<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinemablog &#187; senbilirsinabla</title>
	<atom:link href="http://www.sinemablog.com/author/senbilirsinabla/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinemablog.com</link>
	<description>Sinema Kültürü</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Feb 2012 22:32:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>İçinde Yaşadığım Deri, Acımasız Tanrı, Nar, Entelköy Efeköy&#8217;e Karşı</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/icinde-yasadigim-deri-acimasiz-tanri-nar-entelkoy-efekoye-karsi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/icinde-yasadigim-deri-acimasiz-tanri-nar-entelkoy-efekoye-karsi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Jan 2012 21:12:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[İrem Altuğ]]></category>
		<category><![CDATA[Antonio Banderas]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Ünal]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Bosse]]></category>
		<category><![CDATA[Şahin Irmak]]></category>
		<category><![CDATA[Erdem Akakçe]]></category>
		<category><![CDATA[Jodie Foster]]></category>
		<category><![CDATA[Kate Winslet]]></category>
		<category><![CDATA[Nejat Yavaşoğulları]]></category>
		<category><![CDATA[Pedro Almodovar]]></category>
		<category><![CDATA[Roman Polanski]]></category>
		<category><![CDATA[Serra Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Yüksel Aksu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3363</guid>
		<description><![CDATA[2012, zamanların son yılı ilk haftasında &#8220;abla&#8221;, aralarına, arkasına iyi dilekler yazdığı, birer hareketli göz, küçük kırmızı bir üçgen ve parlak renkli kuş tüyleriyle süslediği kitap ayraçları koyduğu -çoğunluğu İskender Pala, Bir Yunus Romanı OD- kitaplar hediye ettiği bir çok buluşma yapar, dönmeden bir kaç da film izler: Yönetmeni Pedro Almodovar&#8217;ın, yitirilen sevgililer evlatlar, cinsellik, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2012, zamanların son yılı ilk haftasında &#8220;abla&#8221;, aralarına, arkasına iyi dilekler yazdığı, birer hareketli göz, küçük kırmızı bir üçgen ve parlak renkli kuş tüyleriyle süslediği kitap ayraçları koyduğu -çoğunluğu İskender Pala, Bir Yunus Romanı OD- kitaplar hediye ettiği bir çok buluşma yapar, dönmeden bir kaç da film izler: </p>
<p>Yönetmeni Pedro Almodovar&#8217;ın, yitirilen sevgililer evlatlar, cinsellik, çapraşık ilişkiler, uçlarda ruhsal rahatsızlıklar, takıntılar, araba kazası&#8230; türünden tipik yaklaşımını taşıyan İçinde Yaşadığım Deri, -doktor rolünde- giderek yakışıklı Antonio Banderas&#8217;ın, kendisini terk edip kaçarken geçirdiği kazada yanan karısı için domuzlardan faydalanarak ürettiği deriyi kullanma fırsatı bulamadan kadının intiharı, küçük kızının buna tanık oluşuyla yaşadığı travma, genç kızlığında tedavisi sürerken yaşadığı ilk cinsel deneyim, buna neden olan uyuşturucuyla bilinçsiz oğlan, doktorun, kızının kaybını hazmedemeyip kaçırdığı oğlana yitirdiği karısının yüzünü vererek cinsiyetini değiştirmesi, arada, annelerinin aynı olduğundan habersiz kardeşini vurması&#8230; Almodovar&#8217;ın kendine özgü sinemasını sevenler için diye düşünür &#8220;abla&#8221;, bir güzel film daha.</p>
<p>Acımasız Tanrı, yönetmen Roman Polanski&#8217;den; Çocukları dövüşen iki çift -Kate Winslet, Jodie Foster&#8230;- bir araya gelir, &#8220;uygar bir yaklaşım&#8221;la durumu konuşurlar. Öyküsünü bir tiyatro eserinden alan film çiftlerden birinin salonunda geçer; kişilerin, büründükleri -olmak istedikleri- yapay kimliklerle başlattıkları konuşma, cep telefonu konuşmaları, saldırılar, kusmalar, gözyaşları&#8230; ile bölünür, egolarının işe karışmasıyla roller ile birlikte güç de sürekli el değiştirir. Olmak istediği gibi olmaya çalışan insanın barındırdıkları üzerine satır satır izlenesi güzel bir film.</p>
<p>Gösterimde bir Ümit Ünal filmi; &#8220;abla&#8221; elbette görmeden dönecek değildir; Nar, sistemin gereği denilerek çarpıtılmış gerçekten kaynaklanan trajediyle altüst olmuş yaşamını geri almaya niyetli yoksul ve &#8220;farklı yetenekleri&#8221; olan bir kadının öyküsünü anlatır. Serra Yılmaz, İrem Altuğ, Erdem Akakçe&#8230; oyunuyla, gerilimi hiç düşmeksizin, bu kez insanın olduğu gibi olmasının barındırdıkları üzerine bir güzel film.</p>
<p>&#8220;Abla&#8221;nın son zamanlarda küfrü sevmesine neden olan iki filmden biri (diğeri Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi) Entelköy Efeköy&#8217;e Karşı: Politik bilinç düzeyi yüksek, mesajını kahkahalar arasında türküler, şarkılarla veren filmin yönetmeni, Yüksel Aksu. Çok Güzel Hareketler Bunlar karakteri Hıyarlı Baba&#8217;dan tanıdık, sevdiği, &#8220;ortamları ayrı&#8221;kızın yüzüne bakamayan utangaç muhtar, çok sevimli Şahin Irmak, Entelköy&#8217;den Ayşe Bosse, rock&#8217;tan Harmandalı&#8217;na geçişi çok doğal Nejat Yavaşoğulları ile bir kaç oyuncuya ek olarak Ege Halkı, ortaya, &#8220;abla&#8221;nın iki kez sinemada olmak üzere üç-beş kez izlediği Dondurmam Kaymak tadında muhteşem bir film çıkarmışlar. Entel bıyıklara yapışan muhtarla toz duman devinen entel-köylü kalabalığının itiş kakışı, kendine özgü asil ritmiyle muhteşem yöre oyunu, adını amca oğlunun bile hatırlamakta zorlandığı &#8220;aşırı&#8221;nın kendisine deli muamelesi yapan köylü akıl danışmaya geldiğinde konuşurken yürüyüp gitmesi, rüyalanan oğluna gusül abdesti için su taşıyan ananın cinsellikle ilgili konuşması, sarhoş muhtarın yalpalayan cipi ile Entelköy&#8217;e gelip yaptığı baskın -ki &#8220;abla&#8221;nın bayıldığı sahnelerin başında gelir- hiç zorlamasız, son derece doğal akan öykünün en güzel sahneleri. Bir kaç kez görülesi film, &#8220;abla&#8221; için İstanbul seferinin en büyük ganimeti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/icinde-yasadigim-deri-acimasiz-tanri-nar-entelkoy-efekoye-karsi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>399 tül torba sonra &#8220;abla&#8221;, sonunda, kendine yazma izni verir.</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/399-tul-torba-sonra-abla-sonunda-kendine-yazma-izni-verir.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/399-tul-torba-sonra-abla-sonunda-kendine-yazma-izni-verir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Dec 2011 19:38:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Çağan Irmak]]></category>
		<category><![CDATA[Another Earth]]></category>
		<category><![CDATA[Charlotte Rampling]]></category>
		<category><![CDATA[John Hurt]]></category>
		<category><![CDATA[Köksal Engür]]></category>
		<category><![CDATA[Kiefer Sutherlend]]></category>
		<category><![CDATA[Kirsten Dunst]]></category>
		<category><![CDATA[Lars von Trier]]></category>
		<category><![CDATA[Melancholia]]></category>
		<category><![CDATA[Mickey Rourke]]></category>
		<category><![CDATA[Mike Cahill]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuk Yöntem]]></category>
		<category><![CDATA[Tarsem Singh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=3123</guid>
		<description><![CDATA[Kasım sonu Merkür geri gidişi ilk günlerinde, gazinodaki koca hasır şemsiyelerden üçünü kırıp savuran poyraz fırtınasından gözü yılıp kendini on günlüğüne İstanbul&#8217;a atan &#8220;abla&#8221;nın ilk durağı, gelişine, laptopunu da getir talimatıyla pek sevinen ortancanın Ataşehir&#8217;deki evi olur. Ortancaya, yeni üniversitesinin akreditasyon işlemleriyle ilgili -küçük kız kardeşin &#8220;abla&#8221;nın haklı hayranlığını kazanan akıl kıvraklığıyla döşediği- listeleri temize ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kasım sonu Merkür geri gidişi ilk günlerinde, gazinodaki koca hasır şemsiyelerden üçünü kırıp savuran poyraz fırtınasından gözü yılıp kendini on günlüğüne İstanbul&#8217;a atan &#8220;abla&#8221;nın ilk durağı, gelişine, <em>laptopunu da getir</em> talimatıyla pek sevinen ortancanın Ataşehir&#8217;deki evi olur.</p>
<p>Ortancaya, yeni üniversitesinin akreditasyon işlemleriyle ilgili <em>-küçük kız kardeşin &#8220;abla&#8221;nın haklı hayranlığını kazanan akıl kıvraklığıyla döşediği- </em>listeleri temize çekmede yardım eden &#8220;abla&#8221;, İstanbul&#8217;a gelişinden iki gün sonra kızının evine varır. Ertesi sabah ana kızın ilk işi, <strong>Tarsem Singh</strong>&#8216;in <strong>Ölümsüzler</strong>&#8216;ini izlemek olur. Yönetmenin geniş hayal gücüne karşın, Ege Adaları&#8217;nda kehanet merkezi kayalıklarla göğün Tanrılar katı arasına sıkışmış görünen, üç boyut gözlükleriyle beğenerek izledikleri filmin esas oğlanı &#8220;abla&#8221;ya göre Angel Heart&#8217;tan bu yana hayran olduğu <strong>Mickey Rourke</strong>.</p>
<p>İzleyen günlerde, Cadde&#8217;de, önce kardeşleriyle <strong>Onur Ünlü</strong>&#8216;nün yönettiği <strong>Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi</strong>&#8216;ni gören &#8220;abla&#8221;, Celal Tan&#8217;ın (<strong>Selçuk Yöntem</strong>) ödül konuşması sırasında kürsüde geçirdiği değişim ile, Turan Altaylı&#8217;nın (<strong>Köksal Engür</strong>) son nefesinde yarım yamalak şehadet getirişine bayıldığı kara komediyi beğenirken, <em>-tahminen- </em>dinî içerikli esprilere nasıl tepki vereceğini kestiremeyip pek çok kahkaha yerine ufak tefek kıkırtıyla yetinen izleyiciyi beğenmez.</p>
<p>Kuzenlerinin de katılımıyla üçüncü kuşak Giritliler olarak izledikleri <strong>Çağan Irmak</strong>&#8216;tan bir güzel film <strong>Dedemin İnsanları</strong>, oy birliğiyle beğenilir. Anlatılan sanki, Gülcemal vapuruyla Hanya&#8217;dan 1924&#8242;te göçmüş anneannelerinin, kendilerinin öyküsüdür. Plaj işletmecisinin nasılsa gözden kaçmış, <em>&#8220;&#8230;sizin gezi de yalan oldu yani!&#8221;</em> sözü hariç, ebeveyn evlat ilişkisinin kendine özgü dilini yansıtan muhteşem diyaloglar, oğlanın, annesinin müşterisi kadını taklit ederken kullandığı <em>-&#8221;abla&#8221; ve kardeşlerine kendi çocukluklarından tanıdık-</em> mimik, çevre düzeni; tarihin, değerlerin, kalplerin kırılışının, yönetmenin kendine özgü duyarlılığıyla anlatılışı çok başarılı.</p>
<p>Filmekimi filmlerini toplama merakındaki kızının önüne sürdüğü iki filmden ilki, <strong>Mike Cahill </strong>yönetiminde <strong>Another Earth</strong>: Genç bir kız, trafik kazasıyla karısının ve oğlunun ölümüne neden olduğu bestecinin yaşamına, cezasını çekmesine karşın, suçluluk duygusuyla dahil olur. Yükünden kurtulması, güzel bir yazıyla kazandığı <em>&#8220;diğer Dünya&#8217;yı ziyaret ödülü&#8221;</em>nü besteciye aktarmasıyla mümkün olur. Dünya&#8217;nın aynı bir Dünya&#8217;da &#8220;abla&#8221;nın aynı bir &#8220;abla&#8221; fikri bir zaman aklını kurcalasa da, bundan bir bilgi<em> (fayda?)</em> elde edemeyeceği, bir yere ulaşamayacağının bilincinde &#8220;abla&#8221; takibi bırakır.</p>
<p>İkinci Filmekimi filmi, çoktandır aklında, &#8220;abla&#8221;nın her daim, <em>günümüzün en iyi yönetmeni dediği</em> <strong>Lars von Trier</strong>&#8216;den <strong>Melancholia</strong>: Mayaların güneş lekeleri periyoduna bağlayarak <em>Zamanların Sonu</em> diye adlandırdıkları <em>&#8220;bir üst bilinç düzeyine geçiş&#8221;</em> sınırı yaklaştıkça, gişede daha başarılı olduğu kesin felaket-kehanet filmlerine bir ekleme de Trier&#8217;den; elbette onun, olağanüstü sinemacı bakışı farkıyla. Kırsaldaki şatosunda kız kardeşinin düğününü organize eden Claire (<strong>Charlotte Gainsbourg</strong>) ve kocası John (<strong>Kiefer Sutherlend</strong>) için tek amaç, duygusallığı dengesizlik sınırında Justine&#8217;in (<strong>Kirsten Dunst</strong>) mutluluğudur. Düğündeki küçük dokunuşlarla anne, her zaman muhteşem (<strong>Charlotte Rampling</strong>) ile babanın (<strong>John Hurt</strong>) karakterleri hakkında yeterli fikir edinen izleyici için Justine&#8217;in durumu anlaşılır gibi olursa da, <em>-&#8221;abla&#8221;ya göre yaklaşmakta olan iri gök cisminin tetiklediği- </em>krizlerden biriyle yine darmadağın, ablasına sığınan genç kadın, filmin finalinde yeğeniyle yaptıkları melek mağarasında el ele tutuşmuş otururlarken, nihayet huzur bulmuş gibidir. Oğlanın yaptığı <em>-göğse dayayıp bakılarak gök cisminin mesafesinin ölçüldüğü-</em> tel gereç, babanın teleskop başındaki gözlemi sırasında sürecin tersine döndüğünü anladığı andaki kısacık ifadesi, gelişmeler karşısında karısıyla değiştikleri karakter ve yaklaşım biçimi&#8230; Üç beş kişiyle, <em>neredeyse</em> tek mekanda, alçak gönüllü biçimde anlatılmış muhteşem bilimkurgu gerilim &#8220;abla&#8221;yı, <em>-bir önceki filmi Antichrist&#8217;tan da çok etkilendiği yönetmen hakkında-</em> bir kez daha haklı çıkarır. Ev halkına duygularını aktarırken &#8220;abla&#8221;, <em>&#8220;ben kollarımı açarak karşılardım&#8221; </em>der, <em>&#8220;o kısa aralıkta ölüm acı vermez; bir olmanın, evrenin bir parçası olup toza dönüşmenin, bunun tanığı olmanın ihtişamını düşünsenize!&#8221;</em></p>
<p>Arkadaşlarını arama fırsatı bulamayacağından İstanbul&#8217;a gelişini saklayan &#8220;abla&#8221;, takı tasarımcısı müşterisinden gizlenmez. Hemen her zaman sevinç üreten bir araya gelişlerinin sonuncusunda, Amerika&#8217;ya mücevher ihracına niyetlenmiş hanımla yardımcısını yürekleri ağızlarında bulan &#8220;abla&#8221;nın, o telaştan payına 600 adet tül torba dikmek düşer.</p>
<p>Döner dönmez Burhaniye ve Edremit&#8217;ten topladığı malzemeyle annesinden kalma dikiş makinesine çöken &#8220;abla&#8221;, ancak 399. torbayı diktikten sonra kendine yazma izni verse de eyleme geçmesi için, Yunus olmanın ne olduğunu pek güzel anlatan kitabın, <em>-<strong>Bir &#8220;Yunus&#8221; Romanı </strong><strong>OD</strong>, <strong>İskender Pala</strong>, Kapı Yayınları 2011- </em>167. sayfasının en altında rastladığı <em>&#8220;&#8230;Şiir kavramı o gün içimde başka bir değer bulmuştu. O güne kadar şiir söylemek gibi bir arzum hiç olmamıştı. Allah </em>Kur&#8217;an<em>&#8216;daki &#8220;Şuara&#8221; suresinde </em>&#8220;Şairlere sapkınlar uyar!&#8221;<em> buyuruyor ve &#8220;Yasin&#8221; suresinde de </em>&#8220;Biz o peygambere şiir öğretmedik; zaten ona yaraşmazdı!&#8221;<em> diyordu. Ama Mevlâna Hüdavendigâr şiir söylüyor ve benimle kafiye oyunu oynuyordu. Bunu hiç unutmayacaktım&#8230;&#8221;</em> satırlarını okuması gerekir.</p>
<p>Bu satırlar &#8220;abla&#8221;ya, <strong>Peygamber Enok&#8217;un Kitabı</strong>&#8216;nı hatırlatır: Hermes Yayınları&#8217;ndan çıkmış kitapta, Dünya yaşamına uyum amacıyla titreşimlerini düşürdüklerinden<em> &#8220;düşmüş melekler&#8221;</em> diye anılan, kendilerini baştan çıkaran insan kızlarıyla yatıp onlardan edindikleri çocuklara savaşmayı, madenciliği, bitkileri&#8230; öğreten, gözcülükle görevli bir tür teknik ekipten söz edilir.</p>
<p>Muhammed Peygamber&#8217;in kitabı Kur&#8217;an&#8217;da ..<em>o peygambere şiir öğretmedik&#8230;</em>lerini söyleyen <em>&#8220;Biz&#8221;</em> ile Peygamber Enok&#8217;un Kitabı&#8217;ndaki <em>&#8220;gözcüler&#8221;</em> &#8220;abla&#8221;ya göre birbirinden çok farklı değil; <em>&#8220;Biz, gözcüler ve daha niceleri&#8221; </em>diye düşünür, &#8220;<em>denize dönme çabasıyla </em><em>damlacık olarak yol alırken rastladığımız iyi niyetli rehberler, öğretmenler&#8230;&#8221; </em></p>
<p>Senbilirsinabla kitabı macerası sırasında -<em>ki, sonradan anlaşıldığı üzere Burhaniye&#8217;deki matbaanın teknik olanaksızlığı nedeniyle kitabın baskı aşamasında İzmir&#8217;e yapacağı ziyaretlerin maddi zahmetinin eklenmesiyle ortaya çıkan bütçe, evdeki hesabı kat be kat aşacaktır; o ara &#8220;abla&#8221;nın aklına yeniden düşen </em>&#8220;klasikler hurdacı arabalarında dağlar oluştururken bir senbilirsinabla kitabı şart mı?&#8221;<em> sorusuyla proje </em>bir ihtimal<em> bir daha gündeme gelmeyecek biçimde askıya alınır</em>- birmilyonkalem&#8217;deki editörlerine <em>&#8220;haftada-on günde bir yazı&#8221;</em> sözü vermiş &#8220;abla&#8221;, yazacağı bunca şey varken siparişin üçte ikisini tamamlaması yetmez, 399. tül torbaya ilaveten <em>&#8220;Biz&#8230;&#8221;</em> iteklemesine ihtiyaç duyar.</p>
<p>İstanbul dönüşü, kırağı düşmüş bir kaç ayaz sabah sonrası sakinleşerek, papatyaları şaşırtıp dışarı uğratan mırıl mırıl yağışlı ılık lodos göğü 10 Aralık akşamı açılır, muhteşem ay tutulması elle tutulurcasına temiz izlenir. Yağmurla birlikte, bugün 30 yaşına basacak kızının <em>-su grubu mensubu kocasını yaradılışına aykırı biçimde, ateş grubu kendisi hızıyla davranmadığı için şikayet etmesiyle-</em> açtığı &#8220;abla&#8221;nın gözyaşı muslukları akar da akar. Belli ki, anneliği kayıtsız şartsız sorumluluk sanan &#8220;abla&#8221;, <em>&#8220;ikiniz de 30 yaşındasınız artık, aranızda halledin sorunlarınızı&#8230;&#8221;</em> bilincine ulaşırken, bir yandan da geniş kapsamlı arınma yaşamakta.</p>
<p><em>Kitaplar, filmler, dikiş, bilinç değişikliği, arınma</em> derken, telefon işletmesi de &#8220;abla&#8221;ya eşsiz bir fırsat sunar: Kasım ortası, arayan numarayı gösteren sabit telefonu beklenmedik biçimde bu vasfını kaybeder! <em>&#8220;Yeni hizmetlerinden birini&#8230;&#8221;</em> daha dinlemeye sabrının elvermediği günlerden edindiği <em>&#8220;Fatma Hanım yurt dışında&#8230; Pazardan dönmedi, akşam ararsanız&#8230;&#8221; </em>türünden savunma stratejisine misilleme saydığı/sandığı bu kayıp &#8220;abla&#8221; için önemlidir; eve her dönüşte ilk olarak aranıp aranmadığına bakar, kızının, kardeşlerinin, kendisiyle ilgili <em>&#8220;orada yalnız, bir başına&#8230;&#8221;</em> kaygılarını böylece savuşturur. Burhaniye&#8217;de emekli bir PTT şebeke memuruna kontrol ettirdiği telefonu sağlamdır, internetten yaptığı şikayet başvurusuna gelen teknik adamlar orayı burayı kurcalarlar, ilk başta arıza giderilmiş görünse de izleyen günlerde telefon arayan numarayı göstermemekte direnir. &#8220;Abla&#8221; ciddi ciddi yeniden cep telefonu edinmeyi düşünmeye başlar.</p>
<p>Demeye kalmadan, gözyaşı selleri sırasında bir kaç tıkanıklık daha açılmış olmalı ki &#8220;abla&#8221; birden bunun <em>&#8220;kontrol!&#8221;</em> takıntısıyla bağlantılı olabileceğini keşfeder. <em>&#8220;Öyle ya&#8221; </em>der kendi kendine, <em>&#8220;eskiden de arayanı bilmiyorduk, alacaklımıza da vereceklimize de aynı tonda alo diyerek&#8230;&#8221;</em> Telefon işletmesinden intikam rengi de taşıyan cep telefonu alma fikrini rafa kaldıran &#8220;abla&#8221;, işi kendisini <em>Dünyanın tüm acılarından sorumlu olduğu</em> zannına vardıran ego&#8217;su Sebastian&#8217;ı göz altına alır.</p>
<p>Görünüşe göre, beyzbol topu iriliğinde nanoteknoloji ürünü yeşil plastik topla, <em>&#8220;sadece su&#8221;</em> ile çamaşır yıkamaya başladığı günlerde &#8220;abla&#8221;, sonradan bağımlısı olduğu deterjan, yumuşatıcı, <em>ille de</em> kireç giderici gibisinden dayatılmış / yapay alışkanlıklarından sıyrıldığı gibi, deniz olmaya yürürken ayağına dolanan, korku temelli <em>&#8220;kontrolü elden kaçırırsam&#8230;&#8221;</em> dayatmasından da yavaşça arınmakta.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/399-tul-torba-sonra-abla-sonunda-kendine-yazma-izni-verir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30. İstanbul Film Festivali ardından &#8220;abla&#8221;, alçakgönüllü bir yıldız listesi yapar.</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/30-istanbul-film-festivali-ardindan-abla-alcakgonullu-bir-yildiz-listesi-yapar.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/30-istanbul-film-festivali-ardindan-abla-alcakgonullu-bir-yildiz-listesi-yapar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 19:34:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Anneler]]></category>
		<category><![CDATA[Daha İyi Bir Dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomanyak]]></category>
		<category><![CDATA[Flamenko Flamenko]]></category>
		<category><![CDATA[Kadını Fendi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşamın Ritmi]]></category>
		<category><![CDATA[Yağmuru Bile]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2512</guid>
		<description><![CDATA[30. yılında, festivalde gördüğü 35 filmi kataloga, fosforlu yeşil kalemle işaretlemekteyken, geçen yıllarda izlediği filmleri de pembe ile çizen &#8220;abla&#8221; -kısa hafızasına karşın, aralarında Avrupa, Öldürme Üzerine Küçük Bir Film, Edmond, Kanlı Düğün, Mavi Kadife, Narayama Türküsü&#8230;- otuz civarı tanıdık, kendisinde iz bırakmış filmi hatırlar. Ardından, 30. Film Festivali&#8217;nde gördüğü filmler arasında en beğendiği yedi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>30. yılında, festivalde gördüğü 35 filmi kataloga, fosforlu yeşil kalemle işaretlemekteyken, geçen yıllarda izlediği filmleri de pembe ile çizen &#8220;abla&#8221; -kısa hafızasına karşın, aralarında Avrupa, Öldürme Üzerine Küçük Bir Film, Edmond, Kanlı Düğün, Mavi Kadife, Narayama Türküsü&#8230;- otuz civarı tanıdık, kendisinde iz bırakmış filmi hatırlar.</p>
<p>Ardından, 30. Film Festivali&#8217;nde gördüğü filmler arasında en beğendiği yedi filmi sıralar:</p>
<p>Yağmuru Bile,</p>
<p>Yaşamın Ritmi,</p>
<p>Daha İyi Bir Dünyada,</p>
<p>Flamenko Flamenko,</p>
<p>Ekonomanyak,</p>
<p>Kadının Fendi,</p>
<p>Anneler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/30-istanbul-film-festivali-ardindan-abla-alcakgonullu-bir-yildiz-listesi-yapar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yağmuru Bile, Morg Görevlisi, Daha İyi Bir Dünyada</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/yagmuru-bile-morg-gorevlisi-daha-iyi-bir-dunyada.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/yagmuru-bile-morg-gorevlisi-daha-iyi-bir-dunyada.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 20 Apr 2011 19:32:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Alfredo Castro]]></category>
		<category><![CDATA[Daha İyi Bir Dünyada]]></category>
		<category><![CDATA[Gael García Bernal]]></category>
		<category><![CDATA[Icíar Bollaín]]></category>
		<category><![CDATA[Juan Carlos Aduviri]]></category>
		<category><![CDATA[Luis Tosar]]></category>
		<category><![CDATA[Morg Görevlisi]]></category>
		<category><![CDATA[Pablo Larraín]]></category>
		<category><![CDATA[Susanne Bier]]></category>
		<category><![CDATA[Trine Dyrholm]]></category>
		<category><![CDATA[Ulrich Thomsen]]></category>
		<category><![CDATA[Yağmuru Bile]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2507</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali son gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Yağmuru Bile, Morg Görevlisi, Daha İyi Bir Dünyada 17 Nisan 2011 Pazar, festivalin son günü sabahı Fitaş 4&#8242;ün fuayesindeki patlamış mısır kokusu yüklü yağlı kalın sisi yarıp kendini salona atan &#8220;abla&#8221; ile kız kardeşi izledikleri filmin title&#8217;ı akarken bir ağızdan &#8220;festivalin en iyi filmi!&#8221; derler. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali son gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Yağmuru Bile, Morg Görevlisi, Daha İyi Bir Dünyada</strong></em></p>
<p><strong>17 Nisan 2011 </strong>Pazar,<em> festivalin son günü sabahı </em>Fitaş  4&#8242;ün fuayesindeki patlamış mısır kokusu yüklü yağlı kalın sisi yarıp  kendini salona atan &#8220;abla&#8221; ile kız kardeşi izledikleri filmin title&#8217;ı  akarken bir ağızdan<em> &#8220;festivalin en iyi filmi!&#8221;</em> derler.</p>
<p>İspanya-Fransa-Meksika 2010 yapımı <strong>Yağmuru Bile</strong>: Yönetmen<strong> Icíar Bollaín</strong>, oyuncular<strong> Luis Tosar, Gael García Bernal, Juan Carlos Aduviri</strong>&#8230; Muhteşem senaryosunu Ken Loach&#8217;un senaristi Paul Laverty&#8217;nin yazdığı, <em>İspanya&#8217;nın 2011 Oscar adayı film</em>,  Kolomb ve işgalcilerin aç gözlülüğünü anlatan bir film yapmak üzere  Bolivya&#8217;ya gelen sinemacıların, Kolomb&#8217;dan 500 yıl sonra, bu kez altın  değil suyun peşindeki egemenle çatışan yerlilerin trajedisine tanık ve  ortak oluşlarını anlatır.</p>
<p>Günde 2 dolarla yaşamlarını sürdürmeye çalışan yerel halkın,  kendilerinden yılda 450 dolar su vergisi ödemelerini isteyip, yağmur  suyunu bile biriktirmelerini yasaklayan Amerikan şirketine direnişinin,  işbirlikçi iktidarın taşa karşı mermi kulladığı çatışmalarda ölümlere,  sakat kalmalara neden olan, Kolomb&#8217;unkiyle içiçe örülmüş harika  hikâyesinin, Cochabamba Kasabası Belediye binasında geçen muhteşem  sahnesi, filmin, &#8220;abla&#8221;nın, yıldız listesinin<em> -tartışmasız-</em> birinci sırasına oturmasını sağlar.</p>
<p>Laser altyazılı film vizyona hazır!</p>
<p>Şili-Meksika-Almanya 2010 yapımı<strong> Morg Görevlisi</strong>: Yönetmen<strong> Pablo Larraín, </strong>oyuncular <strong>Alfredo Castro, Antonia Zegers, Jaime Vadell</strong>&#8230;<strong> </strong>İki yıl önceki festivalin Altın Lale ödüllü filmi <em>-sevimsiz- </em>Tony  Manero&#8217;nun baş oyuncusu Alfredo Castro, bu kez Allende iktidarının son  günlerinde, başkentteki küçük evinin karşısında oturan dansçıya âşık,  yalnız morg görevlisi rolünde. Kalabalık asker grubu önünde Allende&#8217;nin  cesedine otopsi yaparken, <em>başının teknik olarak hedef tahtası olarak kullanıldığı</em> saptaması yapan doktor ile çalışan Mario, doktorun asistanı ile  cesetlerin yığıldığı koridorda halâ hayatta birini kurtarırlarsa da,  kurbanın ikinci kez öldürülmesine tanıklık etmeleri gerekir.</p>
<p>Babası ve kardeşi askerler tarafından götürülen, askerlerin vurduğu  köpeğini tedavi ettiği dansçıya yardım eden Mario, kadının, saklandığı  yerde sevgilisiyle buluşmasına dayanamaz; her ikisini, saklandıkları  duvar girintisine, <em>-çıkmaları engelleyecek biçimde yığdığı eşya ile-</em> gömer.</p>
<p>Danimarka 2010 yapımı, Kapanış Filmi<strong> Daha İyi Bir Dünyada</strong>: Yönetmen<strong> Susanne Bier, </strong>oyuncular <strong>Ulrich Thomsen, Trine Dyrholm, Mikael Persbrand</strong>t&#8230;  Festivalin en iyi filmlerinden bir diğeri, Türkçe afişleri Atlas  fuayesini süsleyen Daha İyi Bir Dünyada, annesini kanserden yitirince  öfkesini babasına yönelten 12 yaşındaki oğlanla, <em>-Afrika&#8217;daki bir  mülteci kampında aralıklarla hizmet verirken yokluk, yoksulluktan çok  zorbalıktan bezgin doktorun oğlu, okuldaki zorbalıkla baş edemeyen-</em> sınıf arkadaşının öyküsünü anlatır.</p>
<p>Danimarka&#8217;da da, Afrika&#8217;da da zorbalığın rengi aynıdır.<em><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/yagmuru-bile-morg-gorevlisi-daha-iyi-bir-dunyada.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Amador, Değirmen ve Haç</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/amador-degirmen-ve-hac.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/amador-degirmen-ve-hac.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Apr 2011 03:08:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Amador]]></category>
		<category><![CDATA[Celso Bugallo]]></category>
		<category><![CDATA[Charlotte Rampling]]></category>
		<category><![CDATA[Değirmen ve Haç]]></category>
		<category><![CDATA[Fernando León De Aranoa]]></category>
		<category><![CDATA[Lech Majewski]]></category>
		<category><![CDATA[Magaly Solier]]></category>
		<category><![CDATA[Michael York]]></category>
		<category><![CDATA[Pietro Sibille]]></category>
		<category><![CDATA[Rutger Hauer]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2488</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali onbeşinci gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Amador, Değirmen ve Haç 16 Nisan 2011 Cumartesi sabahı, her ne kadar önceki yıllara oranla rekor sayıda düşük film izliyor olsa da, zamanı dar &#8220;abla&#8221;, dönmeden buluşmak isteyen sevgili arkadaşlarından biriyle, Arabiko&#8217;nun masa üzerindeki kaşar tabağına hamle yaptığı, kara kadife kulağı -bizzat &#8220;abla&#8221; tarafından- fiskelenince ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali onbeşinci gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Amador, Değirmen ve Haç</strong></em></p>
<p><strong>16 Nisan 2011</strong> Cumartesi sabahı, <em>her ne kadar</em> önceki yıllara oranla rekor sayıda düşük film izliyor olsa da, zamanı  dar &#8220;abla&#8221;, dönmeden buluşmak isteyen sevgili arkadaşlarından biriyle,  Arabiko&#8217;nun masa üzerindeki kaşar tabağına hamle yaptığı, kara kadife  kulağı <em>-bizzat &#8220;abla&#8221; tarafından-</em> fiskelenince kanepeye döndüğü, güzel kahvaltı sohbetinde buluşur.</p>
<p>Civarındaki boylu poslu binaların hangi aralık yükseldiğini  anlamadığı Beşiktaş pazarı tıkanıklığını aşıp; ilk filmi için Atlas&#8217;a  yönelen &#8220;abla&#8221;, iş görüşmesi için İzmir&#8217;e gitmeye niyetlenip, iki kez  inemeyen uçakla, <em>-kısmet!-</em>, Bodrum&#8217;a inen, İzmir&#8217;e ulaşmak için  birkaç kişiyle tuttukları taksinin şoförünün önerisiyle Milas&#8217;ta köfte  molası veren sevgili arkadaşıyla sinemaya girer.</p>
<p>İspanya 2010 yapımı <strong>Amador</strong>: Yönetmen, <em>-&#8221;abla&#8221;nın beğendiği Güneşli Pazartesiler&#8217;in de yönetmeni-</em> <strong>Fernando León De Aranoa</strong>, oyuncular, <em>-Madeinusa ve Acı Süt&#8217;ten tanıdık, sevildik-</em> <strong>Magaly Solier</strong> ile <strong>Celso Bugallo, Pietro Sibille</strong>&#8230;  Göçmen Marcela, çiçekçilik yapan kocasıyla hazırladıkları buketleri  taze tutmak amacıyla koydukları buzdolabı bozulunca, yenisinin  peşinatını zor denkleştirebildiklerinden, taksitler için yaşlı, yatalak  Amador&#8217;a bakmaya başlar.</p>
<p><em>Deniz ile göğü tamamlamanın zor olduğunu </em>söyleyen, puzzle meraklısı Amador, Marcela&#8217;ya, <em>yaşamın  puzzle gibi olduğunu, gelirken resmi tamamlayacak tüm parçaların  elimize verildiğini, doğru yere doğru parçayı yerleştirmenin ise bizim  seçimimiz/sorumluluğumuz olduğu</em> anlatır. Dostlukları gelişirken, her  perşembe görmüş geçirmiş bir fahişenin de ziyaret ettiği Amador,  buzdolabı parası denkleşemeden ölür. Parasını tam alabilmek için ölümü  ailesine haber vermeyen Marcela, bir zaman sonra kızının gelişiyle  paniğe kapılırsa da, yaptırdıkları inşaatı tamamlayabilmek için  babasının emekli maaşına ihtiyaç duyan kızı, Marcela&#8217;dan işine devam  etmesini ister. Yoksulluk, ölüm, Tanrı&#8217;ya inanç üzerine eğlenceli bir  film&#8230;</p>
<p>Polonya-İsveç 2011 yapımı <strong>Değirmen ve Haç</strong>: Yönetmen <strong>Lech Majewski</strong>, oyuncular <strong>Rutger Hauer, Charlotte Rampling, Michael York</strong>&#8230;<strong> </strong>Filmden önce perde önüne, İsveçli ortak yapımcıyla gelen yönetmen Lech Majewski,<em> &#8220;bilgisayar grafikleri yapan arkadaşlarla ince ince çalıştık&#8221; </em>diye anlatır, <em>&#8220;tablodaki  alanları yaratabilmek için yedi farklı perspektiften yararlandık, her  bir karenin ortalama 40 katmanı var, dolayısıyla çok etkileyici oldu,  sürekli kontrolle, çok dikkatli çalıştık, resmi hayata geçirebilmek için  büyük sıkıntı çektik, yarım bir ağaç var diyelim, tamamlayıp boşluğu  doldurmak gerekti&#8221;</em> Film gösterimine geçilmeden önce, tercüman, <em>yönetmenin aynı zamanda ressam da olduğunu, boyamaları kendisinin yaptığını </em>söyler.</p>
<p>Flaman  ressam Pieter Bruegel&#8217;in, 1564 tarihli Çarmıha Gidiş adlı tablosu  &#8220;içinde&#8221; geçen film, Aziz Simon&#8217;un annesi ve arkadaşları, kasabanın  zengin tüccarı, köylüler, dinî, askerî 500 karakteri tanıtır; çarmıha  gerilme öncesi ve sonrası, dimdik bir kayanın tepesine kurulu değirmenin  ürkütücü gölgesinin düştüğü köyde yaşayanları, yaşantılarını anlatır. <em>Resmini nasıl kurduğunu, en önemli öğeyi tam ortaya koyup sonra da </em><em>nasıl </em><em>gizlediğini </em>anlatan Bruegel, yaşamını sürdürmekte köylülerin ortasında gelişen çarmıha germe için, <em>&#8220;demek herşey, herkesin gözü önünde olup bitiyor&#8221;</em> derken, Aziz Simon&#8217;un mağaraya taşınmış bedenine bakan annesi, <em>&#8220;karnımda ilk kıpırdadığı anda Dünyaya gelişinin bir anlamı olduğunu, ışık getireceğini biliyordum&#8221;</em> diye sessizce ağlar.</p>
<p>Film sonrası, <em>3 yıl önce Camdan Dudaklar filminin tanıtımı için aramızdaydı </em>denilerek  perde önüne davet edilen yönetmen soruları yanıtlar:</p>
<p>Sinema TV mezunu olduğunu söyleyen izleyici, <em>&#8220;bir tablo inceleyen filmi dolayısıyla aklıma geldi&#8221;</em> der, <em>&#8220;Greenaway sinema ölüdür demişti, bu konuda ne düşünüyorsunuz?&#8221; &#8220;Her sinemacının yöntemi farklıdır,&#8221; </em>diye yanıtlar yönetmen, <em>&#8220;ortak  tema, tablo, suç, savaş olabilir. Ben kırk yıl düşünsem Bruegel tablosu  üzerinden teknik olarak böyle film yapacağım aklıma gelmezdi;  Inception, Karayip Korsanları, Avatar filmlerini yapanlar gelip tebrik  ettiler, onların bütçelerinin binde biri ile bu filmi yaptığımız için,  bu hayâl gücüdür, sinema bir resimle başlar.&#8221;</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Filmi çok beğenerek izlediğini </em>söyleyen izleyici,<em> finaldeki dans sahnesi ve tablonun müzedeki görüntüsünün anlamını </em>merak eder<em>; &#8220;bunu ben de bilmek isterdim&#8221; </em>der yönetmen, <em>&#8220;yaptığım  herşeyi de biliyorum anlamına gelmiyor; dans Bruegel&#8217;in yorumu,  insanlar büyük travma sonrası dans edebilirler, yaşamı kutsayabilirler.  Müzedeki resimli final ise, herşey resimden ibaret&#8230;&#8221;</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>&#8220;Bruegel&#8217;in bu tablosunu film yapma fikri nereden geldi?&#8221; </em>sorusu, yönetmence <em>&#8220;Bruegel&#8217;den kaynaklandı,&#8221;</em> yanıtı alır, <em>&#8220;öğrenciliğimde, her gidiş dönüşümde izlerdim. İkarus&#8217;un Düşüşü tablosunda da olduğu gibi, soyutlama gücüne, </em><em>gerçeği, </em><em>günlük  yaşamın içine, ortasına gizlemesine hayranlık duyuyorum. Amerikalı  sanat tarihçisi Michael Gibson, yazıp bana yolladığı kitabında  Bruegelvâri bir yaklaşımım olduğundan söz eder. 500 ayrı figür, tümüyle  düzlük Flaman toprağında, tablonun dikey aksına yerleştirdiği kayalığın  tepesindeki değirmen Bruegel&#8217;in soyutlaması. İtalya&#8217;ya gittiğinde,  kayalıkları görür, çatlaklarıyla insan bedenindeki yaralar arasında  İncilvâri bir paralellik kurar.&#8221;</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>&#8220;Bu bence, olağanüstü, devrimci bir film&#8221; </em>der bir diğer izleyici,<em> &#8220;Bruegel&#8217;in örümceğin ağını örüşündeki incelikle&#8230; 1500 yıl arayla  Beytüllahim ve Avrupa&#8230; Finalde resmin gösterilişini anlamlı buldum,  müzeler bellektir.&#8221;</em></p>
<p><em> </em></p>
<p><em>Halkın kurtarıcıya değil Simon&#8217;a baktığını </em>söyleyen başka bir izleyici sorar<em>,  &#8220;Bergman&#8217;ın 7. Mühür filmi geldi aklıma, yedi kişinin ölüme gidişi aynı  dinginlikle işlenmişti, esinlenme var mı?&#8221; &#8220;Evet, tahmininizden  fazla&#8230;&#8221;</em> olur yönetmenin yanıtı ve ekler <em>&#8220;halkın </em><em>İsa&#8217;dan çok </em><em>Simon&#8217;a  bakması Bruegel&#8217;in stili, çok açık anlatmamak için böyle yapıyor.&#8221;</em><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/amador-degirmen-ve-hac.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Chico ile Rita ve Bir Kadın Meselesi</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/chico-ile-rita-ve-bir-kadin-meselesi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/chico-ile-rita-ve-bir-kadin-meselesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Apr 2011 03:05:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Bir Kadın Meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[Chico ile Rita]]></category>
		<category><![CDATA[Claude Chabrol]]></category>
		<category><![CDATA[Emar Xor Oña]]></category>
		<category><![CDATA[Fernando Trueba]]></category>
		<category><![CDATA[François Cluzet]]></category>
		<category><![CDATA[Isabelle Huppert]]></category>
		<category><![CDATA[Javier Mariscal]]></category>
		<category><![CDATA[Limara Meneses]]></category>
		<category><![CDATA[Marie Trintignant]]></category>
		<category><![CDATA[Mario Guerra]]></category>
		<category><![CDATA[Tono Errando]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2486</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali ondördüncü gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Chico ile Rita ve Bir Kadın Meselesi 15 Nisan 2011 Cuma günü &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi, 2010 Hollanda Canlandırma Festivali Büyük Ödülü almış bir canlandırma; İspanya-İngiltere 2010 yapımı Chico ile Rita: Yönetmenler Fernando Trueba, Javier Mariscal, Tono Errando, seslendirenler Limara Meneses, Emar Xor Oña, Mario Guerra&#8230; ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali ondördüncü gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Chico ile Rita ve Bir Kadın Meselesi</strong></em></p>
<p><strong>15 Nisan 2011</strong> Cuma günü &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi, <em>2010 Hollanda Canlandırma Festivali Büyük Ödülü </em>almış bir canlandırma; İspanya-İngiltere 2010 yapımı <strong>Chico ile Rita</strong>: Yönetmenler <strong>Fernando Trueba, Javier Mariscal, Tono Errando</strong>, seslendirenler <strong>Limara Meneses, Emar Xor Oña, Mario Guerra</strong>&#8230;</p>
<p>Küçük grubuyla bir kaç yıl önce <em>-&#8221;Fidel ölmeden&#8230;&#8221; fikriyle- </em>ziyaret ettiklerinde çok etkilenen &#8220;abla&#8221;nın, <em>-Hindistan için de dediği gibi- &#8220;bir başka ülke değil, başka bir gezegen!&#8221;</em> Küba&#8217;da, 1948&#8242;de başlayan, şarkıcı, dansçı Rita ile yetenekli piyanist Chico&#8217;nun aşkı, eski Türk filmlerindeki gibi, içki, araya giren kadınlar, her ikisi üzerinden para kazananların entrikaları yüzünden kesintilerle sürer. Sevgililer bir araya geldiklerinde, aradan, sevgilerini hiç de azaltmayan 40 küsur yıl geçmiştir. Amerika&#8217;da bir dönem -bir yıldız için bile- siyah olmanın anlamı, Küba&#8217;nın devrim öncesi ve sonrası, caz müziğiyle hemhâl olmuş çizgi ile rengin muhteşem anlatımıyla, çizgi üretimler hayranı &#8220;abla&#8221;ya çok güzel gelir.</p>
