<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sinemablog &#187; senbilirsinabla</title>
	<atom:link href="http://www.sinemablog.com/author/senbilirsinabla/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.sinemablog.com</link>
	<description>Sinema Kültürü</description>
	<lastBuildDate>Tue, 27 Jul 2010 20:25:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Zaman Yolcusunun Karısı ve Beyaz Bant</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/zaman-yolcusunun-karisi-ve-beyaz-bant.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/zaman-yolcusunun-karisi-ve-beyaz-bant.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 May 2010 17:29:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema Filmi]]></category>
		<category><![CDATA[Audrey Niffenegger]]></category>
		<category><![CDATA[Christian Friedel]]></category>
		<category><![CDATA[Eric Bana]]></category>
		<category><![CDATA[Leonie Benesch]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Haneke]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Kranz]]></category>
		<category><![CDATA[Rachel McAdams]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Schwentke]]></category>
		<category><![CDATA[Ulrich Tukur]]></category>
		<category><![CDATA[Ursina Lardi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1417</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Abla&#8221;, biri paralı kanalda, diğeri sinemada iki muhteşem film izler: Zaman Yolcusunun Karısı ve Beyaz Bant 2009 ABD yapımı Zaman Yolcusunun Karısı: Yönetmen Robert Schwentke, oyuncular Eric Bana, Rachel McAdams&#8230; Audrey Niffenegger&#8216;in çok satar kitabından uyarlanıp, &#8220;aşk beklemeye değer&#8221; klişe sloganıyla pazarlanan bilimkurgu dram, aşk öyküsünden çok zaman kavramını didikler niteliktedir. Ne zaman, hangi şartlarda, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&#8220;Abla&#8221;, biri paralı kanalda, diğeri sinemada iki muhteşem film izler: Zaman Yolcusunun Karısı ve Beyaz Bant</strong></em></p>
<p><strong></strong>2009 ABD yapımı <strong>Zaman  Yolcusunun Karısı: </strong>Yönetmen <strong>Robert Schwentke, </strong>oyuncular <strong>Eric  Bana, Rachel McAdams</strong>&#8230;<strong> </strong><strong>Audrey Niffenegger</strong>&#8216;in çok  satar kitabından uyarlanıp, <em>&#8220;aşk beklemeye değer&#8221;</em> klişe  sloganıyla pazarlanan bilimkurgu dram, aşk öyküsünden çok zaman  kavramını didikler niteliktedir. Ne zaman, hangi şartlarda, nasıl  olacağını bilemediği/kontrol edemediği nöbetlerle <em>-giysisini geride  bırakarak eriyip yokolarak-</em> zaman içinde savrulurken,<em> -sonunda- </em>öldürücü  yara aldığı kırda dostluk geliştirdiği, <em>kendisine âşık olan</em> küçük kızın <em>-büyüyüp karşılaştıklarında- </em>rehberliğiyle  yalnızlıktan kurtulan, aşkla bağlanıp evlenen, eşinin iki düşük yapması  üzerine kendini kısırlaştırmasına karşın, dönüşlerinden <em>eski tarihli</em> birinde neden olduğu hamilelik sonucu sağlıklı bir kız bebek babası  olan adamın; ölümünden sonra, geri dönüşlerinden birinde, kendisini  tanıyıp seslenen, <em>-yerini ve zamanını kontrol edebildiği yolculuklar  yapan zaman yolcusu- </em>kızının ve ne zaman öleceği bilinen, büyük  sükûnetle vedalaşarak uğurlanan, ölümünden sonra <em>da </em>bir öpücük  boyu ziyaretler yapabilen, bir görünüp bir yokolan bir adamı sevmenin  nasıl bir şey olabileceğini <em>doğru </em>anlatan zaman yolcusunun  karısının öyküsü, &#8220;abla&#8221;ya kalırsa, <strong>zamanın bir tasavvurdan ibaret  olduğu, </strong><strong>insanı </strong><strong>sevginin </strong><strong>yörüngede tuttuğu</strong> <em>hatta </em><strong>ölümsüzleştirdiği</strong> fikri üzerine, <em>-küçük  bir çocukken annesini kaybettiği kazada, kendisini teselli ettiği tuhaf  bölüm dışında-</em> savı güçlü, üzerinde uzun uzun düşünülesi, çok güzel  bir  film!<em></em></p>
<p><em>Emek Sineması&#8217;nın </em>-şimdilik son-<em> icraatı, Ekim  2009 Filmekimi gala  filmlerinden,</em> 2009 Almanya-Avusturya-Fransa yapımı <strong>Beyaz Bant</strong>:  Yönetmen <strong>Michael Haneke</strong>, oyuncular <strong>Ulrich Tukur, Christian  Friedel, Leonie Benesch, Ursina Lardi, Michael Kranz</strong>&#8230; <em>&#8220;Faşizmin  ayak seslerini haberleyen&#8230;&#8221; </em>diyerek tanıtımı yapılmışsa da,  Birinci Dünya Savaşı az öncesinde, tutucu küçük bir köyde yaşananları  anlatan film &#8220;abla&#8221;nın fikrine göre, <strong>bilincin, </strong>değişip evrilerek <strong>dönüştüğü, </strong>çok özel zaman devrelerinden birinin başlangıcını anlatan, muhteşem  bir film!</p>
<p><em>Tanrı&#8217;nın temsilcisi </em>sert, hoşgörüsüz <strong>peder</strong>,  &#8220;kuzuları&#8221;na manevî dehşetler salarak onlara hükmederken, <strong>baron</strong>,  açlıkla korkutarak, emeklerini sömürmeyi sürdürür; <strong>baba</strong>, doğal  hakkını kullanarak kızının cinselliğinden faydalanırken, <strong>erkek  egemenliği</strong>, izleyicinin, <em>&#8220;bu insanlar bunca trajediyi nasıl  kaldırabiliyorlar?&#8221;</em> diye sorduğu bu noktada, <strong>kaba algı</strong>nın,  yerini daha incelikli algıya bırakmaya başladığı <em>-bilincin dönüşümüne  rastlayan-</em> o olağanüstü zaman parçalarından birinde, alttan alta,  yavaşça sorgulanmaya başlanır.</p>
<p>Kanlı gerilime hiç iltifat etmeyip<em> &#8220;kan görmek istesem mezbahaya  giderim!&#8221;</em> diyen &#8220;abla&#8221;nın fikrine göre, <em>çok beğendiği </em>gerilim  ustası Hitchcock, anlaşılır, izlenebilir güzelim öykülerini anlatırken  izleyici gerilse de, olaya güvenli bir mesafeden bakar. Haneke, özenle  belirsiz kalır, şiddetin anlamı, dayanağı yoktur, izleyici diken  üzerinde otururken <em>-Ölümcül Oyunlar&#8217;daki gibi- &#8220;bunun bir film  olduğuna dair&#8221;</em> uyarılsa da, öylesine işin içine çekilmiştir ki,  uyanmayı reddeder. &#8220;Abla&#8221;ya kalırsa, <strong>Haneke</strong>, bu noktada <strong>Hitchcock</strong>&#8216;un  seslendiği, insan doğasının <strong>karanlık yanın bir alt tabakası</strong>na  inmeyi, oradan kanırtmayı mükemmel biçimde başarmıştır.</p>
<p>İki kere, <em>akla zarar</em><strong><em> &#8220;Tabii ki <span style="text-decoration: underline;">de!</span>&#8220;</em></strong> ifadesinin geçmesi yetmezmiş gibi, siyah beyaz filmin, kar, tarla  türünden tümüyle açık zemin üzerine serilen, <strong>laser <em>beyaz</em> altyazısı</strong>, Haneke&#8217;nin yarattığı gerilimi katlayarak, öğretmenin  anlattığı öykünün güme gitmesine neden olur! &#8220;Abla&#8221;, eskiden  altyazıların siyah incecik konturları olduğu, <em>her ahvâl ve şartta </em>rahatça  okunduğu zamanları hasretle anar, görünmeyen altyazıyı okumaya  çabalarken, geniş koltuklara yayılınca kendilerini evlerinin salonunda  zannederek yanındakiyle sohbete dalan, haşır huşur birşeyler yiyen arka  sıranın desteğiyle, <em>atmosferiyle muhteşem</em> film, giderek  katlanması zor bir zahmete dönüşür. Öyle ki, kızıyla, uzun zamandır  yaşamadıkları türden gerilim, zıtlaşma ve atışma yaşayan &#8220;abla&#8221;, geceyi  göğsünde, kalbini yaran gümüş bir hançerin, son kötücül kaygı, korku,  nefret, öfke benzeri tortuları akıttığı imgesiyle, ağrıyla arınarak  geçirir.<br />
 <strong></strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/zaman-yolcusunun-karisi-ve-beyaz-bant.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali sonrası &#8220;abla&#8221;nın yıldız listesi</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/29-uluslararasi-istanbul-film-festivali-sonrasi-ablanin-yildiz-listesi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/29-uluslararasi-istanbul-film-festivali-sonrasi-ablanin-yildiz-listesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2010 19:31:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1371</guid>
		<description><![CDATA[Festival boyunca iki hafta her sabah yürüme alışkanlığının yarattığı dürtmeyle, kızını da kalkındırıp, konuşa söyleşe Taksim&#8217;e yürüyen &#8220;abla&#8221;, alışveriş yapmak isteyen kızından ayrılıp Beyoğlu Sineması&#8216;nın olduğu Halep Pasajı&#8216;na girer; aşağı inecekken, odasının kapısı açık -kendisini, Zeki Demirkubuz&#8217;la tanıştıralı gönlünde yeri ayrı- işletmeci beyle selamlaşır, ayaküstü bir sohbet tutturur. Bir sonraki festivale dek vedalaşırlarken, &#8220;inşallah, bakalım ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Festival boyunca iki hafta her sabah yürüme  alışkanlığının  yarattığı dürtmeyle, kızını da kalkındırıp, konuşa söyleşe Taksim&#8217;e  yürüyen  &#8220;abla&#8221;, alışveriş yapmak isteyen kızından ayrılıp <strong>Beyoğlu Sineması</strong>&#8216;nın   olduğu <strong>Halep Pasajı</strong>&#8216;na girer; aşağı inecekken, odasının kapısı  açık  <em>-kendisini, Zeki Demirkubuz&#8217;la tanıştıralı gönlünde yeri ayrı- </em>işletmeci  beyle selamlaşır, ayaküstü bir sohbet tutturur. Bir sonraki festivale  dek  vedalaşırlarken, <em>&#8220;inşallah, bakalım o zaman kadar&#8230;&#8221;</em> der  işletmeci bey, &#8220;<em>Alkazar  salonlarına talip olduk, malsahibi, yandaki mağaza da onun, öyle bir  para istedi ki kira olarak&#8230; Filmekimi&#8217;ni Atlas&#8217;ta yapacaklar, biz de  katılmak istedik, bakalım&#8230;&#8221; </em>Sohbet sonunda; <em>“</em><em>sinemaya  gitmeye üşenip, </em><em>korsan mı  değil mi bakmadan edindiğimiz filmleri, evlerimizde oturup izlediğimiz  sürece, salonlar  kapanmaya mahkûm…” </em>diyerek görüş bildiren “abla” hiç de umutsuz  değildir; Gençliğinde gittiği, Zincirlikuyu, Ortaköy, Kadıköy&#8217;ün ara  sokaklarında, ülkelerinde yasaklanmış, dağıtım şirketleri şartlarına  uyamayıp kenarda kalmış filmleri gösteren, küçük, soğuk, rutubetli  Kültür Merkezleri&#8217;nden bilir  ki, kendisini sinema  aracılığıyla ifade etmeye kararlı insanlar her zaman olacak, filmler  çekilecek, <em>-İstiklâl Caddesi’ne paralel sokaklardan birinde,  Kasımpaşa’ya inen merdivenlerin başındaki pasajda olduğu gibi- </em>minicik,    salaş bir mekânda da olsa, o filmler bir yolunu bulup izleyicisiyle  buluşacak…</p>
<p>İKSV&#8217;na büyük teşekkür duyarak, <em>emekli tarifesi</em> hafta içi 3.5 liradan <em>-Akbank Galaları&#8217;ndan 3, Uluslararası  Yarışma&#8217;dan 3, Sinemada İnsan  Hakları Yarışması&#8217;ndan 1, Türk Sineması Ulusal Yarışma&#8217;dan 2,  Yarışma Dışı 2, Dünya Festivallerinden 9, Yıllara Meydan  Okuyanlar&#8217;dan 1, Genç Ustalar&#8217;dan 5, Antidepresan 6, Mayınlı Bölgeden 4,  Canlandırma Sineması Estonya&#8217;dan 2, 30 yılın en iyi ilk  filmleri&#8217;nden 1, İstanbul: İçeriden ve Dışarıdan bölümünden 4,  Büyüleyici  İsyancılar&#8217;dan 2, Elia Suleiman&#8217;dan 1 </em><em>ile</em><em> Açılış filmi ve  Yeni Türk Sineması  bölümünden 1 olmak üzere- </em>toplam 48 film izleyen, Antidepresan  bölümü filmlerini öncelediği için, kızkardeşine yöneltilen <em>&#8220;ablan  depresyonda mı?&#8221;</em> sorusuyla karşılaşan &#8220;abla&#8221;, ilk on film için eleme  yapmakta zorlanır; birini, diğeri önüne/ardına koyma konusundaki  kararsızlığı yüzünden şöyle bir liste oluşturur:</p>
<p><strong>Kosmos, Elveda, Koca Dünyada Kurtuluş Pusuda, Troçki, Bay  Hiçkimse, Özgürlük, Şeref Madalyası, Patenci Kızlar, Öksüz, Akıntıya  Karşı.</strong></p>
<p>10 dakika süren reklamların galibi; 48 değil, 148 kez izlese  bıkmayacağı,<em> -öyküsü Mısır&#8217;da biten Eleanor ile, Tibet&#8217;te biten çevre  ve hayvan hakları koruyucusu genç kız versiyonuyla izlediği, bir de  görmeyip </em><em>çok </em><em>merak ettiği salgınlı, karantinalı olanı-, </em>aynı  çekimi değişik metinle sunma yaratıcılığı ve becerisiyle &#8220;abla&#8221;nın  hayranlığını kazanan Akbank filmi!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/29-uluslararasi-istanbul-film-festivali-sonrasi-ablanin-yildiz-listesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bal, Savaş Sırasında Yaşam, Bay Hiçkimse</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/bal-savas-sirasinda-yasam-bay-hickimse.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/bal-savas-sirasinda-yasam-bay-hickimse.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Apr 2010 11:55:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Allison Janney]]></category>
		<category><![CDATA[Bora Altaş]]></category>
		<category><![CDATA[Ciaran Hinds]]></category>
		<category><![CDATA[Diane Kruger]]></category>
		<category><![CDATA[Erdal Beşikçioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Jaco Van Dormael]]></category>
		<category><![CDATA[Jared Leto]]></category>
		<category><![CDATA[Sarah Polley]]></category>
		<category><![CDATA[Semih Kaplanoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Shirley Hendersen]]></category>
		<category><![CDATA[Tülin Özen]]></category>
		<category><![CDATA[Todd Solondz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1369</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali son günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Bal, Savaş Sırasında Yaşam, Bay Hiçkimse Türkiye- Almanya, 2009 yapımı Bal: Yönetmen Semih Kaplanoğlu, oyuncular Bora Altaş, Erdal Beşikçioğlu, Tülin Özen&#8230; Süt&#8217;te, özellikle sonda, madenci ışığına çakılı uzun durağan sahnelere bakarak, Yusuf üçlemesinin son bölümünde izleyicinin, 45 dakika süreyle Yusuf&#8217;un vesikalık fotoğrafına bakması ihtimalinin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali son günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Bal, Savaş Sırasında Yaşam, Bay Hiçkimse</strong></p>
<p><strong></strong>Türkiye-  Almanya, 2009 yapımı <strong>Bal</strong>: Yönetmen<strong> Semih Kaplanoğlu</strong>,  oyuncular <strong>Bora Altaş, Erdal Beşikçioğlu, Tülin Özen</strong>&#8230; Süt&#8217;te, <em>özellikle  sonda,</em> madenci ışığına çakılı uzun durağan sahnelere bakarak, Yusuf  üçlemesinin son bölümünde izleyicinin, <em>45 dakika süreyle </em><em>Yusuf&#8217;un  vesikalık fotoğrafına bakması ihtimali</em>nin altını çizen &#8220;abla&#8221;yı  utandırır tempoyla Bal, Yusuf&#8217;un babasının ölümüyle biten ilk okul  yılını anlatır. Karadeniz&#8217;e, yaylalarına, insanına aşina ve âşık &#8220;abla&#8221;,  filmin aldığı ödüllerin bir kısmının yörenin muhteşem doğasına  gittiğini düşünürken haklıdır. Bir şeyin eksikliğini fazlasıyla  hisseder; birbirleriyle, <em>kendine özgü müziği olan yerel dille  konuşmak </em>yerine, insanların konuştuğu <em>tertemiz </em>İstanbul  Türkçesi, &#8220;abla&#8221;ya <em>&#8220;anlaşılmaz da olsa yerel dille konuşulsaydı, bu  film kimbilir ne muhteşem olurdu!&#8221; </em>dedirtir.</p>
<p>ABD, 2009 yapımı <strong>Savaş Sırasında Yaşam: </strong><em>Yönetmen,  &#8220;abla&#8221;nın yıllar önce yine festivalde izleyip bayıldığı Mutluluk&#8217;un  yönetmeni</em><strong> Todd Solondz</strong>, oyuncular <strong>Shirley Hendersen,  Ciaran Hinds, Allison Janney</strong>&#8230; <span style="text-decoration: underline;">Akbank Galaları</span> bölümünden:  Ailenin, her biri ayrı bunalım yaşayan kadınlarını, cinsel takıntılarını  <em>&#8220;ti&#8221;</em>ye alan Solondz, <em>görünen o ki,</em> aklındaki <em>-özellikle  ve öncelikle-</em> pedofili konusuna yanıt bulamamış: Mutluluk(1998)&#8217;ta,  akranı oğlanlara ilgisini farkedip, sevgisi elde etme uğruna, babasına  kendisini <em>&#8220;öneren&#8221;</em> oğul <em>-artık- </em>üniversiteye gitmekte,  bonobo maymunları arasındaki ensest ilişkiler üzerine tez  hazırlamaktadır. <em>Terapi de gördüğü </em>hapisten çıktığında,  kendisini, üniversitedeki odasında ziyarete gelip özür dileyen babasına  tezini, <em>&#8220;baba oğulla, kızıyla, ana oğluyla</em><em>&#8230; huzur  içindeler&#8230;&#8221; </em>diye anlatır. Filmin sonunda <em>-bu kez-</em> küçük  oğlan, öldüğü söylenen babası hakkındaki gerçeği bilerek, <em>-adamın  siyah takım elbisesiyle karşı kaldırımdan sessizce süzüldüğü sahnede,  beride- &#8220;ben&#8221; </em>der, <em>&#8220;babamı istiyorum!&#8221;</em></p>
<p>Tarihin bir döneminde soyu/soyluluğu korumak amacıyla  kızkardeşleriyle  evlenen krallar geleneğinden haberli &#8220;abla&#8221;, <em>-çekinik olup, aile içi  ilişkide tekrarlanarak baskın hâle gelen arızalı genin sakatlıklara  neden olması dışında- </em>ensestin, nasıl olup da gelenekten tabuya  dönüştüğünü merak eder.</p>
<p>Fransa-Almanya-Kanada-Belçika, 2009 yapımı <strong>Bay Hiçkimse: </strong>Yönetmen<strong> Jaco Van Dormael</strong>, oyuncular <strong>Jared Leto, Sarah Polley, Diane  Kruger</strong>&#8230; <span style="text-decoration: underline;">Akbank Galaları </span>bölümünden: 2092 yılında, Dünyada  kalmış son ölümlü, 117 yaşındaki Bay Némo Hiçkimse, hakkında birşey  bilmeyen doktorun hipnotize etmesiyle, parça parça hatırlar. Ayrılmak  üzere olan anne babası, peronda, aralarındaki Nemo&#8217;ya, <em>küçük bir  çocuk için </em>çok ağır bir soru sorarlar; <em>&#8220;annesiyle gitmek mi  ister, babasıyla kalmak mı?&#8221; </em>Tren hareket eder, Nemo koşar, bir  parçası trene yetişir, annesiyle gider, diğer parçası babasıyla kalır,  ağır, depresif bir yaşam sürer. Komşu kızlardan, akranı üçü, çeşitli  biçimlerde Nemo&#8217;nun yaşamlarına girer, eşi olur. Bu uzun yaşamlarda  birkaç ölüm biçimi deneyimlenir; Nemo&#8217;nun <em>ana babası arasında </em>parçalanması  sınırsız sayıda olasılığa yol açmıştır.</p>
<p>&#8220;Telomerizasyon&#8221;dan önce <em>nasıl yaşadıklarını</em> bilmek isteyen  gazetecinin, müzeden yürüttüğü makaralı teybine, <em>&#8220;sigara içtik, et  yedik, âşık olduk&#8230;&#8221;</em> diye anlatan Nemo, Anna&#8217;nın yaptığı  hesaplamalarla varıp bildirdiği tarihe, saate dek yaşamayı başarır ve <em>-Big  Bang ile varolmuş düzen tersine dönüp Big Crush başlangıcında- </em>yüreğinde  taşıdığı aşkla sonsuzluğa yürür.</p>
<p>Mars&#8217;a giden turist grubunun, gördüğü yığınla bisiklet için <em>&#8220;işçilik  burada Çin&#8217;den daha ucuz!&#8221; </em>yaklaşımı, Elise&#8217;in saçlarını kestiği  aşkını tanımayıp yıllar önceki fotoğrafına bakıp ağlayışı, güzel  bilimkurgusal mekânlar, Mars&#8230; &#8220;Abla&#8221;nın çok beğendiği, bir yanıyla  komik film, <em>&#8220;vizyona girer girmez, ilk fırsatta bir daha izlenesi  filmler&#8221;</em> grubundadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/bal-savas-sirasinda-yasam-bay-hickimse.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kars Öyküleri, Yepyeni Bir Hayat, Geride Kalan</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/kars-oykuleri-yepyeni-bir-hayat-geride-kalan.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/kars-oykuleri-yepyeni-bir-hayat-geride-kalan.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Apr 2010 19:26:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Özcan Alper]]></category>
		<category><![CDATA[Ahu Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkü Oktay]]></category>
		<category><![CDATA[Ayda Aksel]]></category>
		<category><![CDATA[Berna Adıgüzel]]></category>
		<category><![CDATA[Elia Suleiman]]></category>
		<category><![CDATA[Emre Akay]]></category>
		<category><![CDATA[Erol Babaoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Kim Sae-ron]]></category>
		<category><![CDATA[Ko A-sung]]></category>
		<category><![CDATA[Ounie Lecomte]]></category>
		<category><![CDATA[Park do-yeon]]></category>
		<category><![CDATA[Rıza Akın]]></category>
		<category><![CDATA[Saleh Bakri]]></category>
		<category><![CDATA[Samar Qudha Tanus]]></category>
		<category><![CDATA[Zehra Derya Koç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1366</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 15. günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Kars Öyküleri, Yepyeni Bir Hayat, Geride Kalan Türkiye, 2010 yapımı Kars Öyküleri: Yönetmenler Özcan Alper, Zehra Derya Koç, Ülkü Oktay, Ahu Öztürk, Emre Akay, oyuncular Berna Adıgüzel, Rıza Akın, Ayda Aksel, Erol Babaoğlu&#8230; Yarışma dışı bölümden, katalogda, &#8220;Ankara Sinema Derneği&#8217;nin 2007&#8242;de Gezici Festival kapsamında ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 15. günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Kars Öyküleri, Yepyeni Bir Hayat, Geride Kalan</strong></em></p>
<p>Türkiye,  2010 yapımı <strong>Kars Öyküleri</strong>: Yönetmenler <strong>Özcan Alper, Zehra  Derya Koç, Ülkü Oktay, Ahu Öztürk, Emre Akay, </strong>oyuncular <strong>Berna  Adıgüzel, Rıza Akın, Ayda Aksel, Erol Babaoğlu</strong>&#8230; Yarışma dışı  bölümden, katalogda, <em>&#8220;Ankara Sinema Derneği&#8217;nin 2007&#8242;de Gezici  Festival kapsamında düzenlediği  Kısa Film Senaryo Yarışması&#8217;nın teması, &#8220;Kars&#8221; olarak belirlenmişti.  Kazanan beş senaryo beş ayrı kısa film olarak çekildi ve Kars Öyküleri  adlı uzun metrajlı film ortaya çıktı. Kars ve çevresinde yapılan  çekimlerde birçok oyuncu gönüllü olarak rol alıp bu projeyi destekledi.  Kars Öyküleri 2010 Rotterdam Film Festivali&#8217;nin Parlak Gelecek bölümüne  seçildi ve dünya prömiyeri burada gerçekleştirildi.</em>&#8221; cümleleriyle  tanıtılan filmi izlemek üzere Beyoğlu Sineması&#8217;na inen &#8220;abla&#8221;, bir  kısmını filme emeği geçenlerin oluşturduğu kalabalıkla karşılaşır.</p>
<p>Gösterim sonrası, <em>&#8220;abla&#8221;nın büyük hayranlık duyduğu Sonbahar&#8217;ın  yönetmeni</em> <strong>Özcan Alper</strong> <em>(Moto Guzzi)</em> dışında, <strong>Zehra  Derya Koç </strong><em>(Kül)</em><strong>, Ülkü Oktay </strong><em>(Zilo)</em><strong>, Ahu  Öztürk</strong><em> (Açık Yara)</em><strong>, Emre Akay</strong> <em>(Küçük Bir Hakikat)</em>,  izleyicilerin sorularını yanıtlarlar: <em>&#8220;Size ne esin verdi?&#8221;</em> sorusu, <em>&#8220;Kars&#8217;ın uzaklığı&#8230; babamla olan mesafem&#8230; Adana&#8217;da geçen  bir öyküydü, Kars&#8217;a uyarladım&#8221;</em> yanıtları alır. <em>Kars&#8217;ın ayağa  kalkmak için bu desteğe ihtiyacı olduğunu</em> söyleyen hanıma yanıt, <em>İnat  Hikâyeleri oyuncusu </em><strong>Tuncel Kurtiz</strong>&#8216;den gelir<em>: &#8220;Eski Kars  belediye başkanı <strong>Naif Alibeyoğlu</strong>, 3 yıl festival yapmıştı, yeni  başkana bir telgraf çekelim, lütfen değil, bu filmlerin galasını, yap!  diyelim</em>&#8220;. <em>&#8220;Yöresel ağız hiç kullanılmadı, neden?&#8221;</em> sorusu <em>&#8220;bu  soru Reha Erdem&#8217;e sorulmuyor&#8230;&#8221;</em>, Emre Akay<em>&#8216;</em>dan <em>&#8220;benimki  İstanbul özentisi bir ailenin karikatürüydü zaten&#8230;</em> &#8221; Ahu  Öztürk&#8217;den, <em>&#8220;ben, bizim köyün ağzını kullanmaya çalıştım&#8221; </em>yanıtı  alır. <strong>Gezici Film</strong> için, önerenlere, Artvin&#8217;i görüp çok etkilenmiş  olan &#8220;abla&#8221;nın içtenlikle katıldığı sohbet, yapımcı <strong>Ahmet Boyacıoğlu</strong>&#8216;nun,  <em>&#8220;çok yardım ve destek aldık, sıfır bütçe ile çalışıldı&#8221;</em> sözleriyle sonlanır.</p>
<p>Güney Kore-Fransa, 2009 yapımı <strong>Yepyeni Bir Hayat</strong>: Yönetmen <strong>Ounie  Lecomte, </strong>oyuncular <strong>Kim Sae-ron, Park do-yeon, Ko A-sung</strong>&#8230;  Genç Ustalar bölümünden, <span style="text-decoration: underline;">laser altyazılı</span> vizyon sırası bekleyen  film, babaanne, üvey anne, yeni doğan bebek ortamında kendisine yer  kalmadığından, sevgili babası tarafından evlât verilmek üzere  yetimhaneye bırakılan 9 yaşındaki kızın öyküsünü anlatır: Uzun zaman  babasını bekleyen, alışmaya direnen zekî kız zamanla bir arkadaş edinir  ama, onun da yeni bir aile bulması çok sürmez. Fransız bir aile  tarafından alınıp Paris&#8217;te büyüyen yönetmenin yaşamından izler taşıyan  çok güzel filmin bitiminde, <em>babasının kızı terketmesinin ne kötü  olduğunu</em> söyleyen arkadaşına &#8220;abla&#8221;nın yanıtı, <em>&#8220;hepimizin  hayatında buna benzer hikâyeler yok mu? Küçük kız kadar babası da  ölünceye dek bu durumla yaşayacak/uğraşacak&#8230;&#8221; </em>olur.</p>
<p>Çıkışta kızkardeşinin de eklenmesiyle, sıcak demleme çay içmek üzere  Beyoğlu Sineması Cafe&#8217;sine inen <em>üşümüş </em>üçlü, sıkı bir sinema  sohbeti tutturmuşken ara verir, <em>kendini yazar ilân edeli, </em><strong>birmilyonkalem</strong>&#8216;den  aldığı İLK ÖDÜLÜ duyuran &#8220;abla&#8221;yı kutlarlar; <em>&#8220;şampanya&#8221;</em>dan  sözederlerse de, ego&#8217;su Sebastian&#8217;ı azdırmak istemeyen &#8220;abla&#8221;, <em>evyapımı  cevizli kekle, demleme çayın yeterli olduğu</em> fikrindedir.<br />
 <strong><br />
 </strong>İngiltere- İtalya-Belçika-Fransa, 2009 yapımı <strong>Geride Kalan</strong>:  Yönetmen <strong>Elia Suleiman, </strong>oyuncular <strong>Elia Suleiman, Saleh Bakri,  Samar Qudha Tanus</strong>&#8230; Şair, Vakanüvis ve İsyancı: Elia Suleiman  bölümünden: Direniş savaşcısı babasının günlükleri, annesinin sürgündeki  aile üyelerine yazdığı mektuplar aracılığıyla, ailesinin, 1948&#8242;den  annesinin ölümüne dek geçen sürede yaşadıklarını, halen duvarlar arasına  tıkılıp <em>&#8220;İsrailli Araplar&#8221;</em> etiketi altında ülkelerinde azınlık  durumunda yaşayan Filistinliler&#8217;in öyküsünü, <em>kimi bölümleri çok komik  biçimde</em> anlatır. <em>Elia Suleiman&#8217;ın </em>babasının, <em>düzenli  olarak </em>üzerine benzin döken komşuyu caydırmaya gitmesi, alkolik  komşunun <em>-mantığıyla ürettiği müthiş-</em> İsraillileri altetme  formüllerini dinlemesi, balığa gittikleri kıyıda sürekli gözlenmeleri,  evde yatağın altında serili bulgurun barut sanılması, disco&#8217;da danseden  gençlere sokağa çıkma yasağını anons eden devriye, bebek arabasıyla  sokağı geçen anne dolayısıyla lâstik yakıp devriye taşlayan gençlerin  eylemlerine ara vermeleri gibi çok duyarlı, hoş sahneler, izleyiciye,  yüzyılın trajedisini yaşayan insanların yaşamlarına içeriden, içten bir  bakış sağlar.</p>
<p>Gösterim sonrası izleyicinin sorularını yanıtlayan Elia Suleiman,  anılara dayanan filmi dolayısıyla yöneltilen <em>&#8220;hafıza, ihanet ve  sadakat konusunda ne düşünüyorsunuz?&#8221;</em> sorusunu, <em>&#8220;keşke daha basit  bir soruyla başlasaydık&#8230;&#8221; </em>diye karşılar, &#8220;<em>tarihi yeniden  üretir gibi hissediyorum kendimi, bir yandan da bu, bir anlamda kendimi  korumak&#8230;</em> <em>doğruyu söylemek gerekirse, yaşadıklarımla müzikle  yorumluyorum&#8230; izleyici yalnızlığı içinde bir keyif alırsa bu bir  demokrasi alanı açacaktır.</em>&#8221; <em>&#8220;Elia Suleiman, neden hiç konuşmuyor  filmde?&#8221;</em> sorusu <em>&#8220;bunu başta strateji olarak saptamamıştım,  yöneten, hikâye anlatıcıyken, bir de oynayınca daha şeffaf bir rehber  rolü benimsedim, ifadem de yok, duygularımı saklamayı seçtim.</em>&#8221;  yanıtı alır. <em>&#8220;Filistin&#8217;de duvarlar yapılıyor, ağaçlar sökülüyor,  insanlar göçe zorlanıyor, bu trajikomik bir şey, Suleiman, Chaplin tarzı  espriyle, bakışla mı bakıyor hayata</em>,<em> izleyen filmi yine ailenin  geçmişinden mi olacak?&#8221; </em>diye soran izleyiciye, <em>&#8220;Açıkçası emin  değilim. </em>-Yeni proje için-<em> geçmişte bir fikir tarafından, yazmaya  itec</em><em>ek kadar dürtülmeyi beklerdim</em><em>. Birkaç fikrin  karışımından oluşacak sanırım, şimdilerde masaya oturup yazmaktan  kaçınıyorum, ne zaman olacağını beklemekteyim aslında&#8230;&#8221;</em> yanıtı  verir.<strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/kars-oykuleri-yepyeni-bir-hayat-geride-kalan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıntıya Karşı, Elveda, Hırs</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/akintiya-karsi-elveda-hirs.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/akintiya-karsi-elveda-hirs.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 19:11:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür Uyanık]]></category>
		<category><![CDATA[Alexandra Maria Lara]]></category>
		<category><![CDATA[Christian Carion]]></category>
		<category><![CDATA[Cristian Mercado]]></category>
		<category><![CDATA[Emir Kusturica]]></category>
		<category><![CDATA[Guillaume Canet]]></category>
		<category><![CDATA[James Powell]]></category>
		<category><![CDATA[Javier Fuentes-Leon]]></category>
		<category><![CDATA[Lorna Beckett]]></category>
		<category><![CDATA[Manolo Cardona]]></category>
		<category><![CDATA[Tatiana Astengo]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Shaw]]></category>
		<category><![CDATA[Willem Dafoe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1336</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 14. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Akıntıya Karşı, Elveda, Hırs Peru-Kolombiya- Almanya- Fransa, 2009 yapımı Akıntıya Karşı: Yönetmen Javier Fuentes-Leon, oyuncular Cristian Mercado, Manolo Cardona, Tatiana Astengo&#8230; Uluslararası Yarışma bölümünden sevgi üzerine, Festivalin en iyilerinden muhteşem film, Peru&#8217;da, Okyanus kıyısındaki küçük köyde yaşayan sevilen bir balıkçı, bebek bekledikleri sevgili eşi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 14. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Akıntıya Karşı, Elveda, Hırs</strong></em></p>
<p><strong></strong>Peru-Kolombiya- Almanya-  Fransa, 2009 yapımı <strong>Akıntıya Karşı</strong>: Yönetmen<strong> Javier  Fuentes-Leon, </strong>oyuncular <strong>Cristian Mercado, Manolo Cardona, Tatiana  Astengo</strong>&#8230; Uluslararası Yarışma bölümünden sevgi üzerine, <em><strong>Festivalin  en iyilerinden</strong></em> muhteşem film, Peru&#8217;da, Okyanus kıyısındaki  küçük köyde yaşayan sevilen bir balıkçı, bebek bekledikleri sevgili eşi  ve balıkçının gizli aşkı Lima&#8217;lı ressam arasında yaşananları anlatır.  Karısına ve bekledikleri bebeğe çok bağlı balıkçı, gizlice buluştuğu <em>&#8220;ressam  gibi olmadığı&#8221;</em> iddiasındadır. Birgün birdenbire ortadan kaybolan <em>kayalar  arasına sıkışan cesedi bulunup dinî törenle defnedilmediği  sürece hayaleti yalnız balıkçıya görünen</em> ressamın evine giren genç  bir kızla delikanlı, balıkçının çıplak resimlerini bulurlar.<em> Başlangıçta resimlerle ilgisi olmadığını söyleyen </em>balıkçının karısı,  kocasının ressamı halâ sevdiğini anlayınca, yeni doğan bebeğiyle evi  terkeder. Dindar köylülerin dışladığı balıkçı, <em>yalnız </em>yaşamını  sürdürmeye çalışırken, oğlunun -<em>ağlara takılan-</em> cesedini almaya  gelen annesi ile kızkardeşini görmeye gider; <em>onun burada gömülmek  istediğini, kendisini bu yüzden terkeden karısına karşın bunu yapacağını</em> söyler.</p>
<p>Sevgisinin, yücelten sorumluluğunu kabul eden balıkçının tek başına  omuzladığı sevgilisinin cenazesi ardına, değişmekte olan gelenekleri,  yıkılan tabuları, kırılan önyargıyı  müjdeleyen <em>-daha çok gençlerden- </em>küçük bir grup eklenir.</p>
<p>Gösterim  sonrası izleyici karşısına çıkan filmin yetenekli oyuncusu <strong>Tatiana  Astengo, </strong>filmin ortak yapım olması konusunda, <em>&#8220;Güney Amerika&#8217;da  film yapmanın ne yazık ki tek yolu bu, böyle de olsa severek yapıyoruz&#8221; </em>der.  Bir izleyicinin, Okyanusa defnedilen cenazeyi kastederek, <em>&#8220;Peru&#8217;da  cenaze törenleri böyle mi yapılıyor?&#8221; </em>sorusuna, <em>&#8220;hayır, bu  yönetmenin yarattığı birşey&#8230;&#8221;</em> yanıtı verir. <em>Filme nasıl  yaklaşıldığını</em> soran izleyiciye, <em>&#8220;film Peru&#8217;da Ağustos&#8217;ta  gösterime girecek,&#8221; </em>der, <em>&#8220;Peru halkı çok dindardır, zor olacak  ama çok konuşulacak; ana teması kendimizle barışık olup gurur duymamız; </em><em>filmin </em><em>bir aşk ve cömertlik mesajı var.&#8221;</em> Astengo,<em> kariyeri ile  kaygı duyup duymadığını</em> merak eden izleyiciyi, <em>&#8220;ben büyük  mutlulukla kabul ettim&#8221;</em> diye yanıtlar,<em> &#8220;Los Angeles&#8217;te yaşayan  Peru&#8217;lu yönetmenin ilk filmi, üzerinde çok uzun süre çalışmış, yaşamıyla  da bağlantılı, kendi hayatını ortaya koyduğu için çok cesur olduğunu  düşünüyorum&#8230;&#8221;<br />
 </em><br />
 Fransa, 2009 yapımı <strong>Elveda</strong>:  Yönetmen<strong> Christian Carion, </strong>oyuncular <strong>Guillaume Canet, Emir  Kusturica, Alexandra Maria Lara, Willem Dafoe</strong>&#8230; Dünya  Festivallerinden, izleyicinin <span style="text-decoration: underline;">laser altyazılı</span> izlediği, vizyon  sırası bekleyen film, <em>&#8220;hain&#8221;</em> ilân edileceğini bile bile, gerekli  gördüğü için tarihi değiştirme/yenidenyazma sorumluluğunu alıp Soğuk  Savaşı sona erdiren bir adamın, Albay Grigoriev&#8217;in hikâyesini anlatır.  Fransız bir mühendisle bağlantı kuran, metroda, parklarda buluşup bir  dönemi bitirecek çok önemli bilgiler aktaran Grigoriev, şiir, müzik  üzerine de konuştukları sohbetlerden birinde<em> &#8220;komünizm&#8221; </em>der, <em>&#8220;büyük  rüya!&#8221;&#8230; &#8220;sokaklarınız mutluluk taşıyor&#8221; </em>diye dalga geçen  mühendise yanıtı <em>&#8220;1917&#8242;de ülke ortaçağdaydı&#8221;</em> olur, &#8220;<em>yalnızca  40 yıl içinde uzaya çıktık, bunun anlamını biliyor musun? Şimdi komünizm  tıkandı, tıkanıklığı patlatmak gerek!&#8221; </em>Bu gerekçeyle<em>, </em>aktardığı  belgeler, Ronald Reagan <em>(Amerika Devlet Başkanı) </em>ve François  Mitterrand <em>(Fransa Devlet Başkanı) </em>tarafından değerlendirilirken,  <em>&#8220;Farewell&#8221; </em>ülkesinde deşifre olur; Fransız mühendis ailesiyle<em> -ancak- </em>kaçabilecek zaman bulur. SSCB devlet başkanı Gorbaçov&#8217;un,  1985&#8242;te, <strong>perestroyka</strong> <em>-yeniden yapılanma-</em>, <strong>glasnost</strong><em> -açıklık- </em>dışında seçeneği kalmaz. &#8220;Abla&#8221;nın, genç bir kadınken  yaşayıp kavramakta zorlandığı, Dünyanın yaşadığı bu ânî değişikliğe akla  yakın açıklama getiren film,<em> yine</em> <strong>festivalin en iyilerinden</strong>&#8230;</p>
<p>Günün son filmi için Sinepop&#8217;a giderken Emek Sineması önünden geçen  &#8220;abla&#8221;, gözüne ilişen, duvara üstüste çakılı iki tabelada yazanları not  eder:<br />
 <em>(allta) </em>Melek Sineması, 1924-1957, Salonundaki iki melek  figürüyle İstanbul&#8217;un en güzel sinemalarından biriydi. <em><br />
 (üstte)</em> 10 NİSAN 2010, EMEK SİNEMASI, HALA BURADA, YIKMAK  İSTİYORLAR, YIKTIRMIYORUZ</p>
<p>İngiltere, 2009 yapımı <strong>Hırs</strong>:  Yönetmen<strong> Özgür Uyanık, </strong>oyuncular <strong>James Powell, Tom Shaw, Lorna  Beckett</strong>&#8230; Mayınlı Bölgeden: Thatcher politikalarıyla sınırlanan  video üretimi ve bir oyuncunun ölümü sonucu yarım kalıp depoya atılan  Sokakların Adamı adlı filmin tamamlanmasını takıntı haline getiren  James, sonunda kendisini sapıkça vahşi eylemlerin kahramanı katille  özdeşleştirmekten alıkoyamaz.</p>
<p>Gösterim sonrası, <em>Ankara doğumlu, 30 yıldır İngiltere&#8217;de yaşayan </em>yönetmen  Özgür Uyanık&#8217;ın izleyiciye anlattıkları: <em>&#8220;Fikir 10 yıl önce aklıma  geldi, ben de James gibiydim, depoda Karanlık Kan diye bir film  bulmuştum&#8230; Filmimi sahte belgesel tarzında gerilim diye  nitelendiriyorum&#8230; Sokakların Adamı diye bir film yok aslında, onu da  biz çektik&#8230; Ana tema ego, James durmayı bilmedi&#8230; Bir sonraki filmim  ölümle yaşam arasındaki noktayı anlatan çağdaş bir karafilm olacak&#8230;  Rec., Clover türünde evet ama, orada kayıt aynen gösterilir, ben bir  adım ileri gitmek istedim&#8230; Hırs iyi ama etrafınıza bakıp sistemi  kavramanız, içine girmeniz gerekiyor&#8230; Sokakların Adamı süper film  değil, basit, sadistçe ama James&#8217;in gözünde potansiyel olması  gerekiyordu, senaryoyu bunu düşünerek yazdım&#8230; Evet geçmişimde  Dorothy&#8217;ye benzer bir karakter vardı bana da </em>&#8220;.oksurat!&#8221; <em>diye  seslenen&#8230; James&#8217;in konuştuğu bir sahnede geride görünen Shining  afişini James karakterinin bir parçası olsun diye koydum&#8230; Son sahnede  vahşetin gösterilmemesi stil açısından bir seçimdir, belgeselde de  gösterilmez, Haneke şiddeti kadrajın dışında tutar, sesle izleyicinin  hayâlgücü birleşebilsin diye&#8230; James&#8217;in yaşadığı şeyleri ben de yaşadım  ama karakterimiz çok farklı&#8230; sonuçta filmini bitirdi, ağır bir  maliyeti olsa da&#8230;&#8221;</em><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/akintiya-karsi-elveda-hirs.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İncir Çekirdeği, Kosmos, Heliopolis</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/incir-cekirdegi-kosmos-heliopolis.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/incir-cekirdegi-kosmos-heliopolis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 19:03:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Özgü Namal]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmad Abdalla]]></category>
		<category><![CDATA[Derya Durmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Altuntaş]]></category>
		<category><![CDATA[Hanan Metaweh]]></category>
		<category><![CDATA[Hany Adel]]></category>
		<category><![CDATA[Khaled Abol Naga]]></category>
		<category><![CDATA[Reha Erdem]]></category>
		<category><![CDATA[Selda Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[Sermet Yeşil]]></category>
		<category><![CDATA[Türkü Turan]]></category>
		<category><![CDATA[Veysel Diker]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1334</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 13. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: İncir Çekirdeği, Kosmos, Heliopolis Türkiye, 2009 yapımı İncir Çekirdeği: Yönetmen Selda Çiçek, oyuncular Özgü Namal, Derya Durmaz, Barış Çakmak, Veysel Diker&#8230; Yeni Türk Sineması bölümünden Selda Çiçek&#8217;in, bir ailenin askerden dönen oğullarının kır eğlentisi sırasında mayına basarak ölmesi, kızkardeşinin kendisini sorumlu tutuğu ölüm üzerine ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 13. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: İncir Çekirdeği, Kosmos, Heliopolis</strong></p>
<p>Türkiye, 2009  yapımı <strong>İncir Çekirdeği: </strong>Yönetmen<strong> Selda Çiçek, </strong>oyuncular<strong> Özgü Namal, Derya Durmaz, </strong><strong>Barış Çakmak, </strong><strong>Veysel Diker</strong>&#8230;  Yeni Türk Sineması bölümünden Selda Çiçek&#8217;in, bir ailenin askerden  dönen oğullarının kır eğlentisi sırasında mayına basarak ölmesi,  kızkardeşinin kendisini sorumlu tutuğu ölüm üzerine intiharı, diğer  kızkardeşin ölenin kocasıyla evlenmesi, kocanın eşini unutamayıp başka  bir kadınla yaşaması, annelerinin, gördüğü 7 yıllık psikolojik tedaviye  karşın canına kıymasını anlatan <em>ve gerçek öyküye dayanan </em>ilk uzun  metraj filmi, Mardin&#8217;in muhteşem mekânlarında geçer.</p>
<p>Gösterim sonrası, oyunculardan <strong>Derya Durmaz</strong> ve <strong>Barış  Çakmak</strong>&#8216;la izleyicilerin sorularını yanıtlayan <strong>Selda Çiçek</strong>,<em> filme zaman zaman yabancılaştığını</em> söyleyen, <em>teknik anlamda  çerçevelerde niye boşluk yarattığını </em>soran izleyiciye <em>katılmadığını </em>söyler<em>, &#8220;tam tersini düşünüyorum&#8221;</em> der, <em>&#8220;boşluk  bırakmamaya özen gösterdim.&#8221;</em> <strong>Derya Durmaz</strong> ekler; <em>&#8220;Hayatımızda  bizi acıtan hikâyeler var, Selda bunları kanırtmak istemedi. Boğazda  bir yumru olarak kalsın, ağlayıp unutulmasın istedi.&#8221;</em> <br />
 Filmi beğenen hanım izleyici,<em> &#8220;kadınlar değil, erkekler de daha  iyisini bilmiyorlar,&#8221; </em>der,<em> &#8220;ağlama sızlama olmadan, kadının ne  kadar güçlü olduğunu göstermişsiniz, </em><em>çok güzel anlatmışsınız.</em><em>&#8220;</em> <br />
 <em>Yapımcıyla yakınlığın zorluk yarattığını, yakınlık yoksa yapımcının  kâr amacıyla daha objektif davrandığını </em>söyleyen bir başka izleyici <em>Deli  İbo karakterinin filme ne katkısı olduğunu</em> sorar. <strong>Selda Çiçek</strong>&#8216;in,  <em>&#8220;yapım sorunlu oldu, bunun üzerine yapımcılığı da biz üstlendik,  filmin metaforik yapısı içinde İbo mayına basarak ölen gencin yerine  kondu.&#8221;</em> yanıtına <strong>Barış Çakmak</strong> <em>&#8220;bizler tiyatrocuyuz, Selda  ile konuşarak yaptık, biz bir sorun görmüyoruz&#8221; </em>eklemesi yapar.<br />
 <em>Duygu sömürüsü yapmadan duyarlı anlatım için teşekkür eden</em> izleyici, <em>uyumunu gördüğü oyuncuların nasıl hazırlandıklarını </em>bilmek  ister; <em>Doğu ve Güneydoğu&#8217;da sivil toplum örgütlerinde çalıştığını </em>belirten  <strong>Derya Durmaz</strong>, <em>dinamiklerini kavrayıp oralarda yaşayınca,  üzerine bir ay kadar Mardin&#8217;de kalıp şive koçuyla çalışınca&#8230; </em>der,<strong> Barış Çakmak</strong>, ekler, <em>&#8220;aksandaki müziği kapmak için, Mardin&#8217;e  gelir gelmez birkaç Mardinli arkadaş edindim, böylece hazırlandım.&#8221;</em> <br />
 Yabancı bir hanım izleyici İngilizce olarak, <em>annenin niye intihar  ettiğini </em>sorar, bir de <em>yönetmenin yakın çevresinde intihar  yaşanıp yaşanmadığını </em>bilmek ister. Yanıtın, <em>&#8220;yabancılar için  yabancı olabilir ama, ülkemizde bize bile uzak olan o kadınlar büyük  sorunlar içinde yaşıyorlar&#8230; Cemile 7 yıl sonra bile çocuğunun acısını  atlatamadı, hayatımda böyle bir şey olmadı ama, ben, o yaşta nedensiz  yere bir evlât yitirsem, öyle davranabilirdim&#8221; </em>olduğu güzel kadın  filminde &#8220;abla&#8221;, Cemile&#8217;nin kendini asmasından sonra, <em>boynu bükük</em> İbo&#8217;nun ardısıra, boş taş sokakta, rüzgârın sürüklediği naylon poşet  görüntüsünü çok beğenir.</p>
<p>Bir sonraki seansta Atlas&#8217;ta yerini alan &#8220;abla&#8221; tam önüne gelip  oturan Derya Durmaz&#8217;la, kısa bir sohbet daha dalmışken, sahneye, filmin  iki oyuncusuyla çıkan Reha Erdem, <em>&#8220;biliyorsunuz film yarın gösterime  girecek&#8221;</em> der, <em>&#8220;bu İstanbul&#8217;da ilk gösterim, aslında gala gibi  birşey oluyor&#8221;</em>. Türkiye, 2009 yapımı <strong>Kosmos: </strong>Yönetmen<strong> Reha  Erdem, </strong>oyuncular<strong> Sermet Yeşil, Türkü Turan, Hakan Altuntaş</strong>&#8230;  Yarışma dışı  bölümden Kosmos, <strong>Florent Henry</strong>&#8216;nin harikulade görüntüleri,  yakındaki tatbikatın aralıksız gümbürtüsünü yaran marşandiz homurtusu,  kesintisiz kar savuran rüzgârın dinmeyen vınıltısı, Kosmos ile Neptün&#8217;ün  kendilerine özgü iletişim çığlıklarıyla resmedilip seslendirilen, <em>-&#8221;abla&#8221;nın  gördüğünde bayıldığı- </em>muhteşem Kars&#8217;ın yeri ile göğü arasında  yaşanan,<em> boyutlararası kahramanı</em> Battal&#8217;ın öyküsünü anlatır.</p>
<p>Battal, dehşet içinde kaçar gibi geldiği Kars&#8217;ta suya kapılmış küçük  oğlanı kurtarır, ona can bağışlar. Oğlanın babası Battal&#8217;ı sahiplenir,  kahveci iş ve barınak sağlar ama Battal&#8217;ın tek derdi, <em>&#8220;abla&#8221;nın,  &#8220;Tanrısallığın demo&#8221;su saydığı</em> &#8220;aşk&#8221;tır, kahvedekiler karı  istediğini düşünür, gülüşürler. Battal, yargıdan kaygıdan azade,  içtenlikle, <em>sarılmak istediğini </em>söyler, bir kadının ağrıları için  yeşil reçeteli ilâç çalar, elindeki sigara yanığını onardığı gibi,  astımı şifalandırır, para, <em>-bir enerji biçiminden ibaret olduğunu  kanıtlarcasına-</em> elleri arasından akar da akar&#8230;</p>
<p>Yabancılardan korkmaları gerektiğini düşünenlerle, sınır kapısı  açılsın diye imza toplayanlar, bir tabutla dolaşarak babalarının  zehirlendiği gerekçesiyle otopsi isteyen erkek kardeşler, <em>-kendi  suçluluk duygusundan sıyrılamayıp ölen-</em> dilsiz oğlan, gece göğünü  çizip düşen bir uydu, <em>eriyip donduğu, yine eridiği rüyasını Battal&#8217;a  anlatan, sürgün, </em>20 yıllık öğretmen, insanların, içlerinden gelen  sese kulak verenleriyle ver(e)meyenleri arasındaki ayrımın mihenk taşı, <em>bir  üst titreşim/bilinç düzeyinden emanet</em> Battal, filmin sonunda,  başındaki gibi karlara bata çıka dehşet içinde kaçar/yeni hedefine  koşar. Film, kuyruğunu yutan ejder başlı yılan <strong>ouroboros</strong> gibi,  döngünün mükemmel biçimde tamamlanışıyla sona erer.</p>
<p>Gösterim sonunda, izleyicilerden birinin <em>&#8220;Bu film anlatılamaz,  müthişti, bu deneyim için teşekkürler&#8221; </em>der ve filmi <em>Kars&#8217;ı  görerek mi yaptığını,</em> bir de Battal&#8217;ın dilsiz oğlanın iki parmağını  tuttuğu görüntüyü kastederek, <em>Sixtin Şapel&#8217;i tavan freskine gönderme  olup olmadığını </em>öğrenmek ister. Yönetmenin yanıtı <em>&#8220;Kars&#8217;ı  gördükten sonra yaptım, Sixtin Şapel&#8217;i bilinçli değildi&#8221; </em>olur.<br />
 <em>&#8220;Filmde müthiş ses kurgusu var, Reha Erdem tarzı görülüyor&#8230; Kaç  Para Kaç&#8217;ı özlüyorum, kutluyorum ama orta karar bir film diye  düşünüyorum&#8221; </em>diyen izleyiciden sonra mikrofunu alan bir hanım  izleyici<em> &#8220;Adam yürür, yürür, çocuk yürür, yürür, Fellini Reha  sıkılır&#8230;&#8221; </em>der, <em>&#8220;TV&#8217;de, hazırladığınız filmi izledim, merak  ettim ve geldim, </em><em>çok sıkıldım. Bizim yönetmenlerimiz hızlı  sahneleri 2015&#8242;te mi çekecekler?&#8221; <br />
 </em>Yönetmen &#8220;<em>ben sizin zamanınıza uyum sağlamak peşinde değilim&#8221; </em>der,  alkışlar arasında devam eder <em>&#8220;bu sıkıntı, biz yönetmenlerin  giderebileceği bir şey değil&#8221;</em>. Alkışları kasteden hanım sorar <em>&#8220;bu  insanlar için mi yapıyorsunuz filmlerinizi?..&#8221; </em><br />
 Konuşmalar karşılıklı atışmalara dönüşür, arkadan gelen <em>&#8220;biz  istiyoruz bu filmleri!&#8221;</em> sesleri arasında gerilen sohbet, yaklaşan  seans gerekçesiyle, sona erdirilir.</p>
<p>Mısır, 2009 yapımı <strong>Heliopolis: </strong>Yönetmen<strong> Ahmad Abdalla, </strong>oyuncular<strong> Khaled Abol Naga, Hanan Metaweh, Hany Adel</strong>&#8230; Büyüleyici  İsyancılar: Ortadoğu ve Kuzey Afrika&#8217;dan Bağımsız Sinemalar Seçkisi  bölümünden<em>, -Grekçe Güneş Şehri anlamında, Mısır&#8217;ın en eski  dönemlerinde 13 kez başkent olmuş- </em>Heliopolis, 1956&#8242;dan önce  özellikle Yunanlıların oturduğu, kovulma/terklerinden sonra, hızla  değişmekte olan güzel zengin mahallenin mekânı olduğu, değişik dinlerden  birkaç kişinin, akşamında <em>&#8220;heba oldu koca gün&#8221; </em>diyerek yeni bir  güne hazırlanışlarına dek yaşadıklarını anlatır. Nişanlı çiftin  erkeğinin dile getirdiği <em>&#8220;ilk tanıştığımızda seninle  buluşmaya gelmem iki saati bulurdu, o zamanlar saatlerin hiç mi hükmü  yoktu?&#8221; </em>sözleri &#8220;abla&#8221; için, güzel, sade filmin en anlamlı   cümlesidir.<strong><br />
 </strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/incir-cekirdegi-kosmos-heliopolis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balığa Çıkmak İçin Kötü Bir Gün, Lezbiyen Vampirler, Koca Dünyada Kurtuluş Pusuda</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/baliga-cikmak-icin-kotu-bir-gun-lezbiyen-vampirler-koca-dunyada-kurtulus-pusuda.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/baliga-cikmak-icin-kotu-bir-gun-lezbiyen-vampirler-koca-dunyada-kurtulus-pusuda.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 19:10:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Alvaro Brechner]]></category>
		<category><![CDATA[Andres Monales]]></category>
		<category><![CDATA[Antonelle Costa]]></category>
		<category><![CDATA[Carlo Ljubek]]></category>
		<category><![CDATA[Ewa Strömberg]]></category>
		<category><![CDATA[Gary Piquer]]></category>
		<category><![CDATA[Hristo Mutafchiev]]></category>
		<category><![CDATA[Jess Franco]]></category>
		<category><![CDATA[Jouka Ahola]]></category>
		<category><![CDATA[Miki Manojlovic]]></category>
		<category><![CDATA[Soledad Miranda]]></category>
		<category><![CDATA[Stephan Komandarev]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1328</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 12. günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Balığa Çıkmak İçin Kötü Bir Gün, Lezbiyen Vampirler, Koca Dünyada Kurtuluş Pusuda Adının, Sinema Günleri olduğu, başlangıcından bu yana izleyicisi olduğu Festivalin, 12. gününde gördüğü iki güzel filmle, &#8220;abla&#8221;nın, hele tek filmle Dünyayı değiştirme hayâli taşıyan bir genç yönetmenin ilk işiyse- uzun ve iddialı ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 12. günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Balığa Çıkmak İçin Kötü Bir Gün, Lezbiyen Vampirler, Koca Dünyada Kurtuluş Pusuda</strong></em></p>
<p>Adının, <strong>Sinema Günleri</strong> olduğu,  başlangıcından bu yana izleyicisi olduğu Festivalin, 12. gününde gördüğü  iki güzel filmle, &#8220;abla&#8221;nın,<em> </em>hele <em>tek filmle Dünyayı  değiştirme hayâli taşıyan bir genç yönetmenin ilk işiyse- </em><em>uzun ve  iddialı isim taşıyan </em><em>filmlerin hayâlkırıklığı yarattığına</em> ilişkin önyargısı kırılır.</p>
<p>Sinepop, tek numaralar tarafında  &#8220;abla&#8221;yı karşılayan bey, <em>&#8220;bu film iş yapmaz&#8221; </em>der, <em>&#8220;salon boş,  seni nereye oturtayım?&#8221;</em> İspanya-Uruguay, 2009 yapımı <strong>Balığa  Çıkmak İçin Kötü Bir Gün: </strong>Yönetmen<strong> Alvaro Brechner, </strong>oyuncular  <strong>Gary Piquer, Jouka Ahola, Antonelle Costa</strong>&#8230; Genç Ustalar  bölümünden, Uruguaylı yazar <strong>Juan Carlos Onetti</strong>&#8216;nin kısa  hikâyesinden uyarlama güzel film, eski güreş Dünya şampiyonu Jacop van  Oppen ile <em>kökleri Bizans&#8217;a dayanan ailenin üyelerinden </em>menajeri  Prens Orsini&#8217;nin, ortaya,<em> rakibinin şampiyona 3 dakika dayanması  karşılığında </em>1000 USD koyarak yaptıkları Güney Amerika turnesini  anlatır. Prensin, iki üç yeşil banknot arasına bir tomar kaba kağıt  koyarak ürettiği<em> göstermelik </em>1000 USD, uğradıkları son kasabada, <em>zekâsı  durgun kasları gelişkin </em>sevgilisiyle evlenmek için paraya ihtiyacı  olan gebe genç kadının iştahını kabartır. Orsini, <em>yerel gazeteyi de  işin içine soktuğu </em>dâhice halkla ilişkiler ve küçük ayak oyunlarıyla  son dakikaya kadar güreşi, <em>ya da rakibi </em>iptal etmeye çalışırsa  da, Jacop güreşmekten başka bir şey bilmez, vazgeçmez. Gece ışıklarıyla  morumsu neon rengi film, iyi ve güzel anlatılmış.</p>
<p>Batı Almanya-İspanya, 1971 yapımı <strong>Lezbiyen Vampirler</strong><strong>: </strong>Yönetmen<strong> Jess Franco, </strong>oyuncular <strong>Soledad Miranda, Ewa Strömberg, Andres  Monales</strong>&#8230; İstanbul:İçeriden ve Dışarıdan bölümünden, <em>Avrupa&#8217;da,  yüksek bir duvarla ayrılmış </em>Batı ve Doğu Almanya isimli farklı  siyâsi bölümlerin olduğu yıllardan,<em> filmin yapımından en az 10 yıl  sonra doğmuş gençleri kahkahaya boğan </em>erotik-lezbiyen-vampir-korku  filmi, akranları olmayan &#8220;abla&#8221;yı da çok eğlendirir. Bir boy aynası ve  koca bir şamdan eşliğinde sahnede soyunan lezbiyen çiftten, <em>Kont  Dracula&#8217;nın varisi</em> Kontes Corody ile <em>&#8220;aralarına almaya niyetlendiği&#8221; </em>sarışın güzel  avukatın rüyalar, hayâllerle süren kısa hikâyesi, Corody&#8217;nin terkettiği,  isterik çığlıklarla kıvranan <em>eski </em>sarışını, eski sarışını elinde   tutup vampirlerin Dünyasına geçebilmeyi uman doktor, Corody&#8217;nin  <em>hipnotize</em> katili, sarışın avukatın sevgilisi <em>incecik  bıyıklarıyla pek yakışıklı</em> Ömer, sapkın hademe Mehmet<em> (bizzat  Jess Franco)</em>; İstanbul&#8217;da Uskulan isimli bir tepedeki şato yavrusu,  Büyükada&#8217;dan tekneyle geçilen modern biçimde döşenmiş <em>tekinsiz </em>bir  dizi <em>boş </em>villadan oluşan küçük başka bir ada, cayırtılarla sert  müzik, film boyu çekim ve mantık hataları, bol bol kadın cinselliği,  filmin küçük aksesuarları bir kelebek, bir akrep&#8230; İspanya&#8217;dan Hayat  Boyu Başarı Ödülü almış 80&#8242;li yaşlardaki kült yönetmenden muhteşem bir  film!</p>
<p>Bulgaristan-Almanya-Slovenya-Macaristan, 2008 yapımı <strong>Koca  Dünyada Kurtuluş Pusuda</strong><strong>: </strong>Yönetmen<strong> Stephan Komandarev, </strong>oyuncular  <strong>Miki Manojlovic, Carlo Ljubek, Hristo Mutafchiev</strong>&#8230; Dünya  Festivallerinden çok güzel bir film: Bulgaristan&#8217;da doğan, ana-baba,  büyükanne ve <em>Tavlanın Kralı </em>dedesi arasında sevgiyle büyürken,  dedenin kahvede tavla oynadıkları sırada, komünist rejim aleyhine ettiği  üç beş lâf üzerine, geçmişindeki pürüzler yüzünden işsiz kalmakla  tehdit edilen damadı, karısını ve oğlunu alır, İtalya&#8217;ya iltica eder.  Aylarca, sadece spagetti yedikleri, <em>mülteci başına aldığı 10 USD&#8217;dan  vazgeçmeye niyeti olmayan kamp yönetiminin, &#8220;sınırdışı kararı&#8221;yla tehdit  ederek işlemlerde ayak sürüdüğü </em>kamptan, tavla sayesinde kazandığı  parayla Almanya&#8217;ya geçerlerse de baba, 15 yıl süreyle ortadan kaybolur,  oğlanı annesi bir başına büyütmek zorunda kalır. Nihayet üçü bir araya  gelir; yıllar sonra değişen rejimin esnettiği ülkelerine giderken  geçirdikleri kazada ana baba ölür, delikanlı hafızasını yitirir. Film,  dede ile torunun tümüyle gerçek mekânlarda, doğada konakladıkları, arada  İtalya&#8217;daki <em>artık kapatılmış</em> kampa uğrayıp, Almanya&#8217;dan <em>-Alpler&#8217;i  aşarak- </em>Bulgaristan&#8217;a, çift kişilik bisikletle yaptıkları,<em> delikanlının hafızasını kazandığı </em>uzun yolculuğu anlatır.<em> Bulgar  asıllı </em>Alman yazar <strong>İlija Trojanov</strong>&#8216;un özyaşam öyküsü,  &#8220;abla&#8221;ya, ortanca kızkardeşinin asistanlarından Adnan&#8217;ın,  Bulgaristan&#8217;dan, <em>-küçücük bir oğlanken iki ay barındıkları kilisede  dibinde yattıkları İsa heykelini unutamadığı-</em> İsveç&#8217;e, Almanya&#8217;ya,  oradan Türkiye&#8217;ye uzanan, yıllara yayılan yolculuğunu hatırlatır.</p>
<p>Gösterim  öncesi <em>SİYAD&#8217;çılarla yaptığı tavla turnuvasını kaybeden, herbiri  Stephan isimli </em>yönetmen, yapımcı ve bestecisi izleyici karşısına  çıkar,<em> &#8220;filmimizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz&#8221;</em> derler; <em>&#8220;Tavla  başkenti&#8221; İstanbul&#8217;a, Stephan, Stephan, Stephan üçü de birçok kez gelip  beğendiklerini, (Balat&#8217;taki Demir Kilise adıyla da bilinen) Bulgar  Kilisesi&#8217;nin bir adının Aziz Stephan olduğunu</em> söylerler.</p>
<p>Alkışlarla  sona eren, başrolünde &#8220;tavla&#8221;nın olduğu çok güzel filmin gösterimi  sonunda Stefan üçlüsü, <em>aralarında çok sayıda Bulgaristan göçmeninin  de bulunduğu</em> izleyicilerin sorularını yanıtlarlar: <em>&#8220;Çocukların  bile anlayacağı biçimde, komünizmde kullanılan dile dikkat çekmek  istedik&#8230; bizim için otantik olması önemliydi, çok araştırma yaptık&#8230;  Bulgaristan&#8217;da bir dönem, geçmişten sözetmekten hoşlanılmazdı,  propaganda olarak görürlürdü, ama bizce bu yüzleşme çok önemliydi&#8230;  Filmin sonundaki klarnetçi İbrahim Papazov isimli bir arkadaşımız, bu da  Türkiye ile ortak noktalarımızdan biri, Baba Zula&#8217;dan Murat&#8217;la  konuştuk, ileride belki onu bir filmimizde göreceksiniz&#8230; Kitabı  2000&#8242;de bulduk, sinema diline çevirmek 8 yıl aldı, kitabının ruhunun  filme aktarırken kaybolmaması için çok çabaladık&#8230; yazarın kitabı  hayatıydı, tepkisinden kaygılı ve gergindim, filmin sonunda arkamı  döndüm, gözyaşlarıyla kaplı yüzünü görmek inanılmazdı&#8230; Filmin bütçesi  Bulgaristan için çok büyüktü, ancak %25&#8242;ini karşılayabildi, gerisi  Almanya, Slovenya, Sırbistan&#8217;dan geldi&#8230; Filmdeki, -dedenin 6, 6  zarlarına karşı torunun teki kırılan iki zarla 6, 6, 1 attığı sahne-  bilgisayarla üretilen tek sahneydi&#8230; Hikâyeyi kalbimle seçtim, bir  diğer neden, benim kuşağımın gitmek/kalmak sorunu üzerineydi, aynı  zamanda önce, sonra ve geçiş sürecini en iyi anlatan filmlerden olduğunu  düşünüyorum, tavla oyunu da dahil&#8230;&#8221;</em> <br />
 <strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/baliga-cikmak-icin-kotu-bir-gun-lezbiyen-vampirler-koca-dunyada-kurtulus-pusuda.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özgürlük, Çağrı, Köpek Dişi</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/ozgurluk-cagri-kopek-disi.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/ozgurluk-cagri-kopek-disi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 18:51:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Aggeliki Papoulia]]></category>
		<category><![CDATA[Brenda Blethyn]]></category>
		<category><![CDATA[Christos Stergioglou]]></category>
		<category><![CDATA[Emily Beecham]]></category>
		<category><![CDATA[James Thierree]]></category>
		<category><![CDATA[Jan Dunn]]></category>
		<category><![CDATA[Marc Lavoine]]></category>
		<category><![CDATA[Marie-Josee Croze]]></category>
		<category><![CDATA[Michele Valley]]></category>
		<category><![CDATA[Susannah York]]></category>
		<category><![CDATA[Tony Gatlif]]></category>
		<category><![CDATA[Yorgos Lanthimos]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1325</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 11. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Özgürlük, Çağrı, Köpek Dişi İstiklâl Caddesi başında Fransız Konsolosluğu&#8217;nu geçen geçmez, Belediye Zabıtası yazılı iki Ginger üzerinde, yüzlerinde çok ciddi ifadelerle turlar atan iki genç zabıta görevlisi manzarası, diğerleri gibi &#8220;abla&#8221;nın da pek hoşuna gider. Festivalin başlarında, -Atlas ve Yeni Rüya&#8217;da bazı seanslarda, reklamların ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 11. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Özgürlük, Çağrı, Köpek Dişi</strong></em></p>
<p>İstiklâl Caddesi başında Fransız Konsolosluğu&#8217;nu geçen geçmez, <em>Belediye  Zabıtası</em> yazılı iki Ginger üzerinde, yüzlerinde çok ciddi  ifadelerle turlar atan iki genç zabıta görevlisi manzarası, diğerleri  gibi &#8220;abla&#8221;nın da pek hoşuna gider.</p>
<p>Festivalin başlarında, <em>-Atlas ve Yeni Rüya&#8217;da bazı seanslarda,  reklamların bitiminde birdenbire başlayan, örgütsüz olduğu için çatlayıp  azalarak batan- </em>&#8220;abla&#8221;nın anlamadığı toplu alkış meselesine, Atlas  Sineması&#8217;nda 11:00 seansında perde önünde bekçi düdüğüyle kalabalığı  susturan genç, açıklık getirir: <em>&#8220;Biliyorsunuz Emek Sineması yıkılmak  isteniyor,&#8221; </em>der, <em>&#8220;Mimarlar Odası, sanatçı ve yazarların  desteğiyle Pazar günü saat beşte, Taksim&#8217;de toplanıp Emek&#8217;e kadar  yürüyeceğiz, bir de insan zinciri yapılacak, sinemaseverler olarak bu  eylemleri desteklemenizi bekliyoruz&#8230; şimdi yıkmak isteyenleri  yuhalıyor, alkışlıyoruz&#8221;</em>.</p>
<p>Fransa, 2009 yapımı <strong>Özgürlük</strong>: Yönetmen<strong> Tony Gatlif</strong>,  oyuncular<strong> Marc Lavoine, Marie-Josee Croze, James Thierree</strong>&#8230;  Sinemada İnsan Hakları Yarışması bölümünden,<strong> </strong> &#8220;abla&#8221;nın  bayıldığı, <em>anne tarafından Çingene </em>Tony Gatlif&#8217;in son filmi,  1943&#8242;te Fransa&#8217;da, 15 kişilik bir Çingene ailesinin Belçika&#8217;da bir  kampa, ardından Auschwitz&#8217;e gönderilip, <em>-(Avrupa&#8217;da toplam) 250  bin-500 bin Çingeneyle birlikte-</em> katledilmelerinden önceki <em>gerçek </em>olayları anlatır. Ne yapacaklarını bilmez biçimde, kök, meyve yiyip  ormanda gizlenerek ilerlerken peşlerine takılan ana-babasız bir çocuğun  katılımıyla, her zaman bağbozumunda çalıştıkları köye gelip bildikleri  biçimde sepet satıp, bohçacılık, tencere tamiri ve müzik yaparak para  kazanmaya çalışan Çingenelerin, havanın değiştiğini sezmeleri uzun  sürmez. Hükümet,<em> &#8220;savaş sonuna dek bir yerde konaklamalarını&#8221; </em>şart  koşar, bu naif ve doğuştan özgür insanlar kendilerini güvende  hissetmez, hareketlenirler; ilk konakladıkları yerde <em>kimliklerinin  damgası eksik gerekçesiyle toparlanır</em> bir toplama noktasına  tıkılırlar. Bağ sahibinin veteriner yeğeni, büyükbabasından kalan evi ve  araziyi 10 Frank&#8217;a Çingenelere <em>&#8220;satar&#8221;</em>ak onları kamptan  kurtarırsa da, komşuların düşmanlığı yüzünden ve <em>&#8220;ancak nereye  gittiklerinin kimsenin bilmediği yolda kendilerini özgür&#8221;</em> hissedeceklerinden yine yola koyulurlar; Almanların eline düşene dek&#8230;</p>
<p>&#8220;Abla&#8221;, Dünyanın en eski yerli halkları Kızılderililer, Aborijinler,  Pasifik Ada Halkları gibi, toprak ananın kucağında büyüyüp göğü yorgan  edip uyuyan, hayvanlarıyla, bitkilerle kardeş gibi yaşayan, giderken <em>&#8220;ardakalanlara  şans dileyen&#8221;</em> Çingeneleri, kendine özgü kültürlerini, <em>filmlerinin  bazılarının muhteşem müziklerini de besteleyen </em>içeriden birinin<em> </em>gözünden<em> </em>izlemeye bayılır.</p>
<p>İngiltere, 2009 yapımı <strong>Çağrı</strong>: Yönetmen<strong> Jan Dunn</strong>,  oyuncular<strong> Brenda Blethyn, Emily Beecham, Susannah York</strong>&#8230;  Antidepresan bölümünden olmasına karşın dram havasında gelişen film,  çocukken beyin ameliyatı geçirmek ve Azizlerin hayatları konusunda  kendisini uzman sayan bakıcısının hikâyeleriyle büyümek zorunda kalan  genç bir kızın, Tanrı&#8217;nın çağrısına uyarak yüksek öğrenimini yarıda  bırakıp manastıra kapanma kararı alması, erkek arkadaşının intiharı,  annesinin ölümü, bir bebek doğurmasına karşın yolundan ayrılmamasını  anlatır. Herbiri bir travmayla manastıra sığınmış bir avuç rahibe,<em> insan olarak </em>ellerinden geleni yaparlar, görünüşe göre kimse  diğerinden masum değildir.</p>
<p><em>&#8220;Tanrı tarafından seçilmiş biri olma&#8221;</em>nın arandığı, sınandığı  din/düşünce biçimiyle film, bu  yanıyla &#8220;abla&#8221;ya teğet geçer: O,<em> -eski-</em> Sufiler, <em>-yeni- </em>Yeni   Çağcılar gibi <em>&#8220;Tanrı&#8217;nın eşsiz güzellikte ve özgün bir parçası&#8221;</em> olduğuna inanır; böylece seçme-seçilme gibi, çevresinde suçluluk,  yetersizlik, değersizlik yaratan duygulardan arınarak, tek hedefi  kaynağa dönmek olan yolda, sabırla, sükûnetle yürümeyi seçer.</p>
<p>Yunanistan, 2009 yapımı <strong>Köpek Dişi</strong>: Yönetmen<strong> Yorgos Lanthimos</strong>,   oyuncular<strong> Christos Stergioglou, Michele Valley, Aggeliki Papoulia</strong>&#8230;   Katalog tanıtımının, beğendiği Lars von Trier ve Michael Haneke  adlarını referans vererek &#8220;abla&#8221;yı <em>&#8220;kafaladığı&#8221;</em> hazmı zor film,  Mayınlı Bölge bölümünden. Ebeveyninin hayatın kötülüklerinden korumak  üzere, havuzlu, geniş bahçeli evlerinde tuttuğu, <em>okul ne kelime,</em> TV, telefon bile görmemiş üç genç çocuk, yukarıdan geçen uçakların <em>&#8220;düşmesini&#8221;</em> diler, bahçeye düştüğünü düşündükleri plastik küçük uçaklarla oynarlar;  yasak kelimeler, çocuklara yeni anlamlarla  öğretilir, <em>&#8220;gezinti&#8221;</em> sağlam  yer döşemesi, <em>&#8220;zombi&#8221; </em>küçük sarı çiçek demektir.</p>
<p>Gençlerin, korkularını körükleyen <em>yapay </em>güvenli evde şiddet,  tuhaf biçimde gelişirken, delikanlının seks ihtiyacını gidermek üzere,  babanın eve getirdiği genç kız, bir süre sonra oğlanın kızkardeşlerini  kendi ihtiyaçlarına yönlendirir. Bir takas sırasında el değiştiren, <em>biri  Rocky filmi</em> iki DVD, evden <em>&#8220;</em><em>ancak</em>, <em>köpek  dişlerinden biri düştüğünde dışarı çıkabilecek olgunluğa ulaşacağı&#8230;&#8221; </em>yalanıyla  büyüyen kızlardan birinin, dişini dambılla kırıp, babasının arabasını  bagajına saklanmasına neden olur.</p>
<p>Temel fikriyle &#8220;abla&#8221;ya, <strong>Night Shyamalan</strong> filmi <strong>Köy</strong>&#8216;ü hatırlatan,  hakkında birşey bilmeden izlemenin azim gerektirdiği zahmetli filmin  gösterildiği Yeni Rüya Salonu, gösterim sırasında epeyce izleyicinin  çıkışa yönelmesine sahne olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/ozgurluk-cagri-kopek-disi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rusya&#8217;dan Sevgilerle, Amrika, Gainsbourg</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/rusyadan-sevgilerle-amrika-gainsbourg.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/rusyadan-sevgilerle-amrika-gainsbourg.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Apr 2010 18:46:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Cherien Dabis]]></category>
		<category><![CDATA[Daniela Bianchi]]></category>
		<category><![CDATA[Eric Elmosnino]]></category>
		<category><![CDATA[Hiam Abbass]]></category>
		<category><![CDATA[Joann Sfar]]></category>
		<category><![CDATA[Laetitia Casta]]></category>
		<category><![CDATA[Lucy Gordon]]></category>
		<category><![CDATA[Melkar Muallem]]></category>
		<category><![CDATA[Nisreen Faour]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Shaw]]></category>
		<category><![CDATA[Sean Connery]]></category>
		<category><![CDATA[Terence Young]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1324</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 10. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Rusya&#8217;dan Sevgilerle, Amrika, Gainsbourg İngiltere, 1963 yapımı Rusya&#8217;dan Sevgilerle: Yönetmen Terence Young, oyuncular Sean Connery, Daniela Bianchi, Robert Shaw&#8230; Filmin başında, bir dansözün kıvrak bedenine yansıyan title&#8217;da, önce, kadının göğüslerinde 007, sonra göbeğiyle birlikte seğiren Sean Connery adı okunur. Kataloga göre, Dr. No&#8217;dan sonra, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 10. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Rusya&#8217;dan Sevgilerle, Amrika, Gainsbourg</strong></em></p>
<p><strong></strong><strong></strong>İngiltere,  1963 yapımı <strong>Rusya&#8217;dan Sevgilerle: </strong>Yönetmen <strong>Terence Young,</strong> oyuncular <strong>Sean Connery, Daniela Bianchi, Robert Shaw</strong>&#8230; Filmin  başında, bir dansözün kıvrak  bedenine yansıyan title&#8217;da, önce, kadının  göğüslerinde 007, sonra göbeğiyle birlikte seğiren Sean Connery adı  okunur. Kataloga göre,<em> Dr. No&#8217;dan sonra, serinin ikinci filmi,  İngiltere&#8217;de en fazla hasılat getireni ve en iyi Bond filmlerinden  sayılan </em><em>Rusya&#8217;dan Sevgilerle, </em>1963&#8242;ün İstanbul&#8217;unu <em>bu kez</em> renkli yansıtır. İçerde yapılan takas sırasında, turist grubu rehberi  Ayasofya Camii&#8217;ni köşe bucak anlatır; Kerim Bey&#8217;in Kapalıçarşı&#8217;daki  dükkânından gizli bir geçit Yerebatan Sarnıcı&#8217;na iner, Bond&#8217;la ikisi,  kayıkla,  -<em>Halâskargazi Caddesi üzerinde, &#8220;abla&#8221;nın her zaman önünden  geçtiği güzel taş mozaik patikalı bahçesiyle</em>- Sovyet Konsolosluğu  altına ulaşır, bir periskopla toplantılara sızarlar. Yeşilköy Havaalanı,  Sirkeci Garı, surlar içinde bir çingene obası barınağı&#8230; <em>yine </em>İstanbul:  İçeriden ve Dışarıdan bölümünden&#8230; Sinepop Salonu yarıyarıya boş;  &#8220;abla&#8221; merak eder, &#8220;<em>nostalji deyip ağlanan, maille birbirlerine  habire eski İstanbul resimleri yollayanlar neredeler acaba?&#8221;</em></p>
<p>ABD-Kanada, 2009 yapımı <strong>Amrika: </strong>Yönetmen <strong>Cherien Dabis,</strong> oyuncular <strong>Hiam Abbass, Nisreen Faour, Melkar Muallem</strong>&#8230;  Büyüleyici İsyancılar: Ortadoğu ve Kuzey Afrika&#8217;dan Bağımsız Sinemalar  Seçkisi bölümünden, ılımlı, sevimli göçmen filmi yönetmenin anılarına  dayanmakta. Filistin&#8217;de yaşarken, <em>bankadaki işiyle evi arasındaki 15  dakikalık mesafe, duvardan sonra 2 saate çıkan </em>Muna ile oğlu,  Amerika&#8217;ya göçme hakkı kazanır, 15 yıl önce oraya gidip yerleşmiş  kızkardeşinin yanına gider, yerleşirler. Gümrükte pasaport kontrolü  sırasında, <em>uluslararası düzeyde tanınmış</em> bir ülkeleri  olmadığından, bir de büyükannenin yolluk olarak verdiği bir torba hıyarı  yemek zorunda kaldıklarından sıkıntı çekerler; o hayhuy arasında  kurabiye kutusu, <em>içine Muna&#8217;nın sakladığı 2500 dolarla </em>kayıplara  karışır. Amerika&#8217;nın Irak&#8217;ı işgâli sırasına denk gelen uyum çabaları,  doktor eniştenin yavaş yavaş müşterilerini kaybettiği döneme rastlar. Bu  arada Muna, iki okul ve uzun iş deneyimine karşın <em>ancak </em>hamburgercide  iş bulur. Çocukların okuldaki yeniyetme itişkakışına ise, arabalarının  camına yazdıkları gibi &#8220;ALKADE&#8221; boyutu eklenir. Bereket müdür, Polonyalı  bir Yahudidir de, <em>&#8220;&#8230;biz Müslüman bile değiliz&#8230;&#8221; </em>diyen  Muna&#8217;yı destekler, meseleler büyümez.</p>
<p>&#8220;Abla&#8221;, daha önceleri, yaşadıklarını olduğu gibi yansıtarak, <em>-empati  becerisi yüksek kendisine- </em>olağanüstü acı yükleyen filmler yerine,  giderek, gülmecenin karışıp trajediyi hafiflettiği filmler yapılmasını;  öfkenin, nefretin sürdürülmesinden bir yere ulaşamayacaklarını anlayan  tarafların, <em>-yeni bilinç düzeyi etkisiyle genişleyen-</em> hoşgörülü,  affeden filmler üretmelerini sevinçle karşılar.</p>
<p>Fransa-ABD, 2010 yapımı <strong>Gainsbourg: </strong>Yönetmen, <em>kendi çizgi  romanından uyarlayarak</em> <strong>Joann Sfar,</strong> oyuncular,<em> çok başarılı  casting ile</em> <strong>Eric Elmosnino, Lucy Gordon, Laetitia Casta</strong>&#8230;  Olağanüstü zekî, çok iyi çizer, iyi müzisyen, aykırı, <em>en çok da </em>tabu  kırıcı Gainsburg&#8217;un yaşam öyküsü: Sevgi dolu ebeveyn, Alman işgalindeki  Paris dışında bir köyde, tehlikeden uzak bir çocukluk, <em>kendisini çok  çirkin bulmasına karşın, </em>her zaman, <em>-aralarında Laetitia  Casta&#8217;nın canlandırdığı </em><em>muhteşem Brigitte Bardot&#8217;nun da  bulunduğu- </em>kadınlarla, aşkla çevrili bir yaşam, zenginlik,  romantizm&#8230; Parıldayan, çok güçlü bir mıknatıs etkisi yaratan  karizmasına karşın Gainsburg, kemerli koca burnu ile iki kepçe kulağını  sevmeye, benimsemeye yanaşmaz; çocukluğunda, büyüyen yüzünden yarattığı  dört kollu koca kafa ile, <em>-gençlik ve sonraki yıllarında- </em>yelken  kulaklı kocaman burunlu hayâlarkadaşı yanından hiç ayrılmaz. Bir ara,  annesinin <em>&#8220;şu kulaklarını düzelttirmedin&#8230;&#8221; </em>sözleri, kulak ve  burun meselesinin kökeni hakkında fikir verir niteliktedir.</p>
<p>&#8220;Abla&#8221; o dönemi ucundan yakalamış da olsa, Brigitte Bardot&#8217;dan  esinlenilmiş, erotik çağrışımlı, gününe göre çok cesur<em> &#8220;oh oui je  t&#8217;aime!..&#8221;<em></em><em></em></em> şarkısını bilir. Film, Jane Birkin&#8217;i oynayan, 2009 Mayıs&#8217;ında intihar  eden genç oyuncu Lucy Gordon&#8217;a adanmış.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/rusyadan-sevgilerle-amrika-gainsbourg.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nowhere Boy, Canlandırma Sineması Estonya 1, Beş Şehir</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/nowhere-boy-canlandirma-sinemasi-estonya-1-bes-sehir.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/nowhere-boy-canlandirma-sinemasi-estonya-1-bes-sehir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 17:27:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[ReklamLink]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Ünlü]]></category>
		<category><![CDATA[Priit Pärn]]></category>
		<category><![CDATA[Sam Taylor Wood]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1320</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 9. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Nowhere Boy, Canlandırma Sineması Estonya 1, Beş Şehir İngiltere-Kanada, 2009 yapımı Nowhere Boy: Yönetmen Sam Taylor Wood, oyuncular Aaron Johnson, Kristin Scott Thomas, Anne-Marie Duff&#8230; John Lennon&#8216;ın delikanlılığı: Anne ve babasından uzak, teyzesi ve eniştesiyle büyürken, ölümünden az önce kendisine bir mızıka armağan eden, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 9. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Nowhere Boy, Canlandırma Sineması Estonya 1, Beş Şehir</strong></em></p>
<p>İngiltere-Kanada,  2009 yapımı <strong>Nowhere Boy</strong>: Yönetmen <strong>Sam Taylor Wood,</strong> oyuncular<strong> Aaron Johnson, Kristin Scott Thomas, Anne-Marie Duff</strong>&#8230;<strong> John Lennon</strong>&#8216;ın delikanlılığı: Anne ve babasından uzak, teyzesi ve  eniştesiyle büyürken, ölümünden az önce kendisine bir mızıka armağan  eden, <em>babadan yakın </em>eniştesinin ölümü üzerine, mezarlıkta uzaktan  gördüğü kızıl saçlı kadının<em> -annesinin-</em> peşine düşmesi, zıt  karakterli teyze, anne ile ilişkileri, kendisine banjo çalmayı öğreten  yetenekli aykırı bir kadın olan annesinin ölümü, okuldan atılması, <em>sakin  tabiatıyla Lennon&#8217;u dengeleyen </em>Paul McCartney ile tanışması&#8230; <em>&#8220;Tanrı  beni neden Elvis olarak yaratmadı?&#8221;</em> diye sızlanan genç Lennon&#8217;a  annesinin yanıtı, <em>&#8220;sana John Lennon kadrosunu ayırdı çünkü&#8230;&#8221; </em>olur.  Siyasî tavırları da dahil, müzikleriyle yarattıkları muhteşem etkiye  bakıldığında, &#8220;abla&#8221;nın,<em> &#8220;Dünya yüzünde, doğru zamanda, doğru yerde,  bir araya gelmiş en doğru dört kişi!&#8221;</em> değerlendirmesine katılmamak  elde değil&#8230;<br />
 <strong><br />
 </strong><strong>Canlandırma Sineması Estonya 1: </strong>Gösterime geçmeden,<em> -Estonya&#8217;nın başkenti Tallinn&#8217;in 2011 Avrupa Kültür Başkenti seçilmiş  olması dolayısıyla-</em> İstanbul&#8217;la, <em>&#8220;birlikte ne yapabiliriz?&#8221; </em>diyerek  bağlantıya geçen,<strong> İstallinnbul</strong> projesi mimarının, festival  görevlisi aracılığıyla anlattıkları: <em>&#8220;Geçen yıl işbirliğimiz  başladığında festival komitesi, getirdiğimiz örnekler üzerine, bizden,  daha çok canlandırma filmi istedi. Bu, film endüstrimizin en güçlü  yanlarından biri&#8230; İstallinnbul projesi etkinlikleri, tiyatro, müzik ve  caz festivallerinde de devam edecek&#8230;&#8221; </em></p>
<p>Ardından, eşi Olga Parn ile izleyici karşısına çıkan, <em>-&#8221;Abla&#8221;nın,  Google&#8217;dan ulaşarak yardım aldığı İKSV Film Festivali  tanıtımlarına göre- </em>&#8220;&#8230;Estonya animasyon sinemasının en tanınmış  temsilcilerinden, 1970&#8242;lerden bu yana çizer ve canlandırmacı olarak  etkin çalışan, kara mizah ve gerçeküstücülüğü eserlerinde kullanan  ödüllü, Estonyalı canlandırma ustası Priit Pärn&#8230;&#8221; <em>İstanbul&#8217;un  fantastik ve kalabalık bir şehir olup </em><em>canayakın insanlardan  oluştuğunu, en canayakınların bu salonda filmi izlemeye gelenler  olduğunu, </em><em>izleyeceğimiz filmlerin ilkinin 6 ay önce bitirdikleri  son filmleri, diğerlerinin geriye, başa doğru gideceğini, film sonrası  bir soru-cevap için vakti olmadığını, isteyenin Akbank Sanat&#8217;taki  ücretsiz masterclass&#8217;a katılıp bir kaç başka örnek izleyebileceğini,  sorularını sorabileceğini&#8230;</em> söyler.</p>
<p><strong>Priit Pärn</strong>&#8216;ın  dört kısa  metrajlı filminden &#8220;abla&#8221; en çok, Victor ile Julia&#8217;nın aşkla başlayan  evliliğinin nasıl sona erdiğini anlatanını beğenir; sonundaki <em>&#8220;1980&#8242;de  evlenen 1000 çiftten 473&#8242;ü boşandı, bunun üzerinde düşünmeliyiz&#8221;</em> satırları, filmin sosyal mesaj amacıyla üretilmiş olabileceğini  düşündürür.</p>
<p>Türkiye, 2009 yapımı <strong>Beş Şehir</strong>: Yönetmen <strong>Onur Ünlü,</strong> oyuncular<strong> </strong><em>-&#8221;abla&#8221;nın Üç Maymun&#8217;da tanıyıp beğendiği- </em><strong>Ahmet  Rıfat Şungar, Tansu Biçer, </strong><strong>Beste Bereket, </strong><strong>Bülent Emin  Yarar</strong>&#8230;<strong> </strong>Festivalin sonlarında, 16 Nisan&#8217;da izleyici  karşısına çıkacak Beş Şehir, İstanbul&#8217;da sadece üç salonda <em>(Anadolu  yakasında bir Avrupa yakasında biri Pera, iki salon olmak üzere) </em>gösterimde&#8230;  Halep Pasajı girişinde takıcıların tezgâhının dibinde panoya  yapıştırılmış minicik bir gazete kesiğini, kızkardeşiyle okuyan  &#8220;abla&#8221;nın, <em>Bal, Rina ve Son İstasyon&#8217;un bir süre daha oynayacağı</em> fikriyle biletini alıp girdiği Beyoğlu Sineması Pera Salonu, tamama  yakın dolu. Güneşin Oğlu ile <em>-Beş Şehir filmi içinde, iki yerde  &#8220;tuhaf!&#8221; denilerek dalga geçilen Haluk Bilginer&#8217;li Polis&#8217;in-</em> yönetmeni Onur Ünlü&#8217;nün son filmi, İstanbul, Afyon ve Eskişehir&#8217;de geçen  öyküleri sonunda birbirine bağlanan Aydın, Şevket, Osman, Tevfik  Öğretmen, Dilek&#8217;in trajedisini anlatır. Gerçekten de filmin sonunda,  Shakespeare trajedilerindeki gibi, kahramanlardan kimse hayatta kalmaz.<em></em></p>
<p><em>Bir Demet Tiyatro&#8217;nun, </em><em>bayıldığı, </em><em>muhteşem Mücver  Abla&#8217;sının  tanınması olanaksız </em>&#8220;kedi&#8221; gibisinden fantastik film kişisinin, <em>ne   denli gerekli olduğu </em>konusunda kararsız &#8220;abla&#8221;nın, filmde ağırlıkla  kanserin yer tuttuğu anî ölümlere bakarak, yönetmenin, bu konuda büyük  kaygı taşıdığını düşünürse de, içinde bulunduğu zamanda yaşanmakta olan <em>neredeyse</em> kitlesel kanser ölümlerinin, edindiği Yeni Çağ bilgeliği açısından bir  anlamı olduğunu düşünür: &#8220;Abla&#8221;ya göre, içten içe, yaklaşmakta olan  Kuantum sıçrayışı için gerekli frekans düzeyini yakalayamayacağını  hisseden günümüz insanı, geçişe uyumlu gelişmiş DNA setiyle yeniden  reenkarne olmak üzere, ölme kontratıyla gelmiş olan yeni insanlar.<em><strong></strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/nowhere-boy-canlandirma-sinemasi-estonya-1-bes-sehir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öksüz, Tek Başına Bir Adam, Canlandırma Sineması Estonya 2</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/oksuz-tek-basina-bir-adam-canlandirma-sinemasi-estonya-2.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/oksuz-tek-basina-bir-adam-canlandirma-sinemasi-estonya-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 17:22:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Alejandra Yanez]]></category>
		<category><![CDATA[Alejandro Fernandez Almendras]]></category>
		<category><![CDATA[Clemira Aguayo]]></category>
		<category><![CDATA[Colin Firth]]></category>
		<category><![CDATA[Cornelio Villagran]]></category>
		<category><![CDATA[Julianne Moore]]></category>
		<category><![CDATA[Matthew Goode]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Ford]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1319</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 8. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Öksüz, Tek Başına Bir Adam, Canlandırma Sineması Estonya 2 Polis Bayramı kutlamaları nedeniyle Taksim Alanı&#8217;na çıkan yollar kapalı olduğundan, arabalarıyla gelenlere şans tanımak amacıyla birkaç dakika geç başlayan Şili-Fransa-Almanya, 2009 yapımı Öksüz: Yönetmen Alejandro Fernandez Almendras, oyuncular Clemira Aguayo, Alejandra Yanez, Cornelio Villagran&#8230; Genç ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 8. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Öksüz, Tek Başına Bir Adam, Canlandırma Sineması Estonya 2</strong></em></p>
<p>Polis  Bayramı kutlamaları nedeniyle <em>Taksim Alanı&#8217;na çıkan yollar kapalı  olduğundan, arabalarıyla gelenlere şans tanımak amacıyla</em> birkaç  dakika geç başlayan Şili-Fransa-Almanya, 2009 yapımı <strong>Öksüz</strong>:  Yönetmen <strong>Alejandro Fernandez Almendras, </strong>oyuncular <strong>Clemira  Aguayo, Alejandra Yanez, Cornelio Villagran</strong>&#8230; Genç Ustalar  bölümünden bu alçakgönüllü film, Şili kırsalında oturan; peynir yapıp  yol üzerinde satan büyükanne, tarlasını bir direk çakıp, bir uzanıp  uyuyarak, <em>ağır aksak da olsa</em> çitle çevirmeye niyetli konuşkan  dede, butik otel çalışanı kızları ve onun okula giden oğlundan oluşan  küçük ailenin bir gününü anlatır. Genç kadın elektrik parasıyla aldığı  elbiseyi iade eder faturayı öder, oğlan playstation oynatmayan sınıf  arkadaşını öğretmene ispiyonlar, büyükanne suyla <em>zenginleştirilmiş</em> ve zam görmüş sütten yaptığı peyniri, akşama doğru sabah fiyatının  yarısına indirir; gece çökerken üçü beraber, büyükbabayı <em>bir tek  atmaya </em>girdiği yolüstü meyhanesinden alır eve giderler. Elektriğin  de geldiği yemek sırasında büyükbabanın anlattığını unuttuğu, <em>&#8220;size  gençliğimden hiç bilmediğiniz bir şey anlatacağım&#8221; </em>diyerek başladığı  öyküsünü sevgiyle, saygıyla <em>ilk kez gibi </em>dinlerler. <em>Bir  adamın ölümü üzerine ölen köpeğinin</em> öyküsü sonunda <em>&#8220;ikisinin de  ölmesi kötü ama güzel hikâyeydi&#8221;</em> der büyükanne; ardından gelen  konuşmalar yaklaşan ölüm üzerinedir. Köylü bilgeliğiyle kimse birbirini  avutmaz; ölüm, ertesi sabah tavukları yemlemek, yumurtalarını toplamak  gibi bir şeydir&#8230; Huzur dolu bu küçük, <em>sessiz</em> filmi, &#8220;abla&#8221; çok  sever.</p>
<p><em>Akbank Galaları bölümünden, -laser altyazısı hazır- </em>ABD, 2009  yapımı <strong>Tek Başına Bir Adam</strong>: Yönetmen, <em>moda tasarımcısı</em> <strong>Tom  Ford, </strong>oyuncular <strong>Colin Firth, Julianne Moore, Matthew Goode</strong>&#8230;  Christopher Isherwood&#8217;un aynı adlı romanından uyarlanmış filmin 60&#8242;lı  yıllarda geçen öyküsü, uzun beraberlik ardından eşini kaybeden orta  yaşlı, eşcinsel İngilizce öğretmeninin, intihara niyetlenip uzun uzun  hazırlık yaptığı, acılı son gününü anlatır: Aynı gün içinde komşusu, <em>eskiden  kısa ama başarısız bir beraberlik yaşadığı </em>yalnız kadın, yeniden  biraraya gelmenin yollarını arar, markete uğradığında çarpıştığı genç  adam beraber olma önerisinde bulunur, okuldan genç bir öğrenci  öğretmeninin adresini alır, evine gelir; <em>nasıl oluyorsa </em>bu adam,  &#8220;tek başına bir adam&#8221;dır. Yönetmenin eğilimlerinin filmin sonunu nasıl  bir etkilediğini kestiremeyen &#8220;abla&#8221;, yazarın, &#8220;sadakat&#8221; konusunda  takıntılı olduğunu düşünür; kahramanı avutmaya yönelik <em>-sonuncusu  dışında-</em> hiçbir girişim amacına ulaşmaz. Evine gelen, birlikte yüzüp  sarhoş oldukları öğrencisiyle yakınlaşırlarsa da,<em> -yazar önceki aşkı  ihanetle lekelemeye kıyamadığından olmalı, Azrail&#8217;i yollar-</em> öğretmen, kalp krizi geçirerek ebediyete intikal eder. Öğretmenin,  spritüel bilgelik taşıyan &#8220;yüksek farkındalık&#8221;lı sözleri arasında,  &#8220;abla&#8221;nın, son yıllarda içselleştirerek hayâlkırıklığı acısından,  öfkeden, korkudan kurtulmasına yardımcı olduğu <strong><em>&#8220;herşey tam olması  gerektiği gibi&#8230;&#8221;</em></strong> cümlesi olmasa, filmden, aklında birşey  kalmayacak&#8230;</p>
<p>16:00 seansı için gittiği Sinepop salonu <em>tek numaralar tarafında, </em>kendisini, hal hatır sorarak karşılayan bey, &#8220;abla&#8221;nın, <em>&#8220;sizler  nasılsınız?&#8221; </em>sorusuna, <em>&#8220;sizleri görüyoruz daha iyi oluyoruz,  baksanıza Emek&#8217;e, Alkazar&#8217;a&#8230; Bu gidişle Cadde&#8217;de sinema kalmayacak!..&#8221; </em>yanıtı verir.<br />
 <strong>Canlandırma Sineması Estonya 2</strong> <br />
 İzlediği, bir bölümünü fazla  deneysel/kişisel bulduğu çalışmaların üçü <em>-<strong>Krokodil, Maraton,  Hayatın Tadı</strong>-</em> &#8220;abla&#8221;nın beklentisine uyan biçimde sevimli,  eğlenceli&#8230; Katalogda, bu bölümün tanıtımı şu şekilde yapılmış: <em>&#8220;1930&#8242;larda  başlayan canlandırma film geleneği 1950&#8242;lerde yeniden  yükselirken kukla film stüdyoları kuran Estonya, ödüllü özgün  yapımlarıyla canlandırma dünyasının saygın ülkelerinden sayılıyor.  Estonya canlandırma sinemasından örneklerin bir araya geldiği ikinci  programda, son beş yılın en çarpıcı altı kısa canlandırma filmi yer  alıyor. Filmlerin tümü çizimle canlandırma tekniğini kullanıyor.&#8221;</em><strong></strong><strong></strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/oksuz-tek-basina-bir-adam-canlandirma-sinemasi-estonya-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölümsüz Kadın, Plato, Gözleri Tamamen Açık</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/olumsuz-kadin-plato-gozleri-tamamen-acik.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/olumsuz-kadin-plato-gozleri-tamamen-acik.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 16:55:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Alain Robbe-Grillet]]></category>
		<category><![CDATA[Françoise Brion]]></category>
		<category><![CDATA[Guido Celano]]></category>
		<category><![CDATA[Haim Tabakman]]></category>
		<category><![CDATA[Jacques Doniol-Valcroze]]></category>
		<category><![CDATA[Jasmin Tabatabai]]></category>
		<category><![CDATA[Jessica Woodworth]]></category>
		<category><![CDATA[Magaly Solier]]></category>
		<category><![CDATA[Olivier Gourmet]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Brosens]]></category>
		<category><![CDATA[Ran Danker]]></category>
		<category><![CDATA[Ravit Rozen]]></category>
		<category><![CDATA[Sezer Sezin]]></category>
		<category><![CDATA[Zohar Strauss]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1318</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 7. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Ölümsüz Kadın, Plato, Gözleri Tamamen Açık Fransa-İtalya-Türkiye, 1963 yapımı Ölümsüz Kadın: Yönetmen Alain Robbe-Grillet, oyuncular Françoise Brion, Jacques Doniol-Valcroze, Guido Celano, Sezer Sezin&#8230; İstanbul: İçeriden ve Dışarıdan bölümünden siyah-beyaz film, Yedikule Zindanları&#8217;na dek surlar, Galata Köprüsü, Yerebatan Sarnıcı, Selimiye Camii, yalılar, kayıkhaneler, gemiler, çıplak ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 7. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Ölümsüz Kadın, Plato, Gözleri Tamamen Açık</strong></em></p>
<p>Fransa-İtalya-Türkiye,  1963 yapımı <strong>Ölümsüz Kadın</strong>: Yönetmen <strong>Alain Robbe-Grillet</strong>,  oyuncular <strong>Françoise Brion, Jacques Doniol-Valcroze, Guido Celano,  Sezer Sezin</strong>&#8230; <strong>İstanbul: İçeriden ve Dışarıdan</strong> bölümünden  siyah-beyaz film, Yedikule Zindanları&#8217;na dek surlar, Galata Köprüsü,  Yerebatan Sarnıcı, Selimiye Camii, yalılar, kayıkhaneler, gemiler,  çıplak tepeleriyle, <em>köprüsüz </em>İstanbul Boğazı, mezarlıklar,<em> tümü </em>Arnavut Kaldırımı sokaklar, sokak satıcıları&#8230; fonu önünde <em>Beyköy&#8217;e  gitmek isterken </em>kaybolan yabancı bir adam ve ona yol gösteren güzel  gizemli yabancı bir kadın. <em>Romantik bir aşk masalının dekoru</em> olarak tanımladığı İstanbul&#8217;u, adama gezdirirken <em>tanımadığını,  dillerini anlamadığını söylediği </em>insanlarla sohbetler yapan kadın,  ilişkilerinin koyulaştığı dönemde ortadan kaybolur. Hakkında hiç birşey  bilmediği gizemli kadını arayan adam, sonunda kadını bulursa da, onun  kullandığı arabanın, <em>önüne çıkan köpeği ezmemek için</em> bir ağaca  çarpmasıyla kadın ölür. Belirsizliklerle dolu atmosfere eklenen hüzün,  adamın, kadının tamirden çıkan arabasıyla, aynı biçimde kaza sonucu  ölümüyle sonuçlanır. Günün şarkılarına ek, bir de Âşık Veysel türküsüyle  süslü, mekânları özgün sesli filmde &#8220;abla&#8221;, izini sürdüğü, yakalamaktan  hoşlandığı <em>Türklerin çiçeği Lale, gizeminin başkenti İstanbul</em>&#8230;  türünden, <em>-giderek yitirilmiş- </em>hayranlık, saygınlık belirten  yaklaşımla bir kez daha karşılaşmaktan memnun!</p>
<p>Belçika-Almanya-Hollanda, 2009 yapımı <strong>Plato</strong>: Yönetmenler <strong>Peter  Brosens </strong>ve<strong> Jessica Woodworth</strong>, oyuncular <strong>Jasmin Tabatabai,  Magaly Solier, Olivier Gourmet</strong>&#8230; Peru Andları&#8217;nda Turubamba  köylülerinden bir fiesta alayı, yoksul kiliselerinden dışarı, gün  ışığına çıktıklarında, yerde minik gölcüklerde parlayan,<em> altın  arayıcısı kamyonlardan düşmüş gümüş sandıkları, kutsal su çanağına  konması gecikmeyen</em> civayla karşılaşırlar. Yaşamlarını eskisi gibi  sürdürürler; zehirlenmeler sonucu körlük yaygınlaşırken Meryem Ana <em>-heykelinin-</em> koruyucusu genç kızın <em>-evlilik töreninin bir parçası- </em>kutsal  buzuldan su almaya giden nişanlısı ölür. Cesedin köye getirildiği gün,  yakındaki katarakt kliniği doktorları, artan körlük olayını soruşturmaya  gelir, acılı, öfkeli kalabalığın saldırısına uğrarlar. Aralarından bir  doktor ölür;  <em>Ortadoğu&#8217;dayken </em>rehberi, <em>kendi </em>elindeki  fotoğraf makinesi yüzünden vurulan <em>fotoğrafçı </em>karısı, kocasının  yaşadıklarını anlayabilmek üzere Andlara gelir. Köye ulaşmak üzere  bindiği salaş otobüs, <em>dağ köylerinde madene karşı başlamış isyanları  bastırma amaçlı </em>askerlerle doludur. Sûr benzeri uzun borular üfleyen  maskeliler, bulutların hareketiyle lekelenip aydınlanan kıraç dağlar,  ölenlerin resimlerini sürükleyen nehir, <em>neredeyse</em> antik defin  törenleriyle yarı fantastik; &#8220;abla&#8221;nın önceki festivallerden<em> -Madeinusa ve çok beğendiği Acı Süt-</em> tanıdığı başrol oyuncusu Magaly  Solier&#8217;li film <strong>Dünya Festivallerinden</strong> bölümünden&#8230;</p>
<p>İsrail-Fransa-Almanya, 2009 yapımı <strong>Gözleri Tamamen Açık</strong>:  Yönetmen <strong>Haim Tabakman</strong> oyuncular <strong>Zohar Strauss, Ran Danker,  Ravit Rozen</strong>&#8230; Kudüs&#8217;te muhafazar, dindar bir topluluk içinde  yaşarken, ölen babası ardından dükkana bir yardımcı almak isteyen  kasapla eşcinselliği yüzünden okulundan kovulmuş çırağının, <em>aşktan  çok </em>şehvet ilişkisi. İkili, tutucu mahallelinin, ahlâk koruyucusu  gençlerin, dengeleyici tavrıyla hahamın değişik dozda uyarılarına maruz  kalır. Boykot edilme, dört çocuklu ailesinin mahalleden sürülmesi  tehditleri üzerine kasap,<em> bu durumu böylece sürdüremeyeceklerini  anlayan </em>çırağıyla yollarını ayırır. Film &#8220;abla&#8221;ya, bir kaç yıl önce  !f İstanbul&#8217;da izlediği, eşcinsel Musevî gencin yardım istediği hahamın,  <em>&#8220;konumum gereği seni onaylayamam, sabırlı olmanı önerir, senin için  dua ederim&#8221;</em> dediği belgeseli hatırlatır. &#8220;Abla&#8221;nın her zaman merakla  izlediği Musevîlerin, hem de en tutucu olanlarının, yatak odalarına dek  uzanan kamerasıyla ortaya içtenlikli bir iş çıkarmış film, festivalin  <strong>Genç Ustalar</strong> bölümünden&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/olumsuz-kadin-plato-gozleri-tamamen-acik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Patenci Kızlar, Orman Perisi, Getirin Kellesini</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/patenci-kizlar-orman-perisi-getirin-kellesini.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/patenci-kizlar-orman-perisi-getirin-kellesini.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 18:24:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Brendon Gleeson]]></category>
		<category><![CDATA[Chamanun Wanwinwasara]]></category>
		<category><![CDATA[Cillian Murphy]]></category>
		<category><![CDATA[Drew Barrymore]]></category>
		<category><![CDATA[Ellen Page]]></category>
		<category><![CDATA[Ian Fitzgibbon]]></category>
		<category><![CDATA[Jim Broadbent]]></category>
		<category><![CDATA[Jodie Whittaker]]></category>
		<category><![CDATA[Marcia Gay Harden]]></category>
		<category><![CDATA[Nopachai Jayanama]]></category>
		<category><![CDATA[Pe-ek Ratanaruang]]></category>
		<category><![CDATA[Wanida Termthanaporn]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1313</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 6. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Patenci Kızlar, Orman Perisi, Getirin Kellesini ABD, 2009 yapımı Patenci Kızlar: Yönetmen Drew Barrymore, oyuncular  Ellen Page, Marcia Gay Harden, Drew Barrymore&#8230; &#8220;Abla&#8221;nın, çok beğendiği Jason Reitman filmi Juno&#8217;dan tanıyıp bayıldığı Ellen Page, bu kez, aktrist Drew Barrymore&#8217;un ilk filminde aykırı, patenci genç kız ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 6. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Patenci Kızlar, Orman Perisi, Getirin Kellesini</strong></em></p>
<p><strong></strong>ABD,  2009 yapımı <strong>Patenci Kızlar: </strong>Yönetmen <strong>Drew Barrymore, </strong>oyuncular <em> </em><strong>Ellen Page, Marcia Gay Harden, </strong><strong>Drew Barrymore</strong>&#8230; <em>&#8220;Abla&#8221;nın,  çok beğendiği Jason Reitman filmi Juno&#8217;dan tanıyıp bayıldığı </em>Ellen  Page, bu kez, aktrist Drew Barrymore&#8217;un ilk filminde aykırı, patenci  genç kız rolünde. Yaşamını zenginleştirecek fırsatlara ulaşabilsin diye,  annesi tarafından <em>-bir Amerikan standardı(!)- </em>güzellik  yarışmalarına sokulan Bliss, rastlantıyla, gönlünde yatanın paten  olduğunu keşfeder. Öğrenciliği yanısıra et lokantasında garsonluk  yapmaktayken, yakındaki Austin&#8217;e seçmelere gider, kazanır, yaşını  gizler, takıma alınır. Ailesinden gizli çalışır; Acımasız Bebekyüz takma  adıyla paten kariyeri tırmanırken âşık olur, derken yakın arkadaşı  garson kız bir gösteri sonrası tutuklanınca olay aydınlanır. <strong>Antidepresan</strong> bölümünden çok eğlenceli bir film&#8230;</p>
<p>Tayland, 2009 yapımı <strong>Orman Perisi: </strong>Yönetmen <strong>Pe-ek  Ratanaruang, </strong>oyuncular <strong>Wanida Termthanaporn, Nopachai Jayanama,  Chamanun Wanwinwasara</strong>&#8230; Başrolünde &#8220;suçluluk duygusu&#8221;nun olduğu  ağır tempolu filmin, <em>patronuyla ilişkide </em>genç kadın, <em>durumun  farkında ama ne yapacağını bilmeyen âşık</em> kocası, <em>kendi karısını  terkeden </em>patronu arasında geçen, <em>-festival tanıtımına bakılırsa,  ormanda yaptıkları kamp sırasında adamın, dişi bir orman perisi  tarafından kaçırılması- </em>öyküsü, &#8220;abla&#8221;nın filme girmeden yaptığı,<em> &#8220;hem <strong>Mayınlı Bölge</strong>, hem de Tayland filmi, kaşındık mı ne?&#8221; </em>yaklaşımını  haklı çıkarır niteliktedir.</p>
<p>İrlanda-İngiltere, 2009 yapımı <strong>Getirin Kellesini: </strong>Yönetmen <strong>Ian  Fitzgibbon, </strong>oyuncular  <strong>Cillian Murphy, Jodie Whittaker, Jim Broadbent, Brendon Gleeson</strong>&#8230;  Son zamanlarda bolca üretilen karakomedi türünün, fazlaca yenilik  getirmeyen, oyuncuları hatırına izlenen eğlenceli bir örneği daha: <em>Ödemezse,  kendi seçeceği bir iki kemiğinin kırılmasına neden olacak </em>borcunun  tahsilâtına saatler kala beş parasız Michael, tek taraflı aşkı komşusu  Brenda, odasını<em> bizzat</em> ziyaret eden Azrail&#8217;den <em>&#8220;uyursa  öleceği&#8221;</em> haberini almış babası, <em>ikisi birbirine âşık</em> kalabalık gangster tayfası, araba çekmeye meraklı polisler, uyuşturucu  satıcıları, vahşi köpek terbiyecileri çevresinde gelişen hızlı,  eğlenceli olay örgüsü, okyanus görüntüsü üzerinde binen <em>&#8220;insana  kendisini önemsiz hissettiren&#8230;&#8221; </em>sözleriyle başlayan film, yine  okyanus görüntüsünde <em>&#8220;Azrail&#8217;in ziyareti doğruysa, Dünya&#8217;da yalnız  değiliz demek ki&#8230; bu mutluluk verici bir duygu&#8230;&#8221;</em> sözleriyle  biter.<strong><br />
