- 11/03/2010 | senbilirsinabla:“Abla” da filmi ucundan...
- 11/03/2010 | senbilirsinabla:Filmi “abla” da görür, çok...
- 03/03/2010 | Talha Dereci:Robert De Niro ile Al Pacino’nun...
- 03/03/2010 | Emre Bostancı:Ayrıca Clint Eastwood’u da...
- 03/03/2010 | Emre Bostancı:Öncelikle Clint Eastwood yine yapmış...
28. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nin 15. gününde, “abla” dört film görür: Afyon Savaşı, AÄŸaçsız DaÄŸ, Rumba, Kontes.
Festival boyunca her gün yaptığı Okmeydanı-Taksim yürüyüşünü Harbiye’de kesintiye uÄŸratan “abla” Çin malları satan dükkâna girer, yeÅŸil çay ile -öylece içemediÄŸinden- karıştırmak üzere yasemin çayı alır, satıcı Çinli genç ile onun Türkçesi sınırlarında kısa bir sohbet yaparlar: İşlerin iyi olduÄŸunu söyleyen genç “abla”nın “ülkenize gittim, Guilin’i çok beÄŸendim” demesine ÅŸaşırır, “Guilin’i kimse bilmiyor” der, “Pekin, bir de Åžangay’a gidiyorlar”.
Sinemada İnsan Hakları bölümünden, Afganistan Japonya Güney Kore Fransa, 2008 yapımı Afyon Savaşı: Yönetmen, “abla”nın, 2003 tarihli Osama isimli filminden -çaresizliÄŸin acısıyla- aÄŸlaya aÄŸlaya çıktığı Sıddık Barmak, oyuncular, amatör yöre halkı yanısıra Peter Bussian, Joe Suba… Düşen helikopterden saÄŸ çıkan üst rütbeli beyaz ile astı siyah iki askerin rastladığı ilk insanlar, afyon tarlası yanında eski bir Rus tankını mesken tutmuÅŸ üç karılı bol çocuklu bir aile… Kıskançlık kavgaları ortasında çaresiz koca, kadınların namusunu koruyacağım diye helâk olan erkek kardeÅŸi, helikopterden deÄŸil de UFO’dan çıkmışa benzeyen Amerikalılar, afyon hasadı peÅŸinde burkalı “erkekler”, demeye kalmadan demokrasi nutukları ve eÅŸeklere yüklü seçim sandıklarıyla ortaya çıkan görevliler… Küba gezisinden tanışı arkadaşıyla didaktik, naif… buldukları film hakkında, BeyoÄŸlu Cafe’de buluÅŸtuÄŸu kız kardeÅŸi, önceki gösterimde yönetmenin “İstanbul benim hayallerimin ÅŸehri, beni davet ettiÄŸiniz için müteÅŸekkirim… oyuncular, deneyimsiz, hayatında hiç sinemaya gitmemiÅŸ yöre halkı, deÄŸerlendirmenizi yaparken bunu göz önünde bulundurmalısınız” dediÄŸini aktarır. Tüm olanaksızlığa karşın, 2008′de En İyi Yabancı Film dalında Afganistan’ın Oscar adayı olan filmi, tuzu kuru sinemanın bağımsızlarıyla kıyaslayan “abla”, önyargısı yüzünden kendini mahçup hisseder.
Pasaj içinden geçerek Atlas Sineması’na yönelen “abla”nın yolunu, cep telefonuyla konuÅŸmakta ince, uzun, güzel, genç bir kadın keser; “abla”nın sevgili -eski- iÅŸ arkadaÅŸlarından biri! Film çıkışında buluÅŸmak üzere iÅŸaretleÅŸirler.
Genç Ustalar bölümünden, Güney Kore ABD, 2008 yapımı AÄŸaçsız DaÄŸ: Yönetmen So Yong Kim, oyuncular Hee Yeon Kim, Song Hee Kim… Kendilerini terkeden babalarının peÅŸine düşen annelerinin, halalarına, halanın büyükbaba ile büyükanneye bıraktığı biri 6, diÄŸeri 4 yaÅŸlarında iki küçük kız bir yandan annelerini özlerken bir yandan da çevreye uyarak yaÅŸamlarını sürdürmeye çalışırlar. Halanın yoksul kasaba yaÅŸamında hırpalanırlarsa da büyükannenin, çiftlikte, doÄŸanın ortasında kızları ortak ettiÄŸi, paylaÅŸtığı yaÅŸam çocuklara çok iyi gelir. “Abla”nın aklına, hala yanındayken, moloz yığınına tırmanıp annelerini getirecek otobüsü bekleyen okul formalı büyük kız ile yakası kürklü, uzun etekli süslü mavi elbiseli küçük kızın -yakın plan- yüzlerindeki harikulade anlatımla, yerleÅŸen, muhteÅŸem güzellikte bir film!
Sefahathane Bar’da tabureye tüneyip, “bunu ilk defa yaptığını belirten” “abla”, barın arkasındaki kardeÅŸi gibi sevdiÄŸi arkadaşıyla, çok sevdikleri Hızır (Tüzel) Bey’in beklenmedik ölümünün hüznünü de paylaÅŸtıkları bir sohbet yaparlar.