<p><em>Anılarına&#8230; </em>bölümünden, Fransa 1988 yapımı <strong>Bir Kadın Meselesi</strong>: Yönetmen <strong>Claude Chabrol</strong>, oyuncular<em> -bu filmle en iyi kadın oyuncu almış- </em><strong>Isabelle Huppert, François Cluzet, Marie Trintignant</strong>&#8230;</p>
<p>Fransa&#8217;da küçük bir kasabada, İkinci Dünya Savaşı sırasında iki çocuğuyla geride kalıp hayatını sürdürmeye çalışan Marie, ilkini kapı komşusunda denediği kürtaj operasyonunun başarısı üzerine, sessizce ünlenir. Bir yandan çocukların, geceleri artık tıka basa doymuş yatmaları, öte yandan paranın tatlı kokusu, arkadaş olduğu bir fahişeden başlayarak evinin iki odasını onlara kiralamaya başlamasına neden olur.</p>
<p>Başta, olup bitene göz yuman, <em>savaştan örselenerek gelmiş</em> koca, <em>kendisini artık sevmediğini </em>söyleyen, güçlü karakterini aşamadığı, başına buyruk karısının bir de sevgili edinmesi üzerine, kendisine yönelttiği olgun hizmetçinin yakınlığını reddeder ve kolaja yatkın elleriyle bir ihbar mektubu hazırlar.</p>
<p>Yargı, Marie&#8217;yi <em>&#8220;bir emsal teşkil etmesi&#8221; </em>fikriyle yargılar; <em>-seçimlerinin sonuçlarına sessizce katlanacak kadar güçlü, gözü kara, ama ne yazık, zamanının ötesinde yaşamayı becerebilecek bilinç desteğinden yoksun kadının hikâyesi, 3 Boyut gerçekliğinde beklenen sonuna-</em> hapse girmesinden iki yıl sonra giyotine varır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/chico-ile-rita-ve-bir-kadin-meselesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşamın Ritmi, Anneler, İçimdeki Yangın</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/yasamin-ritmi-anneler-icimdeki-yangin.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/yasamin-ritmi-anneler-icimdeki-yangin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Apr 2011 03:01:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İçimdeki Yangın]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Stojanovska]]></category>
		<category><![CDATA[Anneler]]></category>
		<category><![CDATA[Bengt Nilsson]]></category>
		<category><![CDATA[Denis Villeneuve]]></category>
		<category><![CDATA[Johannes Stjärne Nilsson]]></category>
		<category><![CDATA[Lubna Azabal]]></category>
		<category><![CDATA[Maxim Gaudette]]></category>
		<category><![CDATA[Milcho Manchevski]]></category>
		<category><![CDATA[Ola Simonsson]]></category>
		<category><![CDATA[Sanna Persson Halapi]]></category>
		<category><![CDATA[Vladimir Jacev]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşamın Ritmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2484</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali onüçüncü gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Yaşamın Ritmi, Anneler, İçimdeki Yangın 14 Nisan 2011 Perşembe günü &#8220;abla&#8221;, ikisi laser altyazılı, üç film görür. İsveç-Fransa 2010 yapımı Yaşamın Ritmi: Yönetmenler Ola Simonsson ve Johannes Stjärne Nilsson, oyuncular Bengt Nilsson, Sanna Persson Halapi, Magnus Börjeson&#8230; Eğitimi sırasında sıradışı bir su müziği yorumu yapıp ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali onüçüncü gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Yaşamın Ritmi, Anneler, İçimdeki Yangın</strong></em></p>
<p><strong>14 Nisan 2011 </strong>Perşembe günü &#8220;abla&#8221;, ikisi laser altyazılı, üç film görür.</p>
<div>
<div>
<div>
<div>İsveç-Fransa 2010 yapımı <strong>Yaşamın Ritmi</strong>: Yönetmenler<strong><strong> Ola Simonsson </strong></strong>ve</div>
</div>
</div>
<div>
<div></div>
</div>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong></p>
<div>
<div>
<div><strong> </strong></div>
</div>
</div>
<p></strong><strong> </strong></p>
<div>
<div></div>
</div>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong></p>
<div>
<div>
<div><strong>Johannes Stjärne Nilsson</strong>,</div>
</div>
</div>
<p></strong><strong> </strong></p>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>oyuncular<strong><strong><strong> Bengt Nilsson, Sanna Persson Halapi, Magnus Börjeson</strong>&#8230;<br />
</strong></strong></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div></div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>Eğitimi sırasında sıradışı bir</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<p><em> su müziği</em> yorumu yapıp Akademiden atılan müzik teröristi Sanna ve beş davulcudan oluşan çetesi, dört başlık altında<em> </em><em>-</em><em>ameliyathanede, bankada, iş makineleriyle konser salonu önünde ve yüksek gerilim hatlarında- </em>aykırı <em>(&#8220;abla&#8221;nın bayağı beğendiği, güzel) </em>müzik  üreterek bir karşımüzik tavrı sergiler. Ailesinin büyük beklentisini,  duyuşundaki bir arıza yüzünden karşılayamayan polis Amadeus&#8217;un ise tek  dileği sessizliktir.</p>
<p>Bir noktada amaçları buluşan çete ile Amadeus&#8217;un, basit ama çok  etkili gösterileriyle sonuçlanan filmin, tüm kentin tek bir enstrümana  dönüştüğü muhteşem sahnesi, &#8220;abla&#8221;nın, <em>-Spielberg&#8217;in Üçüncü Türden Yakınlaşmalar filminin finalinde olduğu gibi- </em></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<div>gözyaşlarına neden olur. Laser altyazılı film &#8220;abla&#8221;ya göre, kaçırılmaması gerekenler arasında.</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><strong> </strong></p>
</div>
<div>
<div>
<div>
<div>
<p>Makedonya-Bulgaristan-Fransa 2010</p>
<div>yapımı<strong> Anneler</strong>:</div>
<p><strong> </strong></p>
</div>
</div>
<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
<div>Yönetmen<strong><strong><strong> Milcho Manchevski</strong>,<strong> </strong></strong></strong></div>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong></p>
<div><strong> </strong><strong> </strong>oyuncular <strong>Ana Stojanovska, Vladimir Jacev, Dimitar Gjorgjievski</strong>&#8230;</div>
<p></strong><strong> </strong></p>
<div><strong> </strong></div>
<p><strong> </strong></p>
<div>Yağmurdan kaçan izleyicinin karşısına çıkan,<em> -&#8221;abla&#8221;nın unutamayacağı filmleri arasında, müziği ile de özel yeri olan Yağmurdan Önce&#8217;nin yönetmeni- </em>Manchevski, <em>&#8220;gün ortası, yağmura rağmen cesaretiniz için teşekkürler&#8221; </em>der,<em> &#8220;film öncesi söyleyebileceğim tek şey gerçeğin doğasını araştırdığım,  yaratmaya çalıştığımdır; bir müzik parçası ya da resmin yarattığı his  gibi&#8230; Bu benim için filmin mesajından daha önemli. Üç farklı hikâyenin  bende yarattığı hisler üzerine yaptım bu filmi, umarım sizde de aynı  duyguları yaratır.&#8221;</em></div>
<p>Parkta oynayan küçük kızlardan birkaçı gazete bayiinin arkasında bir  teşhirciye rastlarlar, polise gitmeye gönüllü olan ikisi adamı  görmemiştir bile. Dondurmalarını yerken, bir de, verdikleri ifade ile  hiç ilgisi olmayan bir adamı teşhis ederler.</p>
<p>Köy yaşamı ile ilgili bir belgesel yapan üç kişilik ekip, çok yaşlı bir adam ile <em>-keçisini büyü ile öldürdüğünü düşünerek küstüğü-</em> kızkardeşi dışında kimsenin yaşamadığı köyde çekim yapar, nineye konuk olurlar.</p>
<p>Üçüncü bölüm, Makedonya kasabası Karacaova (Kicevo)&#8217;da, 2008&#8242;de  yaşanan, üç kurbanı da yaşlı, temizlikçi kadınlardan oluşan bir seri  katil olayını inceler. İnsanlar ardarda  konuştukça konu aydınlanırsa da, gerçeğe dair bir şüphe, her zaman  çevrede olacaktır. &#8220;Abla&#8221;nın çok beğendiği, gerilimi hiç düşmeyen filmin  bitiminde, çok güzel bir müzik parçası eşliğinde akan title ardından perde önüne gelen yönetmen alkışlarla karşılanır.</p>
<p>Yönetmenin dilinde konuşup, Türkçeye de çeviren izleyici, <em>&#8220;Bravo!&#8221; </em>der filme beğenisini belirterek; <em>&#8220;ben Kicevo doğumluyum, &#8217;60&#8242;da Türkiye &#8216;ye geldim, ara sıra gitmeme karşın bu olaydan haberim olmadı.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Üçüncü bölümde kurmaca var mıydı, yoksa tümüyle belgesel miydi?&#8221;</em> bilmek isteyen izleyiciye yönetmen, <em>&#8220;memnun oldum bu soruya&#8221;</em> der, <em>&#8220;sinema  olarak amacına ulaşmış; kurmaca ile dokümanteri harmanladık&#8230; Evet,  bir belgesel, iki sene önceki olay bir süre Dünyada konuşuldu. Belgesel  olarak zordu, gerçek insanlarla film çekecektik, onların duygularını  dikkate almak zorundaydık&#8221;</em></p>
<p><em> </em><em>&#8220;Ben görmedim ama&#8230;&#8221; </em>der bir başka izleyici, <em>&#8220;Dust filmiyle Türkleri kötülediği yazıldı sitelerde, hazır buradayken&#8230;&#8221; </em>Manchevski <em>&#8220;Türkiye&#8217;de gösterilmemiş olması yazık,&#8221;</em> der, <em>&#8220;bir  kısmı günümüz, bir kısmı da 20. yy. başında Balkanlarda yaşanan pek çok  çatışmayı konu alıyordu, Osmanlı, Makedon, Arnavut en çok da  Amerikalıların yaptıklarından sözediyordu, bir yorum yapamayacağım,  filmi görenlerle tartışmak isterim.&#8221;</em></p>
</div>
</div>
<div>
<div>Uluslararası yarışma adaylarından, Kanada-Fransa 2010 yapımı<strong> İçimdeki Yangın</strong>:<strong> </strong>Yönetmen, <em>-&#8221;abla&#8221;yı çok etkilemiş Polytechnique&#8217;in yönetmeni- </em><strong>Denis Villeneuve</strong>,</div>
</div>
<p><strong> </strong>oyuncular<strong> Lubna Azabal, Mélissa Désormeaux-Poulin, Maxim Gaudette</strong>&#8230;</p>
<p><strong> </strong></p>
<div>
<p>Filmden önce, perde önüne gelen başrol oyuncusu Lubna Azabal,<em> yönetmenin New York&#8217;da filmin tanıtımını yaptığını </em>söyler. Festival kataloğunda belirtildiğine göre En İyi Yabancı Film Oscar&#8217;ına aday gösterilen film, Wajdi Mouawad&#8217;ın ünlü oyunundan sinemaya uyarlanmış.</p>
<p>Yüzme havuzu kenarında fenalık geçirip hastaneye kaldırılan, ölen Lübnanlı Nawal&#8217;ın patronu noter, ikiz çocuklarına, annelerinin, <em>babalarını ve ağabeylerini bulana dek mezartaşı olmayan bir mezarda yatma dileğini </em>bildirir.  Çocukların, iç savaşta pek çok acılar yaşamış Lübnan&#8217;da, annelerinin  izini sürmeleri, kendilerine, asıl kimliklerine ulaşmalarını  sağlayacaktır.</p>
<p>Film sonrası, alkışlar arasında, perde önüne gelen Lubna Azabal, ilk izleyicinin <em>&#8220;hikâye o kadar inanılmaz ki, mutlaka gerçeklik payı olmalı&#8221;</em> sorusunu,<em> &#8220;evet&#8221; </em>diye yanıtlar,<em> &#8220;direnişçi Süha Beşara&#8217;nın öyküsünden esinler taşıyor, 19 yaşındayken  Falanjist bir generali öldürmeye çalışıyor, 10 yıl hapis yatıyor,  öykünün gerisi kurgu.&#8221;</em></p>
<p><em>Kadınların halâ harp silahı olarak kullanıldığını </em>belirten bir kadın izleyici, <em>filmi çok etkileyici bulduğunu</em> belirterek,<em> &#8220;bu role hazırlanmak hiç kolay değil&#8221;</em> der. <em>&#8220;Haklısınız, savaş, nefret&#8230; Dünyanın her yerinde geçebilirdi. Genellikle iç güdülerimle hazırlanıyorum.&#8221;</em></p>
<p><em> </em><em>&#8220;Bir tiyatro oyunundan uyarlandığına inanmak zor, yazar dahil oldu mu?&#8221; </em>sorusu, <em>&#8220;hayır&#8221; </em>diye yanıtlanır,<em> &#8220;yönetmene, artık bu senin eserin dedi ve karışmadı, normalde oyun 3  saat, yönetmen biraz parçaladı. On ayrı versiyonu olabilir aslında&#8230;&#8221;</em></p>
<p><em> </em><em>&#8220;Sizi en çok hangi sahne zorladı?&#8221;</em> sorusuna oyuncunun yanıtı <em>&#8220;hapishane,  işkence ve doğum sahneleri stüdyoda ilk dört günde çekildi, o dört  günde ben hapse düştüm, işkence gördüm, doğurdum&#8230;&#8221;</em> olur.</p>
</div>
<div><em> </em></div>
<div>Nawal&#8217;in vurguladığı <em>&#8220;bir olma&#8221;</em> ve<em> &#8220;nefret zincirini kırma&#8221;</em> mesajı olmasa, laser altyazısıyla vizyona hazır filmin öyküsünü biraz zorlama bulabilecekken; bu çok önemli mesajın, Ortadoğu ve <em>-ufak çaplı da olsa- </em>savaşların sürdüğü tüm coğrafyalarda su-ekmek kadar gerekli olduğunun bilincinde olan &#8220;abla&#8221;, filmi ısrarla önerecektir.</div>
<div><em> </em></div>
<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/yasamin-ritmi-anneler-icimdeki-yangin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fabrikadaki Piyano, Yolculuk, Saç</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/fabrikadaki-piyano-yolculuk-sac.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/fabrikadaki-piyano-yolculuk-sac.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Apr 2011 19:10:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Ayberk Pekcan]]></category>
		<category><![CDATA[Fabrikadaki Piyano]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Winterbottom]]></category>
		<category><![CDATA[Nazan Kesal]]></category>
		<category><![CDATA[Qin Hai-lu]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Rob Brydon]]></category>
		<category><![CDATA[Saç]]></category>
		<category><![CDATA[Steve Coogan]]></category>
		<category><![CDATA[Tayfun Pirselimoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Wang Qian-yuan]]></category>
		<category><![CDATA[Yolculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Zhang Meng]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2476</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali onikinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Fabrikadaki Piyano, Yolculuk, Saç 13 Nisan 2011 Çarşamba günü &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi, yoksul ama gururlu, iyi kalpli arkadaş gruplarının, &#8220;insanlık öldü mü!&#8221; diyerek örgütlenip kör kızlara, sokak çocuklarına yardım ettiği, Yeşilçam Sinemasının siyah beyaz dönemini hatırlatır, danslı, şarkılı, eğlenceli, Çin 2010 yapımı Fabrikadaki Piyano:Yönetmen Zhang ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali onikinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Fabrikadaki Piyano, Yolculuk, Saç</strong></em></p>
<p><strong>13 Nisan 2011</strong> Çarşamba günü &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi, yoksul ama gururlu, iyi kalpli  arkadaş gruplarının, <em>&#8220;insanlık öldü mü!&#8221; </em>diyerek örgütlenip kör kızlara, sokak çocuklarına yardım ettiği, Yeşilçam Sinemasının siyah beyaz dönemini hatırlatır, danslı, şarkılı, eğlenceli, Çin 2010 yapımı <strong>Fabrikadaki Piyano</strong>:Yönetmen <strong>Zhang Meng, oyuncular Wang Qian-yuan, Qin Hai-lu, Jang Shin-yeong&#8230;</strong></p>
<p>Adını <em>-&#8221;abla&#8221; grubunun Çin&#8217;e gittiklerinde görüp, Li Nehri üzerinde  yaptıkları gezide bayıldıkları karstik arazi yapısıyla bir doğa  harikası- </em>Guilin&#8217;den alan işsiz Chen, yetenekli küçük kızının piyano  dersleri için para bulmaya çalışırken, sahte ilâç satışıyla köşeyi  dönmüş bir adam bulup kendisinden boşanma kararı alan karısı, kızın  vesayetini ister. Küçük kız ise, <em>kim piyano alırsa onunla kalacağını </em>bildirir.  Birkaçı sokak şarkıcısı, biri dominoda taş çaldığı için kolu kırılan,  diğeri yıkıntılardan topladığı hurda metal satıcısı mafya babası, ortak  yanları yoksullukları olan bir grup arkadaş toplanır, Chen&#8217;in kızı için  bir piyano yapmaya sıvanırlar.</p>
<p><strong>Yer yer komik, bazen hüzünlü film, taşıdığı nostalji tadıyla &#8220;abla&#8221;ya iyi gelir.</strong></p>
<p>İngiltere 2010 yapımı<strong> Yolculuk</strong>: Yönetmen <strong>Michael Winterbottom</strong>, oyuncular <strong>Steve Coogan, Rob Brydon</strong>&#8230; Kendilerini oynayan oyunculardan Steve, kız arkadaşı <em>ara verelim </em>deyip Amerika&#8217;ya gidince, onunla yapmayı planladığı gurme yolculuğu için arkadaşı Rob&#8217;dan, kendisine yoldaşlık etmesini ister.</p>
<p>İkili bir hafta boyunca, tanınmış restoranlarda, <em>yemesi tanıtımından kısa süren </em>süslü,  özel yemekler yer, Michael Caine, Sean Connery (Bond), Anthony Hopkins  taklitleriyle idrar müsabakası yapar, zıtlaşır, didişir, ve hatta <em>gıyabında </em>Rob&#8217;un cenaze konuşmasını prova ederler. Festival kataloguna göre, çok eğlenceli, gurme yol filmi <em>Yolculuk 6 bölümlük İngiliz komedi dizisinin uzun metraj film olarak kurgulanmış hali</em>&#8230;</p>
<p>Türkiye-Yunanistan 2010 yapımı <strong>Saç</strong>:<strong> </strong>Yönetmen <strong>Tayfun Pirselimoğlu</strong>, oyuncular <strong>Ayberk Pekcan, Nazan Kesal, Rıza Akın</strong>&#8230; Kanserden ölmekte olduğundan haberdar Hamdi, penceresinden Tarlabaşı  trafiğini gözlediği, peruklar yapıp sattığı dükkânının arka kısmında  yaşar. Sonuna geldiği tek düze yalnız yaşamında, uzun saçını satmaya  gelen Meryem ilgisini çeker. Takıntı haline getirdiği kadının peşine  düşen, kocasıyla <em> -filmin, oyunculardan rol çalan muhteşem mekânlarından- </em>1459  tarihli Hacıkadın Hamamı&#8217;nda tanışan Hamdi&#8217;nin gönlünde Meryem&#8217;i  Brezilya&#8217;ya götürme hayâli barınır. Yönetmenin, ölüm temalı üçlemesini  tamamlayan, <em>&#8220;abla&#8221;nın çok beğendiği</em> Rıza ile <em>görmediği </em>Pus&#8217;tan sonra gelen Saç, Ulusal Yarışma adaylarından&#8230;</p>
<p>Filmden sonra perde önüne gelen yönetmen Tayfun Pirselimoğlu, oyuncular Ayberk Pekcan, Nazan Kesal, Rıza Akın, yapımcı Veysel İpek, sanat yönetmeni Natali Yeres,</p>
<p><em>&#8220;Homoerotik hamamdan sonra, (Musa&#8217;nın) .bne misin? sorusu beni rahatsız etti&#8221;</em> soru/yorumu, film ekibinden karşılık görmez.</p>
<p>İkinci izleyicinin <em>Musa&#8217;nın  ile Hamdi&#8217;nin, göbektaşında, deniz kenarında, evde yere yatışlarının  musalla taşını anımsatması, kusma, bedenin tepkisi&#8230;</em> saptamaları, yönetmenin <em>&#8220;ortak  nokta ölüm, burada beden üzerinde belli ediyor kendisini, ölü yıkayan  bir adamın insanların yıkandığı bir mekânda yatışı&#8230; sizin doğru  okudunuz gibi&#8221;</em> sözleriyle yanıtlanır.</p>
<p><em>Feminist olmadığını</em> belirten bir hanım izleyicinin &#8220;<em>ölümü kadın değil erkek bedeniyle göstermeniz, kadın bedeni göstermemeniz iyi geldi&#8221;</em> yaklaşımı, yönetmenden <em>&#8220;ölüm ortak payda, dominant karakter olarak ölümle karşılaşan erkeğin kırılganlığını ortaya koyduk&#8221; </em>yanıtı alır.</p>
<p>Nazal Kesal <em>&#8220;oyuncu olarak Tayfun&#8217;la çalışmak özel bir deneyim, alt metin çalışması, didikleme yapmadık,&#8221;</em> der, &#8220;<em>Meryem zor bir karakter, az sözle o anları, durumları gözlerle ifade etmeye çalıştık&#8221;</em></p>
<p>Son olarak bir izleyici<em> &#8220;bireyin yalnızlığını çok güzel anlattınız&#8221; </em>der, <em>kocanın ölümünden sonra aralarına girişinin anlamını</em> sorar. Yönetmen &#8220;<em>çok karşılaştığım bir soru bu&#8221; </em>diye yanıtlar,<em> &#8220;kendi yorumumu açıklamak istemiyorum açıkcası, bu soruyu size sordurttuğu için teşekkür ediyorum&#8221;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/fabrikadaki-piyano-yolculuk-sac.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pupupidu, Issız Ev, Atlıkarınca</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/pupupidu-issiz-ev-atlikarinca.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/pupupidu-issiz-ev-atlikarinca.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Apr 2011 18:00:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İlksen Başarır]]></category>
		<category><![CDATA[Abel Tripaldi]]></category>
		<category><![CDATA[Atlıkarınca]]></category>
		<category><![CDATA[Florencia Colucci]]></category>
		<category><![CDATA[Gérald Hustache-Mathieu]]></category>
		<category><![CDATA[Gustavo Hernández]]></category>
		<category><![CDATA[Issız Ev]]></category>
		<category><![CDATA[Jean-Paul Rouve]]></category>
		<category><![CDATA[Mert Fırat]]></category>
		<category><![CDATA[Nergis Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Pupupidu]]></category>
		<category><![CDATA[Sophie Quinton]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Oral]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2468</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali onbirinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Pupupidu, Issız Ev, Atlıkarınca 12 Nisan 2011 Salı günü, sümbüller açalı, rotasını Harbiye Radyoevi önünden geçirip, kısacık koklama molası verdikten sonra Cadde&#8217;ye ulaşan &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi, Fransa 2011 yapımı Pupupidu: Yönetmen Gérald Hustache-Mathieu, oyuncular Jean-Paul Rouve, Sophie Quinton, Guillaume Gouix&#8230; Polisiye roman yazarı David Rousseau, Fransa&#8217;nın Sibiryası&#8216;na almaya ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali onbirinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Pupupidu, Issız Ev, Atlıkarınca</strong></em></p>
<p><strong>12 Nisan 2011</strong> Salı günü, sümbüller açalı, rotasını Harbiye Radyoevi önünden geçirip,  kısacık koklama molası verdikten sonra Cadde&#8217;ye ulaşan &#8220;abla&#8221;nın ilk  filmi, Fransa 2011 yapımı <strong>Pupupidu</strong>: Yönetmen <strong>Gérald Hustache-Mathieu</strong>, oyuncular<strong> Jean-Paul Rouve, Sophie Quinton, Guillaume Gouix</strong>&#8230; Polisiye roman yazarı David Rousseau, <em>Fransa&#8217;nın Sibiryası</em>&#8216;na almaya gittiği <em>miras </em>bağların belediyeye bağışlandığını öğrenir; kendisine kalan doldurulmuş ölü köpek Toby&#8217;i çöpe atıp, 600 km.lik dönüş yoluna koyulmuşken, İsviçre sınırındaki tarafsız bölgede rastladığı polis, karlar içinden<em>, intihar ettiğini </em>söyledikleri <em>model, aktris, sunucu </em>genç kadının cesedini çıkarmaktadır.</p>
<p>Konu sıkıntısı çekmekteyken, bu <em>hiç de intihara benzemeyen</em> olayı araştırmaya girişen David, yoluna çıkan eşzamanlı olayları gözler, sayıları izler, <em>-psikiyatristinden öğrendiğine göre-</em> yaşamı Marilyn Monroe&#8217;nunkiyle büyük benzerlikler taşıyan, onun reenkarnasyonu  olduğuna inanan Candice&#8217;in ölümü çevresindeki sırrı çözer. Arada iki  öldürülme tehlikesi de atlattığı filmin sonunda, Candice&#8217;in,  romanlarının ve kendisinin hayranı olduğunu öğrenir. Hem mistik hem polisiye, &#8220;abla&#8221;nın bayıldığı türden.</p>
<p>Geceyarısı Çılgınlığı bölümünden &#8220;abla&#8221;nın tek bileti, Uruguay 2010 yapımı <strong>Issız Ev</strong>: Yönetmen <strong>Gustavo Hernández</strong>, oyuncular <strong>Florencia Colucci, Abel Tripaldi, Gustavo Alonso</strong>&#8230; Öyküsü 1940&#8242;larda Uruguay kırsalında yaşanmış gerçek bir olaya dayanan filmin, kesintisiz  tek bir plan sekansla Laura&#8217;yı izleyerek yarattığı gerçek zamanlı  gerilim, ilk gösterimi Cannes&#8217;da 2010&#8242;da yapıldığında <em>&#8220;teknik şaheser&#8221;</em> olarak övülür. Bir yakınlarının satışa çıkarılan <em>-uzun zamandır kimsenin yaşamadığı- </em>evini toparlamak üzere, gece, fenerlerle içeri girip, ertesi sabaha hazırlanmak üzere uyuyan babasını üst kattan duyduğu sesler üzerine uyandıran Laura, film ilerledikçe önce babasının sonra da <em>-bir yolunu bulup kendini dehşet içinde bahçeye attığı sıra, arabasıyla dönüp gelen-</em> ev sahibi akrabanın/ahbabın parçalanmış cesetlerini bulur. Ne var ki parçalanan yalnızca cesetler değildir. Zayıf ışıkta hareketli kameranın eşlik ettiği Laura, <em>yukarı çıkılmamasını </em>tembihleyen ev sahibinin odasında, bir bebek arabası ve duvarlar dolusu, kendisi, babası ve ev sahibinin müstehcen ilişkisinin kanıtı polaroid fotoğraflar bulur. Altı gün sonra bulunan, <em>-parçalanmış kişiliği tarafından-</em>, orakla paraladığı cesetler üzerine eğilip <em>&#8220;size bunu kim yaptı?&#8221;</em> diye ağlayan <em>-ve bir daha asla bulunamayan-</em> Laura, finalde, <em>-ev sahibinin </em><em>ölmeden önce &#8220;bebeğe bakamazdık&#8221; dediği- </em>küçük  kızıyla orman içinde, sevgiyle konuşarak yürürken, kıra çıktıklarında,  Laura&#8217;nın elinden tuttuğu bez bir bebektir! Her şeyi dozunda, açıklaması  gayet doyurucu film,<em> -festivaldeki Elisa K ve Şiir&#8217;e ilâveten-</em> &#8220;abla&#8221;nın aynı günde izlediği iki ensest konulu filmden ilki&#8230;</p>
<p>İkincisi, <em>Ulusal Yarışma adayı</em> Türkiye 2010 yapımı <strong>Atlıkarınca</strong>: Yönetmen <strong>İlksen Başarır</strong>, oyuncular <strong>Mert Fırat, Nergis Öztürk, Zeynep Oral, Sercan Badur, Semra Çeyrekbaşı, Oğulcan Güler&#8230;</strong> Film vizyonda ve kadrosunun perde önü sohbeti o derece aydınlatıcı ki &#8220;abla&#8221; daha fazla yazma gereği duymaz: Film sonrası soru yanıt için perde önüne dizilen, yönetmen İlksen Başarır, senaryoyu  Başarır&#8217;la yazan (baba/Erdem) Mert Fırat, (anne/Sevil) Nergis Öztürk,  (kız/Sevgi) Zeynep Oral, (oğul/Edip) Sercan Badur, Oğulcan Güler, (oyuncu koçu) Müfit Aytekin alkışlarla karşılanırlar. İlk soruyu yönelten izleyici, <em>&#8220;tebrikler, cesur bir iş, genç ekip genç bakış önemli&#8221; </em>der, <em>&#8220;Semih  Kaplanoğlu&#8217;nun Meleğin Düşüşü&#8217;nde ensest işlendi, fark babanın şair  olması mı, ensest toplumda yaygın, kolektif bilinçaltına sızmış, baba  neden şair, Kur&#8217;an&#8217;da şairlerin sapkın olması var, biz toplum olarak  Kur&#8217;an&#8217;dan vazgeçemeyiz çünkü&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Yönetmen <em>&#8220;Baba şair olabilmiş değil, uğraşıyor&#8221; </em>diye yanıtlar<em>, &#8220;Kur&#8217;an&#8217;la bağlantısı yok, erkek meselesinde ise, kadınlarda bu sayı çok düşük, binde bir, erk kime aitse ensest orada&#8230;&#8221;</em><em> </em><em>Babayı Big Brother olarak görürsek, Sevgi ve Edip&#8217;in </em><em>80 sonrası kayıp kuşağın sembolü olup olmadığı </em>sorusu, yönetmen tarafından <em>&#8220;mümkün ama bu çok aşağıda tuttuğumuz bir şey&#8221; </em>diye yanıtlanır, <em>&#8220;zamansız bir film bu, 10 yıl geçti teknolojik bir değişiklik olmadı özellikle, yer de belirsiz.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Melodramatik ton, müziğin kullanımı beni rahatsız etti&#8221; </em>der bir diğer izleyici, <em>&#8220;ensest  bizim suskun olduğumuz bir konu. Müziği özellikle dramatik etki için mi  kullandınız, Andrea Arnold&#8217;un Fish Tank&#8217;ı çok sessiz&#8230;&#8221; </em>Yönetmen <em>&#8220;karşılaştırılması mümkün olmayan iki film</em><em>&#8220;</em> der<em>, &#8220;konu ajitasyona çok yatkın, </em><em>müzik kullanımı yönetmen tercihi.&#8221;</em><em> </em><em>&#8220;Farkındalığın bir ayrıcalık değil, zorunluluk olduğunu gösterdiğiniz için teşekkürler&#8221; </em>diyen izleyici diğer izleyicilerden alkış alır; <em>&#8220;genelde bu tür çıkışların faydası olmayacağı söylenir, sizce bir fark yaratacak mı?&#8221;</em> sorusu Mert Fırat tarafından yanıtlanır &#8220;Başka Dilde Aşk&#8217;ın etkisi  oldu, bu filmi ondan aldığımız cesaretle ve elbette parayla yaptık. Bir  sosyal hareket başlatmayı planlamadık, ama platformlardan aldığımız  olumlu tepkiler önemli, bir uyarı olması, konuşulacak olması önemli,  bundan sonrası iktidarlara kalıyor.&#8221; <em>Çok beğendiğini </em>söyleyen izleyici <em>çocuk oyuncu ile nasıl çalışıldığını</em> bilmek ister, yanıtı oyuncu koçu Müfit Aytekin verir; <em>&#8220;metni  Zeynep&#8217;in ailesine verdik önce, ondan empati kurması beklendi.  Zeynep&#8217;in bu filmde oynama kararıydı asıl önemli olan. O konu değil  komşu duygular işlendi, anneannesine sarılıp anlattığı sahnede, özlediği  kedisi için ağladı.&#8221;</em><em> </em><em> </em>Yine, <em>çok beğendiğini </em>söyleyen bir başka izleyici<em> &#8220;karakterin ölümü her zaman en kolayı olmuştur&#8221;</em> der, (filmin başında çarparak ölümüne neden olup gömdükleri)<em> &#8220;köpekle ilişkilendirdim, çok iyi olmuş.&#8221;</em> Başarır, <em>&#8220;biz kendimize dert edindiğimiz konuları yazıyoruz Mert&#8217;le,&#8221;</em> der, <em>&#8220;herkesin öyküsü kendi istediğince akar,&#8221; </em>Mert Fırat devamla<em> &#8220;biraz tahrik için öldürdük adamı, ifşa edilse toplum dışı olsa  fantastik film olurdu Türkiye&#8217;de, aaaa, Türkler fantastik film yapmış  derlerdi, biz de isterdik ifşa edilsin, yalıtılsın ama bizde daha kol  kırılır yen içinde&#8230;&#8221;</em><em> </em><em></em><em>Hukukî süreç işlenseydi, nasıl olurdu </em>merak eden izleyici, <em> &#8220;Türkiye&#8217;de binlerce olay var, anne ile kız bir yolunu bulup şikâyet  ediyor, baba 6 ay uzaklaştırma alıyor ama aynı evde&#8230; Biz insanlara  babanızı öldürün demiyoruz, sonuçta anne katil, Edip anlatamayacak,  Zeynep yarıyarıya hafiflemiş, tüm hayatlarını etkiliyor&#8230; Bu  önlenebilir, eğitimle, rehberlikle&#8230; kanunlar caydırıcı değil, belki  empati caydırıcı olur&#8221;</em> yanıtı alır. Son soru, bir rehber öğretmenden gelir <em>&#8220;çok karşılaşıyoruz bu konuyla, insanlar seminerler istiyorlar, film sürecinde psikolojik destek alındı mı?&#8221;</em> Yönetmen,<em> &#8220;bıçak sırtı konu, yazma sürecinde yanlış bir şey söylememek için destek aldık&#8221; </em>diye anlatır. Söyleşi sona ererken, anne rolünü herkesin beğendiği,<em> -Kıskanmak&#8217;ın kötü kalpli görümcesi-</em> Nergis Öztürk,<em> &#8220;ben gruba çok geç dahil oldum&#8221;</em> der, <em>&#8220;empati  kurmanız gereken bir rol, beni korkuttu, 14 günde çektik, ben  geldiğimde her şey, atmosfer hazırdı, duygusal olarak steril bir ortamda  çekti, İlksen&#8217;in olumlu tavrı olmasaydı, uzasaydı ben oynayamazdım  büyük ihtimalle.&#8221;</em><br />
<em><br />
</em>Edip&#8217;i oynayan Sercan Badur, <em>&#8220;ben yolun başındayım,&#8221; </em>der, <em>&#8220;karakterin değişimi beni çok etkiledi, bana fırsat verdikleri için çok teşekkür etmek istiyorum.&#8221;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/pupupidu-issiz-ev-atlikarinca.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elisa K, Çınar Ağacı</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/elisa-k-cinar-agaci.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/elisa-k-cinar-agaci.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2011 14:39:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Aina Clotet]]></category>
		<category><![CDATA[Celile Toyon]]></category>
		<category><![CDATA[Clàudia Pons]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Deha Lostar]]></category>
		<category><![CDATA[Elisa K]]></category>
		<category><![CDATA[Handan İpekçi]]></category>
		<category><![CDATA[Jordi Cadena]]></category>
		<category><![CDATA[Judith Colell]]></category>
		<category><![CDATA[Lydia Zimmermann Çınar Ağacı]]></category>
		<category><![CDATA[Mengü Ertel]]></category>
		<category><![CDATA[Nurgül Yeşilçay]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2456</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali onuncu gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Elisa K, Çınar Ağacı 11 Nisan 2011 Pazartesi günü 11:00 seansı boş &#8220;abla&#8221;, kendisini grafikçi olarak etkilemiş ustalardan biri Mengü Ertel&#8216;in 80. doğum 11. ölüm yıldönümü dolayısıyla, Yapı Kredi&#8217;de, 23 Nisan&#8217;a dek açık, &#8220;tepe tepe kullanıyorum hülyalarımı&#8221; başlıklı sergiyi gezer. Pakistan İslamabad&#8217;daki Şah Faysal Camii&#8217;nin 23m ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali onuncu gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Elisa K, Çınar Ağacı</strong></em></p>
<p><strong> </strong><strong>11 Nisan 2011</strong> Pazartesi günü 11:00 seansı boş &#8220;abla&#8221;, kendisini grafikçi olarak etkilemiş ustalardan biri <strong>Mengü Ertel</strong>&#8216;in 80. doğum 11. ölüm yıldönümü dolayısıyla, Yapı Kredi&#8217;de, 23 Nisan&#8217;a dek açık,<em> </em><em>&#8220;tepe tepe kullanıyorum hülyalarımı&#8221;</em> başlıklı sergiyi gezer. Pakistan İslamabad&#8217;daki Şah Faysal Camii&#8217;nin 23m x 60m ölçekli, rahmet ve bereket konulu kıble duvarı taslakları, <em>-şimdiki grafikçilerin akıl sır erdiremeyeceği ustalıkla elle yazılmış, çizilmiş, renklendirilmiş-</em> logolar, kitap kapakları, tiyatro afiş ve dekorları&#8230; önlerindeki  camekanlara yerleştirilmiş eskizleriyle birlikte sergilenmekte.</p>
<p>Ustanın iki yeleği yanısıra, kullandığı <em>-yan yüzündeki etikette ETİKETLER &#8211; KLİŞELER &#8211; SPATÜL <strong>BANTLAR</strong> yazılı, turuncu kapaklı  Agfa-Gevaert fotoğraf kâğıdı kutusu, kamış kalemler, boyalar,  şablonlar, mozaik etkili İstanbul Film Festivali afişi için kullandığı  renkli bantlar&#8230; her türden</em><em>- </em>malzeme, Mengü Ertel&#8217;in &#8217;48-49&#8242;da akademiye girişinden 10 yıl sonra Dünyaya gelen &#8220;abla&#8221;yı derinden etkiler.</p>
<p>TV2&#8242;nin Sanat İnsanları programında konuşurken, <em>-her ikisi de &#8220;abla&#8221;nın hocası olmuş-</em> <em>&#8220;Sabri Berkel ve Edip Hakkı Köseoğlu atölyeleri aynı salondaydı, ortadan tebeşirle çekilen bir çizgiyle ayrılırdı&#8230;&#8221; </em>diye anlatır Ertel,<em> &#8220;&#8230;şövaleler birbirine o kadar yakın dururdu ki, desenini çizdiğimiz heykeli ancak 15 cm&#8217;lik aralıktan görebilirdik.&#8221; </em>Adalet Cimcoz&#8217;un kurduğu Maya Sanat Galerisi&#8217;nin yarattığı sanat ortamından söz ederken <em>&#8220;&#8230;bugün bakıyorum,&#8221; </em>der usta, <em>&#8220;iletişim olanakları o kadar gelişmiş ki insanlar bir araya gelemiyor.&#8221;</em></p>
<p>İspanya 2010 yapımı <strong>Elisa K</strong>: Yönetmenler <strong>Judith Colell </strong>ve<strong> Jordi Cadena</strong>, oyuncular <strong>Aina Clotet, Clàudia Pons, Lydia Zimmermann</strong>&#8230; Film öncesi perde önüne gelen Judith Colell,<em> &#8220;dolu salon görmek çok etkileyici&#8221;</em> der<em>, </em><em>&#8220;eşim  Cadena ile birlikte bir film yönetmek istiyorduk ama stillerimiz çok  farklıydı, Elisa K&#8217;da birlikte çalıştık; eşim siyah-beyaz, ben renkli  bölümleri yönettim, film geçen sene San Sebastian&#8217;da Jüri Özel Ödülü  alınca çok memnun olduk.&#8221;</em></p>
<p>Beethoven&#8217;in tanınmış bestesi Für  Elise ile başlayıp biten filmin, siyah beyaz ilk kısmı, ağabeyi ve  kızkardeşiyle, taşradaki annelerinden kentteki babalarının yanına  gittikleri hafta sonlarından birinde, babasının arkadaşının tecavüzüne uğrayan 10 yaşlarındaki Elise&#8217;yi anlatır. Ağlayan Elise&#8217;yi susturmak için adam, <em>susarsa ona gümüş bir bilezik vereceğini </em>söyler.</p>
<p>Olayı  hemen, tamamiyle unutan Elisa, yurtdışına okumaya gittiği kentte, bir  gün TV&#8217;de duyduğu müzik üzerine 14 yıl, 4 ay, birkaç gün önceki tecavüzü  birden hatırlar; bir sinir krizi ardından yatıştığında annesini arar <em>&#8220;bana yardım et!&#8221;</em> der, <em>&#8220;korkunç bir şey hatırladım&#8230;&#8221;</em></p>
<p>Film sonrası söyleşi için yeniden perde önüne gelen Judith Colell, ilk, <em>&#8220;bu filmi yaparken nereden yola çıktınız, sizce yeni bir bakış açısı getirdiniz mi?&#8221;</em> sorusunu,<em> &#8220;Lolita B&#8230;&#8217;nin kitabı sadece çocuk istismarını değil, aklımızın da  nasıl çalıştığını anlatıyor. Eşimle okuduğumuzda daha başta, 5. sayfada  bizi şoke eden </em>Elisa biraz sonra tecavüze uğrayacak ve bunu hatırlamayacak! <em>cümlesi üzerine filmi çekmeye karar verdik. Festivallerde </em>benim de başıma geldi <em>diyenler oluyor&#8230; Biz bir genç kızın nasıl hatırladığını işledik.&#8221;</em></p>
<p><em>&#8220;Film öncesi çocuk istismarı hakkında ne düşünüyordunuz, şimdi ne düşünüyorsunuz?&#8221; </em>sorusunu <em>&#8220;önce de sonra da en korkunç şey olduğunu düşünüyorum, çünkü insanın çocukluğunu mahveden birşey, </em><em>ben bu kadar yüksek bir oran, İspanya&#8217;da %20, olduğunu bilmiyordum&#8230; </em><em>Tacize  uğrayan insanlar, bazen hatırladıkları halde utanıp konuşmuyorlar, bu  konuda bir şey yapabilecek güçlü insanlar da fazla konuşmuyor&#8221;</em> diye yanıtladıktan sonra İngilizcesi için özür dileyen yönetmen,<em> &#8220;festivallere katıldıkça gelişiyor&#8230;&#8221;</em> der.</p>
<p>Filmde <em>kızın ailesinin tepkisini az bulan</em> izleyici, <em>kitapta da böyle olup olmadığını</em> sorar; yönetmen <em>&#8220;kitapta  da aynı, babaları daha çok rahatsız ediyor, anneler de açık bir şey  olmadığı için ne yapacaklarını bilemiyorlar, çocuklar sessizleşiyor,  okula gitmek istemiyorlar. Genç Elisa&#8217;nın, babasına Martin Luther  King&#8217;den, onun yürekli bir adam olduğundan söz etmesi bir işaret, </em>hatırladın mı? <em>sorusu ise, </em>o zamanı hatırladın mı? <em>anlamında&#8230;&#8221;</em> diye yanıtlar.</p>
<p><em>&#8220;Küçük Elisa&#8217;yı oynayan oyuncuya konuyu, onu koruyarak nasıl anlattınız?&#8221; </em>bilmek isteyen izleyici, yönetmen tarafından<em> &#8220;çok akıllı bir kızdı, biz anlatırken, </em>Elisa tecavüze uğradı, ben de aptal değilim <em>dedi. Kızlar daha akıllı, oğlumun haberi yokken kızım herşeyden haberli&#8230;&#8221;</em> diye yanıtlanır.</p>
<p>Son, <em>&#8220;çok rahatsız eden bir hikâye, tecavüzcünün ağzından anlatılsa, zamanla suçluluk duyar mıydı, onu nasıl cezalandırırdınız?&#8221;</em> sorusu, yönetmence, <em>&#8220;bence çok iğrenç, korkunç bir adam, hakkında bir film yapılmasını haketmiyor&#8221;</em> diye yanıtlanır, <em>&#8220;benim  için öyle ama yine de böyle düşünmek istemiyorum, herkesin iyi ve kötü  yanları var, bence böyle bir şey yaptığını hiçbir zaman  hatırlamayacak&#8230;&#8221;</em></p>
<p>İki  haftadır Atlas&#8217;ın yanıbaşındaki CineMajestic salonunda kaç kişiye  oynadığını kestiremediği filmin, Beyazperde sitesindeki yorumlarına  bakan &#8220;abla&#8221;, %60 gülen surat, %9 asık surat ve %31 de kararsız surat  ile kabaca fikir veren Türkiye 2011 yapımı <strong>Çınar Ağacı</strong>&#8216;nı  kızkardeşiyle izler. Jürinin yerini aldığı tıklım tıklım  salonda, Ulusal Yarışma adayı filmin gösterimi öncesinde perde önüne  gelen yönetmen <strong>Handan İpekçi</strong>, <em>&#8220;umarım samimi duygularım size de geçer&#8221; </em>der, <em>&#8220;benim için sinema her şeyden önce yönetmenin duygularını aktarmalıdır&#8221;</em>. Oyuncular <strong>Nurgül Yeşilçay, Celile Toyon, Deniz Deha Lostar, Settar Tanrıöğen, Ragıp Savaş, Nejat İşler</strong>&#8230;</p>
<p><strong>Babam Askerde</strong> ile <strong>Büyük Adam Küçük Aşk</strong> filmleri beğendiği İpekçi&#8217;nin bu son filmi, hem &#8220;abla&#8221; hem de kızkardeşi için hayâlkırıklığıdır: Sandığındaki  teneke kutuda aşk mektuplarını sakladığı, halâ sevdiği ama ne  mekân(lar)da ne de çocuklarının anılarında yeri olmayan sevgili  kocasının değil, sabahları karşısında selam durduğu Paşa&#8217;nın koca fotoğrafını oradan oraya sürükleyen, hem olgun bilge bir anne, hem  kötü kaynana, hem söz dinlemeyen güvenilmez bir ihtiyar, hem  salıncak sırasını torununa vermeyen şakacı anneanne; bir ihtiyarla  ilgili ne kadar yargı varsa<em> -sanki- </em>birer post it&#8217;e yazılmış, karakterin/oyuncunun üzerine yapıştırılmış.</p>
<p>Biri solcu, diğeri sümsük iki erkek, biri ev hanımı, diğeri bir kaç dil bilir iki kız, dört evlât, dengeleyemedikleri kendi yaşamlarında oradan buraya taşıdıkları anneleri için sonunda, <em>-kadının elini öpüp çıktıkları bahçede dördü birden ağlaşırlarsa da- </em>bakımevi seçeneğinde birleşirler. En küçük torun, filmin <em>-tribüne oynayan- </em>önemli kozu Barış&#8217;ın protestosu anneanneyi bakımevinden &#8220;kurtarır&#8221;sa da, artık çok geçtir!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/elisa-k-cinar-agaci.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30. İstanbul Film Festivali sekizinci gününde &#8220;abla&#8221; tek film izler: Işık Hırsızı</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/30-istanbul-film-festivali-sekizinci-gununde-abla-tek-film-izler-isik-hirsizi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/30-istanbul-film-festivali-sekizinci-gununde-abla-tek-film-izler-isik-hirsizi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Apr 2011 20:37:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Aktan Arym Kubat]]></category>
		<category><![CDATA[Askat Sulaimanov]]></category>
		<category><![CDATA[Işık Hırsızı]]></category>
		<category><![CDATA[Taalaikan Abazova]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2435</guid>
		<description><![CDATA[9 Nisan 2011 Cumartesi sabahı, Naciye Hanım&#8217;ın yapıp getirdiği tazecik poğaça eşliğinde, ailece yaptıkları, sohbeti uzun kahvaltıdan sonra Taksim&#8217;e yürüyen &#8220;abla&#8221; tek film görür: Kırgızistan-Almanya-Fransa-Hollanda 2010 yapımı Işık Hırsızı: Yönetmen Aktan Arym Kubat, oyuncular Aktan Arym Kubat, Taalaikan Abazova, Askat Sulaimanov&#8230; Film öncesi perde önüne gelen yönetmen ve başrol oyuncusu Aktan Arym Kubat, filmini gösterme şansı bulduğu için ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>9 Nisan 2011 </strong>Cumartesi sabahı, Naciye Hanım&#8217;ın yapıp getirdiği tazecik poğaça eşliğinde, ailece yaptıkları, sohbeti uzun kahvaltıdan sonra Taksim&#8217;e yürüyen &#8220;abla&#8221; tek film görür:</p>
<p>Kırgızistan-Almanya-Fransa-Hollanda 2010 yapımı <strong>Işık Hırsızı</strong>: Yönetmen <strong>Aktan Arym Kubat</strong>, oyuncular <strong>Aktan Arym Kubat, Taalaikan Abazova, Askat Sulaimanov</strong>&#8230; Film öncesi perde önüne gelen yönetmen ve başrol oyuncusu Aktan Arym Kubat,<em> filmini gösterme şansı bulduğu için festivali organize edenlere teşekkür eder, iyi seyirler</em> diler.</p>
<p>Kırgızistan&#8217;ın uzak, yoksul bir köyünde yaşayan Svet-Ake (Bay Işık), <em>&#8220;sadece parası yetmeyenlere&#8230;&#8221;</em> diye açıkladığı kaçak elektrik sağlama işinin sorumlusu olarak  yakalandıktan az sonra el değiştiren iktidar sayesinde evine döner.  Svet-Ake ile iyi dost muhtarın, köye gelip giderek iktidar boşluğu  sırasında sahipsiz bulduğu topraklara el koymaya niyetli müteahhit  Behzat&#8217;a, <em>&#8220;senin niyetini biliyorum&#8221; </em>diye çıkışıp <em>&#8220;bu topraklar çocukların&#8230;&#8221; </em>demesinden, az bir zaman sonra, gelişmelerden huzursuz kalbi durur.</p>
<p>Behzat idare edebileceği birini muhtar ilan eder, bir yandan da  Svet-Ake&#8217;nin, evinin arkasına derme çatma prototipini yerleştirdiği  ilkel rüzgâr tribününden başlayarak, tepelere pervaneler yerleştirme  hayâlini destekler görünür.</p>
<p>Köyün ortasına kurulan obaya davet edilen, yedirilip içirilen  Çinlilerle ilgili olarak, Behzat&#8217;ın, Svet-Ake&#8217;nin hayâllerini kapsamayan  başka planları vardır. Bir yanda kendisine ait olmayan toprakları  satan, diğer yanda bu topraklara çok uzak bir coğrafyadan gelen paralı,  beri yanda da toprakları üzerinde neler olup bittiğini anlayamayan  adamın bulunduğu <em>-tuhaf bir küreselleşme manzarası resmeden-</em> çadırın, kapısı dibinde sessizce otururken, köylülerden beğendiği bir genç kızın, <em>ikramiyesi deve olan eski bir erotik oyuna davet edilen </em>Çinliler karşısına çıplak çıkarılışına dayanamayıp konuklara saldıran Svet-Ake&#8217;nin bu tavrı, <em>-buzkaşi&#8217;nin başı kesik oğlağı misali- </em>öldüresiye dövülerek ırmağa atılmasına neden olur.</p>
<p>Güzel filmin sonunda yine perde önüne davet edilen Aktan Arym Kubat, soruları yanıtlar.<br />
Bir hanım, <em>Svet-Ake&#8217;nin planları verdiği için mi öldürüldüğünü </em>merak eder, sorar<em> &#8220;öldürülmese olmaz mıydı?&#8221; &#8220;Filmin sonu hakkında bu soru sık soruluyor; bence ölmedi&#8221; </em>diye yanıtlar yönetmen, <em>&#8220;&#8230;fiziksel olarak ölse de ruhu yaşamaya devam ediyor.</em>&#8221;</p>
<p>Filmin finalinde <em>torunlarına şans dileyen</em> yönetmen, <em>Kırgızistan&#8217;da çocukların gerçekten bir şansı olabilir mi </em>merak eden izleyiciyi<em> &#8220;ülkemizde demokratik bir süreç ilerlemekte, tabii biraz hastalıklı  ilerliyor ama inanıyorum ki torunlarım için daha iyi olacak&#8221; </em>diye yanıtlar.<br />
<em></em></p>
<p><em>&#8220;Orta Asya açısından filmin önemini belirtemek istiyorum&#8221;</em> diyen izleyici sorar, <em>&#8220;&#8230;izlediğimiz film Akayev&#8217;in değil de Bakiyev&#8217;in devrilmesini anlatsa idi&#8230;&#8221;</em> Yönetmen <em>&#8220;biraz  açmam gerek, ülkemizde yakın zamanda iki devrim gerçekleşti, film geçen  Mart&#8217;ta bitti, Cannes&#8217;da gösterilirken ikinci devrim meydana geldi. Biz  filmi yaparken ikinci devrimi bekliyorduk, şimdi çeksem daha farklı  olurdu, şimdi daha iyiye gidiyor&#8221;</em></p>
<p>Bir sonraki soru üzerine <em>karanlıktaki eşeklerin kötülüğü simgelediğini</em> söyler.<br />
<em></em></p>
<p><em>&#8220;Svet-Ake&#8217;nin erkek çocuk istemesinin bir nedeni var mıydı?&#8221;</em> sorusu, <em>&#8220;aile  devam etmeyeceği için koca genelde kötü durumda kalır, benim de böyle  bir kaç arkadaşım var, tam olarak kompleks değil ama içkiliyken yakınma  şeklinde ortaya çıkıyor&#8221;</em> yanıtı alır. <em><br />
</em></p>
<p><em>&#8220;Filmin sonunda bisikleti süren ayaklar kime aitti?&#8221;</em> sorusuna yönetmen <em>&#8220;hayatın devam edeceğinin sembolüydü&#8221; </em>yanıtı verir.</p>
<p>Bir izleyici <em>&#8220;Sovyetlerin dağılmasından sonra neler yaşandığını bilmemiz, sinema olmasa mümkün olmuyor, </em><em>yazılmıyor çünkü&#8230;</em><em>&#8221; </em>der, sorar <em>&#8220;Bu talanın halk tarafından geri kazanılmasının yolu var mıdır?&#8221; </em>Yönetmen yanıtlar <em>&#8220;Sovyetlerin  dağılmasından sonra yaşanan, adil bir süreç değildi, halkın bilgisi  yoktu, hisse senetleriyle ne yapacaklarını bilmiyorlardı, mafya ve  sonradan gelenler bu boşluğu değerlendirdiler, aynı eğilim hem Akayev,  hem de Bakiyev&#8217;de sürdü, iktidara gelenlerin amacı ceplerini  doldurmaktı. Bu doğrultuda, şimdiki durumda halkın sahip olduğu nimetin  dönmesi konusunda şüpheliyim. İktidarın bir çabası var ama şimdilik bu  imkânsız&#8230;&#8221; </em></p>
<p>Söyleşi sonunda, salondan her iki dili de iyi bilen bir izleyicinin  yardımıyla sürdürülen tercüme işi için karşılıklı teşekkürler edilir, Aktan Arym Kubat alkışlanarak uğurlanır.<strong></strong><em></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/30-istanbul-film-festivali-sekizinci-gununde-abla-tek-film-izler-isik-hirsizi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herşey Yolunda, Yaşam Şifresi, Şiir</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/hersey-yolunda-yasam-sifresi-siir.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/hersey-yolunda-yasam-sifresi-siir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Apr 2011 20:29:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Duncan Jones]]></category>
		<category><![CDATA[Herşey Yolunda]]></category>
		<category><![CDATA[Jake Gyllenhaal]]></category>
		<category><![CDATA[Kim Hira]]></category>
		<category><![CDATA[Lee Chang-dong]]></category>
		<category><![CDATA[Lee David]]></category>
		<category><![CDATA[Michelle Monaghan]]></category>
		<category><![CDATA[Spalding Gray]]></category>
		<category><![CDATA[Steven Soderbergh]]></category>
		<category><![CDATA[Vera Farmiga]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam Şifresi]]></category>
		<category><![CDATA[Yun Jung-hee]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2433</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali yedinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Herşey Yolunda, Yaşam Şifresi, Şiir Eve pofurdanarak gelip Kaybedenler Kulübü&#8217;nü beğenmediğini söylediğinin ertesi akşamı &#8220;abla&#8221;nın damadı, &#8220;bizim arkadaşlardan biri görmüş, beğenmiş&#8221; haberiyle gelir. Oğlanın 25 yaşlarında olduğunu öğrenen, -60&#8242;lı yılların sonlarında kendisi ile kızkardeşlerini, ilki 1940&#8242;ta çekilen klâsik müzikli animasyon filmi Fantasia&#8217;yı görmeye, Soma&#8217;dan İzmir&#8217;e ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali yedinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Herşey Yolunda, Yaşam Şifresi, Şiir</strong></em></p>
<p>Eve pofurdanarak gelip <em>Kaybedenler  Kulübü&#8217;nü beğenmediğini </em>söylediğinin ertesi akşamı &#8220;abla&#8221;nın damadı,<em> &#8220;bizim  arkadaşlardan biri görmüş, beğenmiş&#8221;</em> haberiyle gelir. Oğlanın 25 yaşlarında olduğunu öğrenen,<em> -60&#8242;lı yılların sonlarında kendisi ile kızkardeşlerini, ilki 1940&#8242;ta  çekilen klâsik müzikli animasyon filmi Fantasia&#8217;yı görmeye, </em><em>Soma&#8217;dan İzmir&#8217;e götüren ebeveyninden miras- </em>sinemasever &#8220;abla&#8221;, <em>&#8220;onun yaşına bir 5-10 yıl ekle, ben o zaman boyunca film izledim&#8221;</em> diyerek damadın hamlesini savuşturur.</p>
<p>Yılmayan damat iki akşam sonra, gelir <em>&#8220;bu defa görüp beğenen arkadaş 38 yaşında&#8230;&#8221; </em>der; &#8220;abla&#8221; <em>yine üşenmez,</em> filmi görmemiş, göreceğe de benzemeyen kızı ile damadına neleri beğenmedini bir bir anlatır<em>: &#8220;Görmüş olsaydınız da film üzerinden konuşuyor olsaydık keşke&#8230;&#8221; </em> der, fotoğrafçı damadına, <em>&#8220;&#8230;özetle  damatcığım, nasıl sen çok fotoğrafa baktığında iyiyi  ayırdedebiliyorsan, ben de bunca yıl film izledikten sonra zor beğenir  oldum&#8221; </em>diyerek sözlerini bağlar.<strong></strong></p>
<p><strong>8 Nisan 2011 </strong>Cuma  sabahı, olağan festival yürüyüşü için çıkışını, vizyona giren yeni  filmleri saptamak amacıyla 20 dakika öne alan &#8220;abla&#8221; Cadde&#8217;ye varır,  13:30&#8242;daki boşluk için Yaşam Şifresi&#8217;ni işaretler, ilk filmi için Fitaş 1&#8242;e girer. Yerine yerleşir, yanındaki gence <em>Kaybedenler Kulübü&#8217;nü izleyip izlemediğini</em> sorar; <em>izlemediği</em>&#8230;  yanıtını alan &#8220;abla&#8221; hızını alamaz, filmle ilgili olumsuz izlenimini  olabildiğince detaylı biçimde aktarır, ilgisini çektiği, filmi merak  eden genç izleyiciden, <em>Kaybedenler Kulübü&#8217;nü gördükten sonra beğenme nedenlerini açıklayan bir yorum </em>talep eder.<em><br />
</em></p>
<p>NTV Belgeseller Kuşağı&#8217;ndan, ABD 2010 yapımı <strong>Herşey Yolunda</strong>: Yönetmen <strong>Steven Soderbergh</strong>, katılan <strong>Spalding Gray</strong>&#8230; Monolog ustası, yazar ve sahne sanatçısı; kendini, hayatı gözlemlemeyi, <em>yaşamaktan çok </em><em>hayatı </em><em>anlatmayı sevdiğini</em> söyleyen, çok zekî, ti&#8217;ye aldığı yaşamın  kırılganlığını gizleyemediği, farkındalık ve bilinç düzeyi yüksek sanatçı,  bir kaç yıl boyunca tuttuğu günlükler sayesinde kendisiyle, sanatıyla  ilgili keşifler yaptığını anlatır. Kendi yaşamından öyküleri  anlatışındaki içtenliğe bakarak, <em>-reenkarnasyona inanmayışı dışında-</em>, kendisiyle özdeşleştirdiği özgün öykü anlatıcısı Spalding Gray,  &#8220;abla&#8221;ya göre 2004&#8242;te intihar ettiğinde, annesinin 50&#8242;li yaşlardaki  intiharının etkisi bir yana, dolu dolu yaşadığı Dünyada yapacak bir işi  kalmadığını için gitmiş olsa gerek&#8230;<br />
<strong> </strong></p>
<p>CineMajestik&#8217;in sokağına açılan kapısından girdiği <em>-yeni- </em>Mado&#8217;da öğle molası veren &#8220;abla&#8221; 13:30 seansında ABD Fransa 2011 yapımı <strong>Yaşam Şifresi</strong>&#8216;ni görür: Yönetmen, <em>-Filmekimi 2009&#8242;da görüp çok beğendiği Sam Rockwell&#8217;li Moon&#8217;un yönetmeni, David Bowie&#8217;nin oğlu- </em><strong>Duncan Jones</strong>, oyuncular <strong>Jake Gyllenhaal, Michelle Monaghan, Vera Farmiga</strong>&#8230;  Afganistan&#8217;da askerî harekât sırasında ağır yaralanan Colter,  uyandığında kendisini sarsılarak giden trende, kendisine hayran hayran  bakan Christina&#8217;nın karşısında bulur. Büyük bir patlamayla yeniden yer  değiştirir, bu kez karşısındaki ekranda Yüzbaşı Goodwin, trendeki bomba  ile ilgili bilgi almaya çalışmaktadır. Goodwin&#8217;in üstü doktor,<em> &#8220;bir odanın ışığı kapatıldığında, mekânda çok kısa süre asılı kalan ışık gibi&#8230;&#8221;</em> diyerek, ölüm sonrasında beyinde asılı kalan bilinçten söz eder. 8  dakika süren bu aralıkta Colter&#8217;dan, bombayı, bombacıyı bulması,  sıradaki felâketi önlemesi beklenir.</p>
<p>&#8220;Abla&#8221; <em>-Moon kadar değilse de-</em> çok beğendiği filmin,  sürprizini kaçırmamak için daha fazla açıklama yapmaz; bir de finaldeki  durumu, kuantum fiziği kavrayışının kısırlığı yüzünden olacak,  anlamadığından&#8230;<strong></strong></p>
<p>Güney Kore 2010 yapımı <strong>Şiir</strong>: Yönetmen <strong>Lee Chang-dong</strong>, oyuncular<strong> Yun Jung-hee, Lee David, Kim Hira</strong>&#8230;  Nehirden cesedi çıkarılan ortaokul öğrencisi kızın, 6 ay boyunca altı  okul arkadaşının tecavüzüne uğradığı için intihar ettiği anlaşılır. Beş  baba ile<em> </em><em>-uzlaşma fikrine çekimser yaklaşan, </em><em>Alzheimer sınırında- </em>bir anneanne, acılı anne ile para ödeyerek uzlaşma yoluna giderler. Torun ve olaya karışan diğer oğlanlar, duyarsız, bencil yaşamlarını  hiç bir şey olmamış gibi sürdürürken, ebeveynler, okul idaresi ve polis  de hiç bir şey olmamış gibi konuyu örtbas etme yoluna gider.</p>
<p>Şiir yazma kursunda çocukluğunun ilk anısını anlatırken gözyaşlarına  boğulan anneanne, ölen kıza duyduğu düşkünlüğe dair ip uçları verirken,  daha sonra bir şiir okuma akşamında, kendisini bahçede ağlarken bulup  nedenini öğrenmek isteyen şiirsever polisle ne konuşur?</p>
<p>Finalde, oğlanın başka kentte yaşayan annesi, birkaç saat önce polisin götürdüğü oğlunun ardından, <em>annesinin de olmadığı</em> boş eve girer. Anneanne, ölen kız anısına yazdığı şiirle birlikte, bir  demet çiçeği, şiir kursu öğretmeninin kürsüsüne bırakmıştır. Dünyanın bu  köşesinde (Güney Kore), duygularını kolayca, rahatça ifade edemeyen  insanlar çevresinde yaşanan irili ufaklı olaylar, belki, görünürdekinden  çok daha büyük acıların minicik ipuçlarını taşır.<em><br />
</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/hersey-yolunda-yasam-sifresi-siir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Canım Komşularım, Yeni Yıl</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/canim-komsularim-yeni-yil.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/canim-komsularim-yeni-yil.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Apr 2011 20:23:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Arianit Berisha]]></category>
		<category><![CDATA[Bent Hamer]]></category>
		<category><![CDATA[Canım Komşularım]]></category>
		<category><![CDATA[Emily Hampshire]]></category>
		<category><![CDATA[Jacob Tierney]]></category>
		<category><![CDATA[Jay Baruchel]]></category>
		<category><![CDATA[Nadja Soukup]]></category>
		<category><![CDATA[Sany Lesmeister]]></category>
		<category><![CDATA[Scott Speedman]]></category>
		<category><![CDATA[Xavier Dolan]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Yıl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2431</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali altıncı gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Canım Komşularım, Yeni Yıl 7 Nisan 2011 Perşembe sabahı saat 8:00&#8242;de olağan yürüyüşüne geçen &#8220;abla&#8221;nın amacı, kendisiyle kahvaltı etmek isteyen sevgili arkadaşıyla Taksim&#8217;de, festival tâkının dibindeki, teknik adıyla muhallebicide buluşmak. Çok hoş bir sürpriz; arkadaşının, &#8220;abla&#8221;nın doğum haritasını çıkarıp kendine yaptığı yolculukta epey yol almasını ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali altıncı gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Canım Komşularım, Yeni Yıl</strong></em></p>
<p><strong>7 Nisan 2011 </strong>Perşembe  sabahı saat 8:00&#8242;de olağan yürüyüşüne geçen &#8220;abla&#8221;nın amacı, kendisiyle  kahvaltı etmek isteyen sevgili arkadaşıyla Taksim&#8217;de, festival tâkının  dibindeki, <em>teknik adıyla </em>muhallebicide buluşmak. Çok hoş bir sürpriz; arkadaşının, <em>&#8220;abla&#8221;nın doğum haritasını çıkarıp kendine yaptığı yolculukta epey yol almasını sağlayan</em> eşi, çok meşgul iş yaşamına bir parantez açıp katıldığı güzel kahvaltıyı, güzelim sohbetiyle renklendirir.</p>
<p>Kanada 2010 yapımı <strong>Canım Komşularım</strong>: Yönetmen, <em>-&#8221;abla&#8221;nın bir önceki festivalde izleyip bayıldığı Trotsky&#8217;nin yönetmeni</em>- <strong>Jacob Tierney</strong>, oyuncular: (<em>Trotsky&#8217;yi oynayan)</em> <strong>Jay Baruchel, Scott Speedman, Emily Hampshire, Xavier Dolan</strong>&#8230; Montreal&#8217;de bir apartman dairesinde iki sevgili kedisi ile yaşayan garson Louise&#8217;in  komşuları, kötürüm Spencer, yeni taşınan öğretmen Victor, hayattan,  kedilerden nefret eden alkolik kadın, dedikoducu apartman yöneticisidir.  Kurbanlarını, <em>-s</em><em>on kurban Louise&#8217;in iş arkadaşı</em><em>dır- </em>öldürüp tecavüz eden seri katili ürkerek izlemekte olan garson kız, sevgili kedileri komşusu tarafından zehirlenerek öldürüldüğünde bir kopya cinayet planlar. O  ara, gecenin çok geç saatinde şaşırtıcı bir gelişme olur, evine yangın  merdiveninden dönmeye çalışan Louise, iki ayağı üzerinde zıpkın gibi  duran Spencer ile karşılaşır! Kara komedi gerilim türü film, sonunda Louise&#8217;in  <em>tavşana kaç, tazıya tut</em> tavrıyla, olabilecek en iyi çözüme ulaşır. Yine de, bir &#8220;sperm&#8221; meselesi vardır ki, &#8220;abla&#8221;nın içine pek sinmez.</p>
<p>Norveç-Almanya-İsveç 2010 yapımı <strong>Yeni Yıl</strong>: Yönetmen <strong>Bent Hamer</strong>, oyuncular <strong>Arianit Berisha, Sany Lesmeister, Nadja Soukup</strong>&#8230;  Yeni yıl arifesinde Bosna&#8217;da, eve ufak bir çam götürme sevdasına düşmüş  küçük oğlan ile onu aramaya çıkmış annesini vurmaktan son anda cayan  Arnavut sniper yıllar sonra yılbaşında bir gece, sığındıkları küçük bir Norveç kasabasında, sevip birlikte kaçtıkları Sırp  gencinden bebek doğurur. Silah zoruyla doğuma götürülen doktor o gece,  eşini çok sevdiği hisseder, bebek sahibi olma kararı alır. Yeni erkek  arkadaşıyla mutlu eski eşin kapı dışarı ettiği bir baba, Noel Baba  kılığında eve girer oğluna sıkı sıkı sarılır. Çok yaşlı bir karı koca,  uzun yıllar önce kaçırdığı bir penaltıyı hazmedemeyip kasabayı terkeden  oğullarını beklerken, oğulun yorgun kalbi yolda trende durur. Hem  karısını hem de kendisini sevdiğini söyleyen adamın hediyesi şalı  boynuna takıp Noel ayinine kiliseye giden, ailenin yanına oturan metres,  adamın, aynı şalı takmış eşine <em>eşarbınız ne güzel</em> diyerek iltifat eder&#8230;</p>
<p>Birbirine, yüreklere dokunarak gelişen insan öyküleriyle güzel Yeni  Yıl, &#8220;abla&#8221; ile kızkardeşinin klâsik festival filmi diye  isimlendirdikleri formatta; laser altyazılı, vizyona hazır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/canim-komsularim-yeni-yil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kray, Batı Batıdır, Kadının Fendi</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/kray-bati-batidir-kadinin-fendi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/kray-bati-batidir-kadinin-fendi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Apr 2011 08:07:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Alexey Uchitel]]></category>
		<category><![CDATA[Andy De Emmony]]></category>
		<category><![CDATA[Aqib Khan]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Batıdır]]></category>
		<category><![CDATA[Bob Hoskins]]></category>
		<category><![CDATA[Kadının Fendi]]></category>
		<category><![CDATA[Kray]]></category>
		<category><![CDATA[Miranda Richardson]]></category>
		<category><![CDATA[Nigel Cole]]></category>
		<category><![CDATA[Om Puri]]></category>
		<category><![CDATA[Sally Hawkins]]></category>
		<category><![CDATA[Vladimir Mashkov]]></category>
		<category><![CDATA[Vyacheslav Krikunow]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2418</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali beşinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Kray, Batı Batıdır, Kadının Fendi 6 Nisan 2011 Çarşamba, &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi Rusya 2010 yapımı Kray: Yönetmen Alexey Uchitel, oyuncular Vladimir Mashkov, Vyacheslav Krikunow, Anjorka Strechel&#8230; Kray, taygada, vatan hainlerini barındıran, kaçacak yer olmadığından tek kollu kamp komutanıyla senli benli olunmuş, &#8220;abla&#8221;nın lisenin ilk yazında okuduğu, A. Soljenitsin&#8217;in bir ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>30. İstanbul Film Festivali beşinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Kray, Batı Batıdır, Kadının Fendi</em></strong></p>
<p><strong>6 Nisan 2011 </strong>Çarşamba, &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi Rusya 2010 yapımı <strong>Kray</strong>: Yönetmen <strong>Alexey Uchitel</strong>, oyuncular <strong>Vladimir Mashkov, Vyacheslav Krikunow, Anjorka Strechel</strong>&#8230; Kray,  taygada, vatan hainlerini barındıran, kaçacak yer olmadığından tek kollu kamp komutanıyla senli benli olunmuş, &#8220;abla&#8221;nın lisenin ilk yazında okuduğu, A. Soljenitsin&#8217;in bir kaç ciltlik romanı Gulag Takımadaları&#8217;nda  anlatılanlardan biraz farklı, çalışma kampından çok köy havasında bir  yer. İkinci Dünya Savaşı sonunda yaşanan olayların kahramanları ise,  görevleri, mahkûmların kestiği tomrukları taşımak olan, birbirinden  harap üç tane lokomotif&#8230; Kar altında küçük köyün kadınlı erkekli bir avuç nüfusu, her rahatsızlığı ev yapımı alkolle sağaltan alkolik doktor, savaşın başında Almanya&#8217;da  bir bombalama sırasında ölen annesinden alınıp  büyütülmekte, ısırmayı seven küçük oğlan, dört yıl adada yaşayan <em>savaştan </em><em>habersiz</em> genç Alman kadın, çevrede gezinen pişkin ayı, aşevinin köpeği, kadınlar barakasının kedisi&#8230; ortasında  üç makinist hayata döndürdükleri hurda yığınlarıyla kapışır,  yarışırlar. Toplama kampı trajedisi içinde, eğlenceli anlatımıyla son  derece sevimli bir parantez.</p>
<div>
<div><em>Bunca zaman sonra &#8220;abla&#8221;nın halâ tebessümle hatırladığı </em>1999 yapımı Doğu Doğudur&#8217;un devamı, İngiltere 2010 yapımı <strong>Batı Batıdır</strong>: Yönetmen <strong>Andy De Emmony</strong>, oyuncular <strong>Om Puri, Aqib Khan, Linda Bassett</strong>&#8230; Pakistanlı Cihangir Khan, ergenlik krizi ile, okulda, kökeni yüzünden uğradığı <em>-kafasının klozete sokulması türünden-</em> tacizler arasında sıkışmış oğlunu alır, <em>Müslümanlığı öğrensin, kökleriyle barışsın </em>niyetiyle, 30 yıl önce genç bir kadınken kızlarıyla terkettiği karısının yanına, köyüne döner. Başta uyum sağlamayı reddeden Sacit, akranı bir oğlan, bilge bir komşu, uzun zaman önce gelip buraya yerleşmiş ağabeyinin etkisi, <em>-babasının eski eşine duyduğu suçluluk yüzünden yaptırdığı</em>- yeni ev inşaatının uzaması sonucunda çevreye de, duruma da alışır; öyle ki komşu köyden, Nana  Mouskouri hayranı ağabeyine, şarkıcıya çok benzeyen, İngiltere&#8217;den  memlekete evlenmeye gelmiş bir diş teknisyenini ayarlamayı becerir.</div>
<div>Kocasının dönüşü uzayıp bankadaki para da suyunu çekince neler olup bittiğini anlamaya Pakistan&#8217;a gelen iki  numaralı bayan Khan ile 30 yıl beklediği kocasını artık sevmediğini  anlayan, her iki kadının kendi dillerinde konuşarak anlaştıkları güzel  sahneden sonra aile, yeni evlilerin katılımıyla İngiltere&#8217;ye döner.  Birbirinden çok farklı kültürlerin,  Dünyaların çarpışmasıyla parlayabilecek yangın, Cihangir&#8217;in sonuçtaki  sorumluluğunu kabulü, sevgi ve iyiniyet yardımıyla söndürülür. &#8220;Abla&#8221;,  görülesi filmi beğenir.</div>
<div></div>
<p><em>Gerçek kişiler, gerçek görüntüler, gerçek olaylar; burada kimse artislik yapamaz!</em> sloganıyla NTV Belgesel Kuşağı&#8217;ndan muhteşem bir film, İngiltere 2010 yapımı <strong>Kadının Fendi</strong>: Yönetmen <strong>Nigel Cole</strong>, oyuncular <strong>Sally Hawkins, Bob Hoskins, Miranda Richardson</strong>&#8230; &#8220;Abla&#8221;ya kalırsa, <em>-İsveçli kanser uzmanı Carl Johan Calleman&#8217;ın Maya Takvimi ve Bilincin Dönüşümü kitabında anlattığı-</em> Dünyayı ışıldatan son yüksek bilinç dalgasının etkisiyle 1968  Mayıs&#8217;ında, İngiltere Dagenham&#8217;da, Ford araba koltuklarının kılıflarını  diken<em> (55 000 erkeğe karşılık)</em> 187 kadın işçi, &#8220;eşit işe eşit  ücret&#8221; talebiyle bir günlük grev yaparak bir hareket başlatırlar.  Aralarından birinin kocasının intihar ettiği zahmetli günlerden birinde,  ev işleri üzerine kaldığından canı sıkkın kocasının, <em>içki içmediğini, kendisini ve çocukları dövmediğini, başka kadınlarla yatmadığını </em>söylemesi üzerine, hareketin temsilcisi Rita O&#8217;Grady <em>&#8220;bunları birer lütuf gibi söylüyorsun&#8221;</em> der, <em>&#8220;bunlar zaten olması gereken şeyler&#8230;&#8221;</em> Sendikanın üçkağıtları, işverenin <em>fabrikayı başka yere taşıma</em> tehdidi türünden olumsuzluklara karşın, İngiltere&#8217;deki patronun eve kapatılmış yüksek öğrenimli karısı, büyütülürken annesinin sıkıntısına tanık olmuş fabrika müdürü, <em>kızıl</em> kadın bakan gibi, doğru zamanda doğru yerde olan insanların yardımıyla,  ilk pazarlıkta erkeklerin ücretine %92 oranında yaklaşan kadınlar, iki  yıl sonra 1970 Mayıs&#8217;ında eşit işe eşit ücret&#8217;i yasallaştırırlar. Filmden önce bakan Barbara Castle&#8217;ı oynayan Miranda Richardson sahneye gelir, <em>&#8220;hepinizin koltuklarınızda çok rahat oturduğunuzu görüyorum, lütfen uyumayın,&#8221; </em>der,<em> &#8220;&#8230;burada olmaktan mutluyum, her şeyi çok beğendim, trafik hariç&#8230; &#8221; </em>diye ekler,<em> &#8220;filmi yaparken çok eğlendik, umarım siz de beğenirsiniz.&#8221;</em> Laser altyazısı döşenmiş film, &#8220;abla&#8221;ya göre, beğeniyi alnının akıyla hakeder.<strong> </strong></div>
<div></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/kray-bati-batidir-kadinin-fendi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekonomanyak, Unutulmuş Düşler Mağarası, Güneş Yanığı 2</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/ekonomanyak-unutulmus-dusler-magarasi-gunes-yanigi-2.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/ekonomanyak-unutulmus-dusler-magarasi-gunes-yanigi-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Apr 2011 07:58:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Alex Gibney]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomanyak]]></category>
		<category><![CDATA[Eugene Jarecki]]></category>
		<category><![CDATA[Güneş Yanığı 2]]></category>
		<category><![CDATA[Heidi Ewing]]></category>
		<category><![CDATA[Jade Viggiano]]></category>
		<category><![CDATA[Kahiry Bess]]></category>
		<category><![CDATA[Morgan Spurlock]]></category>
		<category><![CDATA[Nadezhda Mikhalkova]]></category>
		<category><![CDATA[Nikita Mikhalkov]]></category>
		<category><![CDATA[Oleg Menshikov]]></category>
		<category><![CDATA[Rachel Grady]]></category>
		<category><![CDATA[Seth Gordon]]></category>
		<category><![CDATA[Unutulmuş Düşler Mağarası]]></category>
		<category><![CDATA[Werner Herzog]]></category>
		<category><![CDATA[Zoe Sloane]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2415</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali dördüncü gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Ekonomanyak, Unutulmuş Düşler Mağarası, Güneş Yanığı 2 5 Nisan 2011 Salı, &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi ABD 2010 yapımı Ekonomanyak: Yönetmenler Heidi Ewing, Alex Gibney, Seth Gordon, Rachel Grady, Eugene Jarecki, Morgan Spurlock, oyuncular Zoe Sloane, Jade Viggiano, Kahiry Bess&#8230; Ekonomist Steven D. Levitt ile Stephen Dubner&#8216;ın çok satan kitabı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>30. İstanbul Film Festivali dördüncü gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Ekonomanyak, Unutulmuş Düşler Mağarası, Güneş Yanığı 2</em></strong></p>
<p><strong>5 Nisan 2011</strong> Salı, &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi ABD 2010 yapımı <strong>Ekonomanyak</strong>: Yönetmenler<strong> Heidi Ewing, Alex Gibney, Seth Gordon, Rachel Grady, Eugene Jarecki, Morgan Spurlock</strong>, oyuncular <strong>Zoe Sloane, Jade Viggiano, Kahiry Bess</strong>&#8230; Ekonomist <strong>Steven D. Levitt</strong> ile <strong>Stephen Dubner</strong>&#8216;ın çok satan kitabı <strong>Freakonomics</strong>&#8216;in animasyon destekli, çok yönetmenli filmi, festivalin <strong>NTV Belgesel Kuşağı</strong>&#8216;ndan&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Emlâkçı ile mal sahibinin mülkün değerine yaklaşımı, Japon halkının tartışmaya yanaşmadığı, <em>-bir kesimin dini Tanrı&#8217;nın Yolu </em><em>anlamında-</em> Şinto rahibi kılığında hakemlerin yönettiği sumo güreşlerindeki yolsuzluklar, isimle suç arasındaki bağ, Amerika&#8217;da &#8217;90&#8242;ların başında düşmeye başlayan suç oranı ile 20 yıl önce yasallaşan kürtaj ve <em>-paralel olarak anlatılan</em>- 1989&#8242;da Çavuşesku&#8217;nun alaşağı edilişi ile Romanya&#8217;da <em>yine 20 yıl önceye dayanan</em> kürtaj yasağı arasındaki bağlantıyı anlatan çok eğlenceli filmin son bölümünde, lise öğrencilerine notlarını yükseltmeleri karşılığında teşvik vermenin <em>-başarının sürekliliği durumunda yüklü para ikramiyesi, limuzin&#8230;- </em>sonuçları incelenir. <em>Kar küreme servisi veren,</em> sempatik Urail King, kendisi  okumadığı için diploma sahibi olmasını isteyen annesinin sıkı takibiyle  notlarını yükseltir. Üniversite ile birlikte yürütülen projenin  başındakiler yakaladıkları %30&#8242;luk sonucu çok tatminkâr bulmayıp sorarlar <em>&#8220;&#8230;ikramiyeyi daha yüksek tutsaydık daha mı başarılı olurduk?&#8221;</em>.</p>
<div>Yine <strong>NTV Belgesel Kuşağı</strong>&#8216;ndan, ABD 2010 yapımı <strong>Unutulmuş Düşler Mağarası:</strong> Yönetmen ve anlatan<strong> Werner Herzog</strong>.  Lascaux Mağarası&#8217;nın ziyaretçilerin neden olduğu bir tür küfle kaplanıp kapatılması üzerine, <em>özel izinle, </em>birkaç bilim insanıyla <strong>Chauvet Mağarası</strong>&#8216;na girerek anlatıcılığını da yaptığı son filmini çeken Herzog, ustalıkla yerleştirilmiş patikalarda yol alır, kamerasını, <em>zaman zaman fazla yaklaşamadığı</em> duvar resimlerine beceriyle yöneltir, 3D ile, bazısı kadife gibi  yumuşacık dalgalanan ışıl ışıl sarkıt ve dikitlerden muhteşem görüntüler  yakalar.&nbsp;</p>
<p>Aralarında, <em>-bol ayı, mağara aslanı, bir kaç kurt, bir kartal iskeletinin yerlere saçıldığı ve hiç insan kemiğinin bulunmadığı-</em> mağaradan dışarı sızabilecek <em>farklı koku</em>yu yakalamak amacıyla çevreyi koklayarak  tarayan bir parfüm tasarımcısının da bulunduğu işinin erbabı grup,  kayaların tıkadığı orijinal girişe bakan bir kaide üzerindeki ayı  kafasını, mağara duvar zemininin kabartı ve çöküntülerinden  yararlanılarak, geniş bir zaman diliminde çizilmiş, son derece yetkin,  harikulade resimleri kaydederler.</p>
<p>Konularında uzman bilim insanları, sırayla, bu çevrenin 2500 metre  kalınlığında buzulla örtülü olduğu 32.000 yıl önceyi, buluntu flüt,  figürin ve dibindeki ufak bir çıkıntıyla zahmetsizce 30 metre uzağa  fırlatılabilen mızrağı anlatırlar. Öncesinde bir sirkte jonglör olarak  çalışan antropolog, Herzog&#8217;la, çizimleri yapan gelişkin insanların  kimlikleri üzerine yaptıkları sohbet sırasında anlatır: <em>&#8220;Avustralya&#8217;da bir </em><em>aborijin rehberliğinde yol aldıkları sırada, rastladıkları resmi onarmaya girişen rehberine, niçin resim yaptığını </em><em>soran bilim insanının aldığı yanıt çok kafa karıştırıcı; aborijin, bu sadece el, der, resmi ruhlar yapıyor.&#8221;</em></p>
<p><em><strong>Homo Spiritüalist </strong></em>sözcüğünü, insanı anlatmak için<em> </em><em>Homo Sapiens</em>&#8216;ten daha uygun bulduğunu söyleyen Herzog, mistik yaklaşımıyla kamerasını<em>, </em>filmin sonunda,<em> </em><em>kuş uçuşu</em> 30 km ötedeki üç koca bacalı nükleer tesise yöneltir: <em>&#8220;Soğutmada kullanılan su,&#8221; </em>diye anlatır, <em>&#8220;&#8230;burada, içinde albino timsahların yüzdüğü, iri yapraklı bitkilerin büyüyerek çevreyi sardığı tropikal iklimli, giderek genişleyen </em><em>seralar yaratıyor&#8230;&#8221;</em></p>
<p><em>Umut Sanat logosuyla başlayan, </em>Rusya 2010 yapımı <strong>Güneş Yanığı 2</strong>: Yönetmen <strong>Nikita Mikhalkov</strong>, oyuncular <strong>Nikita Mikhalkov, Oleg Menshikov, Nadezhda Mikhalkova</strong>&#8230;  Mikhalkov Üçlemesinin ikinci bölümü, onaltı yıl sonra, ilkinin  bitiminden 5 yıl sonrasında başlar. İdamdan kurtulduğunu öğrenen Stalin,  ilk filmde Albay Kotov&#8217;u ele veren Mitya&#8217;yı onu bulmaya, yarım kalan  işi bitirmeye yollar. İkinci Dünya Savaşı&#8217;nda, <em>-1.83 boy standardıyla  son derece şık, sınıra yollanan yeni mezun okulluların Alman tankları  tarafından biçildiği 15 dakika sonunda, kar örtmeden, sadece saatlerin  tıkırtısının duyulduğu-</em> cepheler boyu savaşıp duran Kotov&#8217;un, artık genç bir kız olan, <em>ilk filmin küçük şirin kızı</em>,  babasının ölmediğini öğrenir aramaya koyulur. Baba kız, zaman zaman  trajikomik bir karışıklıktan ibaret savaşın ortasında birbirlerini arar  dururlar; savaş mı daha yakıcıdır, özlem mi, belli değil&#8230;</p>
<p>İlk ikisi NTV Belgesel Kuşağı&#8217;nda, diğeri sinemalarda izlenebilecek  üç güzel film, festival sonunda yıldız listesi yapacak olan &#8220;abla&#8221;nın,  hararetle önerecekleri arasında yerlerini alır.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/ekonomanyak-unutulmus-dusler-magarasi-gunes-yanigi-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30. İstanbul Film Festivali üçüncü gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Ekim, Buz Sesi</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/ekim-buz-sesi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/ekim-buz-sesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 16:40:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Albert Dupontel]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Alvaro]]></category>
		<category><![CDATA[Bertrand Blier]]></category>
		<category><![CDATA[Bruno Odar]]></category>
		<category><![CDATA[Buz Sesi]]></category>
		<category><![CDATA[Carlos Gasols]]></category>
		<category><![CDATA[Daniel Vega & Diego Vega]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim]]></category>
		<category><![CDATA[Gabriela Velásquez]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Dujardin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2397</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali üçüncü gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Ekim, Buz Sesi İlk Festival yazısını okuduktan sonra, başlığından &#8220;Uluslararası&#8221; sözcüğünün nasıl olup da kaybolduğunu kendisi kadar merak eden sevgili komşusu, İkilem&#8217;in yönetmeni Başak Büyükçelen üşenmeyip soruşturur, &#8220;abla&#8221;yı da haberdar eder: &#8220;&#8230;iksv basın bölümüne sordum ben uluslararası meselesini&#8230;&#8221; diyen bir mail yollar, &#8220;&#8230;Uluslararası kelimesinin kaldırılması ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali üçüncü gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Ekim, Buz Sesi</strong></em></p>
<p>İlk   Festival yazısını okuduktan sonra, başlığından &#8220;Uluslararası&#8221;   sözcüğünün nasıl olup da kaybolduğunu kendisi kadar merak eden sevgili   komşusu, İkilem&#8217;in yönetmeni Başak Büyükçelen üşenmeyip soruşturur,   &#8220;abla&#8221;yı da haberdar eder: <em>&#8220;&#8230;iksv basın bölümüne sordum ben uluslararası meselesini&#8230;&#8221;</em> diyen bir mail yollar,<em> &#8220;&#8230;Uluslararası   kelimesinin kaldırılması kurumsal bir kararmış, 30. yılına gelen   festivalin uluslararası oluşu zaten artık herkesçe bilinen bir gerçek   olduğundan çıkarılmasına karar verilmiş&#8230;.&#8221;</em></p>
<p><strong>4 Nisan 2011</strong> Pazartesi sabahı, bir gün önceki rotayı, daha serin havada izleyerek,   siyah beyaz sokulgan sokak kedisi Pisisu&#8217;nun evi ile, önündeki iri   saksıda boy atmış irislerin derinden gelen çok hafif kokusuyla bir koşu çocukluğuna yollandığı oteli barındıran Bomonti&#8217;den geçerek Taksim&#8217;e yürüyen &#8221;abla&#8221;nın ilk filmi Peru-İspanya-Venezüella 2010 yapımı <strong>Ekim</strong>: Yönetmenler <strong>Daniel Vega &amp; Diego Vega</strong>, oyuncular <strong>Bruno Odar, Gabriela Velásquez, Carlos Gasols</strong>&#8230;  <em><br />
</em></p>
<p><em>Babasının işi</em> tefecilikle geçinen, <em>-Lima&#8217;nın kurucu azizi anısına yapılan festivalin </em><em>harala gürelesi arasında hastaneden tekerlekli sandalyeyle kaçırdığı </em><em>derin uykuda eski sevgilisiyle Lima&#8217;dan kaçan-</em> emekli müşterisinin demesiyle <em>&#8220;bankadan iyi&#8230;&#8221; </em>Clemente, sade, duygudan arınmış yaşamını sürdürürken fahişe annesinin terkedip kayıplara karıştığı bebeğiyle   başbaşa kaldığında, önce, müşterisi Sofia&#8217;nın bakım yardımına rıza   gösterirse de, sonra, ödemesini geciktiren bir müşterisine, <em>bu problemi halletmesi karşılığında borçlarını silmeyi </em>vaadeder.   Bu arada, bir lokanta için evinde helva yaparak geçimini sağlayan  Sofia  bebeğe bağlanmıştır, Clemente&#8217;yi elde etmek üzere ufak çaplı bir de büyü yapar. Filmin, eczaneden aldığı bir şişe yerli parfüme 50 Sol veren Clemente&#8217;nin, sonra da festival kutlaması yapan tütsü ve coşkuyla puslu insan denizine dalışına baklılırsa Sofia&#8217;nın büyüsü tutar. Sadelikle anlatılmış güzel insan öyküsü &#8220;abla&#8221;nın sevdiği, <em>&#8220;sinema budur!&#8221;</em> dediği türden.</p>
<p>Fransa 2010 yapımı <strong>Buz Sesi</strong>: Yönetmen <strong>Bertrand Blier</strong>, oyuncular <strong>Jean Dujardin, Albert Dupontel, Anne Alvaro</strong>&#8230;<em> Yıllara Meydan Okuyanlar</em> bölümünden bir ustadan, günümüz insanının <em>-özellikle zamanl</em><em>arın sonunda- </em>kalabalık bir kesimini ilgilendiren kanseri ti&#8217;ye alan eğlenceli film, oğlunu da alıp kendisini terkeden karısı ardından alkolizme gömülen yazarın, <em>geçerken</em> ziyaret edip eve, yaşamına, yatağına yerleşen arsız, yapışkan <em>orta yaşlı hoş sağlıklı bir adam görünümündeki </em>kanseri ile <em>laubali</em> ilişkisini; onu <em>-bir tek kendisi görüyor sanırken- </em>gören, ardısıra dolanan <em>siyah şapkalı giysili geçkince tombul</em> <em>kadın görünümündeki</em><em> </em>kendi kanseriyle<em> </em><em>yazara âşık </em>hizmetçiyi,   bu aşkın alevlenmesiyle çaresizliğe düşen kanser ikilisinin işi   hızlandırma kararlarını, aşkın canlandırdığı çiftin bu ikisini saf dışı   etmek üzere tezgâhladıkları sevimli oyunu anlatır. Title akarken  Jacques  Brel&#8217;in güzelim şarkısı içe işler: <em>Ne Me Quitte Pas</em></p>
<p><a href="http://www.youtube.com/watch?v=RKMqCqjixyo" target="_blank">http://www.youtube.com/watch?v=RKMqCqjixyo</a><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/ekim-buz-sesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konukseverlik, Kaybedenler Kulübü, Buradasınız</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/konukseverlik-kaybedenler-kulubu-buradasiniz.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/konukseverlik-kaybedenler-kulubu-buradasiniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 16:31:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Anand Rajaram]]></category>
		<category><![CDATA[Buradasınız]]></category>
		<category><![CDATA[Daniel Cockburn]]></category>
		<category><![CDATA[Kanji Furutachi]]></category>
		<category><![CDATA[Kaybedenler Kulübü]]></category>
		<category><![CDATA[Koji Fukada]]></category>
		<category><![CDATA[Konukseverlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kumi Hyôdô]]></category>
		<category><![CDATA[Nejat İşler]]></category>
		<category><![CDATA[R.D. Reid]]></category>
		<category><![CDATA[Tatsuya Kawamura]]></category>
		<category><![CDATA[Tolga Örnek]]></category>
		<category><![CDATA[Tracy Wright]]></category>
		<category><![CDATA[Yiğit Özşener]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2394</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali ikinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Konukseverlik, Kaybedenler Kulübü, Buradasınız 3 Nisan 2011 Pazar sabahı hafif serpinti altında, bir saatte, Okmeydanı&#8217;ndan Taksim&#8217;e, olağan festival yürüyüşüyle ulaşan &#8220;abla&#8221;, inşaat perdesi kalkmış -şık- Divan Oteli önünden geçip, Taksim Anıtı çevresindeki bilmemkaçıncı Polis bayramı kutlama kortejini yarar, ilk filmi için Fitaş 1&#8242;e girer. 30. İstanbul Film Festivali ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali ikinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Konukseverlik, Kaybedenler Kulübü, Buradasınız</strong></em></p>
<p><strong>3 Nisan 2011 </strong>Pazar sabahı hafif serpinti altında, bir saatte, Okmeydanı&#8217;ndan Taksim&#8217;e, <em>olağan</em> festival yürüyüşüyle ulaşan &#8220;abla&#8221;, inşaat perdesi kalkmış <em>-şık- </em>Divan Oteli önünden geçip, Taksim Anıtı çevresindeki <em>bilmemkaçıncı</em> Polis bayramı kutlama kortejini yarar, ilk filmi için Fitaş 1&#8242;e girer.</p>
<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali ikinci gününde &#8220;abla&#8221; üç film izler: Konukseverlik, Kaybedenler Kulübü, Buradasınız</strong></em></p>
<p>Japonya 2010 yapımı <strong>Konukseverlik</strong>: Yönetmen <strong>Koji Fukada</strong>, oyuncular <strong>Kanji Furutachi, Kumi Hyôdô, Tatsuya Kawamura</strong>&#8230; &#8220;Abla&#8221;nın, küçük grubuyla geçen Eylül&#8217;de gidip gezdiği, sevdiği, şimdilerde<em> -tsunami kayıpları yetmezmiş gibi, nükleer tehlike kaynaklı kaygıları için- </em>huzur dilediği güzel ülkeden gelen, yumuşak, insancıl hoş film, küçük matbaasının üst katında boşanmış ablası, genç güzel ikinci eşi ve küçük kızıyla yaşayıp giden alçak gönüllü matbaacının, matbaanın kuruluşu sırasında babasına yardım etmiş eski dostunun oğlunun çıkagelişini, işe el atmasını, eve yerleşir yerleşmez Brezilyalı <em>-Bosna&#8217;lı-</em> karısının,<em> demeye kalmadan </em>yetmiş iki buçuk milletten kalabalık grubun minik eve, matbaacının iyi niyetli konukseverliğine doluşmasını, nihayetinde, komşuların şikayeti üzerine kaçak işçi, göçmen olduğu anlaşılan kişilerden kurtulmalarını anlatır.</p>
<p>Listesindeki 13:30 boşluğunu doldurmak üzere, Fitaş&#8217;tan Atlas&#8217;a yürüyen, sağlı sollu hiç bir sinemada saati denk düşen film bulamayan &#8220;abla&#8221;, Sinepop Sineması&#8217;nı ortadan ikiye kırmış Demirören alışveriş merkezinin süslü, <em>-eh, cadde ile uyumlu- </em>binasını geçer, Fitaş&#8217;ta iki salonda birden oynayan, Türkiye 2010 yapımı <strong>Kaybedenler Kulübü</strong>&#8216;nü izlemeye karar verir: Yönetmen <strong>Tolga Örnek</strong>, oyuncular<strong> Nejat İşle</strong><strong>r, </strong><strong>Yiğit Özşener</strong><strong>,</strong><strong> Ahu Türkpenç</strong><strong>e</strong><strong>&#8230; </strong></p>
<p>Filmin başındaki <em>bilmemne film tedirginlikle sunar </em>ibaresine ilâveten, <em>cinsel içerik, şiddet, olumsuz örnek alınabilecek davranışlarla ilgili yaş sınırının 15 olduğu</em> uyarısını, afişteki <em>pompalamaya devam&#8230;</em> lâfını ciddiye almayan &#8220;abla&#8221;nın, alacağı ciddi bir ders vardır: Ekranın bir kaç parçaya bölünmesi, tâli kahramanlardan birinin ekrana <em>-biraz daha edepli biçimde- </em><em>yazılan </em>küfürleri dışında teknik bir yenilik yok. Gecenin geç saatlerinde yayın yapan, arayan her <em>&#8220;sayın dinleyici&#8221;</em>ye <em>daha önce kendisiyle yatıp yatmadıklarını soran </em>iki esas oğlan, takıldıkları çevrelerde <em>pompa</em> sırasına girmiş kadınlarla yatar, köfte yer, arada Olimpos&#8217;a kaçar, dönerlerken<em> -ille de- </em>kalınlığı/derinliği bir kaç mikronu geçmeyen <em>-bir kez, Kuşbeyin&#8217;le konuşurken azıcık derinleşir gibi olurken toparlanan-</em> derinlikte &#8220;felsefe&#8221; yapar, inciler saçarlar. <em>H</em><em>ayatlar kurtardıkları (!)</em>, dörtte üç oranında kaba seks konuşmaları arasına serptikleri iki üç şiirle, <em>nasıl olup da popüler olduklarına</em> bir türlü akılları ermez!</p>
<p>İnsanların birbirlerini duvarlara çarparak seks yaptıkları, zarafetten zerrece nasibini almamış filmde, arada, bir tanesi âşık bile olur. Çoktandır bundan daha <strong>&#8220;klişe&#8221;</strong> bir film izlememiş &#8221;abla&#8221; sinemayı, göğsünde, <em>-biraz da salonun, kahkahalar</em> -bile- <em>atmış güruhla dolu oluşundan kaynaklanan-</em> büyük sıkıntıyla terk eder.</p>
<p>Günün son filmi, <strong>Mayınlı Bölge</strong>&#8216;den; bir dedektiflik öyküsü gibi tanıtıldığından &#8220;abla&#8221;yı cezbeden, başlangıcında yer alan sahneyle bir Yeni Çağ semineri havasında başlayan, <em>&#8220;burada!&#8221;,</em> yanında  <em><strong>&#8220;şu anda!&#8221; </strong></em>olmaksızın hiç bir anlam taşımadığından, <em>-her biri tek başlarına parlak görünen- </em>bir dizi dağınık fikir yüzünden verimsiz, Kanada 2010 yapımı <strong>Buradasınız</strong>: Yönetmen <strong>Daniel Cockburn</strong>, oyuncular <strong>Tracy Wright, R.D. Reid, Anand Rajaram.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/konukseverlik-kaybedenler-kulubu-buradasiniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Flamenko Flamenko ve Açılış Filmi Copacabana</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/flamenko-flamenko-ve-acilis-filmi-copacabana.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/flamenko-flamenko-ve-acilis-filmi-copacabana.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Apr 2011 16:22:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2391</guid>
		<description><![CDATA[30. İstanbul Film Festivali ilk gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Flamenko Flamenko ve Açılış Filmi Copacabana 2011 yılı, Nisan&#8217;ın birinci günü Kuzey Ege&#8217;deki, papatyaya boyanmış yaz-kış evini hüzünle geride bırakıp, -adının Sinema Günleri olduğu günlerden bu yana, neredeyse- 30 yıldır izlediği film festivali için İstanbul&#8217;a gelen &#8220;abla&#8221;, ertesi sabah kahvaltıda buluşup hasret giderdiği Naciye Hanım&#8217;ın, kendisinden üyelik aidatı isteyen ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>30. İstanbul Film Festivali ilk gününde &#8220;abla&#8221; iki film izler: Flamenko Flamenko ve Açılış Filmi Copacabana</strong></em></p>
<p>2011 yılı, Nisan&#8217;ın birinci günü Kuzey Ege&#8217;deki, papatyaya boyanmış <em>yaz-kış</em> evini hüzünle geride bırakıp, <em>-adının Sinema Günleri olduğu günlerden bu yana, neredeyse- </em>30 yıldır izlediği film festivali için İstanbul&#8217;a gelen &#8220;abla&#8221;, ertesi sabah kahvaltıda buluşup hasret giderdiği Naciye Hanım&#8217;ın, kendisinden üyelik aidatı isteyen CHP&#8217;den, <em>&#8220;Tayyip vatandaşını düşünüp kömür dağıtırken </em><em>bunlar aidat istiyor&#8221;</em> diyerek yakınmasına, <em>siz evdekilere bakın, ben aidatı öderim</em> yanıt mesajı yollamasını önerir.</p>
<div><strong>2 Nisan 2011 </strong>Cumartesi, <strong>Atlas Sineması</strong> kapısında buluştuğu Lalekart sahibi kız kardeşinden,<em> -geçen yıllara bakıldığında rekor sayıda düşük-</em>, 35 biletini teslim alan &#8220;abla&#8221;nın izlediği ilk film, İspanya 2010 yapımı <strong>Flamenko Flamenko</strong>:<strong> </strong>Yönetmen <strong>Carlos Saura</strong>, katılanlar <strong>José Mercé, Estrella Morente, Sara Baras</strong>&#8230; Gitar klâsikleri yanı sıra flamenkonun derin hayranı &#8220;abla&#8221;, 1990 yılı Haziran başında yitirdikleri annesinin sağladığı fonla, bir kaç hafta sonra<em> </em><em>eski </em>Harbiye Açıkhava sahnesinde, Carlos Saura&#8217;nın Flamenko Üçlemesi&#8217;yle<em> -Kanlı Düğün, Carmen, Büyülü Aşk-</em> tanıdığı Antonio Gades ile danseden Cristina Hoyos&#8217;nun muhteşem dansını izlerken, dalgalanan kırmızı elbisesine bakıp bakıp <em>&#8220;annem kırmızıyı bir daha göremeyecek&#8230;&#8221;</em> deyip şakır şakır gözyaşı döker.</div>
<div>Yıllar içinde ikilinin yetiştirdiği öğrenciler, Saura filmlerinde dans etmeye devam ederken, Flamenko&#8217;dan on altı yıl sonra Flamenko Flamenko&#8217;da, terkedilmişe benzeyen kastanyetin yerini, topuk tıkırtılı sessizlik, çekicin tınladığı örs, üzerine oturulan kutularda, bir masanın kenarında tutulan ritm alır. Goya resimleri, eski usta dansçıların gösteri afişleri, yumuşak gökyüzü renkleri fonu önünde delişmen kot pantolonlu gençler, rap esinli flamenkoyla, sigarillo tüttürerek dans ederler. Yüzlerdeki acı ifadesini yumuşatan ters ya da yandan gelen ışıkla aydınlık, zaman zaman pırıl pırıl zeminden yansıyan, biri, <em>unutulması kolay değil </em>seri yağmur altında, <em>-her zamanki gibi, tümüyle iç mekânda-</em>, sahnede çekilen filmi &#8220;abla&#8221;, Saura&#8217;nın festivallere konuk olan her filmini, üçlemeyi izlediği hayranlıkla, yine gözyaşlarıyla izler.</div>
<div><em><br />
</em></div>
<div><em>Festival logosundan &#8221;Uluslararası&#8221; sözcüğünün neden kaybolduğunu soruşturmak üzere, Beyoğlu Sineması girişindeki bürosuna uğradığı işletmeci bey ve konukları &#8220;abla&#8221;ya doyurucu bir yanıt veremezler. </em></div>
<div><em><br />
</em></div>
<div><em>Esrarengiz durumu izleyen günlerde aydınlanacağa benzeyen festivalin </em><em>Açılış Filmi, </em><em>Fransa 2010 </em>yapımı, <strong>Copacabana</strong>: Yönetmen <strong>Marc Fitoussi</strong>, oyuncular <strong>Isabelle Huppert, Aure Atika, Lolita Chammah</strong>&#8230; Hayatına giren insanların belirlediği rotalar uyarınca, küçük kızını da sürükleyerek gamsız bir yaşam sürdürmüş Babou, kendisini yeni yetmeliğinde çok eğlenceli bulan kızının ciddi bir adamla evlenmeye niyetlenmesiyle birden gözden düşer, utanç kaynağı olur. Üzülen ve <em>mesajı aldığını </em>belirterek bir iş bulup sisteme uyum sağlamaya çalışan Babou başarılı da olur ama, evsiz bir çifte acıyarak onlara barınak sağlaması, işini kaybetmesine neden olur. Sonuçta çocuk saflığındaki kalbiyle herşey dilediğince sonuçlanır.</div>
<div>Copacabana ismi, Babou&#8217;nun, filmin finalinde yöneldiği yeni yönden ibarettir. &#8220;Abla&#8221;da kalan ise, bir yıl önce izlemiş olsa çok kızacağı, başıbozuk Babou&#8217;ya yaklaşımındaki<em> -ne mutlu ona-</em> hoşgörü, sevecenlik.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/flamenko-flamenko-ve-acilis-filmi-copacabana.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Abla&#8221;dan iyi bir filmin haberi: İkilem yarın ODTÜ&#8217;de&#8230;</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/abladan-iyi-bir-filmin-haberi-ikilem-yarin-odtude.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/abladan-iyi-bir-filmin-haberi-ikilem-yarin-odtude.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Feb 2011 19:19:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haber & Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Başak Büyükçelen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2297</guid>
		<description><![CDATA[Bu defa, yazlığa gelme tarihlerini epey bir beriye çekip, Şubat&#8217;ın ortasında evlerini açan, &#8220;abla&#8221;nın deyimiyle Karabaş Ailesi, pek üşümüş olmalı ki, -ısıtmayan klimaya inat- gönüllerine soba kurmak düşer; konuyla ilgili bilgi almak, çocukluktan kalan anılarını/bilgilerini canlandırmak amacıyla &#8220;abla&#8221;nın kapısını çalarlar. Verandadan içeri alınıp hasır paspas üzerine konuşlanınca sızlanması kesilen, süveteriyle pek şık Karabaş&#8217;ın babası ve annesiyle &#8220;abla&#8221;nın ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Bu defa, yazlığa gelme tarihlerini epey bir beriye çekip, Şubat&#8217;ın ortasında evlerini açan, <em>&#8220;abla&#8221;nın deyimiyle</em> Karabaş Ailesi, pek üşümüş olmalı ki, <em>-ısıtmayan klimaya inat- </em>gönüllerine soba kurmak düşer; konuyla ilgili bilgi almak, çocukluktan kalan anılarını/bilgilerini canlandırmak amacıyla &#8220;abla&#8221;nın kapısını çalarlar.</span></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"> </span><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Verandadan içeri alınıp hasır paspas üzerine konuşlanınca sızlanması kesilen, süveteriyle pek şık Karabaş&#8217;ın babası ve annesiyle &#8220;abla&#8221;nın kurmuş olduğu <em>-soba üzerinde kestane kebaplı-</em> </span>sohbet, kızları Başak&#8217;a gelir: İyi bir sinema izleyicisi olduğunu düşünen &#8220;abla&#8221; ile kız kardeşlerinin izleyip beğendikleri ilk filmi, <strong>İkilem</strong> (Dilemma)&#8217;in yönetmeni <strong>Başak Büyükçelen</strong>.</span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Babası, övgüyle <em>&#8220;İkilem Kanada&#8217;daki galasının ardından bir kaç festivalde gösterildi. <strong>Montreal Turkish Film Festival</strong>&#8216;de <strong>En İyi Kısa Film Ödülü</strong>&#8216;nü aldı, sonra bir de<strong> ION International Film Festival</strong>&#8216;de<strong> En İyi Öğrenci Filmi </strong><strong>Ödülü</strong> aldı&#8230;&#8221; </em>diye anlatır. &#8220;</span><em><em>Çarşamba ODTÜ&#8217;de, sonra da </em></em><em>Aksanat&#8217;ta gösterimi var.&#8221;</em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">Başak&#8217;la yazışan &#8220;abla&#8221;, mailini, </span>pek çok mesaj yüklü bu güzel, özenli, incelikli filmi kaçırmak istemeyecek izleyiciye haber olarak aktarmakta sakınca görmez.</em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em><em>&#8220;Bu <strong>çarşambadan cumartesiye ODTÜ&#8217;de kısa film festivali</strong> var. Benim filmim <strong>Ikilem açılış filmi</strong>, <strong>11:00-12.00</strong> arası <strong>Mimarlık amfisi</strong>nde, film sonrası bir söyleşi de olacak. </em></em></span><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em><em><em><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">D</span>avetiyeler şu noktalardan alınabiliyor, <strong>gösterimler ücretsiz</strong>: </em><em>Kızılay İmge Kitabevi, Kızılay Evrensel Kitabevi, Tenedos Kafe, Kafka Kafe Bar, Yüzüncüyıl Naz Gıda.&#8221;</em></em></em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em><em><em><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;">&#8220;Abla&#8221; bir de meraklısı için, </span>Başak&#8217;ın, günümüz toplumunun düğümlerinden birini yansız biçimde inceleyen filminin adresini yazısına ekler:</em></em></em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em><em><em><a href="http://www.dilemmamovie.com/pdf/Press_Kit_Ikilem_TR.pdf" target="_blank">http://www.dilemmamovie.com/pdf/Press_Kit_Ikilem_TR.pdf</a></em></em></em></span></p>
<p><span style="font-family: arial, helvetica, sans-serif;"><em><br />
 </em></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/abladan-iyi-bir-filmin-haberi-ikilem-yarin-odtude.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Abla&#8221; bir haftalığına İstanbul&#8217;a gider, üç film izler.</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/abla-bir-haftaligina-istanbula-gider-uc-film-izler.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/abla-bir-haftaligina-istanbula-gider-uc-film-izler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Feb 2011 18:16:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Alejandro Gonzalez Inarritu]]></category>
		<category><![CDATA[Barbara Hershey]]></category>
		<category><![CDATA[Darren Aronofsky]]></category>
		<category><![CDATA[Ellen Barkin]]></category>
		<category><![CDATA[Gabriel Byrne]]></category>
		<category><![CDATA[Isabelle Rosselini]]></category>
		<category><![CDATA[Javier Bardem]]></category>
		<category><![CDATA[Jodie Foster]]></category>
		<category><![CDATA[Julian Sands]]></category>
		<category><![CDATA[Marcus Miller]]></category>
		<category><![CDATA[Mary Lambert]]></category>
		<category><![CDATA[Mila Kunis]]></category>
		<category><![CDATA[Miles Davis]]></category>
		<category><![CDATA[Natalie Portman]]></category>
		<category><![CDATA[Vincent Cassel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2286</guid>
		<description><![CDATA[Evde bir araya gelip paralı kanalı karıştırdıkları bir seferinde, tam da, speed kanalının tek düzeliğinden sızlandığı sırada, &#8220;abla&#8221;yı utandıran bir film; yıllar önce ilk izlediğinden beri, -Ellen Barkin&#8217;in- unutamadığı son cümlesiyle, filmi sollayan müziğiyle çok beğendiği Siesta. 1987 yılı, ABD yapımı filmin yönetmeni Mary Lambert, müzikleri, &#8220;abla&#8221;yı hayranları arasına katan Miles Davis, Marcus Miller yapmış. Ellen Barkin, Gabriel Byrne, Julian Sands, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evde bir araya gelip paralı kanalı karıştırdıkları bir seferinde, tam da, <em>speed kanalının tek düzeliğinden</em> sızlandığı sırada, &#8220;abla&#8221;yı utandıran bir film; yıllar önce ilk izlediğinden beri, -Ellen Barkin&#8217;in- <em>unutamadığı </em>son cümlesiyle, filmi sollayan müziğiyle çok beğendiği <strong>Siesta</strong>. 1987 yılı, ABD yapımı filmin yönetmeni <strong>Mary Lambert</strong>, müzikleri, &#8220;abla&#8221;yı hayranları arasına katan <strong>Miles Davis, Marcus Miller</strong> yapmış. <strong>Ellen Barkin, Gabriel Byrne, Julian Sands, </strong><strong>Jodie Foster, </strong><strong>Isabelle Rosselini</strong>&#8230; oynamış. &#8220;Abla&#8221; filmin, ölüm<em> (sonrası) </em>üzerine yapılmış en iyi filmlerden biri olduğu konusundaki fikrini o tarihten bu yana korumaktadır.</p>
<p><em>Bir yıl önceki gibi</em>, kuzeniyle buluşan &#8220;abla&#8221;, İspanya 2010 yapımı <strong>Biutiful</strong>&#8216;u görür, beğenirler. Paramparça Aşklar, Köpekler, 21 Gram, Babil filmlerine bayıldığı <strong>Alejandro Gonzalez Inarritu</strong>&#8216;nun yönettiği son filminin anlattıkları, adının tersine güzel değil. Buna karşın, onca çirkinlik içinde, bir yanıyla mistik bir karakteri canlandıran <em>-Barcelona&#8217;nın ünlü Sagrada Familia&#8217;sını çoook uzaktan gören bir yerinde yaşayan- </em>İspanyol Uxbal (<strong>Javier Bardem</strong>) ve <em>&#8220;&#8230;ay?&#8221; </em>kadar kısa bir yaşam diliminde yaşamlarını garantilemeye / düzenlemeye çalıştığı çocukları ile,<em> iş yaptığı, </em>tutunmaya çalışan<em> </em>Çinli, Senegalli kaçak işçiler çevresinde dönen film, iyilik yüklü, umutlu, dürüst ve doğru; bu özellikleriyle de çok güzel.</p>
<p>!f İstanbul 2011&#8242;i izleme niyeti olmasa da, aylar öncesinden <strong>Darren Aronofsky</strong>&#8216;nin <strong>Black Swan</strong>&#8216;nından haberdar &#8220;abla&#8221; tayfası, namı alıp yürümüş filmi, <em>internetten</em> izlemekten geri kalmaz. <em>Pi&#8217;yi üç kez olmak üzere</em> tüm filmlerini izleyen &#8220;abla&#8221;nın, en beğendiği yönetmenler arasına kattığı Aronofsky&#8217;nin son filminin oyuncuları <strong>Natalie Portman, Vincent Cassel, Mila Kunis, Barbara Hershey</strong>&#8230; Bir balerinin karanlık yanıyla tanışıp, barışıp, <em>örselenmiş ruhu yüzünden </em>bütünleşip taraf değiştirdiği, Aronofsky filmlerini sevenlerin beğeneceği belli film, kaçırılacak gibi değil&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/abla-bir-haftaligina-istanbula-gider-uc-film-izler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çoğunluk, Kadın Kadındır</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/cogunluk-kadin-kadindir.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/cogunluk-kadin-kadindir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2010 16:54:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Bartu Küçükçağlayan]]></category>
		<category><![CDATA[Erkan Can]]></category>
		<category><![CDATA[Esme Madra]]></category>
		<category><![CDATA[Feridun Koç]]></category>
		<category><![CDATA[Jan-Luc Godard]]></category>
		<category><![CDATA[Jean-Paul Belmondo]]></category>
		<category><![CDATA[Nihal Koldaş]]></category>
		<category><![CDATA[Seren Yüce]]></category>
		<category><![CDATA[Settar Tanrıöğen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2017</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Abla&#8221;nın, &#8220;enerji dozu&#8221; ardından: Ekim Cumartesisi, Pazarı, Pazartesisi ve Salısı: Mayıs&#8217;ta kızının, anneler günü ve doğum günü hediyesi olarak aldığı -mor- enerjilere, hazır Filmekimi&#8217;ne gelmişken, deyip bir doz daha ekleyen &#8220;abla&#8221;, sonraki günlerde yaşadığı harika deneyimi anlatır. Düzenli okurunun acı macerasını bildiği Naciye Hanım&#8217;ın, katıldığı ilk meditasyon deneyimi izlenimini &#8220;abla&#8221;ya aktardığı kahvaltıdan sonra, iki kadın ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Abla&#8221;nın, &#8220;enerji dozu&#8221; ardından: Ekim Cumartesisi, Pazarı, Pazartesisi ve Salısı</strong>: Mayıs&#8217;ta kızının, anneler günü ve doğum günü hediyesi olarak aldığı <em>-mor-</em> enerjilere, <em>hazır Filmekimi&#8217;ne gelmişken, </em>deyip bir doz daha ekleyen &#8220;abla&#8221;, sonraki günlerde yaşadığı harika deneyimi anlatır.<br />
 <em><br />
 Düzenli okurunun acı macerasını bildiği </em>Naciye Hanım&#8217;ın, <em>katıldığı ilk meditasyon deneyimi </em>izlenimini  &#8220;abla&#8221;ya aktardığı kahvaltıdan sonra, iki kadın yakındaki markete  gider, kıza ve damada pişirmek üzere sebze alışverişi yaparlar. Ertesi  akşam Kuzey Ege&#8217;ye, evine döneceğinden durakta vedalaşırlar, &#8220;abla&#8221;  minibüse biner, Şişli&#8217;de Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nin sokağında iner.<br />
 <em><br />
 Gazete okumayıp, haber izlemediği son </em>beş yıl öncesinde, sadık okuru olduğu <strong>Cumhuriyet Gazetesi </strong>önündeki çelenk ve hüzünlü insan kalabalığı dikkatini çeker; güvenlik görevlisinden, <em>-anneannesiyle aynı tarihlerde, mübadelede Hanya&#8217;dan Çanakkale&#8217;ye göçen annesi Fatma Hanım tarafından hemşehrisi saydığı-</em> <strong>Deniz Som</strong>&#8216;un vefatını öğrenen &#8220;abla&#8221; üzülür. <em>Hayatın herşeyden çok geçici, hayattan alınan derslerin ise kalıcı</em> olduğunu bildiğinden <strong>yüreğindeki üzüntüye gömülmez</strong>, güzel, serin Ekim Cumartesisi&#8217;nde Rumeli Caddesi&#8217;ne yönelir.</p>
<p>Taksim&#8217;e  çıkmak üzere teleferiğe binmeden, elyapımı kutularını yaptığı takı  tasarımcısı hanımın dükkânına uğrar; el, hayâl ve kalp kırıklığı üzerine  acı bir deneyim dinler, <em>empati kuran yanının kontrolü ele geçirmesine </em><strong><em>izin vermez, </em>kapılmaz</strong>.</p>
<p>Çok eğlenceli bulduğundan, İstanbul&#8217;a her gelişinde ne yapıp edip, <em>hiç değilse </em>bir rotasını teleferik bağlantılı çizen &#8220;abla&#8221;nın, <em>-değiştirileceğini, damattan da değişim sırasında içinde kalan miktarın sahibine ödenmediğini öğrendiğinden-</em> yükleme yapmadığı Akbil&#8217;i, turnikede bildik berbat sesle durumu ilân eder. Ne yapacağını kestiremeyen &#8220;abla&#8221;nın <em>&#8220;kimse var mı, bakar mısınız?&#8221;</em> seslenişine telâşla koşan görevli, <em>-kimbilir ne düşünüp neden ürkerek-</em> hattı durdurduğunu söyler, <em>&#8220;böyle anî durdurmalarda, sonradan arızalar oluyor&#8221; </em>diyerek gözdağı vermeyi de ihmâl etmez. Görevlinin çıkışması, &#8220;abla&#8221;nın <strong>neşesini gölgelemez</strong>.</p>
<p>Bir sonraki sınavda <em>da</em>, <em>kendince </em>yüksek performans gösteren &#8220;abla&#8221;, dönüşünü açık aldığı <em>-bir ihtimal, işi bitti deyip geliş biletiyle çöpe attığından gösteremediği-</em> bilete, işlem yapamayacağını bildiren,  <em>-bilgisayar kayıtlarına bakarak sorunu çözebileceğini düşündüğü- </em>görevliye <strong>öfkelenmez</strong>. Önüne uzatılan formu doldurur, puanlarıyla dönüş biletini alır; <em>bir zamanların şanlı, harlı &#8220;abla&#8221; öfkesine teğet geçen </em>minik aksiliklerle döşenmiş yolu üzerindeki bir sonraki hedef Beyoğlu Sineması&#8217;na yollanır.</p>
<p><em>Venedik ve Altın Koza&#8217;dan ödüllü, 2010 yapımı</em> <strong>Çoğunluk</strong>: Yönetmen <strong>Seren Yüce</strong>, oyuncular <strong>Bartu Küçükçağlayan, Settar Tanrıöğen, Esme Madra, Nihal Koldaş, Erkan Can, Feridun Koç</strong>&#8230; Küçük kızkardeşiyle izeyip, çok beğendikleri film, &#8220;abla&#8221;yı <strong>kötümserliğe sürüklemez</strong>. Emsali akranları gibi Mertkan, ev içi şiddetin muhteşem örneği, <em>elbette iyiliğini düşünerek, </em>oğlunu   temelsiz düşmanlık duygusuyla yükleyen babasıyla, duyarlılığını  çevresine yayamamış annesi arasında sıkışıp pes ederek yaşamla ilgili  sorumluluklarını yüklenmeyi reddetmiş, kendisinden güçlü gördüklerinin <em>&#8220;oğlum bak şöyle yapmalısın, böyle etmelisin, &#8230;meli, &#8230;malı&#8221;</em>larına kendini bırakmıştır. Kendisi hakkında hiç fikri yokken, bilinen <em>-askerliği geciktirmek üzere Açık Öğretimde okumak, sadece &#8220;çakmak&#8221; amacıyla kız arkadaş edinmek türünden- </em>kalıpları tekrarlayarak yaşayıp giderken <em>-son zamanlarda</em> ille<em> her filmde şakır şukur mastürbasyon sahnesiyle </em><em>resmedilen </em><em>abazanlığın da ağırlığıyla-</em>, <em>yakışıklı bir koca bulup evlenmek</em> hayâlini <em>safça</em> ortaya koyan Doğulu kızın ilgisinden etkilenir.<em> Oğlanı sıkmama</em>nın ilişkinin selâmeti için zorunlu olduğunu düşünen ve buna göre, <em>-kökeni dolayısıyla taşıdığı riski gözardı ederek çok fedakâr, verimkâr- </em>davranan kızla buluşur ama, ailesinin <em>bile </em>tanıdığı kız, arkadaşları arasında <em>çingene </em>diye anılmaya devam eder.</p>
<p>Babanın net tavrı üzerine, duygularını soruşturduğu oğlundan, beklediği belirsizliği gördüğünde, <em>-&#8221;abla&#8221;nın, oğlunun duygusal tepki vermesi durumunda babayla kıran kırana  mücadele edebileceğinden şüphelendiği- </em>anne, <em>&#8220;beni babanla uğraştırma&#8221; </em>diyerek çoğunluğa katılır.</p>
<p><em>Küçük kızkardeşinin ısrarlı önerisi üzerine</em> <strong>Aksanat</strong>&#8216;ta izledikleri, savıyla, sahnelenişiyle pek güzel oyun <strong>Şeylerin Şekli</strong>&#8216;nden tanıdık Bartu Küçükçağlayan Mertkan, film boyunca iki kez, <strong>doğru, iyi, güzel</strong>&#8216;e  ulaşma fırsatı yakalar: Sarhoşken arabasına çarptığı, babasının  bürosundan tekme sille tokat atıldıktan sonra çay içerken gördüğü  taksi  şoförüne <em>-&#8221;abla&#8221;nın çok beğendiği Takva&#8217;nın muhteşem Muharrem&#8217;i Erkan Can- </em><strong>baktığı birkaç dakika </strong>ile Gebze&#8217;deki şantiyede akşam yemeği yediği kebapçı önünden geçerken, kendisine başıyla selâm veren Kürt ameleyle <strong>bakıştığı kısacık an</strong>.</p>
<p>Çıkışta kardeşiyle, <em>&#8220;ne mal olduğumuzu yüzümüze vuran filmlerden&#8221;</em> diyerek sınıfladığı film; <em>düşmanlık, hayâlkırıklığı, engellenmekten doğan öfkeli </em>oğula babanın sağladığı <em>&#8220;emanet&#8221;</em>, olacaklarla ilgili hiç umut vermese de, hayatta, sebeplerine bakarak, <em>herşey tam olması gerektiği gibi olduğu</em> fikrine varalı <em>nereye varır bunun sonu</em> kaygısını terkettiğinden, &#8220;abla&#8221;da hiç <strong>umutsuzluk yaratmaz</strong>.</p>
<p>Gün boyu sınandığı, baktığında koordinatlarını beğendiği güzel Ekim Cumartesisi, akrabalarla sevgi dolu buluşma ardından, <em>&#8220;eflâtun&#8221;</em>a, <em>&#8220;bilmemkaç&#8221;</em> olduklarını söyledikleri korsan taksiyle evlerine, <em>yarı bedelle</em> ulaşmalarıyla sona erer.</p>
<p>Ertesi gün, günlük güneşlik Ekim Pazarı, kızkardeşler bu kez bir Godard filmi izlemek üzere <strong>Pera Müzesi</strong> kapısında buluşurlar. <em>Fransa-İtalya, 1961 yapımı</em> <strong>Kadın Kadındır</strong>: Yönetmen <strong>Jan-Luc Godard</strong>, oyuncular <strong>Jean-Paul Belmondo, Anna Karina, Jean-Claude Brialy, Henri Attal</strong>&#8230;  Striptizci Angela, birlikte yaşadığı Emile&#8217;den bebek ister ama Emile&#8217;in  buna gönlü yoktur. Ayaklarını silkeler yatağa girerler, konuşurken  küser, kalkar kitaplığa giderler, isimleri elle kapatarak ürettikleri  sözlerle birbirlerine sataşırlar. Arkadaşları Alfred bebek yapma işine  çok heveslidir ve üzerine düşeni de yapar ama çift birbirlerini  sevdiklerini farkeder, biraraya gelirler. <br />
 <em><br />
 Oldumolası Godard filmlerini </em><em>&#8220;zor&#8221; bulan </em>&#8220;abla&#8221;, bu  kolay izlenen, eğlenceli müzikâl filmden memnun çıkar; yönetmen ile  Truffaut filmlerine şirin göndermeler, kafede Jean-Paul Belmondo&#8217;nun, bu  filmlerden birinin oyuncusu Burt Lancaster için <em>&#8220;arkadaşım olur&#8221;</em> deyip, dönüp kameraya sırıtışı&#8230; sinemanın <em>gişe kaygısıyla çatılmış </em>kalıplarının olmadığı zamanlarda yapılan filmlerin, ayrı bir tadı olduğunu düşündürür. Angela&#8217;yı <em>&#8220;şımarık&#8221;</em> bulmasının, <em>genlerine işlemiş kadın değersizliği</em>&#8216;nden kaynaklanıyor olabileceğini farkeden &#8220;abla&#8221;, <strong>bu farkındalığın altını usulca çizer</strong>.</p>
<p>Karanlık, ıslak Ekim Pazartesisi sabah 5:30&#8242;da, <em>tufan provası </em>yağış  eşliğinde Kuzey Ege&#8217;deki evine varan &#8220;abla&#8221;, bir sonraki gün, lodosun  nazikçe üfürdüğü ılık Ekim Salısı denize girmeyip yazı yazdığı için <strong>suçluluk duymaz</strong>, kendisini mutlu eden yazma eylemi sırasında, kendisini bir sonraki iş<em>(ler)</em>i planlarken ya da <strong>birşeyler kaçırıyormuş paniğine kapılmış bulmaz</strong>.  Ve verandada, kendisine koliden ev yapan, önüne mama, süt, haşlanmış  yumurta koyan, sulandırılmış İsveç Şurubu&#8217;yla ıslatılmış pamukla sık sık  sümüklerini silen &#8220;abla&#8221;nın, kucağı için cayır cayır bağıran bebek  kedi, <strong>vicdanını rahatsız etmez</strong>.</p>
<p>Koordinatlarının yerleştiği tüm bu <em><strong>yeni </strong></em>iyilik noktalarının, bakışının, <em>-taaa uzaklara dek pırıl pırıl görüş sağlayarak- </em>keskinleşmesi gibi, <strong>ruhunun</strong> da, <em>-doğru-iyi-güzel seçimlerle, suçluluk duymaksızın dengede kalabilmesini sağlayan- </em> <strong>becerilerinin arttığını </strong>gözlediği muhteşem zamanın, enerji aldığı günler sonrasına denk geldiğini sevgiyle saptayan &#8220;abla&#8221; sevinçle, <em>epeydir alamadığı kadar <strong>deriiiin </strong></em><strong>bir soluk alır</strong>.<strong></strong><strong></strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/cogunluk-kadin-kadindir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Herşey Güzel Olacak, Montpensier Prensesi</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/hersey-guzel-olacak-montpensier-prensesi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/hersey-guzel-olacak-montpensier-prensesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 16 Oct 2010 17:54:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Filmekimi]]></category>
		<category><![CDATA[Bertrand Tavernier]]></category>
		<category><![CDATA[Christoffer Boe]]></category>
		<category><![CDATA[Gaspard Ulliel]]></category>
		<category><![CDATA[Igor Rado]]></category>
		<category><![CDATA[Jens Albinus]]></category>
		<category><![CDATA[Lambert Wilson]]></category>
		<category><![CDATA[Marijana Jankovic]]></category>
		<category><![CDATA[Melanie Thierry]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=2005</guid>
		<description><![CDATA[Filmekimi 2010 son günü &#8220;abla&#8221;, iki film görür: Herşey Güzel Olacak, Montpensier Prensesi Danimarka-İsveç-Fransa, 2010 yapımı Herşey Güzel Olacak: Yönetmen Christoffer Boe, oyuncular Jens Albinus, Igor Rado, Marijana Jankovic&#8230; Jeneriği maketler üzerinden akan filmin kahramanı, -yine- maket etkisi uyandıran yarı net görünümlü binalarla örülü kent manzaraları önünde, dehşet ve panik duygusuyla koşar durur. Cumaya dek ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>Filmekimi 2010 son günü &#8220;abla&#8221;, iki film görür: Herşey Güzel Olacak, Montpensier Prensesi</strong></em></p>
<p><em>Danimarka-İsveç-Fransa, 2010 yapımı</em><strong><em> </em></strong><strong>Herşey Güzel Olacak</strong>: Yönetmen<strong> Christoffer Boe, </strong>oyuncular<strong> Jens Albinus, Igor Rado, Marijana Jankovic</strong>&#8230; Jeneriği maketler üzerinden akan filmin kahramanı,<em> -yine- </em>maket etkisi uyandıran yarı net görünümlü binalarla örülü kent manzaraları önünde, dehşet ve panik duygusuyla koşar durur. <em>Cumaya dek bitirmesi gereken</em> savaş filmi senaryosu ile, <em>evlât edinme mevzuatı</em> arasında sıkışmışken, gönülden benimsemiş göründüğü <em>&#8220;hiçbir işi becerememe&#8221;</em> korku/kaygı/baskısıyla, gecenin geç bir saatinde genç bir adama çarpan  Falk, adamın çantasındaki işkence kanıtı fotoğrafların ve günlüğünün  medyaya yansıması için canını dişine takar. <strong>Laser altyazılı</strong>, çok  güzel polisiye, siyasî, psikolojik gerilim, Falk&#8217;ın derinleşen  paranoyasıyla giderek puslanır; öyle ki &#8220;abla&#8221; film çıkışı, bir gün önce  ahbap olduğu sinemasever genç hanıma, <em>herşeyin Falk&#8217;ın suçlanma korkusu ile şahlanan hayâlgücünden kaynaklanıyor olabileceğinden</em> şüphelendiğini söyler.<br />
 <strong><br />
 </strong><em>Fransa-Almanya, 2010 yapımı</em><strong><em> </em></strong><strong>Montpensier Prensesi</strong>: Yönetmen<strong> Bertrand Tavernier, </strong>oyuncular<strong> Melanie Thierry, Lambert Wilson, Gaspard Ulliel</strong>&#8230; Bir ustanın elinden güzel bir tarihi film: 16. yüzyıl Fransa&#8217;sında aynı kadına âşık <em>-kralın kardeşi dahil-</em> dört erkek ve <em>özellikle </em>saray çevresinde kontrolden çıkan entrika&#8230; <em>Gerdek gecesi, perdeleri çekili yatağın yakınında, çarşafı görünceye dek beklerken satranç oynayan babalar gibi,</em> giderek, inandırıcılığı artıran ince ayrıntının sergilendiği tarihi  filmlerden birini daha görmüş olmaktan memnun &#8220;abla&#8221;, Filmekimi 2010&#8242;u  iyi duygularla kapamadan önce, reklam filmlerini değerlendirir, bir de  yıldız listesi yapar.</p>
<p><strong>Reklam filmlerinin galibi</strong>, 18 kez izlediği, hiç rahatsızlık duymadan bir 18 kez daha izleyebileceği, sevimli GSM operatörü reklamı olur.</p>
<p>Yıldız  listesini yaparken laser altyazılı olanlardan bir derleme yapmakta hiç  zorlanmayan &#8220;abla&#8221;, 18 filmden en beğendiği altı filmi, şöylece sıralar:</p>
<p>Aşka Fırsat Ver</p>
<p>Mezara Kadar</p>
<p>Sihirbaz</p>
<p>Ağaç</p>
<p>Chatroom</p>
<p>Herşey Güzel Olacak</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/hersey-guzel-olacak-montpensier-prensesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
<!-- WP Super Cache is installed but broken. The path to wp-cache-phase1.php in wp-content/advanced-cache.php must be fixed! -->
