American Sniper – Keskin Nişancı

- 20/02/2015

Eski kuşakların oyuncu kimliğiyle, yeni neslin ise yönetmen olarak benimsediği Clint Eastwood, hızlı yönetmenlik kariyerinde ahlaken izleyicinin beğenisini kazanacak işler çıkardı. Mandela’nın ülkesi için mücadelesini bir rugby takımını temel alarak anlattığı “Invictus”, huysuz ve ayrımcı bir ihtiyarın azınlıklardan oluşan komşularını korurken ırkçı bakışınından arındığı “Gran Torino” ve 2. Dünya Savaşı’nı Japonya’nın gözünden anlatma inceliği gösteren Amerikan filmi “Iwo Jima’dan Mektuplar” ünlü sinemacıyı Dünya seyircisinin gözünde de farklı bir yere konumlandırdı ancak usta ismin son filmi “American Sniper”ı bu işlerin arasında bir yere koymak veya Eastwood’un kariyerine yakıştırmak çok zor.

 American Sniper

Anlaşılmadık bir biçimde, ya da tam tersi mi demeliyim, ezan sesiyle açılan filmde, küçükken disiplinli bir ailede büyüdüğünü anladığımız Chris, yetişkinliğinde bir baltaya sap olma çabaları içindeyken televizyonda gördüğü bir terör haberinden etkilenerek kendisini orduya yazdırıyor. Ağır eğitimlerden geçerken keskin nişancılık yeteneği fark ediliyor ve kendisini Irak’ta buluyor. Bu bölüme kadar olan kısımlar bir nebze çekilebilir aslında. Chris’in Amerika’nın dünyanın en güzel ülkesi olduğunu düşünmesi gibi tuhaflıklara dört nala giden bir garip aşk hikayesi ekleniyor. Chris evleneceği kadınla o kadar hızlı bir şekilde ilişkisinde yol alıp nikah masasına oturuyor ki, ne oldu nasıl oldu anlayan beri gelsin. Bu noktaya kadar senaryoda yaşanan dengesizlik bir şekilde düzeliyor ama Chris’in kendisini Irak’ta bulmasından sonra bu kez de mide bulandırıcı bir içerik çıkıyor ortaya. Geçen yıl Oscar yarışında boy gösteren “Kaptan Phillips” yaklaşık bir saatini Amerikan donanması propagandasına adamıştı ki “American Sniper” tamamında benzer bir misyon üstleniyor. Çok kısa bir örnek verelim. Chris’in Irak’ta çatıdan gözlediği bir anne, yanındaki çocuğuna bir bomba teslim ediyor. Çocuk bombayı Amerikan askerlerine atacakken Chris tarafından vuruluyor. Anne ise çocuğunun yasını birkaç saniye yaşayıp, hemen bombayı alarak askerlere fırlatmaya çalışıyor fakat netice aynı. İşgal edilmiş bir ulusun insanları için sık sık “barbar” kelimesini kullanan Chris’in karşılaştığı tüm sıradan insanlar, bir şekilde “terörist” çıkıyor. İnsan “hiç mi normal vatandaş yok bu ülkede” demekten kendini alamıyor. Chris’in Irak’taki görevini savunurken “Bu barbarlar San Francisco’ya mı gelsin istiyorsun!” gibi aklıevvel cümlelerine de pek girmeyelim. Vatan sevgisi yüzünden ailesini bile karşısına alan Chris’in öyküsü bir süre sonra bir sniper kapışmasına dönüşecek gibi de oluyor fakat karşı tarafı hiç tanıyamadığımız için film bu noktada da bir “Kapıdaki Düşman” olma fırsatını elinin tersiyle itiyor. Bunların üstüne teknik açıdan hiçbir özel dokunuş eklenmeyince, yarısında bırakmamak için kendinizi zor tutacağınız bir film çıkıyor ortaya. Yakın zamandaki “The Hurt Locker” en azından askerlerin girdiği sorunlu psikolojiyi bir şekilde hissettirmeyi başarıyordu. Eastwood’un filminde ise hiçbir empati kuramayacağınız, film boyunca hiçbir gelişim göstermeyen Chris’in sinir bozucu hikayesi var sadece.

 American Sniper

Oyuncu kadrosunda Bradley Cooper’ın yanı sıra Sienna Miller var. 

American Sniper – Keskin Nişancı Yorumları

3 Yorum


yedi − = 1

  • senbilirsinabla 27 Şubat 2015 5:27

    “Abla” ve avanesi filmi izler begenmez. Oysa yonetmenin ne guzel filmleri vardir. Chris’in Arap muadiline olan takintisi ise “abla”ya saplanti uzerine eski bir fikrayi hatirlatir:
    Bir Bedevi devesiyle çölde yolculuk ederken abazanlık baskın gelir, geçer devenin arkasına ufak bir kum tepesi yapıp tırmanır ama amacına nail olamadan deve bir adım ilerler. Bedevi “tövbe, tövbe!” der, niyetini erteler yola devam eder. Bir süre sonra yine abazanlık başına vurur ve aynı trajedi bir kez daha tekrarlanır. Yine yola koyulunur, yine bir kum tepesi, yine hüsran derken Bedevi toz duman içinde iki atlının genç bir kadını kaçırmakta olduklarını görür. Tepesinin de atık oluşunun yardımıyla ortaya atlayıp kadını kurtarır. Kadın son derece güzel ve şükran duygularıyla doludur, “dile benden ne dilersen!” der. Bedevi bezgin “Allahaşkına” der “tut şu devenin başını!”

  • herbalife 3 Mart 2016 10:50

    Teşekkürler güzel konu.

  • seda 6 Ağustos 2017 9:05

    Tabiki yine Amerikan milliyetçiliği var fakat film kaliteli ve etkileyici bu tarzı yapan başka bir ülke olamaz.

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri