Brazil | Brezilya

- 16/08/2010
6,67(3 oy)

Terry Gilliam’ın “12 Maymun” dışındaki filmlerine baktığımızda, büyük bir kısmında yönetmenin sınırsız hayal gücünü görüyoruz. Gilliam, kendi yarattığı bir evrende, bürokrasinin insanlara zulmettiği bir dünya anlatıyor “The Brazil-Brezilya”da. Hikayenin geçtiği zaman hakkında bilgi sahibi değiliz, sadece 20. yüzyılda geçtiğinden haberdarız. Hikaeynin geçtiği ülke de Brezilya değil. Filmin ismi, filmde çok sık kulağımıza çalınan ve aşinası olduğumuz bir şarkıdan geliyor.

Gilliam’ın anlattığı dünya, günümüzden de geçmişten de oldukça farklı. Öncelikle, hikayenin geçtiği yere örtülü bir kaos hakim. İnsanlar evlerinde dahi yer alan ve müdahale şanslarının bulunmadığı çeşitli sistemlerin esiri olmuş durumdalar. Devletin uyguladığı güvenlik sisteminin de pek insaflı olduğu söylenemez. Zaten bu sebepten olacak ki, mevcut duruma karşı çıkan pek çok terörist peydah olmuş. Hikayede, özellikle yaşlı kadunların güzellik takıntıları had safhada. Hepsi, teknolojinin son ürünü uygulamaları seçerek, çeşitli komplikasyonları da göz önüne alarak pek çok defa bıçak altına yatmaktalar. Bunun yanında insanlar için, her gün meydana gelen patlamalar da olağan bir hal almış. Mesela, bir lokantada oluşan patlama, müşterileri pek etkilemiyor, aksine garsonlar, böyle şeylerin kendilerinde pek olmadığını belirtip özür dileyerek hemen “manzarayı” kapatıyorlar.

Gilliam’ın kime gönderme yaptığı veya gönderme yapıp yapmadığı bile meçhul bu hikayeyle, ama hikayenin kendine has birçok unsuru izleyiciyi uzunca bir süre kendine çekiyor. İzleyicinin pek alışık olmadığı bu atmosfer, özellikle filmin ilk bölümlerinde müthiş bir etki yaratıyor. Fakat sorun şu ki; izleyici bu atmosfere alıştığında elinde kalan yalnızca basit bir aşk hikayesi oluyor. Filmin esas oğlanı Sam’in (Jonathan Pryce) her gece rüyasında gördüğü ve o güne kadar hiç tanışmadığı kadını, gerçek hayatta görmesiyle, kadının peşinden koşturmasını izliyoruz. Sam rüyalarında daha çok göründüğünden daha yakışıklı, daha kaslı ve daha “kahraman” biri olarak hayal ediyor kendini. Tabii gördüğü kadın da, normal hayattakinden bir hayli alımlı. Filme bu rüya sahnelerinin yanı sıra, son yirmi dakikasında bu aşk hikayesi damgasını vuruyor. Tabii, belki o zaman ilgi çekebilecek bu hikaye, günümüzde yavan kalıyor.

Filmde Jonathan Pryce başrolde yer alırken Robert De Niro, Bobo Hoskins ve Ian Holm gibi isimler kendilerine konuk oyuncu olarak yer buluyorlar.

Son olarak filmin kendinden beklenmeyen hayli karamsar ve dokunaklı bir sona imza attığını belirtelim.

Brazil | Brezilya Yorumları

1 Yorum


× 3 = altı

  • Mehmet 26 Eylül 2010 20:42

    Terry Gilliam ‘ın Monty Pyton ve Kutsal Kase ‘den sonra en çok beğendiğim filmlerinden biri olmuş, onun animasyonları ve ince mizah anlayışı tam da benim aradığım türde. Daha önceki filmlerinden farklı bir film olmuş oldukça beğendim.

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri