Breaking the Waves | Dalgaları Aşmak

- 25/01/2012
7,40(5 oy)

Yazının yazıldığı sıralarda sonlarında olduğumuz 2011 yılında, Danimarkalı yönetmen Lars von Trier, Hitler’le ilgili yaptığı sempatik açıklamalarla gündeme gelmiş, daha sonra toparlamaya çalışsa da pek becerememiş ve yeni filmiyle (Melankoli) değil de bu açıklamalarıyla adından söz ettirmişti. Gerçi ondan önceki filmi “Antichrist” de kadın düşmanlığı taşıdığı eleştirilerine maruz kalmıştı.

Derdini çeşitli metaforlarla anlatan yönetmenlerin bile ana akım sinemaya yakın filmleri oluyor bilindiği gibi. Mesela David Lynch’in “Blue Velvet”i tam da bu tarz bir film. İşte Trier de bu filminde belli ki hitap ettiği kesimi biraz da mutsuz etmek pahasına, oluşturduğu dogma akımının kuralları içinde kalıp el kamerası yöntemine başvurarak, sindirilmesi daha kolay bir hikayeye imza atmış.

Sekiz bölümden oluşan filmde aklı tam yerinde olmayan Bess’in, yaptığı bir evlilik sonucu kocasıyla ve çevresiyle değişen ilişkisini izliyoruz. Konu bundan çok daha çetrefilli ve dönemeçli aslında fakat konunun temelinden ziyade filmin söyledikleri daha enteresan.

Öykünün geçtiği köy aşırı muhafazakar insanların oluşturduğu ve kiliseye bağlılığın şart olduğu bir toplumdan ibaret. Fakat kilisede de yine belli başlı bazı kurallar hüküm sürmekte ve bu kurallar sosyal hayata da egemen olmakta. “Yarım akıllı” olmakla nitelenen Bess’e baktığımızdaysa aslında bunca dar görüşlü insan arasında belki de en aklı başında kişi olduğunu görebiliyoruz. Dolayısıyla filmde, aslında dışlanan insanın mı yoksa duruma göre koca bir toplumun mu akıl sağlığının mı yerinde olmadığının sorgulandığını görmek mümkün.

Bunun yanında filmin bir başka mistik özelliği daha var. Bir kaza sonucu yatalak kalan Bess’in kocası Jan, Bess’ten başka erkeklerle birlikte olmasını istiyor. Bess, başka erkeklerle ilişkiye girdikçe de aralarındaki aşkın bir neticesi olarak kocasının iyileşmeye başladığını görüyor. Biraz spiritüel bir altyapının oluştuğu bu kısımlarda akılcılığın ile spiritüalizmin çarpıştığını görüyoruz. Gerçekten ortada Bess’in dediği gibi bir durum olabilir, fakat tüm bunlar bir tesadüf de olabilir. Bu bölümlerde, izleyen de kendisine bir çeşit oyun alanı yaratıp, bu beyin fırtınasının içinde yer alabiliyor. Bu açıdan film izleyenini de içine çekerek bir çeşit tahmin yürütmeye zorlayarak, bir nevi interaktif bir görünüme bürünüyor.

“Breaking the Waves”in maharetleri anlatmakla bitecek gibi değil. Trier’in bir hayranı olmadığımı belirterek, ünlü yönetmenin bu filminin ilgiyi hak ettiğini söyleyebilirim. Bunun yanında Treir’in sadık hayran kitlesi, eğer içlerinde halen izlemeyen varsa, filmi zaten beğenecektir.

Filmin oyuncu kadrosunda Emily Watson’ın yanı sıra Stellan Skarsgard ve Katrin Cartlidge’i görüyoruz.

Breaking the Waves | Dalgaları Aşmak Yorumları

1 Yorum


2 + = beş

  • senbilirsinabla 29 Şubat 2012 22:23

    Neredeyse fanatik bir Lars von Trier hayranı “abla”nın, “çağımızın en iyi sinemacısı” dediği Trier’den bayıldığı bir filmi daha… Yazarın yaklaşımına katılan “abla”, izlediği Antichrist’in kadın düşmanı bulunduğu fikrini paylaşmaz. Antichrist, kadın hakkında belki de en incelikli filmlerden biridir; Melancholia ise türünde tartışmasız bir başyapıt!

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri