- 15/05/2012 | senbilirsinabla:Owen Wilson’un canlandırdığı Gil,...
- 14/05/2012 | senbilirsinabla:Yine de ana kız, 1881 doğumlu...
- 14/05/2012 | senbilirsinabla:“Abla” yazarın “Midnight in...
- 18/04/2012 | okuyucu:“Yeraltı̶ 1; “Yeraltı̵ 7;ndan...
- 18/04/2012 | okuyucu:“Güzel Günler Göreceğiz”...
Yazar Arşivi
11:00 seansında Kanada-Fransa-İngiltere-Japonya yapımı, François Girard yönetmenliğinde İpek‘i izlerler; “abla”da D. Aronovsky’nin Kaynak‘ı gibi neredeyse meditasyon etkisi/duygusu yaratan bu film, 19. yüzyılda geniş karlı manzaralar fonunda, ipekböceği kaçakçılığı, biri platonik içiçe geçmiş iki aşk öyküsü, birbirinden farklı iki toplum üzerinedir. Yumuşak müzik, yavaşlamış yaşam, sükunet… Filmin, salon dolusu izleyici için ne anlam taşıdığını kestiremez “abla” …
Emek Sineması “abla” için sinemadan fazla birşeydir; yakın gözlükleriyle, yer gösterici Hayri ve Murat Bey, “abla” ile kızkardeşini tanırlar, her seferinde, hoşgeldiniz! derler, çeyrek yüzyıllık Emek ziyaretleri böyle bir dostluk için yeterli süredir “abla”ya göre! Yerini alıp çevreyi izlemeye koyulan “abla” her Emek seansında bir tapınaktaymış duygusu yaşar…
Kelebek ve Dalgıç Giysisi, 2007, Fransa-ABD yapımı; 2007 Cannes En İyi Yönetmen (Julian Schnabel) Ödülü alan film, bir gerçek yaşam öyküsü anlatır. “Abla” anlatılanlardan çok anlatım biçimini beğenir, etkilenir, kahramanın kendine özgü mizah anlayışı da öykünün bir başka güzelliğidir. Laser altyazılıdır, “abla”nın tahminine göre üç vakte kadar vizyona girecektir…
Yol boyu rastladıkları sinemalarda, üç kız kardeşin oy birliği ile görmek istedikleri tek film İmam Adnan Sokak’taki Yeşilçam Sineması’nda, 20:00’de; Bereketli Topraklar Üzerinde… Film saatine kadar Kaktüs’te mola veren kardeşlerden gazete okumayıp haber izlemeyen “abla”nın öğrendikleri: Sean Penn’li Cannes Film Festivali’nde ses getiren, İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen, İnsan Hakları konulu eski filmleri destekleyerek restorasyonunun …
Tam zamanında başlayan gösterimlerin başında yaklaşık 15 dakika süren bir reklam filmleri bandı vardır: Bazısı tekrar tekrar izlenebilecek kadar sevimliyken, birkaçı vücutta döküntülere neden olacak biçimde alerjiktir…
Son gördüğü bol ödüllü ABD filmi “Küçük Günışığım”; bir çok Amerikalının en temel sorunu “kaybeden” olmama üzerine… Anneyle simgelenen sağduyunun galip geldiği bu çok şirin film neredeyse festivalin en komik filmidir!
Güzel bir ABD -aslında Mira Nair’in yönettiği bir Hint- filmi, “Adaş”; Amerika’da doğan ve sıradışı adının anlamını babasının beklenmedik ölümünden sonra kavrayan genç Hintli, “turist” olarak gittikleri Tac Mahal’de mimar olmaya karar verir. Ama kardeşi ve kendisi herşeyden önce Amerikalıdırlar, zaten babaları filmin başlarında “…başkanının adı Jimmy olan bir ülkeden ne bekleyebiliriz ki?” diyerek olup …
Bir Danimarka filmi “Ağlama Sanatı”, “abla”ya Ozon filmlerini hatırlatan bu film, duygu sömürüsüyle çocuklarını cinsel açıdan sömüren “ağlama üstadı” sütçü baba ile sorumluluğunu uyku haplarıyla sınırlamış anne arasında kalan ve kendi sorumluluklarının sınırını kestiremeyen çocukları anlatır.
Almanya-Belçika-Hollanda yapımı “Suyun Rengi”; Moğolistan’ın donmuş bozkırında geçen yarı fantastik, sıkı festival izleyicisinin hazmedebileceği türden bir film, kaybolan göçebe kültürü üzerine… “Abla”nın aklına -nedense- kuş gribi gelir! Gürcistan-Fransa yapımı “Miras”; Kataloğa göre baba-oğul, “abla”nın bir önceki yıl “13″ü gören kız kardeşine göre, ağabey-kardeş yönetmen Babluani’lerin yönettiği filmin kahramanları, planlanandan çok kısa bir süre önce kalp …
İlki bir Türk (Türkiye-Almanya) filmi, “Takva”; çok kritik bir konuyu, hele de tarikat fonunda, bu kadar yalın, yansız anlatabilecek çok az yönetmen olsa gerek! Filmden sonra soruları yanıtlayan alçakgönüllü adamın (Özer Kızıltan) böyle biri olduğunu düşünür “abla”… 5 yıl önce filmle ilgili araştırma yapmaya başladıklarında konuya sadece “aşina” olduklarını gördüklerini söyler, pekçoğumuz gibi… “Kul” olmaktan …
11:00 seansında Kanada-Fransa-İngiltere-Japonya yapımı, François Girard yönetmenliğinde İpek‘i izlerler; “abla”da D. Aronovsky’nin Kaynak‘ı gibi neredeyse meditasyon etkisi/duygusu yaratan bu film, 19. yüzyılda geniş karlı manzaralar fonunda, ipekböceği kaçakçılığı, biri platonik içiçe geçmiş iki aşk öyküsü, birbirinden farklı iki toplum üzerinedir. Yumuşak müzik, yavaşlamış yaşam, sükunet… Filmin, salon dolusu izleyici için ne anlam taşıdığını kestiremez “abla” …
Emek Sineması “abla” için sinemadan fazla birşeydir; yakın gözlükleriyle, yer gösterici Hayri ve Murat Bey, “abla” ile kızkardeşini tanırlar, her seferinde, hoşgeldiniz! derler, çeyrek yüzyıllık Emek ziyaretleri böyle bir dostluk için yeterli süredir “abla”ya göre! Yerini alıp çevreyi izlemeye koyulan “abla” her Emek seansında bir tapınaktaymış duygusu yaşar…
Kelebek ve Dalgıç Giysisi, 2007, Fransa-ABD yapımı; 2007 Cannes En İyi Yönetmen (Julian Schnabel) Ödülü alan film, bir gerçek yaşam öyküsü anlatır. “Abla” anlatılanlardan çok anlatım biçimini beğenir, etkilenir, kahramanın kendine özgü mizah anlayışı da öykünün bir başka güzelliğidir. Laser altyazılıdır, “abla”nın tahminine göre üç vakte kadar vizyona girecektir…
Yol boyu rastladıkları sinemalarda, üç kız kardeşin oy birliği ile görmek istedikleri tek film İmam Adnan Sokak’taki Yeşilçam Sineması’nda, 20:00’de; Bereketli Topraklar Üzerinde… Film saatine kadar Kaktüs’te mola veren kardeşlerden gazete okumayıp haber izlemeyen “abla”nın öğrendikleri: Sean Penn’li Cannes Film Festivali’nde ses getiren, İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen, İnsan Hakları konulu eski filmleri destekleyerek restorasyonunun …
Tam zamanında başlayan gösterimlerin başında yaklaşık 15 dakika süren bir reklam filmleri bandı vardır: Bazısı tekrar tekrar izlenebilecek kadar sevimliyken, birkaçı vücutta döküntülere neden olacak biçimde alerjiktir…
Son gördüğü bol ödüllü ABD filmi “Küçük Günışığım”; bir çok Amerikalının en temel sorunu “kaybeden” olmama üzerine… Anneyle simgelenen sağduyunun galip geldiği bu çok şirin film neredeyse festivalin en komik filmidir!
Güzel bir ABD -aslında Mira Nair’in yönettiği bir Hint- filmi, “Adaş”; Amerika’da doğan ve sıradışı adının anlamını babasının beklenmedik ölümünden sonra kavrayan genç Hintli, “turist” olarak gittikleri Tac Mahal’de mimar olmaya karar verir. Ama kardeşi ve kendisi herşeyden önce Amerikalıdırlar, zaten babaları filmin başlarında “…başkanının adı Jimmy olan bir ülkeden ne bekleyebiliriz ki?” diyerek olup …
Bir Danimarka filmi “Ağlama Sanatı”, “abla”ya Ozon filmlerini hatırlatan bu film, duygu sömürüsüyle çocuklarını cinsel açıdan sömüren “ağlama üstadı” sütçü baba ile sorumluluğunu uyku haplarıyla sınırlamış anne arasında kalan ve kendi sorumluluklarının sınırını kestiremeyen çocukları anlatır.
Almanya-Belçika-Hollanda yapımı “Suyun Rengi”; Moğolistan’ın donmuş bozkırında geçen yarı fantastik, sıkı festival izleyicisinin hazmedebileceği türden bir film, kaybolan göçebe kültürü üzerine… “Abla”nın aklına -nedense- kuş gribi gelir! Gürcistan-Fransa yapımı “Miras”; Kataloğa göre baba-oğul, “abla”nın bir önceki yıl “13″ü gören kız kardeşine göre, ağabey-kardeş yönetmen Babluani’lerin yönettiği filmin kahramanları, planlanandan çok kısa bir süre önce kalp …
İlki bir Türk (Türkiye-Almanya) filmi, “Takva”; çok kritik bir konuyu, hele de tarikat fonunda, bu kadar yalın, yansız anlatabilecek çok az yönetmen olsa gerek! Filmden sonra soruları yanıtlayan alçakgönüllü adamın (Özer Kızıltan) böyle biri olduğunu düşünür “abla”… 5 yıl önce filmle ilgili araştırma yapmaya başladıklarında konuya sadece “aşina” olduklarını gördüklerini söyler, pekçoğumuz gibi… “Kul” olmaktan …