 </strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/patenci-kizlar-orman-perisi-getirin-kellesini.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yolda, Aşk Yuvası, Balerin ve Hırsız</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/yolda-ask-yuvasi-balerin-ve-hirsiz.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/yolda-ask-yuvasi-balerin-ve-hirsiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 18:18:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Abel Ayala]]></category>
		<category><![CDATA[Antti Reini]]></category>
		<category><![CDATA[Elina Knihtila]]></category>
		<category><![CDATA[Ermin Bravo]]></category>
		<category><![CDATA[Fernando Trueba]]></category>
		<category><![CDATA[Hannu-Pekka Björkman]]></category>
		<category><![CDATA[Jasmila Zbanic]]></category>
		<category><![CDATA[Leon Lucev]]></category>
		<category><![CDATA[Mika Kaurismaki]]></category>
		<category><![CDATA[Miranda Bodenhöfer]]></category>
		<category><![CDATA[Ricardo Darin]]></category>
		<category><![CDATA[Zrinka Cvitesic]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1312</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 5. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Yolda, Aşk Yuvası, Balerin ve Hırsız Bosna Hersek- Avusturya- Almanya- Hırvatistan, 2010 yapımı Yolda: Yönetmen Jasmila Zbanic, oyuncular Zrinka Cvitesic, Leon Lucev, Ermin Bravo&#8230; Hostes ve uçuş kontrol çalışanı âşık çiftin tek eksiği bir bebek gibi görünürken, uçuş kontrolde çalışan adamın fincanında alkol yakalanması, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 5. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Yolda, Aşk Yuvası, Balerin ve Hırsız</strong></em></p>
<p>Bosna Hersek-  Avusturya- Almanya- Hırvatistan, 2010 yapımı <strong>Yolda: </strong>Yönetmen <strong>Jasmila  Zbanic</strong>, oyuncular <strong>Zrinka Cvitesic, Leon Lucev, Ermin Bravo</strong>&#8230;<strong> </strong>Hostes ve uçuş kontrol çalışanı âşık çiftin tek eksiği bir bebek  gibi görünürken, uçuş kontrolde çalışan adamın fincanında alkol  yakalanması, disiplin kurulunca 6 ay işten uzaklaştırılmasına neden  olur. Hıristiyan arkadaşlarıyla rafting yaptıkları bir gün, kazayla  arabasına çarptıkları<em> Vahabi</em> Müslüman, kızağa alınmış uçuş  kontrolörünün, savaş döneminden silah arkadaşı çıkar. Hostes genç  kadının evden uzaklaştığı günlerde, oyalanmak üzere Vahabi arkadaşıyla  yakınlaşan genç adam, onun önerisi üzerine, çocuklara bilgisayar  öğretmek üzere kampa gider. Bir hafta sonu kampa kocasının yanına gidip  oradaki yaşama tanık olan genç kadın, eşinin köktendinci etkiyle  kendisinden uzaklaşmasını çaresizce izler; nihayet hamile kaldığında,  kocasının yolunu izlemeyeceğinin de bilincine varmıştır.<em> Bebeği  doğurmak istediğinden emin olmadığını</em> söylediği son görüşme ardından  uzaklaşırken,<em> &#8220;bana geri dön!&#8221; </em>diye seslenen kocasına <em>&#8220;sen&#8221; </em>der<em>,  &#8220;bana geri dön!&#8221;.</em></p>
<p>Balkanlarda, binlerce cana malolan anlamsız, acı savaş sonrası, <em>&#8220;abla&#8221;nın  ülkesindekine benzer gelişme gösteren </em>Müslüman hareketi üzerine  güzel bir film. Birkaç kişinin, gösterim sırasında salonu terketmesini,  insanların bu konudaki yargı ve korkularına bağlayan, kendini <strong>amacı  kaynağa dönmek olan yolculuk</strong>ta, yolda sayan &#8220;abla&#8221;, bir kaç yıl  öncesinde aynı filmi izleyecek olsa, <em>hiç de sert bir anlatımı  olmamasına karşın,</em> sonuna dek salonda kalabileceğinden şüphelidir.</p>
<p>Finlandiya, 2009 yapımı <strong>Aşk Yuvası: </strong>Yönetmen <strong>Mika  Kaurismaki,</strong> oyuncular <strong>Hannu-Pekka Björkman, Elina Knihtila, Antti  Reini</strong>&#8230; Yaklaşık 10 yıllık evliliklerini sonlandırma kararı almış,  evlilik terapisti çift, odalarını ayırdıkları günün sabahında, <em>eve  yeni arkadaş getirmeyecekleri</em>&#8230; maddesini de kapsayan bir dizi  kurala imza atarlar. Arkadaşının önayak olduğu moral harekâtı sonucu  sarhoşken, eve bir kadınla gelen adam,<em> Mafya patronu annesince  terkedilmiş, sevgisiz büyümüş, hırçın </em>karısının başlattığı  misillemeyle karşılaşır. Boş durmaz, pezevenk üvey kardeşinden,  sevgilisi rolü yapacak <em>-yüklü bir para aşırdığı için saklanacak yere  ihtiyacı olan- </em>bir kadın kiralar. Bu arada, adamdan terapi alan  kadın polisle, partneri erkek polis, meraklı komşular, akıl veren  arkadaşlar&#8230;ın yarattığı curcunada giderek karışan işler, ana-kızın ve  baba-oğulun karşılaşması, <em>duygusal </em>hesaplaşmalarıyla yerli yerine  oturarak son bulur.</p>
<p>İspanya, 2009 yapımı <strong>Balerin ve Hırsız: </strong>Yönetmen <strong>Fernando  Trueba,</strong> oyuncular <strong>Ricardo Darin, Abel Ayala, Miranda Bodenhöfer</strong>&#8230;  Filmin romandan uyarlama öyküsü, özürlü, güzel, yetenekli, altın kalpli  kız <em>-klişesi-</em> ile, sevimli, yakışıklı, hafiften suça bulaşmış  ama altın kalpli oğlan  <em>-klişesi- </em>çevresinde, <em>sessiz </em>Charlie  Chaplin, <em>sesli </em>Yeşilçam sineması filmlerini andırır biçimde  gelişir.<em> </em>Hapisaneden genç oğlanla aynı zamanda çıkan, ünlü,  deneyimli bir kasa hırsızı, hapse girerken geride bıraktığı karısı ile  oğluna güzel bir yaşam sunan  varsıl sevgili, <em>likör yüzünden tecavüzcü </em>hapisane müdürünün  kendisini öldürmeye geleceğinden korkarak oğlanın peşine taktığı katil,  delikanlının yetiştirdiği, Santiago caddelerinde dolaşan Milton isimli  at&#8230; çorbasında olaylar, <em>o formatta her zaman olduğu gibi,  -&#8221;abla&#8221;nın beklediği biçimde-</em>, kusursuz bir soygunla esaslı bir  vurgun yapılıp <em>Pinoche resmi arkasındaki kasadan </em>esaslı<em> kara </em>para  kaldırılmış, herşey yoluna girmişken, oğlanın bıçaklanmasıyla sona  erer. Dans sahnelerini beğenen &#8220;abla&#8221;, filmi <em>uzun bulan</em> arkadaşıyla sinemadan çıkarken, <em>hemen </em>her festivalde bir ya da  iki filmini izlediği baş erkek oyuncuyla ilgili sızlanır: Adam aynı  saç-sakal, aynı bakış ve mimiklerle, aynı zaman diliminde, oradan oraya  koşarak birçok filmde oynamış gibidir, zaman tünelinin değişmeyen bir  objesi gibi&#8230;<strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/yolda-ask-yuvasi-balerin-ve-hirsiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eamon, Rehine, Şişme Bebek</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/eamon-rehine-sisme-bebek.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/eamon-rehine-sisme-bebek.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Apr 2010 17:13:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Amy Kirwan]]></category>
		<category><![CDATA[Andre Marco]]></category>
		<category><![CDATA[Anne Consigny]]></category>
		<category><![CDATA[Arata]]></category>
		<category><![CDATA[Darren Healy]]></category>
		<category><![CDATA[Doona Bae]]></category>
		<category><![CDATA[Hirokazu Kore-Eda]]></category>
		<category><![CDATA[Itsuji Itao]]></category>
		<category><![CDATA[Lucas Belvaux]]></category>
		<category><![CDATA[Margaret Corkery]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Donnelly]]></category>
		<category><![CDATA[Yvan Attal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1310</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 4. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Eamon, Rehine, Şişme Bebek Günün ilk filmi için Sinepop&#8217;a girmek üzere, Emek Sineması alnına asılı bez afişteki &#8220;YIKTIRMAYACAĞIZ!&#8221; yazısı altından geçerken &#8220;abla&#8221;nın gözü, Demirören&#8217;in inşaatının perdesi üzerine koridor boyunca asılı Festival sponsoru -yarısı yırtık- Akbank afişini indirmekte adamlara takılınca, biri, açıklama ihtiyacıyla, &#8220;geçen gün&#8221; ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 4. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Eamon, Rehine, Şişme Bebek</strong></em></p>
<p>Günün ilk filmi için  Sinepop&#8217;a girmek üzere, Emek Sineması alnına asılı bez afişteki  <em>&#8220;YIKTIRMAYACAĞIZ!&#8221; </em>yazısı altından geçerken &#8220;abla&#8221;nın gözü,  Demirören&#8217;in inşaatının perdesi üzerine koridor  boyunca asılı Festival sponsoru <em>-yarısı yırtık- </em>Akbank afişini  indirmekte adamlara takılınca, biri, açıklama ihtiyacıyla,<em> &#8220;geçen  gün&#8221;</em> der, <em>&#8220;Emek önünde gösteri yaptılar ya, afişi parçalamışlar,  böyle kötü görünüyor, biz de indiriyoruz&#8221;</em>. Ardakalan altı graffiti,  üstü inşaat perdesi manzaranın daha kötü olduğunu düşünen &#8220;abla&#8221;,  Emek&#8217;in kapanmasını protesto eden Festival izleyicisinin, Festival  sponsoru bankanın afişini neden parçaladığına dair <em>-şehir insanını  ele geçirip onu nereye saldıracağını bilemez hâle  getirmiş öfke dışında-</em> bir açıklama bulamaz.</p>
<p>Aynı filme bileti olduğunu bildiğinden beklediği kuzeninin yanında  bir delikanlı! Üç yıldır görmediği, &#8220;abla&#8221;yı &#8220;hala&#8221; diye çağıran yeğeni;  üç yılın, babasından annesinin yüzüne değiştirdiği oğlanın yüzünden,  ikiye katlanmış boyundan gözlerini alamayan &#8220;abla&#8221; şaşkın! <br />
 <em><br />
 Festivalin <strong>Mayınlı Bölge</strong>&#8216;sinden</em> İrlanda 2009 yapımı <strong>Eamon: </strong>Yönetmen <strong>Margaret Corkery, </strong>oyuncular <strong>Robert Donnelly, Amy  Kirwan, Darren Healy</strong>&#8230; 6 yaşındaki Eamon, babasından hevesini  almışa benzeyen annesi ile uyur. Genç kadın, annesine <em>&#8220;kakalayamadığı&#8230;&#8221;</em> oğlu ile <em>&#8220;tam zamanlı annelik&#8221;</em> ilişkisi içinde görünür ama, daha  çok, kendi yaşamını sürdürme eğilimindedir; yeni bir erkek, Pub&#8217;da,<em> -yaşı yüzünden içeri sokulmayıp kapı önünde oyalanan oğlunun baskısı  olmaksızın</em>- canı çektiğince içmek, dart oynamak ister. Babasının ise  tek isteği karısı ile cinselliği yaşayabilmektir. Bu itişkakışın  yarattığı gerilim içinde, büyükannenin yazlığında geçirdikleri, <em>-oğlanın  çok istemesine karşın, paraları olmadığından diğer çocuklarla  oynayamadığı- </em>birkaç gün sonunda evlerine dönerken, karı kocanın  tartışması arabalalarının birkaç takla atmasına neden olur. Sıkışan  annesinin yardım almaya yolladığı Eamon durdurduğu ilk arabaya biner,  soru üzerine <em>&#8220;ailesinin nerede olduğunu bilmediğini&#8221;</em> söyler ve  onlarla gideceğini belirtir. Girişte, kuzeninin kaygılandığı kadar  mayınlı olmayan film, &#8220;abla&#8221;ya kalırsa ne aradığını/istediğini, nereye  bakması gerektiğini bilmeyen günümüz insanın trajedisini resmetmekte&#8230;</p>
<p>Fransa-Belçika 2009 yapımı <strong>Rehine: </strong>Yönetmen <strong>Lucas Belvaux, </strong>oyuncular <strong>Yvan Attal, Anne Consigny, Andre Marcon</strong>&#8230; Ensesi  kalın bir Fransız kaçırılır, 50 milyon Euro fidye istenir; sıvıyla dolu  bir kutuda gelen sol el orta parmağı, adamların kararlı olduklarının  göstergesidir. Başında olduğu ekonomik kuruluş, paranın yarısını <em>avans  olarak</em>, ailesi ise, tümünü vermeyi önerir. Basın boş durmaz, adamın  saklı cinsel yaşamı, yüksek kumar borçları ortaya dökülür. Polisin,  şirkettekilerin, ailenin karıştığı işler öyle bir noktaya gelir ki,  kaçıranların, giderek gündemden düşen rehine ile ilgili yapabilecekleri  tek şey, onu salıvermek, <em>-ödememesi durumunda imzaladığı üç makbuzu,  rastgele öldürdükleri  herhangibir </em><em>masumun</em><em> üzerine  bırakacakları tehdidiyle- </em>parayı toplayıp kendilerine ödemesini  beklemektir.</p>
<p><em>Herşeyin muhteşem göründüğü</em> ikiyüzlü yaşamları, kaçırma  olayıyla altüst olan aile salıverilme ile darmadağın olur. Güvenilirliği  zedelenen başkanlık konumunu bırakan, boşanma sürecini konuşmayı bir  sonraki güne erteleyen adam, evinde boş odada postasını açar, kendisini  kaçıranlardan gelen mektup, ödeme zamanının geldiğini belirtmektedir.  Paranın yerini, çoktandır imajın aldığını ortaya seren filmi &#8220;abla&#8221;,  ağır temposuna karşın beğenir.</p>
<p>Japonya 2009 yapımı <strong>Şişme Bebek: </strong>Yönetmen <strong>Hirokazu  Kore-Eda, </strong>oyuncular <strong>Doona Bae, Arata, Itsuji Itao</strong>&#8230; Çıkışta,  arkasında <em>&#8220;mangası daha iyi olabilir&#8221;</em> diye konuşan iki kız bir  yana, filmin fikri, yakın zamanda Lars and The Real Girl&#8217;ü izlemiş,  bayılmış &#8220;abla&#8221;ya hiç de yeni gelmez. Üstelik, Lars&#8217;ın, <em>elinin eline  değmediği</em> saygın kız arkadaşı Bianca, Nozumi gibi sadece seks aracı  değildir. Bir kalbi olup âşık olsa da, zavallı Nozumi tekrarlayıp  durduğu varoluş nedeninin farkındadır: Parkta tanışıp, kendisinden <em>&#8220;içi  bomboş çok insan olduğunu&#8221;</em> öğrendiği, hastalığında<em> -alnına- </em>dokunması  dileği üzerine elini yorganının altına soktuğu ihtiyarın <em>&#8220;ihtiyaçlarını  gidermek&#8221;</em> zorunda olduğunu sanır.</p>
<p>Erkeklerin, konuşan<em>, &#8220;beni neden seçtin?&#8221;</em> türünden karmaşık  sorular üreten değil, sessiz kadınlara daha bir yatkınlıklarını  resmeden/hicveden(?) film &#8220;abla&#8221;ya, Lee Tamahori&#8217;nin ilk filmlerinden  birinde, sefalet içindeki yerli prensese,<em> &#8220;ağzını kapalı, bacaklarını  açık tut!&#8221;</em> diyerek öğüt veren kadını hatırlatır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/eamon-rehine-sisme-bebek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Troçki, Kısırdöngü, Paris&#8217;te Son Konser</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/trocki-kisirdongu-pariste-son-konser.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/trocki-kisirdongu-pariste-son-konser.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Apr 2010 18:32:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Alexei Guskov]]></category>
		<category><![CDATA[Anne-Marie Cadieux]]></category>
		<category><![CDATA[Dimitri Nazarov]]></category>
		<category><![CDATA[Genevieve Bujold]]></category>
		<category><![CDATA[Gina McKee]]></category>
		<category><![CDATA[Jacob Tierney]]></category>
		<category><![CDATA[Jay Baruchel]]></category>
		<category><![CDATA[Melanie Laurent]]></category>
		<category><![CDATA[Peter Capaldi]]></category>
		<category><![CDATA[Radu Mihaileanu]]></category>
		<category><![CDATA[Tom Hollander]]></category>
		<category><![CDATA[X Armando Ianucci]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1307</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 3. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Troçki, Kısırdöngü, Paris&#8217;te Son Konser Kanada, 2009 yapımı Troçki: Yönetmen Jacob Tierney, oyuncular Jay Baruchel, Genevieve Bujold, Anne-Marie Cadieux&#8230; 17 küsur yaşındaki Leon, açlık grevine ara verip küçük bir yükselti üzerinde sendikal haklar üzerine konuşurken, önde kızkardeşinin ponponkız arkadaşları bir gösteri yapar, destekçisi üç ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 3. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Troçki, Kısırdöngü, Paris&#8217;te Son Konser</em></p>
<p>Kanada, 2009  yapımı <strong>Troçki:</strong> Yönetmen <strong>Jacob Tierney, </strong>oyuncular <strong>Jay  Baruchel, Genevieve Bujold, Anne-Marie Cadieux</strong>&#8230; 17 küsur yaşındaki  Leon, açlık grevine ara verip <em>küçük bir yükselti üzerinde</em> sendikal haklar üzerine konuşurken, önde kızkardeşinin ponponkız  arkadaşları bir gösteri yapar, destekçisi üç işçiden biri açlığını, <em>gelen  polislere oğlunu teslim eden </em>babası ise öfkesini yenemez. Leon evi  terkeder, hukuksal destek almak üzere eski bir komünisti ikna etmeye  çalışır; ısrarlı takiplerinden birinde, evi önünde pusuya yattığı  avukatın konuştuğu, <em>kendisinden 10 yaş büyük </em>genç güzel kadının  ilk eşi olacağından emindir, bir açıklama yapar: Kendisi Leon Troçki&#8217;nin  reenkarnasyonudur, görünüşe göre yaşamı, onun yaşamına uygun biçimde  ilerlemektedir. Babasının özel okul parasını kesmesi üzerine devlet  okuluna giden Leon, <em>öğrenciler için varolan eğitim sisteminde  disiplin iddiasıyla sesleri bastırılmış öğrenciler için, </em>lisede <em>&#8220;bizim  bir sesimiz olmalı!&#8221;</em> sloganıyla ortaya çıkar. &#8220;Abla&#8221;nın, ateşli  savunucularından olduğu reenkarnasyon konulu çok eğlenceli film,  festivalin <strong>Antidepresan</strong> bölümünden&#8230;</p>
<p>İngiltere, 2009 yapımı <strong>Kısırdöngü</strong><strong>:</strong> Yönetmen <strong>Armando  Ianucci, </strong>oyuncular  <strong>Peter Capaldi, Tom Hollander, Gina McKee</strong>&#8230; <strong>Antidepresan</strong> bölümünden bir de politik komedi; İngiliz bürokrasisi ile Amerikalılar  arasında, bir raporun iyice kayganlaştırdığı zeminde, bakan, bakan  yardımcıları, lobiciler, asistanlar ve bir generalin aralarında  bulunduğu kalabalığın, ortalık, <em>bir kaç istifa ile yeniden karışmak  üzere</em> durulana dek, küfür kıyamet yaşadıkları&#8230; Sivri dilli, zarif  görünümlü bürokratların, yüzlerinde hafif tebessümlerle, birbirlerinin  kemiklerini nasıl kırıp <em> </em>ne yapacaklarını <em>küfür sosuna  bulayarak </em>ince ince anlattıkları lâf sokmalar, atışmalar, entrikalar  salon dolusu kahkahalara neden olur.</p>
<p>Fransa-İtalya-Romanya-Belçika, 2009 yapımı <strong>Paris&#8217;te Son Konser</strong><strong>:</strong> Yönetmen <strong>Radu Mihaileanu, </strong>oyuncular <strong>Alexei Guskov, Melanie  Laurent, Dimitri Nazarov..</strong><strong>.</strong><span style="text-decoration: underline;"> </span><em><span style="text-decoration: underline;">Vizyona gireceği  altındaki laser altyazıdan belli</span> </em>Festivalin açılış filmi,  Bolşoy&#8217;un Brejnev döneminde halk düşmanı ilân edilen dâhi eski şefi ve  orkestra arkadaşlarının 30 yıl sonra, Fransa&#8217;dan gelen bir daveti çalıp  yeniden bir araya gelerek Paris&#8217;e yaptıkları konser yolculuğunu anlatır.  Gözyaşlarıyla izlediği muhteşem Çaykovski yorumuyla daha da güzel film  hakkında, <strong><em>mutlaka izlenmeli! </em></strong>önerisi dışında, fazlaca bir  açıklama yapmak istemeyen &#8220;abla&#8221; kendisine çok anlamlı gelen, maestronun  <em>&#8220;Dünya bir orkestradır, her birimiz ayrı enstrümanlarla geliriz,  bize düşen, uyumlu sesi yakalayabilmemizdir&#8221;</em> sözlerini yazısı dibine  koymadan edemez.<strong></strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/trocki-kisirdongu-pariste-son-konser.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Etek Günü, Şeref Madalyası, Köyde Panik</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/etek-gunu-seref-madalyasi-koyde-panik.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/etek-gunu-seref-madalyasi-koyde-panik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Apr 2010 20:03:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Calin Peter Netzer]]></category>
		<category><![CDATA[Denis Podalydes]]></category>
		<category><![CDATA[Ion Lucian]]></category>
		<category><![CDATA[Isabelle Adjani]]></category>
		<category><![CDATA[Jean Paul Lilienfeld]]></category>
		<category><![CDATA[Jeanne Balibar]]></category>
		<category><![CDATA[Mircea Adreescu]]></category>
		<category><![CDATA[Nicolas Buysse]]></category>
		<category><![CDATA[Stephane Aubier]]></category>
		<category><![CDATA[Victor Rebengiuc]]></category>
		<category><![CDATA[Yann Colette]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1303</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 2. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Etek Günü, Şeref Madalyası, Köyde Panik Fransa-Belçika 2009 yapımı Etek Günü: Yönetmen Jean Paul Lilienfeld, oyuncular Isabelle Adjani, Denis Podalydes, Yann Colette&#8230; Çok uzun yıllar boyunca, kaynaklarını sömürerek yarattıkları zenginliği borçlu oldukları sömürge ülkelerinin, kendilerine hiç yatırım yapılmamış yoksul fertlerinin, paylarını almak üzere döndükleri ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 2. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Etek Günü, Şeref Madalyası, Köyde Panik</strong></em></p>
<p>Fransa-Belçika  2009 yapımı <strong>Etek Günü: </strong>Yönetmen<strong> Jean Paul Lilienfeld, </strong>oyuncular  <strong>Isabelle Adjani, Denis Podalydes, Yann Colette</strong>&#8230; Çok uzun  yıllar boyunca, kaynaklarını sömürerek yarattıkları zenginliği borçlu  oldukları sömürge ülkelerinin, kendilerine hiç yatırım yapılmamış yoksul  fertlerinin, paylarını almak üzere döndükleri ülkelerden biri Fransa,  &#8220;abla&#8221;ya göre,<em> </em>bir zamandır <em>yeniyetme</em> göçmen sorunlarıyla  boğuşup durmakta,<em> neredeyse </em>saflarını korumaya çalışmakta&#8230; <em>Son  birkaç festivaldir, bu konuda birkaç film izlemenin, işin boyutları  hakkında çok açık fikir verdiği, </em>ülkelerinden genelde büyük bir  travma ile ayrılmış, cinsiyet ayrımı, ırkçılık, yoksulluk yüzünden korku  ve öfkeyle yüklü gençlerle dolu bir sınıfı idare etmeye, arada da yazın  dersi vermeye çalışan <em>-dolabına iğrenç mektuplar bırakılan,  lastikleri patlatılan, etek giydiği için hakaret edilen- </em>lise  öğretmeni, bir ders sırasında arka tarafta bir itişmenin ortasına düşer.  Sınıftan birilerini haraca bağlayıp, kızlardan birine tecavüz ederken  cep telefonuyla kaydeden iki oğlanın çekiştirdiği çantadan fırlayan  tabancaya el koyan öğretmen, kazayla birini yaralar, bir grup öğrenciyi  rehin alır, onlara <em>tehdit altında sâkin</em> bir Moliere dersi verir.  Sınıfın dışında ve içinde,<em> -silahın el değiştirmesiyle-</em> değişen  dengelerin renklendirdiği bir dizi olay, durumun ne denli kontrolden  çıkıp saçmalaştığının, <em>-zaman zaman izleyicinin kahkahalarla güldüğü- </em>trajikomik manzarasını sunar. Vizyona girmesi durumunda hararetle  önerdiği filmin, sonu hakkında  &#8220;abla&#8221;, bir açıklama yapmaz.</p>
<p>Romanya 2009 yapımı <strong>Şeref Madalyası: </strong>Yönetmen<strong> Calin Peter  Netzer, </strong>oyuncular <strong>Victor Rebengiuc, Mircea Adreescu, Ion Lucian</strong>&#8230;<em> Aklı başına gelsin </em>diyerek oğlunu ihbar ettiği için kendisiyle  yıllardır konuşmayan karısıyla yaşayıp giderken, maaşlarını kapıdan  ödeyen görevlinin getirdiği resmi mühürlü mektupla şeref madalyasına  lâyık görüldüğünü öğrenen eski asker, karısına cepheden yolladığı  mektupları okur, silah arkadaşlarını dolaşır, sonunda kendisini, <em>&#8220;&#8230;geride  bırakılmış dolu bir Alman topunu ateşleyerek </em>sonucu belirsiz <em>bir  kahramanlık&#8230;&#8221; </em>yaptığına inandırır. Arada devlet başkanının  konutunda bir resepsiyona da katılan eski asker, bir yazım hatası sonucu  aldığı anlaşılan madalyasından ayrılmaya, komşuları, karısı ve oğlu  nezdinde kazandığı saygınlıktan vazgeçmeye yanaşmaz: Gider, geçim derdi  yüzünden emanetçilere bırakılan madalyalardan birini satın alır. Köklü  geleneğe sahip, özgünlüğünü koruyan muhteşem orta Avrupa sinemasından  çok güzel bir örnek&#8230; &#8220;Abla&#8221;, filmin sonunda, masadaki gürültülü  sohbete karşın, yıllar sonra bir araya geldikleri <em>-artık Kanada  vatandaşı-</em> oğlu ile <em>kahraman </em>eski askerin aralarındaki  sessizliği resmeden uzun güzel sahneye bayılır!</p>
<p>Belçika-Fransa-Lüksemburg 2009 yapımı<strong> Köyde Panik: </strong>Yönetmenler<strong> Stephane Aubier, Jeanne Balibar, Nicolas Buysse</strong>. Plâstik küçük bir  at, bir kızılderili, bir kovboyun başrolünde olduğu canlandırma filminin  diğer oyuncuları,<em> tümü plâstik </em>çiftçi, karısı, jandarma,  postacı, inekler, tavuklar, canavarlar, kartopu üreten mekanizmasıyla  iri bir penguen, köydekilerin evlerinin duvarlarını çalan tuhaf  yaratıklar&#8230;  Küçük çocukların, küçük oyuncaklarla, engin hayâl gücüyle  ürettikleri, kendi kendilerine mırıl mırıl, saatlerce oynadıkları  türden öykünün kahramanları, atın iki doğum günü arasındaki sürede,  fantastik mekânlarda, heyecanlı, çoğu komik bir çok olay yaşarlar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/etek-gunu-seref-madalyasi-koyde-panik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suç Unsuru, Beş Parmak ve Yenmek</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/suc-unsuru-bes-parmak-ve-yenmek.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/suc-unsuru-bes-parmak-ve-yenmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 Apr 2010 19:56:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Film Festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Danielle Darrieux]]></category>
		<category><![CDATA[Esmond Knight]]></category>
		<category><![CDATA[Filippo Timi]]></category>
		<category><![CDATA[Giovanna Mezzogiorno]]></category>
		<category><![CDATA[James Mason]]></category>
		<category><![CDATA[Joseph L. Mankiewicz]]></category>
		<category><![CDATA[Lars von Trier]]></category>
		<category><![CDATA[Marco Bellochio]]></category>
		<category><![CDATA[Me Me Lei]]></category>
		<category><![CDATA[Michael Elphick]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1302</guid>
		<description><![CDATA[29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 1. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Suç Unsuru, Beş Parmak ve Yenmek Bir gün önce, yarın kampa girecekmiş de, yaşamdan bir süre kopacakmış duygusuyla en yakın alışveriş merkezine dalıp, ardarda, -bayıldığı Liam Neeson ile Ralph Fiennes hatırına- Titanların Savaşı ile &#8220;bir Heath Ledger filmi&#8220;, Dr. Parnassus&#8216;u gören &#8220;abla&#8221;, Yeni Çağ ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 1. Günü &#8220;abla&#8221; üç film görür: Suç Unsuru, Beş Parmak ve Yenmek</strong></em></p>
<p>Bir gün önce, <em>yarın  kampa girecekmiş de, yaşamdan bir süre  kopacakmış </em>duygusuyla en  yakın alışveriş merkezine dalıp, ardarda, <em>-bayıldığı Liam Neeson ile  Ralph Fiennes hatırına- </em><strong>Titanların Savaşı</strong> ile <em>&#8220;bir Heath  Ledger filmi</em>&#8220;,<strong> Dr. Parnassus</strong>&#8216;u gören &#8220;abla&#8221;, Yeni Çağ  konularına girip, fantastik filmlere daha önyargısız bakmayı  becerebileli, <em>akılla açıklanamadığından</em> <em>&#8220;mitolojik&#8221; </em>denip  geçilen öyküden<em> çok, -özellikle/öncelikle insanın- </em>hâyal gücünün  uçsuz bucaksızlığının örneği, Terry Gilliam&#8217;ın yönettiği <strong>Dr.  Parnassus</strong>&#8216;u beğenir.</p>
<p>Hafta içi gördüğü <strong>Kutu </strong>için <em>&#8220;kötü!&#8221; </em>demek  istemediğinden bu konuda sessizliği seçen, festivalin ilk günü sabahı  10:00&#8242;da yola dökülüp <em>-Okmeydanı, Bomonti, Osmanbey, Harbiye, Taksim  rotasını izleyen-</em> geleneksel festival yürüyüşüyle Atlas Sineması&#8217;na  ulaşan &#8220;abla&#8221;nın ilk filmi, <em>günümüzün en iyi sinemacısı</em> saydığı,  bayıldığı  Lars von Trier&#8217;nin ilk filmi.</p>
<p>Film başlamadan bir festival görevlisi, Suç Unsuru, Salgın ve <em>-&#8221;abla&#8221;nın  dikkatini ilk kez Trier&#8217;e çeken, birkaç kez izlediği- </em>Avrupa&#8217;nın  ilk, Kırık Kalpler, Dalgaları Aşmak ve Gerizekâlılar&#8217;ın  ikinci ve<em> henüz tamamlanmamış</em> Dogville ile Manderlay&#8217;in üçüncü üçleme oluşu,  bilinen film üretim kalıplarını reddeden, manifestosunu <em>-&#8221;abla&#8221;nın  bir başyapıt saydığı Şölen&#8217;in yönetmeni- </em>Thomas Vinterberg birlikte  yazdıkları Dogma 95&#8242;ten de söz ederek Lars von Trier sineması hakkında  bilgi verir, konuşmasını <em>&#8220;biliyorsunuz bu yıl ilk kez festivalde Emek  Sineması yok, yerine alışveriş merkezi yapacaklarmış, bu akşam saat  20:00&#8242;de Emek önünde bir toplantı yapacağız&#8221;</em> duyurusuyla bitirir.</p>
<p>Danimarka, 1984 yapımı <strong>Suç Unsuru</strong>: Yönetmen <strong>Lars von Trier</strong>,  oyuncular <strong>Michael Elphick, Me Me Lei, Esmond Knight</strong>&#8230; Şiddetli  başağrıları çeken sürgün polisin, hipnoz altında, çakıp sönen polis  sinyalinin kısa süreli maviye boyadığı yanık kahve tonlu,<em> içilecek  temiz suyun bulunmadığı</em> ama sular altında, kesin, keskin umutsuzluk  içinde, loto bileti satıcısı kızları boğup bedenlerini kırık şişeyle  parçalayan seri katili<em> -ustasının yazdığı kitap uyarınca kendini  onunla özdeşleştirerek- </em>aradığını hatırladığı, simge yüklü,  karanlık, ağır bir film. &#8220;Abla&#8221;nın favorisi her zaman, <em>-yıllar önce  festivalde, </em><em>Fitaş&#8217;ta, </em><em> ardarda iki seansta gösterilen,  gece yarısına sarkan</em><em> son bölümü</em><em>, dizinin kahramanı yaşlı  kadının asansörle düştüğü noktada, salon dolusu izleyicinin dehşet  nidasıyla taçlanan-</em>, içinde bahis, cinsellik, tabu, önyargı,  metafizik, tıp&#8230; ne aranırsa bulunan, 8 bölümlük<strong> Krallık </strong>dizisi&#8230;</p>
<p>ABD, 1952 yapımı <strong>Beş Parmak</strong>: Yönetmen <strong>Joseph L. Mankiewicz</strong>,  oyuncular <strong>James Mason, Danielle Darrieux, Michael Rennie</strong>&#8230;  İngiltere&#8217;nin Ankara&#8217;daki konsolosunun uşağıyken Almanlara,  fotoğrafladığı belgeleri aktaran İlyas Bazna&#8217;nın gerçek yaşam öyküsünü  anlatan film, <em>-Avrupa&#8217;yı aratmayan- </em>Ankara ve İstanbul&#8217;da gerçek  mekânlarda, garları, lokantaları, kayıklar dizili kıyıları, camileri, <em>-asfaltla  örtülmeden önceki Şişhane&#8217;nin caaaanım arnavut kaldırımı- </em>caddeleri,  buharlı trenleri yanısıra <em>&#8220;Türklerin hiç hoşuna gitmeyecek bu!&#8221; </em>türünden  cümlelerle ortaya dökülen, <em>-&#8221;abla&#8221;nın, vize almaya çalışırken  takıldıkları engelleri, eksikliğine bağladığı, özlediği- </em>ulusal  saygınlığın nereden nereye geldiğinin göstergesi, sululuk izi taşımayan  zekîce esprilerle bezeli pek güzel bir casusluk filmi&#8230;</p>
<p>&#8220;Abla&#8221;nın, Yeni Rüya salonunda, çok sevgili bir arkadaşıyla  karşılaşıp 16:00 filmine dek sohbet fırsatı bulmalarıyla ısınıp  genişleyen o kısacık süre, ayaküstü de olsa, 15 yıl öncesinden ortak  anıların sevgiyle anımsandığı muhteşem güzellikte bir zaman dilimi olur.</p>
<p>İtalya-Fransa, 2009 yapımı <strong>Yenmek</strong>: Yönetmen <strong>Marco  Bellochio</strong>, oyuncular <strong>Giovanna Mezzogiorno, Filippo Timi, Fausto  Russo Alesi</strong>&#8230; Küçük kızkardeşiyle, çakışan<em> -az sayıda- </em>biletleri  uyarınca kapıda rastlaşıp Atlas&#8217;a giren &#8220;abla&#8221;, bir gece önce <em>&#8220;yaşam  boyu başarı ödülü&#8221; </em>almış yönetmen Bellochio&#8217;nun, film öncesi <em>&#8220;İtalyanca  konuşacağım, umarım filmi beğenirsiniz, öncesinde film hakkında  konuşmayı sevmiyorum, beğenmezseniz bitmeden çıkabilirsiniz, problem  değil!&#8221; </em>dediği kısa konuşmayı izlerler.</p>
<p>Mussolini&#8217;nin gençlik yıllarında ona âşık olup varını yoğunu yeni  bir gazete kurması için veren, beraberliklerinden bir oğul doğuran İda  Dalser&#8217;in akıl hastanesinde geçen ve öldüğünde kimsesizler mezarlığına  gömülmesiyle sona eren trajik yaşamını <em>-oğlu da 26 yaşında akıl  hastanesinde ölür ve annesi gibi kimsesizler mezarlığına gömülür- </em>anlatan  film, &#8220;abla&#8221;nın kızkardeşine kalırsa, &#8220;<em>&#8230;</em><em>bir kadının, </em><em>ideallerini  paylaşmadığı adama, </em><em>saplantılı aşkının hikâyesinden ibaret&#8221;</em>&#8230;</p>
<p>Film gösteriminden sonra <em>-tercümanı- </em>Serra Yılmaz ile yeniden  izleyici karşısına çıkan Bellochio, soruları yanıtlar: <br />
 Tebrik ve  teşekkür ardından ilk izleyici, <em>yönetmenin de filmin kadın  oyuncusuna, G. Mezzogiorno&#8217;ya teşekkür borçlu olduğunu </em>söyler.  Yönetmen <em>hem erkek, hem de oyun daha çok Dalser üzerine olduğu için  kadın oyuncunun seçiminin uzun zaman aldığını, karar vermelerinin zor  olduğunu</em> anlatırken çalan cep telefonunu telâşla kapatır, devam eder  <em>&#8220;&#8230;önce 30 yıl süren trajediyi anlatmak için akıl hastanesi öncesi  ve sonrası olmak üzere iki kadın oyuncu düşündük, sonra, G.  Mezzogiorno&#8217;nun saldırgan güzelliği yeterli geldi, tek oyuncuda karar  kıldık.</em>&#8220;<br />
 <em><br />
 &#8220;Filmin ne kadarı kurgu ne kadarı gerçek, bir de Mussolini  dönemini neden kurgu değil de belgeselle anlattınız?&#8221;</em> sorusuna  yönetmenin yanıtı, &#8220;<em>İda Dalser&#8217;in yaşamı tarih, benim yorumumsa  ihanet üzerine oldu, imaj çok önemli olduğu için Mussolini&#8217;nin olduğu  bölümleri belgeselle verdim&#8230;</em>&#8221; olur.</p>
<p>Bir başka izleyicinin <em>&#8220;İtalya&#8217;da yabancı düşmanlığı yükseliyor,&#8221; </em>sözlerini  Serra Yılmaz, <em>&#8220;Sadece İtalya&#8217;da mı sizce?&#8221;</em> diyerek karşılar; <em>&#8220;&#8230;Mussolini  rozetleri daha çok satılıyor, yönetmen bu konuda ne düşünüyor?&#8221;</em> bilmek isteyen izleyiciyi  &#8220;<em>Aslında soru tarihçileri, siyasetçileri  ilgilendiriyor ama Mussolini&#8217;ye özlem doğru değil&#8230; Mussolini faşizmini  aşırı sağ bile inkâr ediyor. Önemi, kendisinden önceki </em>-gri- <em>siyasetçilerden  farkı, görüntünün öneminin altını çizmesi oldu, Berlusconi de öyle, TV  aracılığıyla imajını empoze eden bir başbakan&#8230;</em>&#8221; diyerek çok  yumuşak biçimde yanıtlayan Bellochio, filmin finaliyle ilgili soruya da  şu yanıtı verir: <em>&#8220;&#8230;İda Dalser&#8217;in öyküsü, neticede şahsî bir hikâye,  ama sinema budur. İda&#8217;nın aşkı neredeyse patalojik, yanında olması  gereken kadın ben olmalıyım fikrini hiç yitirmiyor&#8230; Sonuna gelince,  filmleri bitirmek zor. Başta, Mussolini&#8217;nin Tanrı&#8217;ya meydan okuduğu  sahnedeki İda&#8217;nın hayranlık duyan, hayret ifade eden bakışı sonda da  olsun istedim; finalde, belgeselde, balkonda konuşan Mussolini&#8217;nin  yeneceğiz! lâfı ile o bakış arasında 1 dakika var!&#8221;</em><em><br />
 </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/suc-unsuru-bes-parmak-ve-yenmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Serseri Mayınlar, Lars and the Real Girl ve Suretler</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/serseri-mayinlar-lars-and-the-real-girl-ve-suretler.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/serseri-mayinlar-lars-and-the-real-girl-ve-suretler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 19:53:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Alessandro Preziosi]]></category>
		<category><![CDATA[Bruce Willis]]></category>
		<category><![CDATA[Craig Gillespie]]></category>
		<category><![CDATA[Emily Mortimer]]></category>
		<category><![CDATA[Ferzan Özpetek]]></category>
		<category><![CDATA[Jonathan Mostow]]></category>
		<category><![CDATA[Nicole Grimaudo]]></category>
		<category><![CDATA[Patricia Clarkson]]></category>
		<category><![CDATA[Paul Schneider]]></category>
		<category><![CDATA[Radha Mitchell]]></category>
		<category><![CDATA[Riccardo Scamarcio]]></category>
		<category><![CDATA[Ryan Gosling]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1292</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Abla&#8221; üç güzel film izler: Vizyondan Serseri Mayınlar, DVD&#8217;den Lars and the Real Girl ve Suretler Geride bıraktığı evinden çok, verandada beslediği, sevdiği kedilerini özleyen &#8220;abla&#8221;, İstanbul&#8217;a geleli haftada bir buluşup beraberce film izlemeyi gelenek haline getirdiği kuzeniyle buluşur, kararlaştırdıkları gibi 2010 İtalya yapımı, Serseri Mayınlar&#8216;ı görürler: Yönetmen Ferzan Özpetek, oyuncular Riccardo Scamarcio, Nicole Grimaudo, ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&#8220;Abla&#8221; üç güzel film izler: Vizyondan Serseri Mayınlar, DVD&#8217;den Lars and the Real Girl ve Suretler</strong></em></p>
<p>Geride bıraktığı evinden çok, verandada beslediği, sevdiği kedilerini  özleyen &#8220;abla&#8221;, İstanbul&#8217;a geleli haftada bir buluşup beraberce film  izlemeyi gelenek haline getirdiği kuzeniyle buluşur, kararlaştırdıkları  gibi 2010 İtalya yapımı, <strong>Serseri Mayınlar</strong>&#8216;ı görürler: Yönetmen<strong> Ferzan Özpetek</strong>, oyuncular  <strong>Riccardo Scamarcio, Nicole Grimaudo, Alessandro Preziosi, Lunetta  Savino, Ennio Fantastichini</strong>&#8230; Başlangıcından itibaren<em> giysiler,  duvarlar, kanepeler, aksesuarlarla&#8230; </em><strong>turkuaz</strong> <em> </em>film,  eşcinsel olmanın getirdiği trajediyi hazmederek aşıp, işin şakasında  karar kılmışa benzeyen yönetmenin <em>-sondaki bolca gözyaşı döktüren  cenaze hariç-</em> en eğlenceli filmi &#8220;abla&#8221;ya kalırsa&#8230; Hareketli  kameranın neşeli yemek masası etrafında dolandığı <em>-neredeyse- </em>klâsik  Ferzan Özpetek sahnesiyle başlayan film, aralara girip sonuna dek eşlik  eden, hüzünlü eski bir hikâye ile paralel ilerler.</p>
<p>İlk akşam yemeğinde, ikisi de eşcinsel olup birbirlerinden habersiz  iki kardeşten büyük olanı, küçüğün, özgürlüğünü kazanma niyetiyle  yapacağı ifşaatı kendine maleder. Öykü, şirket ortağı öfkeli genç güzel  kadın, hemen her gece eve giren <em>&#8220;hırsız&#8221;</em>ın gönlünü yaptığı  alkolik hala, görünüşü kurtarmak üzere, kasaba meydanında kahkahalar  atarak dolaşıp <em>&#8220;biliyorlar, biliyorlar!&#8221; </em>deyip ağlayan, bebeklik  fotoğraflarına baktığı oğlunun  eşcinselliğini hazmedemeyen baba, <em>&#8220;&#8230;bir dönüşü, tedavisi var mı?</em>&#8221;  diyerek çözüm arayan anne, bilge  büyükanne, ilginç hizmetçiler, küçük  oğlanın, eşcinselliklerini gizlemeye çalışan arkadaşları, dedikoduya  bayılan kent halkı&#8230; arasında nereye çıkacağı bilinmez şekilde hızla  gelişir, cenazeyle, eski bir düğünü gerçeküstü bir biçimde harmanlayan  son sahnelere güzel <strong>Sezen Aksu</strong> şarkısıyla sonuçlanır.</p>
