Breakfast on Pluto | Plüto’da Kahvaltı

- 22/05/2006
4,25(4 oy)

IMDb notunun 7.3/10 ve hatta oy kullananların %22’inin 10/10 vermesine rağmen, film benim için çok güzel bi iki saat kaybı oldu. Aslında bir filmi beğenmesem de, geçen vakti kayıp olarak görmeyen biri olmama rağmen, başladığım bir filmi yarıda bırakmak istemeyen bir anlayışta oluşum, ortaya bir ironi çıkmasına sebep oluyor.

Konu, -belki- son zamanlardaki eşcinsel furyası sebebiyle itici geldiği için olsa gerek, vasatın üzerine çıkamıyor.

Neil Jordan ise yönetmenliğiyle, daha önce de The Good Thief filmiyle bana sıkıntılı dakikalar yaşatmıştı.

Filmin, -kanaatimce- Cillian Murphy gibi yetersiz bir oyuncu üzerine kurulu olması da büyük hata olmuş. Red Eye filmindeki performansı için de yakın şeyler söylemem mümkün olan Cillian Murphy’e, Batman Return‘da olduğu gibi daha ufak roller vermeli… Bununla beraber Cillian Murphy, Altın Küre‘de en iyi aktör (komedi ya da müzikal) dalında aday gösterilmiş. Gerçi bu aralar eşcinsel rolündeki herkesi aday gösteriyorlar.

Filmin detaylarında güzel noktalar da var elbet; kara komedi tarzındaki bazı sahneleri ve özellikle iki kuşun diyalogları gibi…

Zevklerin değişebileceği gerçeğine, imdb ve Altın Küre’den edindiğimiz bilgileri de ekleyerek kimilerinin filmi zevkle izleyebileceğini söylemek doğru olacaktır.

Breakfast on Pluto | Plüto’da Kahvaltı Yorumları

4 Yorum


4 × = sekiz

  • miette 23 Mayıs 2006 21:13

    Ben de uçakta izledim, tam bir vakit kaybı film, çok ilginç olabilecekken pek birşey olamamış gibi geldi. Velvet Goldmine daha hoş, aynı glamrock’ımsı dönem ve cinsel kafa karışıklığı vs.

  • nese 24 Ocak 2008 2:11

    Şahsen hayatımda gördüğüm en gereksiz eleştirilerden birini yazıp neredeyse ne varsa veriştirmişsiniz.Ayrıca Cillian Murphy’ye yetersiz oyuncu yakıştırması kınanacak bir kelime.Kendisi yeteri kadar kendini kanıtlamış ve The Wind That Shakes the Barley’de tavan yapmış bir oyuncudur.28 days Later’ı ve Sunshine ile On the Edge’i saymama gerek yoktur umarım ki Ken Loach yada Dan Boyle gibi yapımcıların ufak rol adamlarını başrole koyucaklarını hiç zannetmiyorum,hakarek olarak algılıyorum."Bu aralar escinsel rolü yapan herkesi aday göseriyorlar" cümlesi de ne kadar bağnazca ve ne kadar ilgisiz ve bilgisizce bir cümle.Breakfast on Pluto’ya yorum yapan birinin sinema dünyasında daha cok sey bilmesini bekler,böylesine bir eleştiriyi okumamayı beklerdim ki eleştirinizde bir yapıcılık yok. Filmi bastan izlemeniz gerektiğini belirtmek isterim,sevgiler.. 

  • nese 24 Ocak 2008 2:13

    Bu arada Danny’yi yazarken n ve y çıkmamış,özür dilerim,Danny Boyle olacak yapımcının adı.

  • yamahe 24 Ocak 2008 17:23

    Bu yazıyı yazmamın üzerinden neredeyse bir sene geçmiş. Sizin yorumunuzdan sonra tekrar okudum. Ve evet, şimdi olsaydı daha farklı şeyler yazardım. Ama yine de eleştirilerinizde çoğu haksız, azı haklı taraflar olduğunu düşünüyorum:)

    Bağnazca, ilgisiz ve bilgisizce olarak tanımladığınız ifademi, Breakfast on Pluto’nun aday gösterildiği sene Altın Küre’de eşcinsel rolleri barındıran filmlerin fazlalığı (Brokeback Mountain, Capote, Transamerica ve belki Family Stone) nedeniyle bir tespit olarak ele almanızı isterim. Gerçi bazı konularda bağnaz biriyim sanırım, ama sinema bunlardan biri değil:) Tabi, bu tespiti alaycı bir üslupla ele almış olmam konusunda haklı olabilirsiniz.

    Yine de karar verici kurulların ve özellikle akademinin, ödül sahiplerini belirlerken her zaman kamuoyunun gündeminden bağımsız olarak karar verdiklerini düşünmüyorsunuz umarım. 74. ve 11 Eylül’den sonraki ilk Oscar’da; En iyi erkek oyuncu dalında bir önceki sene Gladiator ile ödül alan Russell Crowe’un değil de siyahi bir oyuncu olan Denzel Washington’un ödül alması; En iyi kadın oyuncu dalında ilk kez bir siyahi kadın oyuncunun (Halle Berry) ödül alması; En iyi yabancı dilde film ödülünü Amelie değil de No Man’s Land’ın alması…

    Gerçi hepsi için mantıklı açıklamalarda bulunmak mümkün ya da uç noktadan bakmak ve Akademi’nin ‘hukuka uygunlukla adalete uygunluk aynı anlamı ifade etmiyor’ tezinden yola çıkarak ‘ödül almalı’ ile ‘ödülü hakediyor’ ifadelerinin farklı anlamlar içerdiği olgusu ve sinemanın kamuoyu üzerindeki etkisinin farkında olan Akademi’nin bunu etkili bir şekilde kullanması şeklinde açıklamak da mümkün.

    Cillian Murphy’nin izlediğim filmleri üzerinden oyunculuğu hakkında yorum yapacak olursam, özünde hep aynı karakterleri izliyormuşum hissi uyandırıyor. Sanki aynı renk ile yapılmış farklı resimler gibi. The Wind That Shakes the Barley ve On the Edge’yi izlemedim. O yüzden belki, ‘yetersiz oyuncu’ yakıştırması ağır bir ifade olabilir.

    Neil Jordan’ın The Good Thief filminde de, aynı zaman kaybı hissine kapılmıştım. Bunun sebebi belki de yapımcılığı da üstlenmiş olması ve yönetmen-senarist kimliğine yoğunlaşamaması da olabilir, bilmiyorum.

    Bu tarzda eleştirileri görünce ne kadar mesut olduğumu belirtmek isterim. Ayrıca tavsiyenizi de dikkate alacağım. Belki aradan geçen bir sene ve kazandırdıkları filme daha açık fikirli, ilgili ve bilgili bir izleyici olarak yaklaşmamı sağlar:)

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri