Akıntıya Karşı, Elveda, Hırs

- 17/04/2010
7,00(1 oy)

29. Uluslararası İstanbul Film Festivali 14. Günü “abla” üç film görür: Akıntıya Karşı, Elveda, Hırs

Peru-Kolombiya- Almanya- Fransa, 2009 yapımı Akıntıya Karşı: Yönetmen Javier Fuentes-Leon, oyuncular Cristian Mercado, Manolo Cardona, Tatiana Astengo… Uluslararası Yarışma bölümünden sevgi üzerine, Festivalin en iyilerinden muhteşem film, Peru’da, Okyanus kıyısındaki küçük köyde yaşayan sevilen bir balıkçı, bebek bekledikleri sevgili eşi ve balıkçının gizli aşkı Lima’lı ressam arasında yaşananları anlatır. Karısına ve bekledikleri bebeğe çok bağlı balıkçı, gizlice buluştuğu “ressam gibi olmadığı” iddiasındadır. Birgün birdenbire ortadan kaybolan kayalar arasına sıkışan cesedi bulunup dinî törenle defnedilmediği sürece hayaleti yalnız balıkçıya görünen ressamın evine giren genç bir kızla delikanlı, balıkçının çıplak resimlerini bulurlar. Başlangıçta resimlerle ilgisi olmadığını söyleyen balıkçının karısı, kocasının ressamı halâ sevdiğini anlayınca, yeni doğan bebeğiyle evi terkeder. Dindar köylülerin dışladığı balıkçı, yalnız yaşamını sürdürmeye çalışırken, oğlunun -ağlara takılan- cesedini almaya gelen annesi ile kızkardeşini görmeye gider; onun burada gömülmek istediğini, kendisini bu yüzden terkeden karısına karşın bunu yapacağını söyler.

Sevgisinin, yücelten sorumluluğunu kabul eden balıkçının tek başına omuzladığı sevgilisinin cenazesi ardına, değişmekte olan gelenekleri, yıkılan tabuları, kırılan önyargıyı müjdeleyen -daha çok gençlerden- küçük bir grup eklenir.

Gösterim sonrası izleyici karşısına çıkan filmin yetenekli oyuncusu Tatiana Astengo, filmin ortak yapım olması konusunda, “Güney Amerika’da film yapmanın ne yazık ki tek yolu bu, böyle de olsa severek yapıyoruz” der. Bir izleyicinin, Okyanusa defnedilen cenazeyi kastederek, “Peru’da cenaze törenleri böyle mi yapılıyor?” sorusuna, “hayır, bu yönetmenin yarattığı birşey…” yanıtı verir. Filme nasıl yaklaşıldığını soran izleyiciye, “film Peru’da Ağustos’ta gösterime girecek,” der, “Peru halkı çok dindardır, zor olacak ama çok konuşulacak; ana teması kendimizle barışık olup gurur duymamız; filmin bir aşk ve cömertlik mesajı var.” Astengo, kariyeri ile kaygı duyup duymadığını merak eden izleyiciyi, “ben büyük mutlulukla kabul ettim” diye yanıtlar, “Los Angeles’te yaşayan Peru’lu yönetmenin ilk filmi, üzerinde çok uzun süre çalışmış, yaşamıyla da bağlantılı, kendi hayatını ortaya koyduğu için çok cesur olduğunu düşünüyorum…”

Fransa, 2009 yapımı Elveda: Yönetmen Christian Carion, oyuncular Guillaume Canet, Emir Kusturica, Alexandra Maria Lara, Willem Dafoe… Dünya Festivallerinden, izleyicinin laser altyazılı izlediği, vizyon sırası bekleyen film, “hain” ilân edileceğini bile bile, gerekli gördüğü için tarihi değiştirme/yenidenyazma sorumluluğunu alıp Soğuk Savaşı sona erdiren bir adamın, Albay Grigoriev’in hikâyesini anlatır. Fransız bir mühendisle bağlantı kuran, metroda, parklarda buluşup bir dönemi bitirecek çok önemli bilgiler aktaran Grigoriev, şiir, müzik üzerine de konuştukları sohbetlerden birinde “komünizm” der, “büyük rüya!”… “sokaklarınız mutluluk taşıyor” diye dalga geçen mühendise yanıtı “1917’de ülke ortaçağdaydı” olur, “yalnızca 40 yıl içinde uzaya çıktık, bunun anlamını biliyor musun? Şimdi komünizm tıkandı, tıkanıklığı patlatmak gerek!” Bu gerekçeyle, aktardığı belgeler, Ronald Reagan (Amerika Devlet Başkanı) ve François Mitterrand (Fransa Devlet Başkanı) tarafından değerlendirilirken, “Farewell” ülkesinde deşifre olur; Fransız mühendis ailesiyle -ancak- kaçabilecek zaman bulur. SSCB devlet başkanı Gorbaçov’un, 1985’te, perestroyka -yeniden yapılanma-, glasnost -açıklık- dışında seçeneği kalmaz. “Abla”nın, genç bir kadınken yaşayıp kavramakta zorlandığı, Dünyanın yaşadığı bu ânî değişikliğe akla yakın açıklama getiren film, yine festivalin en iyilerinden

Günün son filmi için Sinepop’a giderken Emek Sineması önünden geçen “abla”, gözüne ilişen, duvara üstüste çakılı iki tabelada yazanları not eder:
(allta) Melek Sineması, 1924-1957, Salonundaki iki melek figürüyle İstanbul’un en güzel sinemalarından biriydi.
(üstte)
10 NİSAN 2010, EMEK SİNEMASI, HALA BURADA, YIKMAK İSTİYORLAR, YIKTIRMIYORUZ

İngiltere, 2009 yapımı Hırs: Yönetmen Özgür Uyanık, oyuncular James Powell, Tom Shaw, Lorna Beckett… Mayınlı Bölgeden: Thatcher politikalarıyla sınırlanan video üretimi ve bir oyuncunun ölümü sonucu yarım kalıp depoya atılan Sokakların Adamı adlı filmin tamamlanmasını takıntı haline getiren James, sonunda kendisini sapıkça vahşi eylemlerin kahramanı katille özdeşleştirmekten alıkoyamaz.

Gösterim sonrası, Ankara doğumlu, 30 yıldır İngiltere’de yaşayan yönetmen Özgür Uyanık’ın izleyiciye anlattıkları: “Fikir 10 yıl önce aklıma geldi, ben de James gibiydim, depoda Karanlık Kan diye bir film bulmuştum… Filmimi sahte belgesel tarzında gerilim diye nitelendiriyorum… Sokakların Adamı diye bir film yok aslında, onu da biz çektik… Ana tema ego, James durmayı bilmedi… Bir sonraki filmim ölümle yaşam arasındaki noktayı anlatan çağdaş bir karafilm olacak… Rec., Clover türünde evet ama, orada kayıt aynen gösterilir, ben bir adım ileri gitmek istedim… Hırs iyi ama etrafınıza bakıp sistemi kavramanız, içine girmeniz gerekiyor… Sokakların Adamı süper film değil, basit, sadistçe ama James’in gözünde potansiyel olması gerekiyordu, senaryoyu bunu düşünerek yazdım… Evet geçmişimde Dorothy’ye benzer bir karakter vardı bana da “.oksurat!” diye seslenen… James’in konuştuğu bir sahnede geride görünen Shining afişini James karakterinin bir parçası olsun diye koydum… Son sahnede vahşetin gösterilmemesi stil açısından bir seçimdir, belgeselde de gösterilmez, Haneke şiddeti kadrajın dışında tutar, sesle izleyicinin hayâlgücü birleşebilsin diye… James’in yaşadığı şeyleri ben de yaşadım ama karakterimiz çok farklı… sonuçta filmini bitirdi, ağır bir maliyeti olsa da…”

Akıntıya Karşı, Elveda, Hırs Yorumları

2 Yorum


− 3 = beş

  • okuyucu 18 Nisan 2010 11:03

    Açıkçası Emek sinemasına bugüne kadar gitmişliğim yok.Ama sembolik anlamının ne kadar önemli olduğunu bu tartışmalardan sonra daha iyi anlıyorum.Umarım bu kamuoyu baskısı işe yarar da,Emek sineması da bugün kü birçok sinema gibi lunapark görünümüne bürünmez.Gerçi yıkıldıktan sonra yerine sinema yapılacağı da meçhul ya,yapılsa da bir espirisi kalmayacak…

  • senbilirsinabla 18 Nisan 2010 20:01

    “1924-1957 arası, salondaki iki güzel melek figürüyle Melek Sineması, sonra da Emek Sineması olmak üzere 86 yıl boyunca sadece sinema olarak kullanılmış, Festivale 28 yıl evsahipliği yapmış mekân, gözden çıkarılacak gibi değil.” der “abla”; “Korsan mı değil mi, fazla ince eleyip sık dokumadan edindiğimiz filmleri, sinemaya gitmeye üşenip, evlerimizde oturup izlediğimiz sürece, salonlar kapanmaya mahkûm…”

    Yine de “abla”, hiç umutsuz değildir; bilir ki, kendisini sinema aracılığıyla ifade etmeye kararlı insanlar her zaman olacak, filmler çekilecek, -İstiklâl Caddesi’ne paralel sokaklardan birinde, Kasımpaşa’ya inen merdivenlerin başındaki pasajda olduğu gibi- minicik, salaş bir mekânda da olsa, o filmler bir yolunu bulup izleyicisiyle buluşacak…

Film Türleri

Yapım Yılları

Film Festivalleri