Uluslararası Yarışma bölümünden, Fransa Belçika, 2008 yapımı Rumba: Yönetmenler (aynı zamanda filmin oyuncuları) Dominique Abel, Fiona Gordon, Bruno Romy. Huzurlu taÅŸra kasabasında dansa ve birbirine âşık öğretmen karı koca ile intihar niyetiyle yollarına dikilip duvara toslamalarına neden olan adamın neden olduÄŸu komik olaylar… Gösterim öncesi sahneye çıkıp -bayağı çalıştıkları belli- Türkçe, “merhaba!, …bu Türkiye’ye ilk geliÅŸim(iz), …” deyip Dominique’in annesi için, seyirciye “yaklaşın, gülümseyin!” diye seslenerek, cep telefonuyla çektiÄŸi fotoÄŸraftan sonra, Dominique ile Fiona, gösterim sonrası soruları yanıtlamak üzere yine Emek Sahnesi’ndeler: “Fransız Sineması’nda sizin tarzınızda çok film yok, kimlerden etkilendiniz?” sorusuna verdikleri “Tati, Charlie Chaplin, Buster Keaton… eÄŸitim almayıp dışarıdan gelenler…” yanıtından sonra, yeni soru gecikince Fiona “Soru sormasanız da önemli deÄŸil” der, “size bakmak hoÅŸumuza gidiyor”. “…filmimizle mesaj vermek istemiyoruz, biz palyaçoyuz, palyaçolar düşer, kalkar bir daha düşmeyeceÄŸini sanır, yine düşer, insanların hatalarını tekrarlamaları gibi… kaybedenleri seviyoruz, insanın en dipteyken doÄŸrulabilme kapasitesi güzel, insanın gücü uyum saÄŸlamasında, herÅŸeyi yitirdiler ama aÅŸk kaldı.” Kahkahalara yol açan “Çikolatalı kruasan çalan uçurumdan düşer, mesaj bu deÄŸil!”. Bir izleyicinin “Neden rumba?” sorusunu “…önce tangoyla baÅŸladık ama onun dramatik havası var, rumba daha neÅŸeli”, “Kendilerini ilk izlediklerinde ne hissettiler?” sorusunu “Kendimizi perdede 300-500 kez gördük, ÅŸimdi daha çok izleyicinin tepkisine bakıyoruz.”, “…baÅŸlangıçta basit bir fikirle baÅŸlayıp birbirimize mailler yolluyoruz, 30 sayfaya ulaşınca provaya geçiyoruz, ardından en yaratıcı bölüm doÄŸaçlamalar geliyor. Üç kiÅŸi olmamız çok rahat, gün boyu kayıt yapıyoruz…” diye yanıtlarlar. Kazada bir bacağını kaybeden Fiona’nın okuldaki ilk gününde, askılı çanta, dosya, iki koltuk deÄŸneÄŸiyle sahnelediÄŸi çok komik bölümün “özürlüleri üzebileceÄŸini düşündünüz mü?” sorusu üzerine “…bizimki sempatik bir bakış açısı gibi geldi bize, palyaçoluktan geldiÄŸimiz için kendi kırılganlığımızı iÅŸliyoruz, bir seferinde izleyenlerden bir kadın hiç komik deÄŸil! diye bağırdı, bizi izleyip teÅŸekkür eden özürlüler de oldu” diyen Dominique ile Fiona, sözlerini “Tiyatro fakir bir mekân, elimizde bir dalla orman olduÄŸumuzu söyleyebiliriz ama orman olmamız için aktör-izleyici beraberliÄŸine ihtiyacımız var, sinemada daha zor, seyircinin tepkisini göremezsiniz…”, “Hitchockvari arka planlar kullandık, eski teknikler sahte olduÄŸu için bizi güldürüyor, oyunculuÄŸumuza izin veriyor, siz de biz de sahte olduÄŸunu biliyoruz, bu yüzden suç ortaklığınıza ihtiyaç duyuyoruz” diyerek baÄŸlarlar. Renkli, danslı, az konuÅŸmalı, bir dizi karikatüre benzeyen, çok eÄŸlenceli bir film!
Laser alt yazılı, vizyona girmek üzere…
Dünya Festivalleri’nden bölümünden Almanya Fransa, 2009 yapımı Kontes: Yönetmen Julie Delpy, oyuncular Julie Delpy, William Hurt… 16. yüzyılda yaÅŸayan, kendisi 39 yaşındayken 21 yaşındaki bir adama âşık olan, beraberlikleri önündeki engelin, çevrelerindekilerin güç ve servet açgözlülüğünden deÄŸil, yaÅŸlanmakta oluÅŸundan kaynaklandığını sanan, aÅŸkın yakıcı ateÅŸiyle -yaklaşık 650- bakire genç kız kanıyla gençliÄŸini sürdürmeye çalışan Elizabeth Bathory isimli Macar kontesin hikâyesi. Dul kontese yanaÅŸanlardan biri de, bir cilt rahatsızlığı yüzünden geceleri seyahat ettiÄŸini “…yoksa iddia edildiÄŸi gibi yeni doÄŸanlarla beslenmediÄŸi…” belirten mazoÅŸist bir soyludur. Kadın onu, -salonu güldüren- “Türk yüz hatlarına sahip olduÄŸu…” gerekçesiyle reddeder. Büyülerin, esrarlı cinayetlerin, entrikaların kol gezdiÄŸi karanlık bir dönem filmi, “abla”nın bayıldığı türden… Laser altyazılı, vizyona girmeye hazır!
- Kategori:
- İstanbul Film Festivali