<p>2009 ABD yapımı <strong>Suretler</strong>: Yönetmen <strong>Jonathan Mostow, </strong>kitap  <strong>Brett Weldele, Robert Venditti,</strong> oyuncular <strong>Bruce Willis, Radha  Mitchell, Ving Rhames, Rosamund Pike, James Cromwell</strong>&#8230; Çok geniş,  yaratıcı bir zekânın ürünü bilimkurgu öyküsünde, <em>ekonominin  tartışılmaz dinamiği</em> güvenlik kaygısı ile evlere kapanmış,  uzandıkları yerden, bağlı oldukları <em>-elbette kusursuz güzellik ve  gençlikte, hatta diledikleri cinsiyette üretilmiş-</em> suretleri  aracılığıyla hayatlarını sürdüren insanlardan bir kaçı, çok güvenli  görünen sistemin tersine çalışan özel bir silâhla işlenen cinayetlerin  kurbanı olurlar.</p>
<p>Suretlere karşı olan, kendi <em>-kurtarılmış- </em>alanlarında  yaşarken devrime hazırlanan <em>&#8220;et torbası&#8221; </em>insanlar, sahte  peygamberler, suretlerin olağandışı bedensel yetenekleri, <em>olmazsa  olmaz </em>aksiyon patırtısı arasında, &#8220;abla&#8221; ile kızının ve <em>birlikte  meditasyon yaptığı </em>sevgili arkadaşının ilgisini çekip üzerinde  konuşmalarına neden olan, Yeni Çağ literatüründe rastladıkları <strong>ben&#8217;im  varlığı</strong>, bir yanılsama olan Dünya yaşamının sorumluluğundan  kaçma/alma, <em>şekillendirilebilir </em>gerçekle yüzleşebilme gücüdür.</p>
<p>2007 ABD yapımı <strong>Lars and the Real Girl</strong>: Yönetmen <strong>Craig  Gillespie</strong>, senaryo <strong>Nancy Oliver</strong>, oyuncular <strong>Ryan Gosling,  Emily Mortimer, Paul Schneider, Patricia Clarkson</strong>&#8230; Alçakgönüllü,  bağımsız yapım &#8220;abla&#8221;ya kalırsa, hoşgörü, sevgi, başkasının gerçeğine  saygı&#8230; türünden duyguları çok iyi işlemiş, içe işleyen küçük bir  başyapıt! Küçük kardeşini doğururken ölen annelerinin acısına boğulmuş  babalarına dayanamayıp evi terkeden ağabey sevdiği kadınla döner, ölen  babanın bıraktığı eve yerleşir. Yengesinin sevecen ısrarlarına karşın,  sevginin onarıcı, yüreklendirici, güçlü kılan desteğinden uzak büyümüş  küçük kardeş Lars, yaşamını <em>-kendi isteğiyle- </em>garajda  sürdürürken, günlerden bir gün, Lars&#8217;ın <em>tasarlayıp </em>internetten  sipariş ettiği  kız arkadaşı, İngilizce&#8217;si kötü, kötürüm, Lâtin güzeli <em>şişme  bebek </em>Bianca, tahta bir sandıkla gelir, yaşamlarına katılır.</p>
<p>Küçük kasaba halkı, hiç kimseye zararı dokunmamış, iyi niyetli Lars&#8217;ın<em> kendine özgü </em>gerçeğine katılır; o, kasabalının &#8220;gerçek&#8221; dediği  hayata katılmaya karar verme gücüne ulaşana dek onu destekler, Bianca  ile ahbaplık ederler. Gerçekliğin, iyiliğin, hayata alışıp katılma gücü  bulmanın,<em> -komedi olarak tanıtılmasına karşın-</em>, herkese  söyleyecek bir sözü bulunan,  sonsuz derinlik taşıyan muhteşem filmin eşsiz güzellikteki öyküsü,  &#8220;abla&#8221; için gerçek bir armağandır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/serseri-mayinlar-lars-and-the-real-girl-ve-suretler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uzaklara Gidelim, Ay</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/uzaklara-gidelim-ay.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/uzaklara-gidelim-ay.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Mar 2010 19:44:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Carmen Ejogo]]></category>
		<category><![CDATA[Catherine O'Hara]]></category>
		<category><![CDATA[Jeff Daniels]]></category>
		<category><![CDATA[John Krasinski]]></category>
		<category><![CDATA[Maggie Gyllenhaal]]></category>
		<category><![CDATA[Maya Rudolph]]></category>
		<category><![CDATA[Sam Mendes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1290</guid>
		<description><![CDATA[Damadının dönüşüyle, kendisinin, evine dönüşü aynı zamana rastlayacak olan, en az damat kadar hevesle gün saymakta &#8220;abla&#8221; ile kızı, &#8220;şafak&#8221;ın 50&#8242;nin altına düştüğü yağmurlu İstanbul sabahında, internetten bakıp seanslarını not aldıkları filmlerden bir-ikisini görmek üzere evden çıkarlar. 2009 ABD, İngiltere yapımı Uzaklara Gidelim: Yönetmen, çok özel Amerikan Beauty ile dikkatlerini çekip, neredeyse fantastik görüntüleriyle yeri ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Damadının dönüşüyle, kendisinin, evine dönüşü aynı zamana rastlayacak  olan, en az damat kadar hevesle gün saymakta &#8220;abla&#8221; ile kızı, &#8220;şafak&#8221;ın  50&#8242;nin altına düştüğü yağmurlu İstanbul sabahında, internetten bakıp  seanslarını not aldıkları filmlerden bir-ikisini görmek üzere evden  çıkarlar.</p>
<p>2009 ABD, İngiltere yapımı <strong>Uzaklara Gidelim</strong>: Yönetmen, çok  özel Amerikan Beauty ile dikkatlerini çekip, <em>neredeyse </em>fantastik  görüntüleriyle yeri ayrı Jarhead ve &#8220;abla&#8221;nın kendisini özdeşleştirdiği  baş kadın karakter yüzünden çarpıldığı muhteşem Revolutionary Road&#8217;un,   yeni filmini merakla bekledikleri <strong>Sam Mendes</strong>, oyuncular,<em> çok  şirin</em> <strong>John Krasinski, Maya Rudolph, Carmen Ejogo, Jeff Daniels,  Catherine O&#8217;Hara, Maggie Gyllenhaal</strong>&#8230; Birbirlerine âşık, 30&#8242;lu  yaşlarında, hamile çiftin yerleşmek üzere, tanıdıkları birilerine yakın  bir yer aramalarını, bu arada kuzen, kardeş, eski patron türünden  yakınlarının hikâyelerine tanık olmalarını anlatan bir başka yol filmi.  İki yerde sigortacılık ile, ekonomisini <em>-neredeyse- </em>korku üzerine  kurup geliştirmiş egemen/ABD bağlantısının altının çizildiği, değişik  bilinç düzeylerindeki insanlar arasında bir geçit töreni&#8230; Kuzeni  canlandıran Maggie Gyllenhaal ile Yeni Çağ&#8217;cı Hippi kocasının,  birbirleri ve çocuklarıyla ilgili kısmı çok komik sade film, 12 yıl önce  yitirdiği anne-babasının ölümü ile yüzleşen genç kadının, şirin adamla,  onların ıssız bıraktığı eve, evine <em>-yerleşmek üzere- </em>dönmeleriyle  biter; &#8220;abla&#8221;nın, kendine yolculuğunun başında, Kuzey Ege&#8217;ye, annesinin  bıraktığı eve dönüp oraya yerleşmesi gibi&#8230;<br />
 <span style="text-decoration: underline;"><br />
 Günün ikinci filmi, &#8220;abla&#8221;nın Filmekimi, 3. gününde izleyip  yeniden görmeyi dört gözle beklediği</span>, <em>bayıldığı türden</em> <strong>bilimkurgu   gerilim</strong>, İngiltere, 2009 yapımı<strong> Ay</strong>: <em>David Bowie&#8217;nin oğlu </em><strong>Duncan   Jones</strong> yönetiminde<strong> Sam Rockwell</strong>&#8216;in canlandırdığı Sam Bell, Ay  yüzündeki kayalardan hasat ettikleri Helyum-3&#8242;ten ürettikleri temiz  enerjiyle Dünya&#8217;nın enerji sorununu çözmüş <em>görünen </em>Lunar  şirketinin, Ay&#8217;da kurduğu tesiste çalışan/yaşayan elemanıdır. Dokuzbin  küsur saattir üzerinde çalıştığı kasaba maketi, söyleştiği bitkileri,  ekranında duygusal ifadeler yansıtan suratla, <em><strong>Kevin Spacey</strong>&#8216;nin  seslendirdiği</em> robot bilgisayar Gerty&#8217;nin arkadaşlığı ve canlı  bağlantı kuramadığı karısıyla kızından gelen bant mesajlarla geçirdiği  üç yıllık görev süresinin sona ermesine iki hafta kala tuhaflıklar,  yanılsamalar ve kazalar yaşamaya başlayan Sam, bir süre sonra yaşamına  bir &#8220;kendisi&#8221; daha eklendiğini görür. <em>Kimin klon olduğu</em> tartışmaları, itişip kakışmaları arasında aldığı ufak tefek yaralar  iyileşeceğine, giderek kötüleşmekte, Sam, <em>görünüşe göre </em>görev  süresiyle birlikte sona ermektedir. Seyyar bir iletişim cihazıyla, -<em>dört   yaşlarında olduğunu sandığı- </em>15 yaşındaki kızından <em>karısının bir  kaç yıl önce öldüğünü </em>öğrendikten sonra araştırmalarını sıklaştırıp  &#8220;Dünya&#8217;ya dönüş kutusu&#8221; dibinde bulduğu merdivenlerle bir kat alttaki  galeriye inen, orada zamanı geldiğinde &#8220;uyandırılacak&#8221; çok sayıda Sam  klonu  bulan Sam&#8217;lar, duruma ve yaklaşmakta olan kurtarma ekibine uygun  açıklama  sunacak bir çözüm bulmaya çalışır, işe yarayacak bir plan yaparlar.</p>
<p>NASA&#8217;nın Houston Uzay Merkezi&#8217;nde ders programına alınan, <em>kapalı,  durgun kapsül yaşamı</em> temposunda akan film, sonunda, kötüler  cezalarını bulsa da <em>hatıraların da yüklendiği</em> çaresiz klonların  hüznünü taşır.</p>
<p>Alışveriş yapıp eve dönerken ana-kız, klonların  ruhları varsa<em> -ki &#8220;abla&#8221;, formu olan herşeyin bir ruh taşıdığını  okuyup öğreneli-, </em>acı veren, özlem türünden duygular yanısıra pekçok  anının gerçek sahibinin kendisi olmamanın ne büyüklükte bir karma  yarattığını, yağmur trafiğiyle sıkışık Cendere Deresi boyunca, yol boyu  konuşurlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/uzaklara-gidelim-ay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Precious ve Çılgın Kalp</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/precious-ve-cilgin-kalp.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/precious-ve-cilgin-kalp.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Mar 2010 21:31:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[!f İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Colin Farrell]]></category>
		<category><![CDATA[Gabourey Sidibe]]></category>
		<category><![CDATA[Jeff Bridges]]></category>
		<category><![CDATA[Lee Daniels]]></category>
		<category><![CDATA[Lenny Kravitz]]></category>
		<category><![CDATA[Maggie Gyllenhaal]]></category>
		<category><![CDATA[Mariah Carey]]></category>
		<category><![CDATA[Robert Duvall]]></category>
		<category><![CDATA[Scott Cooper]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1280</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Abla&#8221;, geçmiş !f İstanbul Bağımsız Film Festivali&#8217;nden vizyona akmış iki film görür: Precious, Çılgın Kalp 2009, ABD yapımı Precious: Yönetmen Lee Daniels, kitap Sapphire, oyuncular Gabourey Sidibe, Mariah Carey, Lenny Kravitz&#8230; Kızkardeşinin !f İstanbul Bağımsız Film Festivali&#8217;nde görüp, &#8220;abla&#8221;ya &#8220;gör!&#8221; dediği Acı Bir Hayat Öyküsü Precious&#8217;ı, acı içeriği nedeniyle görmek istemediğinden savsaklayan, aynı kardeşin &#8220;umut ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&#8220;Abla&#8221;, geçmiş !f İstanbul Bağımsız Film Festivali&#8217;nden vizyona akmış iki film görür: Precious, Çılgın Kalp</strong></em></p>
<p>2009, ABD yapımı <strong>Precious</strong>:  Yönetmen <strong>Lee Daniels</strong>, kitap <strong>Sapphire</strong>, oyuncular <strong>Gabourey  Sidibe, Mariah Carey, Lenny Kravitz</strong>&#8230; Kızkardeşinin !f İstanbul  Bağımsız Film Festivali&#8217;nde görüp, &#8220;abla&#8221;ya <em>&#8220;gör!&#8221;</em> dediği Acı Bir  Hayat Öyküsü Precious&#8217;ı, acı içeriği nedeniyle görmek istemediğinden  savsaklayan, aynı kardeşin <em>&#8220;umut dolu iyi bir film&#8221; </em>diyerek  bastırmasıyla,<em> -o arada yakın çevresinden uzaklaşan filmi-</em> İstinyePark&#8217;ta yakalayıp, bunu, yakında oturan sevgili eski bir  arkadaşını da görme bahanesi yapan &#8220;abla&#8221;, filmi beğenir. Babasının, üç  yaşından beri sürdürdüğü tecavüzlerin sonucu ilk bebeğini, mutfak  tezgâhı dibinde, <em>erkeğini çaldığını&#8230; </em>iddia eden annesinin  tekmeleri altında doğuran, şiddetle, aşağılanmayla büyümüş Precious&#8217;ın,  başka türlüsünü bilmediğinden itirazsız sürüdüğü yaşamında, bir başka  bilinç düzeyine geçtiği dönemi, <em>-nasıl olup da yitirmediği çok  şaşırtıcı- </em>iç güzelliğinden/gücünden aldığı destekle insan olup  insan kalmasını anlatan film, &#8220;abla&#8221;ya, hayatın ne denli akla, mantığa  sığmaz örneklerle dolu olduğunu, sinemanın ise, ne kadar uç örneklerle  olursa olsun, silik bir taklitten öte gidemediğini düşündürür&#8230;</p>
<p>2009, ABD yapımı <strong>Çılgın Kalp</strong>: Yönetmen <strong>Scott Cooper</strong>,  kitap <strong>Thomas Cobb,</strong> oyuncular <strong>Jeff Bridges, Maggie Gyllenhaal,  Robert Duvall, Colin Farrell</strong>&#8230; Çaptan düşmüş alkolik Country  şarkıcısı Bad Blake, kendini, bedenini hovardaca harcarken, durup  düşünmesine, aklını başına toplamasına, alkolden temizlenmesine, 24  yıldır, 3 yaşından beri aramadığı oğlunu aramasına, hatta kendi adını  kullanmaya başlamasına neden olan genç bir kadına rastlar. <br />
 <strong></strong><strong></strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/precious-ve-cilgin-kalp.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anadolu&#8217;nun Kayıp Şarkıları, Özel Kuvvetler ve Köprüdekiler</title>
		<link>http://www.sinemablog.com/anadolunun-kayip-sarkilari-ozel-kuvvetler-ve-koprudekiler.html</link>
		<comments>http://www.sinemablog.com/anadolunun-kayip-sarkilari-ozel-kuvvetler-ve-koprudekiler.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2010 19:58:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>senbilirsinabla</dc:creator>
				<category><![CDATA[İnceleme]]></category>
		<category><![CDATA[Aslı Özge]]></category>
		<category><![CDATA[Cemile İlker]]></category>
		<category><![CDATA[Ewan McGregor]]></category>
		<category><![CDATA[Fikret Portakal]]></category>
		<category><![CDATA[George Clooney]]></category>
		<category><![CDATA[Grant Heslov]]></category>
		<category><![CDATA[Jeff Bridges]]></category>
		<category><![CDATA[Kevin Spacey]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Tokgöz]]></category>
		<category><![CDATA[Umut İlker]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.sinemablog.com/?p=1273</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Abla&#8221; üç film izler: Anadolu&#8217;nun Kayıp Şarkıları, Özel Kuvvetler ve Köprüdekiler Kızkardeşiyle, -Bienal sergileri gezerken keşfettikleri- Haliç manzaralı Deniz Palas&#8217;tan iksv&#8217;nın yeni adresine dönüşmüş muhteşem binanın kapısında buluşup 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali biletlerini alan &#8220;abla&#8221;, yüreğinde, artık festivalde Emek&#8217;le Alkazar yok! hüznüyle Atlas&#8217;a gider, Anadolu&#8217;nun Kayıp Şarkıları belgeselini izler, canı sıkılır: Mardin&#8217;den sözederken başka yerlere ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>&#8220;Abla&#8221; üç film izler: Anadolu&#8217;nun Kayıp Şarkıları, Özel Kuvvetler ve Köprüdekiler</strong></em></p>
<p>Kızkardeşiyle, <em>-Bienal sergileri gezerken  keşfettikleri- </em>Haliç manzaralı Deniz Palas&#8217;tan  iksv&#8217;nın yeni  adresine dönüşmüş muhteşem binanın kapısında buluşup 29. Uluslararası  İstanbul Film Festivali biletlerini alan &#8220;abla&#8221;, yüreğinde,<em> artık  festivalde Emek&#8217;le Alkazar yok! </em>hüznüyle Atlas&#8217;a gider, <strong>Anadolu&#8217;nun  Kayıp Şarkıları</strong> belgeselini izler, canı sıkılır: Mardin&#8217;den  sözederken başka yerlere atlayıp, ardından<em> -Mardin- </em>Kırklar  Kilisesi&#8217;nde bir ayinle devam etme örneğinde olduğu gibi, deneyimsiz  öğrenci hevesini andırır dağınık film, <em>yetmezmiş gibi, </em>yerinde  kaydedilmiş güzelim şarkıların yalnızca <em>-orijinal- </em>ilk iki  satırını dinleyebilen izleyicinin kalbini kırar: Yine hevesli  müzisyenlerden oluşan grup, <em>kimbilir hangi akla hizmet,</em> güzelim  şarkının üzerine, temayla hiç de uyuşmayan üretimleriyle çullanır,  Anadolu&#8217;nun bir şarkısını daha kaybederler!</p>
<p>&#8220;Abla&#8221;nın önünde oturan, aralarında,<em> &#8220;bizim köyü göstermeseydi  var ya!..&#8221; </em>diye dayılanan delikanlı sekiz öğrenciden anlaşıldığı  gibi, hemşehrileriyle hasret gidermeye gelmiş izleyicisi sağlam filmin, <em>ortalarına  yakın demir dövmeyle başlayan ritmlerle gelişen güzel bölüm</em><em>,  ipek iplik tezgâhına yaktığı sevgi, şükran dolu Arapça şarkıyı okuyan  Hataylı, kilim dokuma tezgâhında coşkusunu izleyiciye aktaran Egeli,  köprüden düşen kızın öyküsünü anlatan dört Karadenizli kadın,  Güneydoğulu ikizler, Macahelli </em>-&#8221;abla&#8221;nın yerinde dinleme olanağı  bulduğu- <em>Gürcü Korosu, karda cenaze başında beklerken çok üşüyüp  sessizce horon tutturan Karadenizliler, zenneler, yerel oyunlar,  semahlar, fıkralar, kaybolmakta olan el sanatları&#8230; </em>türünden  muhteşem malzemesi olmasa, orijinal müziğe yapılan saldırıyı görmezden  gelmek, katlanmak çok zor!</p>
<p>2009 ABD, İngiltere yapımı <strong>Özel Kuvvetler</strong>: Yönetmen <strong>Grant  Heslov</strong>, <em>kitap </em>Jon Ronson, oyuncular <strong>George Clooney, Ewan  McGregor, Jeff Bridges, Kevin Spacey, Stephen Lang</strong>&#8230; Afişinde dört  büyük oyuncunun yanına eklenmiş keçi profili, kendine özgü tarzını haber  verse de, alışılan türde komedi bekleyen izleyiciyi hayâl kırıklığına  uğratan film, &#8220;abla&#8221; ile kızkardeşince beğenilir. &#8217;60&#8242;larda, bolca  uyuşturucu yardımıyla, kendi <em>-insan- </em>kapasitesinin sınırlarını  arayan Hippi anlayışının, biraz daha yeni tarihli Yeni Çağ teknikleriyle  birleştirilip savaş karşıtı yöntemlere dönüştürülmesi gibi çok sağlam  bir fikre dayanmış da olsa, pek çok güzel espri, <em>kitaptan mı,  yönetmenden mi bilinmez,</em> karambole gider, Hippi ve Yeni Çağ  literatüründen habersiz izleyiciye bir şey ifade etmez.</p>
<p>2009 Türkiye yapımı <strong>Köprüdekiler</strong>: Yönetmen <strong>Aslı Özge</strong>,  oyuncular <strong>Murat Tokgöz, Fikret Portakal, Umut İlker, Cemile İlker</strong>&#8230;  Kısa filmden gelme ödüllü yönetmenin, kendisini oynayan oyuncuların  yakın plan yüzlerinde, gözlerinde yakaladığı dürüst ifadeler, becerikli,  ustalıklı, yaratıcı kadrajlar, Köprüdekiler&#8217;i, &#8220;abla&#8221; açısından <em>&#8220;çok  güzel bir film!&#8221;</em> yapar. <em>Memur yasası 647&#8242;ye tabi oldukları için  oyunculuk yapamayan gerçek polisler dışında,</em> internette chat yapıp  kız arkadaş arayan trafik polisi <em>Avşar genci</em> Murat, kıtkanaat  geçinen dolmuş sürücüsü Umut ile daha güzel bir yaşam isteyen karısı  Cemile, köprüde çiçek satarken Tahtakale&#8217;de daha iyi iş arayan Fikret&#8217;in  yaşamlarından parçalara tanıklık eden izleyiciye, büyük yakınlık,  dostluk, sevgi ilhâm eden film sona erdiğinde, &#8220;abla&#8221; ile kızkardeşinin  önünde oturan bey,<em> &#8220;şimdikiler herşeyi istiyorlar&#8221; </em>der, <em>&#8220;ben  hatırlıyorum, annem zengin aileden geliyordu ama, yoksa, o akşam bir tas  yoğurda ekmek doğrar onunla karnımızı doyururduk&#8230;&#8221;</em><em><strong><br />
 </strong></em><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.sinemablog.com/anadolunun-kayip-sarkilari-ozel-kuvvetler-ve-koprudekiler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
