &#8220;abla&#8221; daha fazla anlatmaz. Yönetmen film sonrası soruları yanıtlamaya döndüğünde salon neredeyse hiç eksiksiz beklemektedir:</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>S.</strong><em> &#8221;İcra memurları korkmalı mı sizce?&#8221; </em> <strong>Y.</strong><em> &#8221;Bu dava Fransa&#8217;da çok büyük bir skandala neden oldu, adalet tarihi </em>Outreau<em> öncesi ve sonrası diye ikiye ayrıldı. Avukatlar hala müvekkillerini savunurken bu davayı gündeme getiriyorlar, 2005&#8242;te sonuçlandı, 2006&#8242;da tüm Fransa&#8217;da sadece bu dava konuşuldu, biz iki yıl önce davanın sonuçlanmasından 5 yıl sonra çekmeye başladık, Fransa&#8217;nın kuzeyinde çekmek istedik engellendi, bir hapishane çekimimiz de müdür davaya katılanlardan biriymiş, engellendi. Gösterimlerden birinin sonrasında birkaç avukatla ve bir yargıçla konuştuk; yargıç tebrik etti ama </em>Marecaux oğluyla bir şeyler yaptı gibi geliyor bana<em> dedi ve gitti. Hala hazmedemediler, </em><em>ama </em><em>halk adaletin yanılabileceğini fark etti&#8230; Bir de, yargıç okulunda 60 öğrencinin katıldığı bir gösterim yaptık, sonunda çok soğuk bir hava esti.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>S.</strong><em> &#8221;Beraat sonrası devlet maddi manevi tazminat ödedi mi?&#8221; </em> <strong>Y.</strong><em> &#8221;Evet çok yüklü bir şeyler ödendi ama miktar bilinmiyor.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>S.</strong><em> &#8221;Dehşetle izledim, aynı şey bir 3. Dünya ülkesinde olsaydı yer yerinden oynardı, Avrupa İnsan Hakları devreye girerdi; Avrupa&#8217;da, yakın zamanda&#8230; Deliller bu kadar sığ mıydı? </em>-alkışlar arasında- <em>Kınıyorum!&#8221; </em> <strong>Y.</strong><em> &#8221;Evet, hukuk sistemi nerede olsun hata yapabiliyor, </em><em>Alain Marecaux&#8217;nun şansı 12-13 kişi olmalarından, </em>tek kişi olsaydım hala içeride olacaktım<em>, demişti.&#8221; </em>Yönetmenin de katıldığı ve şaşırdığı <em>&#8220;Adalet sisteminde hala geri dönüş ve özür yok. Kitap kesinlikle sadakatle uyarlandı, hatta kitapla yetinmedim dava dosyasını inceledim.&#8221;</em><em></em><strong></strong></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>S.</strong><em> &#8221;Sonunda asıl zarar gören çocuklar oldu, Marecaux&#8217;nun çocuklarıyla ilişkisi ne oldu?&#8221; </em><strong>Y. </strong><em>&#8220;Film </em><em>Marecaux üzerine odaklandı ama diğer sanıkların çocuklarının </em><em>da </em><em>nasıl etkilendikleri anlatılıyor kitapta. Çocukların hayatları mahvoldu, 20&#8242;li yaşlarında ikisi filmde çalıştılar, hayata ilişkin hiç planları yok.&#8221;</em></span></p>
<div>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>S.</strong><em> &#8221;Ön soruşturmasız ev basma oluyor mu?&#8221; </em><strong>Y.</strong><em> &#8221;Gördüğünüz gibi fiziksel şiddet yok ama her şey psikolojik şiddet&#8230;&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>S.</strong><em> &#8221;Hemen hemen hiç müzik yok?&#8221; </em><strong>Y.</strong><em> &#8221;Koyacak olsaydım da soğuk bir şey düşünürdüm, duygusallığı arttıracağı için istemedim.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Fransız bir öğretmenden<strong> S.</strong><em> &#8221;Çocuk haklıdır, yalan söylemez mantığıyla davranıyoruz, bu bizi yanılttı, bu yüzden şoke olduk&#8221; </em><strong>Y.</strong><em> &#8221;Fransa&#8217;da önceleri çocukları hiç dinlemezdik, 10 yıl önce Dutro olayı yaşandı, büyük bir pedofili olayıydı, bu da ardından gelince çocukları dinleyelim denildi ama öteki uçta, biz ortayı bulamadık; zaten yargıç </em><em>Dutro</em><em> davasını çok öne sürdü.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Bir Fransız Türk&#8217;ten<strong> S.</strong> &#8221;Hiç baskı ile karşılaştınız mı?&#8221; <strong>Y<em>.</em></strong><em> &#8221;Hiç politik baskı görmedik, polemik bile olmadı. Benim fark ettiğim, Alain&#8217;in de söylediği </em>göreceksin,<em> </em>beraat ettik ama o kadar kolay değil<em>, insanlar hep biraz şüpheli davrandılar.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>S.</strong><em> &#8221;Yargıçlarda bir reform oldu mu?&#8221; </em><strong>Y.</strong><em> &#8221;Ufak tefek; bir anket formu dolaştırıldı, biz de ümitlendik ama fazla bir değişiklik olmadı. Gözaltına alındığında avukat bulundurma konusu bu davaya bağlandı ama değil, Avrupa Birliği kaynaklıydı.&#8221;</em></span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/kilisedeki-gecekondu-beyaz-sacli-gelin-yargisiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İz-Reç, Ölüm Listesi</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/iz-rec-olum-listesi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/iz-rec-olum-listesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 19:59:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm Listesi]]></category>
		<category><![CDATA[İz-Reç]]></category>
		<category><![CDATA[Ben Wheatley]]></category>
		<category><![CDATA[Bence Fliegauf]]></category>
		<category><![CDATA[Bilal Bulut]]></category>
		<category><![CDATA[M. Tayfur Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Melahat Bayram]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Smiley]]></category>
		<category><![CDATA[Myanna Buring]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Çobanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Neil Maskell]]></category>
		<category><![CDATA[Sadece Rüzgâr]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3589</guid>
		<description><![CDATA[31. İstanbul Film Festivali onikinci günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü iki film: İz-Reç, Ölüm Listesi 11 Nisan 2012 Çarşamba sabahı Macaristan-Almanya-Fransa, 2011 yapımı Sadece Rüzgâr&#8216;ı izlemek üzere Atlas Salonu&#8217;nda yerini alan &#8220;abla&#8221;, soru yanıt bölümüne katılamayacağı için film öncesi ayrıntılı açıklama yapmaya, izleyici karşısına yanında boyu dizine gelmeye küçük oğluyla çıkan yönetmen Bence Fliegauf&#8216;a kulak verir: &#8220;Yaklaşık iki sene önce Macaristan&#8217;daki Roman topluluklarına yapılan saldırılar ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em><strong>31. İstanbul Film Festivali onikinci günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü iki film: İz-Reç, Ölüm Listesi</strong></em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>11 Nisan 2012</strong> Çarşamba sabahı Macaristan-Almanya-Fransa, 2011 yapımı <strong>Sadece Rüzgâr</strong>&#8216;ı izlemek üzere Atlas Salonu&#8217;nda yerini alan &#8220;abla&#8221;, soru yanıt bölümüne katılamayacağı için film öncesi ayrıntılı açıklama yapmaya, izleyici karşısına yanında boyu dizine gelmeye küçük oğluyla çıkan yönetmen <strong>Bence Fliegauf</strong>&#8216;a kulak verir: <em>&#8220;Yaklaşık iki sene önce Macaristan&#8217;daki Roman topluluklarına yapılan saldırılar üzerine çektik bu filmi, el kamerası kullandık, olabildiğince arka sıralardan izlemenizi öneririm, başınız dönebilir. Film sonrası </em>bu Macarlarda sık görülen bir davranış mıdır?<em> diye soruldu, hayır değil ama bunlar gerçekten oldu, tüm Macaristan şoke oldu. Ben yine de memnunum çünkü bu günlerde nedendir bilinmez, yönetim yine antidemokratik yolda&#8230; Bir çelişki de f</em><em>ilmin devlet desteğiyle çekilmiş olması; gösterimlerden birinde hükumetten bazıları, salondaki sandalyelere koydukları kağıtlarla, benimle aslında aynı şeyi ama farklı biçimde söylediler. Erken saatte burada olduğunuz için teşekkür ederim, sorularınızı facebook&#8217;tan sorabilirsiniz.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Dijital filmin gösterimi için gerekli, bir gün önce denenmiş &#8220;kod&#8221;, ne yazık bugün çalışmaz; 50 dakika sonra durumun ümitsizliği anlaşılır, izleyici bir başka gösterimde buluşmak üzere salonu terk eder.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Türkiye, 2011 yapımı<strong> İz-Reç</strong>: Yönetmen<strong> M. Tayfur Aydın</strong>, oyuncular <strong>Necmettin Çobanoğlu, Bilal Bulut, Melahat Bayram</strong>&#8230; Perde önüne dizilen ekibin sözcüsü, yönetmen Tayfur Aydın <em>&#8220;Hoşgeldiniz diyeceğim şimdilik&#8221; </em>der; film, yaşlı anasını ölümüne yakın, gömülmek istediği köyüne götüren oğul ile torunu anlatır. İki gün süren Batman yolculuğunu tamamlayamayan kadın için Diyarbakır&#8217;da iner, bir tabut yaptırırlar. Batman&#8217;da kızı köye gitmenin tehlikeleri hakkında babasını uyarsa da yolundan döndüremez. Korucuların bölgeye girmelerine izin vermediği cenaze ile yanındakiler komşu köyde konaklarlar; genel eğilim<em> &#8221;burası da aynı toprak buraya gömelim&#8221;</em> olur ama oğul söz vermiştir anasına. Gece, uyandırdığı oğluyla baba, at sırtına yüklediği, ardından taşımak zorunda kaldıkları tabutla karda köye yürür, annesinin acı yüklü büyük bir sırrı yıllarca gizleyen yorgun bedenini toprağa verirler. &#8220;Abla&#8221; &#8220;<em>böyle bir hikaye ancak bu kadar güzel, doğru anlatılabilir&#8221; </em>diye düşünürken ekip, bu kez soruları yanıtlamak üzere perde önünde yerini alır: <strong>S.</strong> <em>&#8220;Yıllar sonra ilk kez bir sinema salonunda ağladım; teknik bir sorum olacak Hevi-Kenan&#8217;ın baştaki </em><em>teatral </em><em>yorumunun farkında mısınız, ya da bu bir seçim mi?&#8221;</em> <strong>Y.</strong> <em>&#8220;</em><em>Hevi-Kenan zaten ortada bir karakter, ikili yaşam sürdürüyordu, elini nereye koyacağını bilemeyen biri olmalıydı, onu zorladım, böyle olması gerekiyordu.&#8221; </em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Bu arada ekibini tanıtmak isteyen yönetmen öne çıkar, öykü yazarı Yavuz Ekinci&#8217;yi, tek tek oyuncuları, çok genç görüntü yönetmeni Emre Konuk&#8217;u, Selim Demirdelen&#8217;i, emeği geçenleri anar, teşekkür eder. </span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>S.</strong> <em>&#8220;Dili tüm doğallığıyla kullandığınız için teşekkürler, film öncesi bir çalışma yaptınız mı?&#8221; </em><strong>Y.</strong> <em>&#8220;Biz İstanbul&#8217;da yaşıyor olsak da, dili konuşulduğu gibi koyduk. Batman lehçesi farklıydı, o öyle oldu, Necmettin Hoca hiç Kürtçe bilmiyordu, son 10 gün içinde öğrendi.&#8221; </em><strong>S.</strong> <em>&#8220;Tebrik ediyorum. Olay verilen söz üzerine gelişti, nereden esinlendiniz?&#8221; </em>Yanıt İncir adlı öykünün yazarı Yavuz Ekinci&#8217;den gelir: <em>&#8220;Benim yaşadıklarım değil ama çevremde buna benzer olaylar yaşayanlar çok, biz hep ölülerden konuşuruz. 1917&#8242;de, bence, ölenler kurtuldu.&#8221; </em><strong>S.</strong> <em>&#8220;Hevi&#8217;nin kızkardeşlerinin güzelliği ile Türk kızın güzelliği arasında uçurumlar vardı.&#8221; </em>Gülüşmeler arasında yönetmenden gelen alçakgönüllü yanıt;<strong> </strong><em>&#8220;Öyle düşünmüyorum, bizim kızlar da gayet güzeller&#8221; </em><strong>S.</strong> <em>&#8220;Kadrajlarda Kubrick ve Angelopulos etkisi sezdim, bilinçli bir seçim mi?&#8221; </em><strong>Y.</strong> <em>&#8220;Ne pahasına olursa olsun, hatta bir kaç sahnemi de attım bu yüzden, etkilenmiş kadrajlardan kurtulmaya çalıştım. Hikayeyi benimsedikçe kadrajı genişletmemiz gerekti.&#8221; </em><strong>S.</strong> <em>&#8220;Ritmi çok başarılı buldum, büyükannenin sırrını sona saklamak müthiş bir fikir.&#8221; </em><strong>S.</strong> <em>&#8220;Mirza babasının mezarında ondan özür diledi, niçin?&#8221;</em><strong> </strong><strong>Y.</strong> <em>&#8220;1915, 1938, hala da yaşanmakta olan acılar için&#8230;&#8221; </em><strong>S.</strong> <em>&#8220;Çok yoğun duygular yaşadım, teyzeyi merak ediyorum, bir de koşullar çok sert, zorlamış olmalı&#8230;&#8221; </em><strong>Y.</strong> <em>&#8220;Öykü elime geçince çaktırmadan aramaya başladım, 1 yıla yakın sürdü. Kürtçe konuşan bu yaşlarda oyuncu bulmak zor, sonra teyzeyi Diyarbakır&#8217;da bir eylemde gördüm, Bu! dedim&#8230; Zorluklar, hava koşulları, izinlerle ilgili sıkıntı yaşadık, yapımcımız Türker Korkmaz ekibi destekleyince rahatladık.&#8221; </em><strong>S.</strong> <em>&#8220;Bu kadarını beklemiyordum, teşekkürler. Hevi&#8217;deki aidiyet sorununu onun gözünden, duygusundan görmek isterdim.&#8221; </em><strong>S.</strong> <em>&#8220;Doğuda Kürtçe film çekmek zor mu, bu yüzden engellenmiş sahneniz oldu mu?&#8221; </em><strong>Y.</strong> <em>&#8220;Çekiliyor ama içeriği çok önemli; kişiler de kurumlar da anladı, biz insanları anlatıyoruz.&#8221; </em><strong>S.</strong> <em>&#8220;Elinize sağlık, ideolojik bir sorum olacak; filmden Kürtlerin Ermenilerden özür dilediğini çıkardım, madalyonun öte yanını anlatan, Ermenilerin Kürtlerden özür dilediğini anlatan bir film çekecek misiniz?&#8221; </em><strong>Y.</strong> <em>&#8220;Direkt Kürtler olarak algılanmamalı, daha evrensel bakmaya çalıştım, Mirza annesini bile tanıyamadı, babasının yanına gömemedi; teyzemin hikayesi, anneannemin  hikayesi denildi ama film aslında kendi toprağına gömülememiş insanlara/annelere adandı.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">İngiltere, 2011 yapımı <strong>Ölüm Listesi</strong>: Yönetmen <strong>Ben Wheatley</strong>, oyuncular <strong>Neil Maskell, Michael Smiley, Myanna Buring</strong>&#8230; Festivalin Gece Çılgınlığı bölümünden Ölüm Listesi, eski asker yeni kiralık katil, biri vahşete eğilimli, diğeri daha insancıl iki arkadaşı anlatır. İşverenleri, tepeleme banknotlar yanında onlara öldürülecek kişilerin listesini verirken, bu ikisi zamanla o listelerden birinde yer alabileceklerini akıllarına getirmezler. Kan, vahşet, gizli tarikat, din adamı, politikacı, gizemli güzel bir kadın hatta öldürülerek kapıya asılmış bir kedi. Klişeler yanında, akla, çok da uzak düşmeyen sonuyla film &#8220;abla&#8221;nın <em>Eh! </em>dediği türden.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/iz-rec-olum-listesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Süper Kahramanın Ölümü, L, Gecikme</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/super-kahramanin-olumu-l-gecikme.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/super-kahramanin-olumu-l-gecikme.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 19:54:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Aisling Loftus]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Serkis]]></category>
		<category><![CDATA[Aris Servetalis]]></category>
		<category><![CDATA[Babis Makridis]]></category>
		<category><![CDATA[Carlos Vallarino]]></category>
		<category><![CDATA[Eleftherios Matthaios]]></category>
		<category><![CDATA[Gecikme]]></category>
		<category><![CDATA[Ian Fitzgibbon]]></category>
		<category><![CDATA[L]]></category>
		<category><![CDATA[Makis Papadimitriou]]></category>
		<category><![CDATA[Rodrigo Plá]]></category>
		<category><![CDATA[Roxana Blanco]]></category>
		<category><![CDATA[Süper Kahramanın Ölümü]]></category>
		<category><![CDATA[Thomas Brodie-Sangster]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3587</guid>
		<description><![CDATA[31. İstanbul Film Festivali onbirinci günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü üç film: Süper Kahramanın Ölümü, L, Gecikme 10 Nisan 2012 Salı sabahı, Polis Bayramı kutlamalarına ek, yağmurun aksattığı trafiği yarıp Fitaş 4&#8242;e ulaşan &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi, genç oyuncusunun katılımıyla Almanya-İrlanda, 2011 yapımı Süper Kahramanın Ölümü: Yönetmen Ian Fitzgibbon, oyuncular Andy Serkis, Thomas Brodie-Sangster, Aisling Loftus&#8230; İzleyiciyi &#8220;Geldiğiniz için teşekkür ederim&#8221; diyerek karşılayan Thomas Brodie-Sangster, film sonrası dönmek üzere ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em><strong>31. İstanbul Film Festivali onbirinci günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü üç film: Süper Kahramanın Ölümü, L, Gecikme</strong></em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>10 Nisan 2012</strong> Salı sabahı, Polis Bayramı kutlamalarına ek, yağmurun aksattığı trafiği yarıp Fitaş 4&#8242;e ulaşan &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi, genç oyuncusunun katılımıyla Almanya-İrlanda, 2011 yapımı <strong>Süper Kahramanın Ölümü</strong>: Yönetmen <strong>Ian Fitzgibbon</strong>, oyuncular <strong>Andy Serkis, Thomas Brodie-Sangster, Aisling Loftus</strong>&#8230; İzleyiciyi <em>&#8220;Geldiğiniz için teşekkür ederim&#8221;</em> diyerek karşılayan Thomas Brodie-Sangster, film sonrası dönmek üzere giderken ekler <em>&#8220;candan katıldığım bir proje oldu, umarım siz de severek izlersiniz.&#8221; </em>Roman uyarlaması filmin kahramanı 15 yaşındaki lise öğrencisi Donald, kanserden ölmekteyken, kendini ifade etmekte kullandığı graffiti ve çizimlerinde, <em>-hayatını kurtardığı kızın sevişme teklifini reddedip yanmakta olan binaya koşan-</em> bileği bükülmez bir süper kahramandır. Öleceğine inanmayan annesinin tersine duruma direnmeyen, <em>rahatlasın </em>diye oğluyla ot içen babasına ilâveten psikoloğu ile arkadaşları da <em>-</em><em>r</em><em>efah ülkelerinin en büyük sorunlarından biri gibi görünen-</em> <em>&#8220;ölmeden bekaretini terk etsin&#8221;</em> fikriyle ellerinden geleni yaparlar ama Donald gider ayak âşık olmuştur. Film sonrası dönen, saçlı haliyle pek güzel Thomas Brodie-Sangster, soruları yanıtlar: <em>&#8220;Müzikler Dublinli çok küçük bir grubun. Yönetmen senaryoyu defalarca yazarken onların müziğinden etkilendi, sormadan müziklerini filme kattı, tabi çok şaşırdılar.&#8221; </em><strong>S.</strong><em>&#8220;Kanserli birini oynamak zor, sonrasında nasıl toparlandınız?&#8221;</em> <strong>Y. </strong><em>&#8220;Bu bir meydan okumaydı, benim için zor oldu elbette, saçlarımın, kaşlarımın kazınması yardımcı oldu, insanlar saçı olmayanlara daha şefkatle bakıyorlar.&#8221;</em> <strong>S.</strong><strong> </strong><em>&#8220;Psikolog desteği aldınız mı?&#8221;</em><strong> </strong><strong>Y.</strong><em> &#8221;Herşeyden önce karakterim Donald&#8217;ı kansersiz canlandırmaya çalıştım, sette kanserli çocuklarla çalışan bir hemşire vardı, bana duygusal açıdan destek oldu&#8221; </em><strong>S.</strong><strong> </strong><em>&#8220;Kaç yaşındasınız? Kaç fiminiz var?&#8221; </em><strong>Y.</strong><strong> </strong><em>21 Yaşındayım, çocukluğumdan beri pek çok filmde, kısa metrajda rol aldığım için kaç filmim olduğunu bilmiyorum, tiyatroyla ise yolum hiç kesişmedi. Her zaman beni geliştirecek konuları seçtim.&#8221; </em><strong>S.</strong><em> &#8221;Bu rolü neden, senaryodaki hangi sahnenin etkisiyle kabul ettiniz?&#8221; </em><strong>Y.</strong><strong> </strong><em>&#8220;Aslında daha önce böyle bir rol düşünmemştim, kafası karışık bir genç&#8230; Bunu yapmam bu değişimden geçmem gerekiyordu. Aslında beni çeken,</em><em> hayatı nasıl yaşamayı seçtiğiniz meselesi&#8230;&#8221;</em></span></p>
<div>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Yunanistan, 2012 yapımı <strong>L</strong>: Yönetmen <strong>Babis Makridis</strong>, oyuncular <strong>Aris Servetalis, Makis Papadimitriou, Eleftherios Matthaios</strong>&#8230; Anlamadığı, dingin, uzuuuun çekimler yüzünden ara sıra kestirdiği, gösterim sırasında salondaki hareketliliğe bakılırsa, paylaşılan hoşnutsuzluk yüzünden nereye koyacağını bilemediği film için &#8221;abla&#8221;nın söyleyebileceği bir şey yok.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Uruguay-Meksika-Fransa, 2012 yapımı <strong>Gecikme</strong>: Yönetmen <strong>Rodrigo Plá</strong>, oyuncular <strong>Carlos Vallarino, Roxana Blanco</strong>&#8230; Yapımcısı <strong>Sandino S</strong><strong>aravio</strong>&#8216;nun gösterim öncesi <em>&#8220;Filmimin Uluslararası Yarışma&#8217;ya seçilmesi ve dolu salon benim için büyük mutluluk&#8221;</em> dediği film, evde fason dikiş diken orta yaşlı üç çocuklu Maria&#8217;yı anlatır. Giderek aklı puslanmakta babasına da bakan kadın onu bir bakımevine yatırmaya yerleştirmeye niyetlenir ama geliri bunun için fazladır, yaşlı adam kabul edilmez. Kardeşinin de desteklemediği Maria bir bunalım anında babasını <em>&#8220;buradan ayrılma, markete su almaya giyorum&#8221; </em>diyerek uzak bir semtte bir bankta bırakır eve döner. Gecenin ilerleyen saatlerinde pişmanlıkla yollara dökülür, bin zahmet üşümüş, işemiş yaşlı adamı bulur. Kendine özgü özel bir lezzet taşıyan Güney Amerika sinemasından, &#8220;abla&#8221;nın <em><strong>işte sinema bu! </strong></em>dediği türden güzel filmin, uzun sarı saçlı neşeli genç yapımcısı Sandino Saravio soruları şöyle yanıtlar: <strong>S. </strong><em>&#8220;Yönetmen siz olsaydınız neyi farklı yapmak isterdiniz?&#8221; </em><strong>Y.</strong><em> &#8221;O yüzden yönetmen değilim, işini bilen yönetmenlerle çalışmayı seçiyorum. Değişiklik isteseydim de söylemezdim.&#8221; </em><strong>S. </strong><em>&#8220;Müzik filmle birlikte mi, sonra mı oturtuldu?&#8221;</em><strong> </strong><strong>Y. </strong><em>&#8220;Yönetmenle 3. filmleri, önce senaryoyu okuyup&#8230; çok fazla müzik de istenmedi zaten.&#8221; </em><strong>S.</strong><em> &#8221;Jenerikten anladığım kadarıyla (babaya ithaf), yönetmenin yaşamından izler var mıydı? Bir de babayı oynayan oyuncunun geçmişini merak ediyorum, bu derece doğal oyunculuk nasıl sağlandı?&#8221;</em><strong> </strong><strong>Y. </strong><em>&#8220;Yönetmenin eşinin öykülerinden yararlanıldı senaryo için, o da babasını terk eden bir kadınla ilgili gazete haberinden etkilenerek yazmış öyküyü. Baba emekli mimar, 82 yaşında ve bu ilk oyunculuk deneyimi.&#8221;</em></span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/super-kahramanin-olumu-l-gecikme.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benim 533 Çocuğum Var,  Masumiyet, Tepedeki Ev</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/benim-533-cocugum-var-masumiyet-tepedeki-ev.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/benim-533-cocugum-var-masumiyet-tepedeki-ev.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 19:49:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Geislerova]]></category>
		<category><![CDATA[Antoine Bertrand]]></category>
		<category><![CDATA[Benim 533 Çocuğum Var]]></category>
		<category><![CDATA[Goro Miyazaki]]></category>
		<category><![CDATA[Jan Hrebejk]]></category>
		<category><![CDATA[Julie Le Breton]]></category>
		<category><![CDATA[Junichi Okada]]></category>
		<category><![CDATA[Keiko Takeshita]]></category>
		<category><![CDATA[Ken Scott]]></category>
		<category><![CDATA[Ludek Munzar]]></category>
		<category><![CDATA[Masami Nagasawa]]></category>
		<category><![CDATA[Masumiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Ondrej Vetchy]]></category>
		<category><![CDATA[Patrick Huard]]></category>
		<category><![CDATA[Tepedeki Ev]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3571</guid>
		<description><![CDATA[31. İstanbul Film Festivali onuncu gününde &#8220;abla&#8221; üç film daha görür:  Benim 533 Çocuğum Var,  Masumiyet, Tepedeki Ev 9 Nisan 2012 Pazartesi günü yağmurun, geleneksel festival yürüyüşünü sabote ettiği &#8220;abla&#8221;, 54 E, Eminönü otobüsüne biner, Akbil&#8217;inin paslanmaya yüz tutmuş tomunu bastırır, Taksim&#8217;e doğru yola koyulur. Üç filminin üçü de, salon girişinde bilet kesen kızlarla ahbaplığı ilerlettiği Fitaş 4 ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em><strong>31. İstanbul Film Festivali onuncu gününde &#8220;abla&#8221; üç film daha görür:  Benim 533 Çocuğum Var,  Masumiyet, Tepedeki Ev</strong></em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>9 Nisan 2012</strong> Pazartesi günü yağmurun, geleneksel festival yürüyüşünü sabote ettiği &#8220;abla&#8221;, 54 E, Eminönü otobüsüne biner, Akbil&#8217;inin <em>paslanmaya yüz tutmuş</em> tomunu bastırır, Taksim&#8217;e doğru yola koyulur. Üç filminin üçü de, salon girişinde bilet kesen kızlarla ahbaplığı ilerlettiği Fitaş 4 salonundadır.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Kanada, 2011 yapımı <strong>Benim 533 Çocuğum Var</strong>: Yönetmen<strong> Ken Scott</strong>, <strong>oyuncular Patrick Huard, Julie Le Breton, Antoine Bertrand</strong>&#8230; Ağırlıklı seçimini yaptığı Antidepresan bölümünden, &#8221;abla&#8221;nın bayıldığı, 11:00 seansında dolu salonun kahkahalarla izlediği film, sorumsuz babalardan yılmış <em>-elbette ekonomik açıdan güçlü, devletin desteklediği-</em> kadınların bir klinikten edindikleri sperm aracılığıyla doğurduğu bir grup çocuğun yetişkin olunca kliniğe dava açarak babalarını bilmek istemelerini anlatır. Spermleri kaliteli bulunduğundan 533 çocuğun biyolojik babası olan ve bunların 145 tanesinin tanımak istediği, gençliğinde türlü şeyle uğraşan, kardeşleriyle çalıştığı babasının kasap dükkanında çalışır gibi yapan, borcu <em>-ve alacaklıları- </em>gırtlağına dayanmış David artık orta yaşlardadır; futbol oynamak dışında bir hobisi kalmamış görünür, yaşamını hamile polis kız arkadaşıyla toparlamak hayalindedir. Kimliğini gizli tutmak üzere <em>-kendi dört çocuğunu her şeyi, saçlarını bile emen karadelik olarak niteleyen-</em> avukat arkadaşı ile kliniğe dava açar, kazanırlar ama bu arada çocuklarından bazıları ile kendini gizleyerek tanışan, giderek sorumluluk kazanan David, sonunda doğru bir iş yapma kararıyla ortaya çıkar: Ünlü bir boğadan edindiği takma adı Starbuck&#8217;ın kendisi olduğunu açıklar. Tüm kurumlar gibi devrini tamamlamakta aile, ebeveynlik&#8230;le kıyasıya dalga geçerken aslolanın kardeşlik,<em> -&#8221;abla&#8221;ya göre tam zamanı, Zamanların Sonu&#8217;nda, ezoterik derinlikli- </em>birlik mesajı verir, en küçük kardeşlerinin doğduğu hastanede, ortasında David&#8217;in olduğu, büyük baba ve amcalarına, birbirlerine sarılarak oluşturdukları kardeşler yumağı ile izleyiciye gözyaşı döktürürler. &#8220;Abla&#8221;nın <em>muhteşem! </em>dediği filmlerden&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Çek Cumhuriyeti, 2011 yapımı <strong>Masumiyet</strong>: Yönetmen <strong>Jan Hrebejk</strong>, oyuncular <strong>Ondrej Vetchy, Ana Geislerova, Ludek Munzar&#8230;</strong> Reşit olmasına bir kaç ay kalmış genç kız, kırık bacağını onaran doktoruna, baba eksikliğini giderme ihtiyacından kaynaklanan bir aşkla tutulur, ona mektuplar yazar, erotik mesajlar atar. Aralarında doktorun, eski karısını hamile bırakıp elinden aldığı bir uzmanın da bulunduğu polisin incelemeye aldığı durumun kanıt eksikliği ile kızın duygusal açıdan hasarlı yapısından kaynaklandığının ortaya çıkması ailenin, kayın baba dahil tümü doktorlardan oluşan fertlerine bir soluk aldırırsa da, masumiyet sanıldığı kadar sıradan değildir. Karısının kız kardeşi, yetişirken yaşadığı duygusal ketlenmeyle doktor olamamıştır, hastalığında, kendisini her gün aşağılayan babasına bakmak zorundadır; kendi yaklaşımıyla<em> -hastanede palyaçoluk yaparak, babasına bakarak-</em> kefaret ödemektedir. Ketlenmenin nedeni ise, reşit değilken kendisi ile ilişkiye girip bunu 15 yıl sürdüren eniştesidir.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">&#8220;Abla&#8221; için işin ilginç yanı, <em>-k</em><em>ediler beslediği sıralar çok ısırdığı için köpek adı verdiği Çomar&#8217;ın, içinde ne olduğu belli olmayan mamalarla beslenmesine bağladığı erken ergenliği/kızışması ile paralellik kurduğu durum;-</em> kızların bunu büyük bir aşk olarak algılayıp gönül rızasıyla uzun yıllar sürdürmeleri.  </span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Japonya, 2011 yapımı <strong>Tepedeki Ev</strong>: Yönetmen <strong>Goro Miyazaki</strong>, seslendirenler <strong>Masami Nagasawa, Junichi Okada, Keiko Takeshita</strong>&#8230; <span style="text-decoration: underline;">Laser altyazılı</span> film, 1963 yılı Yokohama&#8217;sından bir öz yaşam öyküsü anlatır. Savaşta ölen babasına hasret, evin önündeki direğe her gün flamalar çekerek annesi Amerika&#8217;dan dönene dek evi çekip çeviren Umi, okulda eski bir binanın yıkılmasını önlemek için temizlenmesine ön ayak olur, o arada da izleyicinin kıkırdamasına yol açan <em>kan bağı olasılığı taşıyan</em> bir aşk gelişir. İyidir, güzeldir de &#8220;abla&#8221;, önceki festivallerde izlediği, geniş hayal gücünün perdeye büyük ihtişamla yansıdığı Miyazaki filmlerini daha sever.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/benim-533-cocugum-var-masumiyet-tepedeki-ev.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olduğun Gibi Gel, Albert Nobbs, Can</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/oldugun-gibi-gel-albert-nobbs-can.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/oldugun-gibi-gel-albert-nobbs-can.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 16:52:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Aaron Johnson]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Nobbs]]></category>
		<category><![CDATA[Brendan Gleeson]]></category>
		<category><![CDATA[Can]]></category>
		<category><![CDATA[Geoffrey Enthoven]]></category>
		<category><![CDATA[Gilles de Schryver]]></category>
		<category><![CDATA[Glenn Close]]></category>
		<category><![CDATA[Mia Wasikowska]]></category>
		<category><![CDATA[Olduğun Gibi Gel]]></category>
		<category><![CDATA[Rasit Çelikezer]]></category>
		<category><![CDATA[Robrecht Vanden Thoren]]></category>
		<category><![CDATA[Rodrigo García]]></category>
		<category><![CDATA[Selen Uçer]]></category>
		<category><![CDATA[Serdar Orçin]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Audenaert]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Berkan Demirbag]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3569</guid>
		<description><![CDATA[Yarılanan 31. İstanbul Film Festivali&#8217;nde hafta sonu &#8220;abla&#8221; üç film görür: Olduğun Gibi Gel, Albert Nobbs, Can Belçika, 2011 yapımı Olduğun Gibi Gel: Yönetmen Geoffrey Enthoven, oyuncular Robrecht Vanden Thoren, Gilles de Schryver, Tom Audenaert&#8230; Ana fikrini, bedensel özürlü bir adamın İspanya&#8217;ya yaptığı yolculuktan alan filmin, biri giderek büyüyen kanser tümörü yüzünden ölmek üzere, diğeri körlüğe yakın görme ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Yarılanan 31. İstanbul Film Festivali&#8217;nde hafta sonu &#8220;abla&#8221; üç film görür: Olduğun Gibi Gel, Albert Nobbs, Can</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Belçika, 2011 yapımı <strong>Olduğun Gibi Gel</strong>: Yönetmen <strong>Geoffrey Enthoven</strong>, oyuncular <strong>Robrecht Vanden Thoren, Gilles de Schryver, Tom Audenaert</strong>&#8230; Ana fikrini, bedensel özürlü bir adamın İspanya&#8217;ya yaptığı yolculuktan alan filmin, biri giderek büyüyen kanser tümörü yüzünden ölmek üzere, diğeri körlüğe yakın görme özürlü, üçüncüsü ise boynundan aşağısı tutmayan üç genç adamın bekâretlerini terk etmek üzere, <em>-ailelerini ikna edemeyince- </em>evlerinden<em> </em>kaçarak başlattıkları yolculuğu anlatır. Minibüsü, kıskançlıkla kocasını yaralayıp hapse düşen şartlı tahliyeyle salıverilmiş, üçlünün başlangıçta <em>&#8220;mamut&#8221;</em> dediği gürbüz hemşire Claude kullanır. Uzlaştıklarında açık havada kamp yapar, bağ, şarapevi ziyaret ederler. Ulaştıklarında <em>-özürlüler üzerinde de-</em> işinin ustası kadınların uzmanlığıyla hedeflerine ulaşırlar. &#8220;Abla&#8221;nın gözlemine göre festival boyunca giderek yükselen &#8220;hayatla dalga geçme&#8221; fikri bu filmle <em>-kendi- </em>özürleriyle dalga geçmeye dek varmıştır.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">İrlanda, 2011 yapımı <strong>Albert Nobbs</strong>: Yönetmen <strong>Rodrigo García</strong>, oyuncular <strong>Glenn Close, Mia Wasikowska, Aaron Johnson, Brendan Gleeson</strong>&#8230; Basindaki logoya bakip filmin satin alinmis olabilecegine hükmeden &#8220;abla&#8221;&#8216;, 19. yüzyilda Irlanda&#8217;da bir basina kadin olarak yasamanin imkansizligini asmak üzere hayata erkek kiliginda dahil olan, artik adini dahi hatirlamayan bir kadinin trajikomik oyküsünü anlatan filmi hararetle onerir. </span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><a href="http://www.canfilmi.com/" target="_blank">http://www.canfilmi.com</a> adresindeki sayfada Sundance logosu altinda <em>&#8220;Can Filmi Dünyanin en büyük bagimsiz film festivali olan &#8220;Sundance Film Festivali&#8221;nde dramatik dalda Dünya Sinemasi Jüri Ozel Odulu&#8217;ne layik gorüldü.&#8221; </em>sozleriyle tanitilan Türkiye, 2011 yapimi <strong>Can</strong>: Yonetmen <strong>Rasit Çelikezer</strong>, oyuncular <strong>Selen Uçer, Serdar Orçin, Yusuf Berkan Demirbag</strong>&#8230; Tipik bir üçüncü sayfa haberinden esinlenilmise benzeyen konusu, basarili kurgusuyla gerilimi hic düsmeyen bu ozel film 11 Mayis&#8217;ta vizyonda. Film sonrasi oyunculari ile perde onüne sorulari yanitlamaya gelen yonetmen, ilk sorudaki<em> &#8220;Filmin adi Cemal olmaliydi, kamera daha çok Ayse ile Cemal&#8217;i izledi&#8230;&#8221; </em>yaklasimina  ofkelenerek <em>soru seklini begenmedigini </em>belirtir. Ikinci izleyici <em>&#8220;Ben tesekkür ediyorum, bu kadar güzel bir oyküyü bu kadar güzel anlattiginiz için&#8221; </em>der&#8217;,<em> &#8220;Can&#8217;in umudu temsil edisi, Hansel ile Gretel&#8217;i animsatir isaretler koyarak gezmesi&#8230;&#8221; Filmin kahramaniyla akran cocugu oldugunu, onu ve arkadaslarini gozledigini </em>belirten yonetmen, <em>Cemal&#8217;in oglunu sevdigi halde neden gittigini anlayamadigini</em> soyleyen bir diger izleyiciyi, Serdar Orçin&#8217;le birlikte <em>&#8220;Bu erkegin yapisinda, tamamlayamadigi seyi birakip gider&#8221;</em> diye yanitlarlar.<em><br /> </em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/oldugun-gibi-gel-albert-nobbs-can.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Che: Part Two &#124; Che: İkinci Bölüm</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/che-part-two-che-ikinci-bolum.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/che-part-two-che-ikinci-bolum.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Apr 2012 15:59:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>okuyucu</dc:creator>
				<category><![CDATA[2008]]></category>
		<category><![CDATA[Biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[Drama]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3567</guid>
		<description><![CDATA[İlk film Küba’da yaşanan askeri devrimin ardından, değişimin arifesinde noktalanmıştı. İkinci filmde ise Küba’daki değişimi es geçip Che’nin Bolivya’daki devrim hareketine odaklanıyoruz. Che, Küba’da devrimin tamamlanmasının ardından Amerika kıtasını değiştirme görevini gerçekleştirmek için halkın fakir olduğu ve işçilerin zor koşullar altında çalışmak zorunda kaldığı bir Amerika ülkesi olan Bolivya’yı seçiyor. Ancak bu sefer gerçek ismini ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">İlk film Küba’da yaşanan askeri devrimin ardından, değişimin arifesinde noktalanmıştı. İkinci filmde ise Küba’daki değişimi es geçip Che’nin Bolivya’daki devrim hareketine odaklanıyoruz.</p>
<p class="MsoNormal">Che, Küba’da devrimin tamamlanmasının ardından Amerika kıtasını değiştirme görevini gerçekleştirmek için halkın fakir olduğu ve işçilerin zor koşullar altında çalışmak zorunda kaldığı bir Amerika ülkesi olan Bolivya’yı seçiyor. Ancak bu sefer gerçek ismini kullanmak yerine takma isimle hareket edip, dikkatleri çekmek istemiyor. Castro’nun öncülüğünde gerçekleşen Küba devriminde olduğu gibi Che bu sefer önemli bir komutan görevinde değil, doğrudan devrim hareketinin lideri oluyor ancak en başından beri aksilikler peşini bırakmıyor. Küba’dakinden farklı olarak bu kez sefalet içinde yaşayan köylüleri hareketlerinin adalet için olduğuna bir türlü inandıramıyorlar ve kendilerine katılım alt düzeyde oluyor. Küba’da yaşananın benzeri bir devrimi istemeyen Bolivya lideri Bolivar da Amerikalılara şikayetini aktarıp, durumun vahametini gösterince onlardan büyük bir destek görüp Che için çemberi gittikçe daraltıyor…</p>
<p class="MsoNormal">Film yine ilk filmde olduğu gibi Che’nin askeri kimliğine yöneltiyor odak noktasını. Bu kez Che’nin kapitalizmle ilgili düşüncelerini, davalarının kazanılması halinde ne gibi dönüşümler getireceğini fazla dinleyemiyoruz. İlk filmdekinin tam tersi bir tablo yaşanıyor ve Küba’da yolunda giden her şey burada sarpa sarıyor.</p>
<p class="MsoNormal"> Che’yi beğenseniz de beğenmeseniz de film ilgiyi hak ediyor. Soderbergh’in çektiği ve Che’yi anlattığı için olsa gerek, pek popüler olamayan bu iki film, o dönemde verilen mücadeleyi neredeyse bir belgesel gerçekçiliğine yakın, müthiş oyunculuklarla ve biraz da Che’nin yanında saf tutarak veriyor. Yakın tarihe meraklı olanların, biyografik hikayelerden hoşlananların ya da kısaca tüm sinemaseverlerin bir şekilde es geçmemesi gereken bir çalışma “Che”.</p>
<p class="MsoNormal">Filmin başrolünde yine Benicio Del Toro var. Che’nin yıllar geçtikçe dinamikliğini yitiren vücut dilini ve astım krizleri esnasında çektiği zorlukları büyük bir ustalıkla oynamış Del Toro. Rodrigo Santoro, Franka Potente ve küçük bir rolde de Matt Damon karşımıza çıkıyor. Filmin yönetmeni Steven Soderbergh.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/che-part-two-che-ikinci-bolum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyükelçi, İyiniyetler, Bengal&#8217;de Bir Dedektif</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/buyukelci-iyiniyetler-bengalde-bir-dedektif.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/buyukelci-iyiniyetler-bengalde-bir-dedektif.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2012 12:11:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İyiniyetler]]></category>
		<category><![CDATA[Adrian Sitaru]]></category>
		<category><![CDATA[Büyükelçi]]></category>
		<category><![CDATA[Bengal'de Bir Dedektif]]></category>
		<category><![CDATA[Bogdan Dumitrache]]></category>
		<category><![CDATA[Mads Brügger]]></category>
		<category><![CDATA[Marian Râlea]]></category>
		<category><![CDATA[Nataşa Raab]]></category>
		<category><![CDATA[Phil Cox]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3565</guid>
		<description><![CDATA[31. İstanbul Film Festivali yedinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film daha görür: Büyükelçi, İyiniyetler, Bengal&#8217;de Bir Dedektif 6 Nisan 2012 Cuma günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü üç filmin ikisi NTV Belgeselleri Kuşağı&#8216;ndan; üçüncüsü ise belgesel tadında bir otobiyografi:  Danimarka, 2011 yapımı Büyükelçi: Yönetmen ve oyuncu Mads Brügger. 2012 Robert Festival (Danimarka) En İyi Belgesel ödüllü filmin kahramanı Mads Brügger, web adreslerini verdiği iki ajanstan birinde karar ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em><strong>31. İstanbul Film Festivali yedinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film daha görür: Büyükelçi, İyiniyetler, Bengal&#8217;de Bir Dedektif</strong></em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong><strong>6 Nisan 2012</strong> Cuma günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü üç filmin ikisi <strong>NTV Belgeselleri Kuşağı</strong>&#8216;ndan; üçüncüsü ise belgesel tadında bir otobiyografi: </strong></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Danimarka, 2011 yapımı <strong>Büyükelçi</strong>: Yönetmen ve oyuncu <strong>Mads Brügger</strong>. 2012 Robert Festival (Danimarka) En İyi Belgesel<strong> </strong>ödüllü filmin kahramanı Mads Brügger, web adreslerini verdiği iki ajanstan birinde karar kılar, parayı bastırır; Liberya’yı temsil etmek üzere gittiği Orta Afrika Cumhuriyeti&#8217;nde görünüşteki amacı bir kibrit fabrikası kurmak <em>-ki bunun için Hindistan&#8217;dan bir uzman getirtir, iş vaad ettiği pigmelere seminerler verdirir-</em>, asıl amacı ise elmas madenlerine yakın olmaktır.<em> Çantasında 10 milyon ile rahatça seyahat edebilecek</em> bir diplomat olabilmek için kendisine gerekli belgeler gecikerek Kara Afrika&#8217;nın ortasında daha pembe beyaz, sarışın Mads&#8217;i sıkıntıya soksa da o<em> &#8221;diplomaside masada değilsen mönüdesindir&#8221; </em>dediği tuhaf zaman ve zeminde elinden geleni yapar, hatta oraya buraya bol keseden dağıttığı mutluluk zarflarını bile <em>&#8220;sadece yoz diplomatlar üzerinde para bulundurur&#8221;</em> diyerek tercümanına taşıtır. Görüşmeleri gizli kamera ile kaydedilmiş doğru bağlantılar kurmaya gayret ederse de coğrafya, bir kaç gün önce görüşüldüğünde, Avrupalının yamyam diye tanıdığı <em>&#8220;Bokassa yaşasaydı </em><em>Orta Afrika Cumhuriyeti, Afrika&#8217;nın İsviçresi olurdu&#8221;</em> diyen polis müdürünün <em>pat!</em> diye suikaste kurban gittiği, sürekli güncellenesi listeler gerektirir. Sömürgeci elbette, özgürlüğünü elde etti diye muhteşem zenginlik barındıran toprakları kendi haline bırakacak değildir. Başından sonuna dek geniş bir tebessümle izlediği belgeseli &#8220;abla&#8221; içtenlikle önerir. </span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">İngiltere-Hindistan-ABD, 2011 yapımı <strong>Bengal&#8217;de Bir Dedektif</strong>: Yönetmen <strong>Phil Cox</strong>. Cinayetlerin %70&#8242;inin faili bulunamadan rafa kaldırılan Hindistan Kalküta&#8217;da 15 yıldır, kurduğu Always Dedektiflik Bürosu&#8217;ndaki grubuyla marka koruma, evlilik öncesi-sonrası hizmetler verirken üç gencin öldürülmesi işini alan Rajesh, dansa, şeker hastalığı yüzünden ölmekte karısına, oğluna düşkün bir adamdır. Çok eğlenceli, izlenesi belgesel, stres atmak için dans yarışmasına katılan grubun gece baskınlarını, 4 yıla uzayabilecek hantal polis araştırması yüzünden tıkanıp kalan cinayeti, eşinin dürüstlüğünden yakınan bir kadını, sahte şampuan sattığı için hapse düşen adamı konu eder.Romanya, 2011 yapımı <strong>İyiniyetler</strong>: Yönetmen <strong>Adrian Sitaru</strong>, oyuncular <strong>Bogdan Dumitrache, Nataşa Raab, Marian Râlea</strong>&#8230; Genç Ustalar Bölümü&#8217;nden ödüllü filminin gösteriminden önce Adrian Sitaru, <em>bu saatte oldukça dolu salon</em> için teşekkür eder. <em>Annesinin inme geçirdiği </em>haberi üzerine Bükreş&#8217;ten apar topar memleketine dönen Alex&#8217;i, ona odaklanmış kamerayla izleyen film, bu rahatsızlık çevresinde ailesinin, annenin iş arkadaşı öğretmenlerin, hastanedekilerin, eş dostun beyan ettiği fikirlerle gelişir.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Film sonrası yeniden izleyici karşısına çıkan genç yönetmen soruları yanıtlar:</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em>Soru: &#8220;Teknik bir sorum olacak; kamera neden sürekli Alex&#8217;i izledi?&#8221; Yanıt: </em><em>&#8220;Otobiyografik öykü bu, ben bunu yaşadım, senaryoyu da böyle yazdım.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em>S. </em><em>&#8220;Hastanedeki tavşan maskeli figürün anlamı nedir?&#8221; </em><em>Y. </em><em>&#8220;Bunu neşeli olsun diye koydum, </em><em>metafor kullanmayı sevmiyorum, </em><em>gerçekte orada böyle bir kadın vardı, Romanya&#8217;da hastanelerde böyle bir uygulama var. Alex&#8217;in maskeli birine güven duyması, aynı benim Cluj&#8217;daki, orada olmayan arkadaşıma güvenmem gibiydi.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em>S. </em><em>&#8220;Sağlıkla ilgili hepimizin bildiği hikayeler; neden pembe pijama?&#8221; </em><em>Y. </em><em>&#8220;Bunu benim paranoyamın bir yansıması olarak düşünmek gerekir. Ben annemin, benimle bir daha sohbet edemeyeceğini düşünerek çok üzüldüm, herşeyi çok inceledim. Aynı pijamadan çok kişide olduğunu görünce&#8230;&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em>S. </em><em>&#8220;Biz de tanıdık doktor peşinde koşarız. Romanya&#8217;da küçük yerlerde tanıdıklar sayesinde hastalar daha iyi muamele mi görüyor?&#8221; </em><em>Y.&#8221;Bu benim de yaşadığım bir ikilem, güvensizlikten değil, ne olacağını bilemeyip daha iyisinin bulunabileceğini düşünmekten, hangisinin daha iyi olduğunu bilememekten kaynaklanan&#8230;</em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/buyukelci-iyiniyetler-bengalde-bir-dedektif.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nefes, Gökyüzünde Bir Ayna, Yukarıdaki Çocuk</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/nefes-gokyuzunde-bir-ayna-yukaridaki-cocuk.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/nefes-gokyuzunde-bir-ayna-yukaridaki-cocuk.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Apr 2012 12:07:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Gökyüzünde Bir Ayna]]></category>
		<category><![CDATA[Gerhard Liebmann]]></category>
		<category><![CDATA[Icíar Bollaín]]></category>
		<category><![CDATA[Kacey Mottet Klein]]></category>
		<category><![CDATA[Karin Lischka]]></category>
		<category><![CDATA[Karl Markovics]]></category>
		<category><![CDATA[Léa Seydoux]]></category>
		<category><![CDATA[Martin Compston]]></category>
		<category><![CDATA[nefes]]></category>
		<category><![CDATA[Norbu Tsering Gurung]]></category>
		<category><![CDATA[Sumyata Battarai]]></category>
		<category><![CDATA[Thomas Schubert]]></category>
		<category><![CDATA[Ursula Meier]]></category>
		<category><![CDATA[Veronica Echegui]]></category>
		<category><![CDATA[Yukarıdaki Çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3563</guid>
		<description><![CDATA[31. İstanbul Film Festivali altıncı gününde &#8220;abla&#8221;nın gördüğü üç film: Nefes, Gökyüzünde Bir Ayna, Yukarıdaki Çocuk 5 Nisan 2012 Perşembe günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü üç filmden ikisi çocuk anneler üzerinedir:  Avusturya, 2011 yapımı Nefes: Yönetmen Karl Markovics, oyuncular Thomas Schubert, Karin Lischka, Gerhard Liebmann&#8230; Çok uykusu varken ağlaması kesilmeyen bebeğinin yüzüne yastık kapatan, çok bastırmadığı halde sesi kesildiğinde sun&#8217;i solunumla hayata döndüren anne, yıllar ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em><strong>31. İstanbul Film Festivali altıncı gününde &#8220;abla&#8221;nın gördüğü üç film: Nefes, Gökyüzünde Bir Ayna, Yukarıdaki Çocuk</strong></em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>5 Nisan 2012</strong> Perşembe günü &#8220;abla&#8221;nın gördüğü üç filmden ikisi çocuk anneler üzerinedir: </span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Avusturya, 2011 yapımı <strong>Nefes</strong>: Yönetmen <strong>Karl Markovics</strong>, oyuncular <strong>Thomas Schubert, Karin Lischka, Gerhard Liebmann</strong>&#8230; Çok uykusu varken ağlaması kesilmeyen bebeğinin yüzüne yastık kapatan,<em> çok bastırmadığı halde</em> sesi kesildiğinde sun&#8217;i solunumla hayata döndüren anne, yıllar sonra, bakımevinde büyümüş, <em>nefesini tıkayan </em>bir akranının ölümüne neden olunca islahevine kapatılmış oğlu kendisini bulduğunda, oğlanın nefesle ilgili sorunlarının anlam kazandığı açıklamayı yapar, &#8220;s<em>eni&#8221; </em>der, &#8220;<em>bakımevine bırakmam en doğru karardı.&#8221;</em> </span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Fransa-İsviçre, 2011 yapımı <strong>Yukarıdaki Çocuk</strong>: Yönetmen <strong>Ursula Meier</strong>, oyuncular <strong>Léa Seydoux, Kacey Mottet Klein, Martin Compston</strong>&#8230; Bir kayak merkezi eteklerinde, <em>hiç istemediği halde ailesini delirtmek için</em> doğurduğu 12 yaşındaki oğluyla yaşayan genç kadın, oğlanın ablası gibi davranır.<em> </em>Dağda ufak tefek hırsızlıkla evin geçimini sağlayan, annesinin yanına uzanabilmek için para ödeyen oğlan, bir çıkış  arayışı içindeki kadının tanıştığı kişilere <em>onun kardeşi değil oğlu olduğunu</em> söyleyip kaçışını engellemekten geri durmaz. Şefkat arayışı içinde dağda, bir anne ile çocuklarına katılır, hırsızlıkları yakalandıkça dayaklar yer&#8230; Kar sezonu sonunda evi terk edip yanlarına gittiğinde toparlanmakta olan çalışanlar arasında iş arayan oğlan ciddiye alınmaz; boş binalar arasında eriyen karın kıraç bıraktığı yamaçta iki bavulu arasında ağlayarak geçirdiği gece sonunda teleferikle kasabaya dönerken yaklaşmakta olan diğer kabinde kendisini aramaya gelen annesinin endişeli yüzünü görmekten mutluluk duyar.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Yaşamda olduğu gibi sinemada da, yıllar boyu, <em>ne olursa olsun her hamileliğin ille bir doğumla sonuçlanması gerektiği</em> fikri yerine, refah toplumlarında devletin desteğine karşın çocuk annelerin yetiştir(eme)diği çocukların büyümekte ne denli zorlandığının ortaya konduğu, çok yönlü sonuçlarının gözler önüne serildiği filmler yapılmasını sağlayan bilincin, ne zaman bir üst &#8220;level&#8221;a atladığını kestiremese de &#8220;abla&#8221; gelişmeden son derece memnun.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">İspanya, 2011 yapımı <strong>Gökyüzünde Bir Ayna</strong>: Yönetmen <strong>Iciar Bollain</strong>, oyuncular <strong>Veronica Echegui, Sumyata Battarai, Norbu Tsering Gurung</strong>&#8230; Kızlardan biri, sorulduğunda adının  <em>Jama&#8217;nın taşıyıcısı</em> olduğunu söyler, oğlan kardeşi doğduğunda <em>Bimala </em>olan adı unutulmuştur. Bir başka kızın çalışmaya yollandığı yer, genelevdir. Konumunu yitirmek istemeyen yardımcı öğretmen, kız olduğunu öğrendiği 4 aylık bebeğinden kurtulmaya çalışırken hayatını yitirir. Böyle bir ortamda, Katmandu&#8217;da anlaşmalı bir evlilik yapıp cehalet ve yoksulluk içinde büyüyen çocuklar için bir şans yaratmaya çalışan Katalan öğretmen Laia&#8217;nın yapmaktan en çok mutluluk duyduğu iş, <em>-ezoterik anlamıyla yaşamının, bu enkarnasyonun amacı-,</em> öğretmenlik sırasında yaşadıklarını hikaye eden <span style="text-decoration: underline;">l</span><span style="text-decoration: underline;">aser alt yazısı döşeli</span> güzelim film, 30. İstanbul Film Festivali&#8217;nin &#8220;abla&#8221;ya göre en iyi filmi Yağmuru Bile&#8217;nin yönetmeninden, ne yapıp edip görülesi mistik bir mesaj. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/nefes-gokyuzunde-bir-ayna-yukaridaki-cocuk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyük Derbi, Gönül Laf Dinlemez, Sade Bir Hayat</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/buyuk-derbi-gonul-laf-dinlemez-sade-bir-hayat.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/buyuk-derbi-gonul-laf-dinlemez-sade-bir-hayat.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Apr 2012 11:51:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Anders W. Berthelsen]]></category>
		<category><![CDATA[Andy Lau]]></category>
		<category><![CDATA[Ann Hui]]></category>
		<category><![CDATA[Arcelia Ramírez]]></category>
		<category><![CDATA[Arturo Ripstein]]></category>
		<category><![CDATA[Büyük Derbi]]></category>
		<category><![CDATA[Deanie Ip]]></category>
		<category><![CDATA[Gönül Laf Dinlemez]]></category>
		<category><![CDATA[Jamie Morton]]></category>
		<category><![CDATA[Ole Christian Madsen]]></category>
		<category><![CDATA[Paprika Steen]]></category>
		<category><![CDATA[Plutarco Haza]]></category>
		<category><![CDATA[Sade Bir Hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Vladimir Cruz]]></category>
		<category><![CDATA[Wang Fuli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3561</guid>
		<description><![CDATA[31. İstanbul Film Festivali beşinci gününde &#8220;abla&#8221;nın üç film daha görür: Büyük Derbi, Gönül Laf Dinlemez, Sade Bir Hayat 4 Nisan 2012 Çarşamba, &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi Danimarka, 2011 yapımı Büyük Derbi: Yönetmen Ole Christian Madsen, oyuncular Anders W. Berthelsen, Paprika Steen, Jamie Morton&#8230; Futbol menajeri anneleri bir futbolcuya âşık olup onunla Arjantin&#8217;e gitmiş Danimarkalı baba oğul, bir yıl sonra onu görmeye ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em><strong>31. İstanbul Film Festivali beşinci gününde &#8220;abla&#8221;nın üç film daha görür: Büyük Derbi, Gönül Laf Dinlemez, Sade Bir Hayat</strong></em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><strong>4 Nisan 2012</strong> Çarşamba, &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi Danimarka, 2011 yapımı <strong>Büyük Derbi</strong>: Yönetmen <strong>Ole Christian Madsen</strong>, oyuncular <strong>Anders W. Berthelsen, Paprika Steen, Jamie Morton</strong>&#8230; Futbol menajeri anneleri bir futbolcuya âşık olup onunla Arjantin&#8217;e gitmiş Danimarkalı baba oğul, bir yıl sonra onu görmeye Buenos Aires&#8217;e giderler. Kadının, evlenmeye niyetlendiği futbolcuyu pazarlama görüşmeleri, boşanma kağıtlarının imzası sırasındaki <em>(</em><em>rahip günah çıkarmak için hazır beklerken, -</em><em>zinanın kabulü işi kolaylaştıracaktır ama- futbolcu </em>ben inançlı bir Katolik&#8217;im, annem, ailem ne der<em> diyerek imzalamayı reddeder)</em> patırtıya karışır. 16 yaşındaki oğlan, <em>-&#8221;abla&#8221; grubunun da Arjantin gezisi sırasında ziyaret ettikleri çok farklı- </em>Recoleta Mezarlığı&#8217;nda turist rehberi genç kıza âşık olur, peşine düşer, <em>Kierkegaard&#8217;dan sonra Danimarka&#8217;dan pornodan başka bir şey çıkmadı</em> diyen babasından dayak yer. Evin kâhyası <em>-</em><em>e</em><em>ski tango yıldızı-</em> kadın, aklı halâ karısındaki adamı kendi usulleriyle teselli eder. Festivalin başından beri, <em>-neredeyse genel bir eğilim olarak gözlediği-</em> değer yargıları ile dalga geçen filmlerden birinde daha çok eğlenen &#8221;abla&#8221;nın dileği, filmin satın alınmış, gösterime girecek olması&#8230;</span></p>
<div>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Meksika-İspanya, 2011 yapımı <strong>Gönül Laf Dinlemez</strong>: Yönetmen <strong>Arturo Ripstein</strong>, oyuncular <strong>Arcelia Ramírez, Vladimir Cruz, Plutarco Haza</strong>&#8230; 1996 yapımı Deep Crimson&#8217;ından çok etkilendiğinde adını, aklının köşesine yazdığı yönetmen Arturo Ripstein&#8217;ı izlemeye alan, <em>-</em><em>Festivalin açılış filmi Aşkın Karanlık Yüzü&#8217;nü hiç beğenmemiş-</em> &#8221;abla&#8221;ya ilaç gibi gelip, <em>&#8220;hah!&#8221;</em> dedirten Gönül Laf Dinlemez, aşkın tutku, takıntı, saplantı&#8230; formatındaki karanlık yüzünün siyah beyaz filmde güzelim anlatılışını beğeniyle izler. Kocasının aşkla sevdiği, ergenlik çağında bir de kızı olan kadın, teras katında yaşayan müzisyene âşıktır. Ona, ilgisi karşılığında aldığı pahalı hediyeler sonunda eve, <em>-yatağı da alalım bu çok canlarını yakıyor diyen-</em> haciz memurlarının gelmesine neden olur. Kızını annesine emanet ettikten sonra bir kutu fare zehiri içer, kimyager koca yapılacak bir şey olmadığını anladığında müzisyeni çağırır, kadını birlikte uğurlarlar. Gerçekçi diyaloglar <em>-ki &#8220;abla&#8221;ya kalırsa işin yarısıdır-</em>, karanlık mekân, kadının haciz sırasında dehşet içinde işemesinden sonraki sahnede yerdeki bez türünden ince detay filmi inandırıcı kılan öğeler.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Hong Kong-Çin, 2011 yapımı <strong>Sade Bir Hayat</strong>: Yönetmen <strong>Ann Hui</strong>, oyuncular <strong>Andy Lau, Deanie Ip, Wang Fuli</strong>&#8230; Japon işgali sırasında yanına verildiği varsıl aileye 60 yıl boyunca hizmet edip evin çocuklarını büyüten Ah Tao, artık 30&#8242;lu yaşlarındaki Roger&#8217;in yanındayken felç geçirir. Ölümüne dek bir bakımevinde kalmayı seçen kadın, emeğinin karşılığını sevgiyle ödeyen Roger tarafından son gününe dek kollanır. Gerçek yaşamdan, en gerçekçi biçimde anlatılan öykü &#8220;abla&#8221;ya göre, iyi sinema için pek güzel bir örnektir.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Gösterim sonunda soruları yanıtlamak üzere sahneye gelen ödüllü yönetmen Ann Hui, <em>yapımcı Roger&#8217;ın senaryoya ne kadar katkısı olduğu </em>sorusunu, <em>&#8220;Hikayenin %80&#8242;i ona ait, senaryoyu 20-30 sayfa tutan notlarından derledik&#8221;</em> diye yanıtlar. </span></p>
<div>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em>&#8220;Neden bir vefa hikayesi seçtiğinizi merak ediyorum&#8221; </em>diyen izleyici yönetmenden, <em>&#8220;Günümüzde böyle hikayeler kalmadı, Roger şimdi 60 yaşında ve o hikayesini anlatabildi. Benim kuşağımdakilerin çoğunun hizmetçisi vardı, bu eşitsizlik olmasaydı nasıl olurdu bilmiyorum&#8221;</em> yanıtı alır.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Anlatılanların <em>gerçeğe ne kadar yakın olduğu</em> sorusu ise <em>&#8220;Zamansal açıdan biraz sıkıştırdık ama neredeyse tümüyle gerçek&#8221;</em> diye yanıtlanır.</span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;"><em>&#8220;Roger, hizmetçi yerine anne ya da babası olsaydı sözkonusu olan, ilacı azaltmayı kabul eder miydi?&#8221;</em> bilmek isteyen izleyiciye <em>&#8220;Aile ile açık açık konuşmadık bu konuyu ama, aramızda çok tartıştık; Ah Tao&#8217;nun bilinci yerinde değildi, Roger da işe dönmek zorunda olduğundan&#8230; Ah Tao&#8217;nun hastalığı uzun ve acılı bir süreçti, çok gerçekçi anlatımın gişede başarısızlığa neden olduğunu deneyimlediğimiz için, öyküyü olabildiğince izleyicinin kabul edebileceği düzeye çektik.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">&#8220;Abla&#8221; ile küçük kız kardeşinin de pek sevdiği<em>, Yeşil Papayanın Kokusu filmini unutamadığını </em>söyleyen izleyici, yemeklerin filmdeki önemli rolünden söz eder, yönetmene <em>bir yemek kitabı yazmayı düşünüp düşünmediğini</em> sorar, yönetmenin yanıtı kısa olur<em> &#8221;Yemeği tercih ediyorum&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: verdana,geneva;">Daha önce <em>-Mahsun Kırmızıgül filmi- </em>Beyaz Melek&#8217;le paralellik kuran bir diğer izleyiciye de yanıt olarak, &#8220;abla&#8221;nın da hislerine tercüman olan izleyici <em>&#8220;Kıyas kabul etmez,&#8221;</em> der,<em> &#8221;filminiz minimalist ve gerçekçi olmuş; annenin katı tavrı, radikal yaklaşımı yönetmenin seçimi mi?&#8221; </em>Yanıt; <em>&#8220;Ah Tao&#8217;yu galaya götürmek Roger&#8217;in hayaliydi, vicdani bir yanı var.&#8221;</em></span></p>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/buyuk-derbi-gonul-laf-dinlemez-sade-bir-hayat.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->
