1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız6 Yıldız7 Yıldız8 Yıldız9 Yıldız10 Yıldız (1 oy, ortalama: 7,00)
Loading ... Loading ...

29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 14. Günü “abla” üç film görür: Akıntıya Karşı, Elveda, Hırs

Peru-Kolombiya- Almanya- Fransa, 2009 yapımı Akıntıya Karşı: Yönetmen Javier Fuentes-Leon, oyuncular Cristian Mercado, Manolo Cardona, Tatiana Astengo… Uluslararası Yarışma bölümünden sevgi üzerine, Festivalin en iyilerinden muhteÅŸem film, Peru’da, Okyanus kıyısındaki küçük köyde yaÅŸayan sevilen bir balıkçı, bebek bekledikleri sevgili eÅŸi ve balıkçının gizli aÅŸkı Lima’lı ressam arasında yaÅŸananları anlatır. Karısına ve bekledikleri bebeÄŸe çok baÄŸlı balıkçı, gizlice buluÅŸtuÄŸu “ressam gibi olmadığı” iddiasındadır. Birgün birdenbire ortadan kaybolan kayalar arasına sıkışan cesedi bulunup dinî törenle defnedilmediÄŸi sürece hayaleti yalnız balıkçıya görünen ressamın evine giren genç bir kızla delikanlı, balıkçının çıplak resimlerini bulurlar. BaÅŸlangıçta resimlerle ilgisi olmadığını söyleyen balıkçının karısı, kocasının ressamı halâ sevdiÄŸini anlayınca, yeni doÄŸan bebeÄŸiyle evi terkeder. Dindar köylülerin dışladığı balıkçı, yalnız yaÅŸamını sürdürmeye çalışırken, oÄŸlunun -aÄŸlara takılan- cesedini almaya gelen annesi ile kızkardeÅŸini görmeye gider; onun burada gömülmek istediÄŸini, kendisini bu yüzden terkeden karısına karşın bunu yapacağını söyler.

Sevgisinin, yücelten sorumluluğunu kabul eden balıkçının tek başına omuzladığı sevgilisinin cenazesi ardına, değişmekte olan gelenekleri, yıkılan tabuları, kırılan önyargıyı müjdeleyen -daha çok gençlerden- küçük bir grup eklenir.

Gösterim sonrası izleyici karşısına çıkan filmin yetenekli oyuncusu Tatiana Astengo, filmin ortak yapım olması konusunda, “Güney Amerika’da film yapmanın ne yazık ki tek yolu bu, böyle de olsa severek yapıyoruz” der. Bir izleyicinin, Okyanusa defnedilen cenazeyi kastederek, “Peru’da cenaze törenleri böyle mi yapılıyor?” sorusuna, “hayır, bu yönetmenin yarattığı birÅŸey…” yanıtı verir. Filme nasıl yaklaşıldığını soran izleyiciye, “film Peru’da AÄŸustos’ta gösterime girecek,” der, “Peru halkı çok dindardır, zor olacak ama çok konuÅŸulacak; ana teması kendimizle barışık olup gurur duymamız; filmin bir aÅŸk ve cömertlik mesajı var.” Astengo, kariyeri ile kaygı duyup duymadığını merak eden izleyiciyi, “ben büyük mutlulukla kabul ettim” diye yanıtlar, “Los Angeles’te yaÅŸayan Peru’lu yönetmenin ilk filmi, üzerinde çok uzun süre çalışmış, yaÅŸamıyla da baÄŸlantılı, kendi hayatını ortaya koyduÄŸu için çok cesur olduÄŸunu düşünüyorum…”

Fransa, 2009 yapımı Elveda: Yönetmen Christian Carion, oyuncular Guillaume Canet, Emir Kusturica, Alexandra Maria Lara, Willem Dafoe… Dünya Festivallerinden, izleyicinin laser altyazılı izlediÄŸi, vizyon sırası bekleyen film, “hain” ilân edileceÄŸini bile bile, gerekli gördüğü için tarihi deÄŸiÅŸtirme/yenidenyazma sorumluluÄŸunu alıp SoÄŸuk Savaşı sona erdiren bir adamın, Albay Grigoriev’in hikâyesini anlatır. Fransız bir mühendisle baÄŸlantı kuran, metroda, parklarda buluÅŸup bir dönemi bitirecek çok önemli bilgiler aktaran Grigoriev, ÅŸiir, müzik üzerine de konuÅŸtukları sohbetlerden birinde “komünizm” der, “büyük rüya!”… “sokaklarınız mutluluk taşıyor” diye dalga geçen mühendise yanıtı “1917′de ülke ortaçaÄŸdaydı” olur, “yalnızca 40 yıl içinde uzaya çıktık, bunun anlamını biliyor musun? Åžimdi komünizm tıkandı, tıkanıklığı patlatmak gerek!” Bu gerekçeyle, aktardığı belgeler, Ronald Reagan (Amerika Devlet BaÅŸkanı) ve François Mitterrand (Fransa Devlet BaÅŸkanı) tarafından deÄŸerlendirilirken, “Farewell” ülkesinde deÅŸifre olur; Fransız mühendis ailesiyle -ancak- kaçabilecek zaman bulur. SSCB devlet baÅŸkanı Gorbaçov’un, 1985′te, perestroyka -yeniden yapılanma-, glasnost -açıklık- dışında seçeneÄŸi kalmaz. “Abla”nın, genç bir kadınken yaÅŸayıp kavramakta zorlandığı, Dünyanın yaÅŸadığı bu ânî deÄŸiÅŸikliÄŸe akla yakın açıklama getiren film, yine festivalin en iyilerinden

Günün son filmi için Sinepop’a giderken Emek Sineması önünden geçen “abla”, gözüne iliÅŸen, duvara üstüste çakılı iki tabelada yazanları not eder:
(allta) Melek Sineması, 1924-1957, Salonundaki iki melek figürüyle İstanbul’un en güzel sinemalarından biriydi.
(üstte)
10 NİSAN 2010, EMEK SİNEMASI, HALA BURADA, YIKMAK İSTİYORLAR, YIKTIRMIYORUZ

İngiltere, 2009 yapımı Hırs: Yönetmen Özgür Uyanık, oyuncular James Powell, Tom Shaw, Lorna Beckett… Mayınlı Bölgeden: Thatcher politikalarıyla sınırlanan video üretimi ve bir oyuncunun ölümü sonucu yarım kalıp depoya atılan Sokakların Adamı adlı filmin tamamlanmasını takıntı haline getiren James, sonunda kendisini sapıkça vahÅŸi eylemlerin kahramanı katille özdeÅŸleÅŸtirmekten alıkoyamaz.

Gösterim sonrası, Ankara doÄŸumlu, 30 yıldır İngiltere’de yaÅŸayan yönetmen Özgür Uyanık’ın izleyiciye anlattıkları: “Fikir 10 yıl önce aklıma geldi, ben de James gibiydim, depoda Karanlık Kan diye bir film bulmuÅŸtum… Filmimi sahte belgesel tarzında gerilim diye nitelendiriyorum… Sokakların Adamı diye bir film yok aslında, onu da biz çektik… Ana tema ego, James durmayı bilmedi… Bir sonraki filmim ölümle yaÅŸam arasındaki noktayı anlatan çaÄŸdaÅŸ bir karafilm olacak… Rec., Clover türünde evet ama, orada kayıt aynen gösterilir, ben bir adım ileri gitmek istedim… Hırs iyi ama etrafınıza bakıp sistemi kavramanız, içine girmeniz gerekiyor… Sokakların Adamı süper film deÄŸil, basit, sadistçe ama James’in gözünde potansiyel olması gerekiyordu, senaryoyu bunu düşünerek yazdım… Evet geçmiÅŸimde Dorothy’ye benzer bir karakter vardı bana da “.oksurat!” diye seslenen… James’in konuÅŸtuÄŸu bir sahnede geride görünen Shining afiÅŸini James karakterinin bir parçası olsun diye koydum… Son sahnede vahÅŸetin gösterilmemesi stil açısından bir seçimdir, belgeselde de gösterilmez, Haneke ÅŸiddeti kadrajın dışında tutar, sesle izleyicinin hayâlgücü birleÅŸebilsin diye… James’in yaÅŸadığı ÅŸeyleri ben de yaÅŸadım ama karakterimiz çok farklı… sonuçta filmini bitirdi, ağır bir maliyeti olsa da…”


“Akıntıya Karşı, Elveda, Hırs” için 2 adet yorum yapılmış.

  1. okuyucu
    18 Nisan 2010 11:03

    Açıkçası Emek sinemasına bugüne kadar gitmiÅŸliÄŸim yok.Ama sembolik anlamının ne kadar önemli olduÄŸunu bu tartışmalardan sonra daha iyi anlıyorum.Umarım bu kamuoyu baskısı iÅŸe yarar da,Emek sineması da bugün kü birçok sinema gibi lunapark görünümüne bürünmez.Gerçi yıkıldıktan sonra yerine sinema yapılacağı da meçhul ya,yapılsa da bir espirisi kalmayacak…

  2. senbilirsinabla
    18 Nisan 2010 20:01

    “1924-1957 arası, salondaki iki güzel melek figürüyle Melek Sineması, sonra da Emek Sineması olmak üzere 86 yıl boyunca sadece sinema olarak kullanılmış, Festivale 28 yıl evsahipliÄŸi yapmış mekân, gözden çıkarılacak gibi deÄŸil.” der “abla”; “Korsan mı deÄŸil mi, fazla ince eleyip sık dokumadan edindiÄŸimiz filmleri, sinemaya gitmeye üşenip, evlerimizde oturup izlediÄŸimiz sürece, salonlar kapanmaya mahkûm…”

    Yine de “abla”, hiç umutsuz deÄŸildir; bilir ki, kendisini sinema aracılığıyla ifade etmeye kararlı insanlar her zaman olacak, filmler çekilecek, -İstiklâl Caddesi’ne paralel sokaklardan birinde, KasımpaÅŸa’ya inen merdivenlerin başındaki pasajda olduÄŸu gibi- minicik, salaÅŸ bir mekânda da olsa, o filmler bir yolunu bulup izleyicisiyle buluÅŸacak…

Yorum yapın